Küçük Hatalar Büyük Fırsatları Nasıl Kaybettirir?

İş ve kariyer hayatında çoğu kayıp, büyük hatalardan değil; fark edilmeyen küçük ihmallerden doğar. Özgeçmişte yapılan basit bir yazım yanlışı, görüşmede sergilenen özensiz bir tavır ya da verilen küçük bir sözün tutulmaması… Bunların her biri tek başına önemsiz gibi görünür. Ancak profesyonel dünyada detaylar, karakterin sessiz tercümanıdır.


Detaylar Neyi Anlatır?

İnsanlar sizi uzun uzun tanımaz; kısa sürede bir izlenim edinir. Bu izlenim de çoğu zaman küçük davranışların toplamıdır. Dakiklik, dil kullanımı, hazırlık seviyesi ve tutarlılık… Hepsi bir araya geldiğinde güven oluşturur ya da tam tersini.

Bir görüşmeye zamanında gelmek, e-postada doğru hitap kullanmak, CV dosya adını net yazmak… Bunlar teknik ayrıntılar gibi görünse de aslında işe bakışınızı anlatır.


Küçük İhmallerin Büyük Bedeli

Kariyer yolculuğunda büyük sıçramalar beklemeden önce, küçük hataları fark etmeyi öğrenmek gerekir. Çünkü fırsatlar çoğu zaman kapıyı sessizce çalar; hazır olmayanlar duyamaz.

Hazırlık yapmayan, kontrol etmeyen, son bir kez gözden geçirmeyen; çoğu zaman neden elendiğini bile anlayamaz.


Son Söz

Büyük hedefler, küçük alışkanlıklarla taşınır. Duruşunuz; detaylara verdiğiniz önemle görünür olur. Kariyerde kalıcı olmak isteyenler için mesele, hatasız olmak değil; hataları erkenden fark edecek bilince sahip olmaktır.


✍️ Mesut Aydeniz

www.mesutaydeniz.com

Gönüllülük Bir Satır Değil, Bir Duruştur

Bu seri, gönüllülüğü geçici bir faaliyet olarak değil; gençlikten sivil topluma, oradan liderliğe uzanan bir hayat duruşu olarak ele alır. Her metin tek başına okunabilir, ancak birlikte okunduğunda bir düşünce hattı oluşturur.


Gençlik: Enerji Değil, Yön Meselesi

Gençlik çoğu zaman enerjiyle tanımlanır. Hız, hareket ve potansiyel… Ancak asıl belirleyici olan enerjinin varlığı değil, hangi yöne aktığıdır. Gönüllülük, gençler için bir meşgale değil; yön bulma pratiğidir.

Bir genç gönüllü olduğunda sadece katkı sunmaz, aynı zamanda sorumlulukla tanışır. Verilen sözlerin arkasında durmayı, sonuçlarla yüzleşmeyi ve sürekliliğin ne anlama geldiğini öğrenir. Bu nedenle gönüllülük, gençlik döneminde bir “deneme alanı” değil, bir karakter inşa sürecidir.

Genç yaşta omuzlanan küçük sorumluluklar, ileride taşınabilecek büyük yüklerin provasıdır. Gönüllülük; özgüveni, aidiyeti ve toplumsal bilinci aynı anda besler.

Düşünme Sorusu:

Sahip olduğum enerjiyi gerçekten bir yöne mi akıtıyorum, yoksa sadece harcıyor muyum?


Sivil Toplum: İyi Niyet Yetmez

Sivil toplum yalnızca iyi niyetle ayakta kalmaz. Süreklilik, disiplin ve güven ister. Gönüllülük de tam bu noktada sınanır. Sadece kriz anlarında görünmek değil, gündelik yükü paylaşmak gerekir.

Gerçek gönüllü; eleştirmekle yetinmeyen, çözümün parçası olan kişidir. Bazen sahada, bazen masada, bazen de tamamen görünmez bir yerde durur. Çünkü sivil toplum, alkışla değil; emekle yürür.

Gönüllülük burada bir rol değil, bir taahhüttür. Kişisel ajandaların ötesinde, ortak faydayı önceleyen bir sorumluluk bilinci gerektirir.

Düşünme Sorusu:

Bu yapının parçası mıyım, yoksa sadece belli anlarında mı buradayım?


Liderlik: Ünvanla Değil, Yükle Başlar

Liderlik çoğu zaman konuşmakla, görünmekle ve yönlendirmekle karıştırılır. Oysa gerçek liderlik, yük alabilme kapasitesiyle ölçülür. Gönüllülük bu yüzden liderliğin en sade, en filtresiz halidir.

Gönüllü olan kişi, yetkisi olmadan sorumluluk almayı öğrenir. Karşılık beklemeden üretmeyi, sonuçları sahiplenmeyi ve gerektiğinde geri planda kalmayı kabullenir. Bu özellikler tabelayla gelen liderlikten değil, sahada kazanılan liderlikten doğar.

Gönüllülük insanı yönetici yapmaz; ama liderliğe hazırlar.

Düşünme Sorusu:

Yetkim olmasa da bu sorumluluğu almaya devam eder miyim?


Ortak Zemin: Duruş

Gençlik, sivil toplum ve liderlik aynı soruda birleşir:

“Bu yükü gerçekten sahipleniyor muyum?”

Gönüllülük, bu soruya verilen cevaptır. CV’ye yazılan bir satır değil; hayata yayılan bir duruştur. İnsan, karşılıksız verdiklerinde netleşir. Ne kadar sorumluluk alabildiği, ne kadar geri çekilebildiği ve ne kadar tutarlı kalabildiğiyle.


Bu sitede yer alan metinler, gönüllülüğü bir süsleme unsuru olarak değil; kişisel, toplumsal ve yönetsel bir sorumluluk alanı olarak ele alır. Gençliğin yön bulması, sivil toplumun sürdürülebilirliği ve liderliğin sahiciliği; ancak bu sorumluluğun samimiyetle üstlenilmesiyle mümkündür.

Gönüllülük benim için bir faaliyet değil; bir duruştur. Görünür olmaktan çok güvenilir olmayı, konuşmaktan çok yük almayı önceleyen bir anlayıştır.


“Gönüllülük, insanın dünyayı değiştirmeden önce kendisini ciddiye alma biçimidir.”

Başarılı CV Hazırlamanın İpuçları

İş başvurusu yaparken ya da özgeçmiş hazırlarken yapılan küçük hatalar, çoğu zaman büyük fırsatların önüne geçer.
CV yalnızca “nerede çalıştım” listesinden ibaret değildir; “nasıl değer ürettim?” sorusunun cevabıdır.

CV’nizi bir firmaya e-posta ile gönderiyorsanız, dosya adından başlayın.
“CV.pdf” yerine “Mesut_Aydeniz_Operasyon_Yöneticisi.pdf” gibi net ve profesyonel bir isim kullanın.

E-posta konusu da aynı açıklıkta olmalı. Uzun paragraflara gerek yok; birkaç cümlelik, ne istediğini bilen bir ifade fazlasıyla yeterlidir.

Kariyer platformları üzerinden başvuru yapıyorsanız, yalnızca tarih–pozisyon–firma adı yazmak sizi sıradanlaştırır.
Asıl fark yaratan;

  • O pozisyonda ne yaptığınız,
  • Hangi süreçleri yönettiğiniz,
  • Hangi problemleri çözdüğünüzdür.

İlanın aradığı yetkinliklerle birebir örtüşen deneyimlerinizi özellikle görünür kılın.
İlan metninde geçen “tercihen” ifadelerini dahi hafife almayın. Eğer o alanda deneyiminiz varsa mutlaka vurgulayın. Çünkü İK ya da yönetici sizin zihninizi okumaz; yalnızca gördüğünü değerlendirir.

Başvuru formlarındaki sorular rastgele sorulmaz. Maaş beklentisi isteniyorsa, kaçamak cevaplar vermek yerine net olun.
“11111” yazmak da, gereksiz yuvarlamalarla kaçınmak da zaman kaybıdır. Net bir rakam ya da makul bir aralık, iki taraf için de süreci sağlıklı kılar.

Özgeçmişteki kariyer boşlukları veya kısa süreli işler çoğu zaman soru işareti yaratır. Ancak boşluk tek başına problem değildir.
Asıl sorun, o dönemin boş bırakılmasıdır.

Eğitim aldıysanız, kendinizi geliştirdiyseniz, projelerde yer aldıysanız mutlaka belirtin. Bu, meslekten kopmadığınızı gösterir.

Unutmayın:
İK da aday da zaman kaybetmek istemez.
Bu nedenle özgeçmiş ne kadar net, dürüst ve açıklayıcıysa, doğru eşleşme ihtimali o kadar artar.

CV bir savunma metni değil, bir değer anlatımıdır.
Bunu doğru yapan aday, her zaman bir adım öndedir.

İnsan İlişkileri ve İş Dünyası: Başarının Görünmeyen Mimarı

İş dünyasında başarı çoğu zaman sayılarla ölçülür: kârlılık, verimlilik, üretkenlik oranları… Ancak bu göstergelerin ardında görünmeyen, ölçülmesi zor ama etkisi belirleyici bir unsur vardır: insan ilişkileri.

Bir işletmenin gerçek gücü; ekipler arasındaki güven, yöneticinin çalışanına duyduğu saygı ve bireylerin birbirine hissettirdiği değer duygusuyla şekillenir. Modern yönetim anlayışı artık bunu fark ediyor: sürdürülebilir başarı, yalnızca iyi planlarla değil, iyi ilişkilerle mümkündür.

İlişki Yönetimi, Performansın Gizli Kaynağı

Her çalışan bir sistemin parçası değil, o sistemin yaşayan bileşenidir. Bu nedenle insan ilişkilerini sadece “iletişim becerisi” olarak görmek büyük bir eksikliktir. İlişki yönetimi; dinlemeyi, empatiyi, geribildirimi ve ortak hedef bilincini bir araya getiren bir liderlik sanatıdır.

Bir yönetici, ekibine yalnızca talimat vermez; aynı zamanda bir duygusal iklim yaratır. O iklimin sıcaklığı — kurumsal aidiyetin ve performansın — doğrudan belirleyicisidir. Kısacası, çalışan mutluysa sistem işler; sistem işliyorsa hedef kendiliğinden gerçekleşir.

Kurum Kültürü, İnsan İlişkilerinin Yansımasıdır

Kurum kültürü “duvarda asılı ilkelerle” değil, her gün ofiste yaşanan davranış kalıplarıyla oluşur. Bir kuruluşun kültürü, yöneticilerin nasıl konuştuğu, nasıl dinlediği ve nasıl karar aldığıyla tanımlanır. Eğer o kültürde şeffaflık, saygı ve paylaşım varsa; çalışanlar kendilerini yalnızca görevli değil, katkı sahibi hissederler.

Bu noktada insan ilişkileri, yalnızca iç iletişimi değil; markanın dış dünyaya yansıttığı itibarı da belirler. Çünkü kurumlar, dışarıya içerideki düzen kadar güven verirler.

Yeni Nesil İş Hayatında İnsan Odaklı Dönüşüm

Teknoloji hızla ilerliyor, yapay zekâ süreçleri kolaylaştırıyor ama bir şey değişmiyor: İnsan faktörü hâlâ merkezde.

Yeni nesil iş dünyası, robotlaşmadan verimlilik ararken, duygusal zekânın ve iletişim becerilerinin önemini daha çok fark ediyor. Artık sadece “işi en iyi yapan” değil, “birlikte en iyi çalışan” ekipler kazanıyor.

Sonuç: İşin Kalbinde İnsan Var

Her başarılı kurumun ardında yalnızca strateji değil, anlamlı ilişkiler vardır. İyi bir lider, ilişkilere yatırım yapar çünkü bilir ki:

“İnsan ilişkileri iyi olan bir kurum, krizlerde sarsılmaz; çünkü önce güven, sonra sonuç vardır.”

İş dünyasında akıl stratejiyi kurar, insan ilişkileri ise sürdürülebilirliği sağlar. Ve sürdürülebilirlik, bugünün değil; yarının başarısıdır.

İflasa beş kala yaşananlar… 

İflasa beş kala yaşananlar… 

Üretmek hizmet sağlamak, yaşamın olağan akışına bir tuğlada ben koyarım demek. Çalışmanın asıl amacı ve doğanın verdiği kadar aldığı bir ekosistem döngüsüdür. Ekonomik düzenin varlığı, tüm canlıların varlığı bu dengede eşitlenirken, çok az  durum ile olay bireylerin insiyatifine bırakılmıştır.   

Bunlardan bir tanesi de yaşadığımız hayatın kalitesi, çalışma koşullarımız ve bizi mutlu edebilecek hedef ve amaçlarımıza ilerlerken belirlediğimiz misyon ile vizyonumuza giden yolda ödediğimiz bedeller silsilesidir.   

Bunlardan birisi de zor şartlarda bulduğumuz iş ve kariyer imkanı olan şirketimizde işten çıkarmaların yada şirketin aşama aşama “KONKORDATO” ya giden taşların diziliminin güzellenerek aşama aşama ilanıdır. Konkordato resmi olarak iflastan önceki ad tamlaması olup belirtili isim tamlaması gibi bir hal durum  alan edat ile ek arasında kalan zamirin özetidir.  

Ekonomik ve insan kaynakları olarak etkin ve verimli yönetilemeyen zamanında önlem almayarak yönetimsel beceriksizlikler ve de holdingleşen yapıların derin çatlağı üst yönetim vurgunları sonucunda, kurbanlık arandığı zaman şirketlerin KOÇ’ ları olan mavi yakalı işçilerimiz  bazı işletmelerde ne yaparsanız yapın işinizden olmazsanız, bazılarında ise görevinizi yaparken  TAŞ gibi yerinde ağır olup şirketinizi korurken  Kod 25 diye insani onurunuzu korurken, kendinizi kapıda beklerken bulabilirsiniz.   

Eğer yeni bir iş gücü potansiyeliyseniz çalıştığınız şirketin mali deplasman da rakipleriyle karşı bilançoları 600, 700’ lerle ifade edilen amortismanları da eklendikten sonra kalan cari hesaplarını  bilerek takip ederek şirketinizin yakın ve orta vadede atmak zorunda kalacağı adımları da gözlemleyebilirsiniz.  

Şirket denilen organizasyon saç ayakları üzerine oturtulmuştur yoksa ortak bir paye varlık gösteremez. Üretim, girdiler, insan kaynakları, mali tablo tabii bu daha kobilerde daha çok anlam ifade eder.  

Bir de genel geçer açık prosedür cümleyle ;  girişimci ( Girişim), emek,  sermaye ve fabrika kurulacak arazi… 

Bunlar var oldukça, varlıkları kendini garantör ülke konumunda buldukça sırtınız pek arkanız sağlamdır.  

Eğer şirketinizde işler kötüye gidiyorsa bunun sebeplerinin bazılarını şöyle sıralayabiliriz. 

  • İşe alımların durması var olan personelin sessiz sedasız istifa etmesi. 
  •  Görev değişimlerinde unvanların görevlerle bütünleşerek belli bir kemik kadroya doğru yüklenmesi  
  • Ani işten çıkarılışlar, 
  •  Maaşlarınızın gecikmesi, 
  • Temel ihtiyaçlarınızdan bile kısılmalar, 
  • Sosyal sağlık güvenceniz tamamlayıcı sigortalarınızın bilginiz dışında sonlanması, farklı beklenmedik bir şirkete şaşırtı olarak geçirilmesi. 
  • Hak ediş primleri azalıyor veya almanızı engelleyecek yeni parkurlar oranlar konuluyorsa. 
  • Sizden bir iş için önce harcama yapıp sonra harcamayı hesabınıza yatırmayı teklif ediyorsa ve bu süreç uzuyorsa. 
  • Stajyer ve proje bazlı personel istihdam ediyorsa. 

Bu ve benzeri adımların atılması toplu işten çıkarmaların yaklaştığını gösterir.  Yasal prosedürleri hatırlayacak olursak, malum günümüzde niyet ediyorlar patron rızası için … 

 20 ile 100 işçi çalışıyorsa en az 10 işçinin, 101 ve 300 arasında çalışan işçi varsa en az % 10 orantısı 301 ve fazlası ise en az 30 işçinin işine son verirse 4857 maddenin 17. Fıkrası uyarınca haksız nedenle yani tek taraflı işten çıkarma yapması durumunda işçinin kıdem ve ihbar tazminatını VERMEK ZORUNDADIR !  

Önemli bir nokta çıkarımlar 30 günlük süre içinde isterse bir gün isterse farklı günlerde olsun toplu işten çıkarmaya girer. 

Bunun tek istisnası, işveren işçi ile anlaşıp istifası alınarak sadece kıdem tazminatının alabileceği işsizlik maaşı dahil, diğer tüm tazminat ve haklardan feragat ettiği iş ayrılış biçimidir.  

İşler kötüye gittiğinde siz neler yapabilirsiniz ? Mesela, sağlık sigortanızı kendi ortaklığı olduğu şirketten ayırıyorsa, şirket içi kritik öneme sahip işlerde kendi kuruluşları dışındaki kuruluşlara artık iş aktarıyorsa, sonun başlangıcına sıra gelmiştir.  

Hizmet alım gecikmeleri, işe alımlarda ihtiyaç olmasına rağmen alım sağlanmaması gibi durumlarda bunun sizi ve çalışma arkadaşlarınızı nasıl etkileyeceğinizi yöneticinizle görüşerek daha net bilgiler edinmeye çalışın.  Belli kritik işler ve atamalar harici yapılamıyor bütçe onaylanmıyorsa, belirli rol ve ekiplerin görevlerle birleştirildiğini tamimlerde görmeye başladıysanız. Küçülen departmanların küçülmesine rağmen iş yetiştirememesi gibi durumları iyice gözlemlemeye başladıysanız. 

Artık yeni şirketiniz için görüşmelere başlayabilirsiniz 17. Maddeden işten çıkarılmanız an meselesidir ve çocuklar taş yemeyeceğine göre, size de yeni bir iş gerekecektir.  

Satış pazarlamada satışını yaptığınız ürünleri müşteriye temin edemiyorsanız, ürünler satıştan kaldırılıyor yerine yenisi gelmiyorsa, yönetim tarzınızda değişiklikler başladıysa,  

Ar- Ge faaliyetleri azaltılarak sonlandırılıyorsa, ekiplerin görevleri otomasyon sistemlerle artık kişi sayısını azaltmak yolunda bir adım atıyorsa, soru işareti olan eli kolu bağdaş kurarak oturan yöneticiler meydana çıkmaya başladıysa, yöneticilerdeki her zamanki tipik hal tip box hale döndüyse… 

Musa Eroğlu’ nun dediği gibi yolun sonu görülüyor diyebiliriz. 

Yazı dipnot :  

 600 ‘ lü hesaplar ; 

İşletmenin ülke içinde yaptığı satışların brüt tutarını gösterir. Satılan malların tutarı 600 YURTİÇİ SATIŞLAR hesabında gösterilir. Satışın KDV’si müşteriye yüklendiği için 391 HESAPLANAN KDV hesabı alacaklandırılır. 

700’ lü hesaplar ; 

Muhasebenin genel hesaplanmalarından maliyet hesaplanmalarının ayrı olarak gözlemlendiği gelir ve gider dengesinin takip edildiği ikame oranların izlendiği hesaplar. 

Bonus :   Bodrolarınızda enteresan gelişmeler yaşanıyorsa, şahsen benim bodrom şampiyonlar ligi gibi… 

Bürüt gelirde % 30 dan fazlası maaş bodrosunda kesiliyorsa mesela, benim bordromda % 27 olarak gösteriliyor. Hak edişlerimin yarısından birazı gerçekten doğru mu bana güven vermiyor. Temel sebep, belirsiz enflasyon ve ekonomik sistemde kesinti yapmak gerektiğinde amortisman mantığındaki ücretlerin sosyal yardımların ve ilgili vergi türlerinin ŞİRKETİN GİDERLERİNİ AZALTARAK giderimiz çok ey devletim vergiyi kısmamız gerek deyivermesinin en kısa yolu olmasıdır. Kesinti ve yedek akçe sistemi işverenin ilk savunma hattı olsa da, mesela, bizim şirkette yaptıkları gibi meslek kodlarını doğru vermeyerek maaşları düşük tutarak, tazminat ve sosyal hakları doğru ve hakkıyla ödemeden VERGİ KAÇIRMANIN MESELA’ sıdır.  

Size ne düşer sersek, BONUS CEVAP’larda MESELALARDA GİZLİ OLSA GEREK. 

Müşteriyi zam’ ın zannımca zam değil zam’ cık olduğuna ikna etmek 

Benim gençliğime denk gelen rahmetli Levent Kırca’ nın bir skeci vardı. Bozulan ekonomi enflasyona saygılı olduğu kadar manidar, silivri’ nin rüzgarlı havasından üşütmeden kazma kürek yaktırmadan merhum Demirel’ in dahi saygıyla andığı Kırca bayraktan daha yüksekte olan enflasyon ve maaşlara etkisini asgari ücretin vatandaşa politik büroca anlatımını esprili diliyle zam değil zamcık yaptık diyerek en kibar ifadesiyle anlatmıştı. Önemli olan zammın yansımasıydı, maaşlarımıza yansıması daha sonra da olabilirdi. Nitekim “asgari ücret” arttıkça enflasyonda kendisine ayrı bir direk olan “orta direk” üzerinde gölge ederken yer bulacaktı. 

Ne söylediğinizden öte nasıl söylediğinizde çok önemlidir. Hepimiz bazen çalıştığımız yerde bazen de, herhangi bir yerde alışveriş yaptığımızdan doğal müşteriyiz. Markette alışveriş yapıyoruz, her geçen gün tarlada 5 yolda 15 manavda 25 olan sadece narın içindeki tane adedi gibi artan fiyatlarla mücadelemiz maaşlarımızda da geçim dertlerimizde de ayrı ayrı yansıyabilse ne kadar anlamlı olurdu. 

İşte bu zam değil siyasal yönetimlerce zam-cık olarak ifade edilen enflasyon enstrümanlarının üflenmesi en büyük travmamız olarak asgari düzeyde olan sosyal hayatımıza freddy (Elm) sokağı kabusu gibi yansımakta.  

Bir de işin farklı bir yönü de, iş sizin işiniz siz kendinizin patronu !!!

Yani işletme sahibiyseniz burada işlerde çok farklı bir yol izleniyor. Artık KDV, ÖTV ekstra zam oranları vergilerin yetmediği yerde enflasyonist artan istikrarlı fiyatlar ve fiyat düzenlemeleriyle yeniden canlanıyor. Yakın dönemde sarı veya turuncu etiket veya şu kadar aldığınızda fiyat bu kadara inecek diye bir uygulama varken yeni dönemin baharı ürün fiyatı ve taksitli fiyatı diye halkımızda yeni soru işaretleri oluşturmaya başlayacak gibi… 

Peki bu kriz ortamında fırsatları nasıl göreceğiz ?  

Sadık müşterilerinizi elinizde tutmak ve stoklarınızı eritmek hem de bu kaos ortamında kulağa nasılda hoş geliyor ?   

Hiçbir müşteri satın aldığı ürünün fiyatının mevcut ekonomik düzendeki yerini koruyacağına ihtimal dahi vermez. Siz artarken rakip firma fiyatlarını sabit tutuyorsa sizin de artık tutacak müşterileriniz kalmayacaktır. 

  • Sabit hizmet alan ve düzenli müşterilerinize fiyat artışı yapacağınızın sinyallerini fiyat artışından ne kadar uzun süre önce yapabiliyorsanız erken yapın, irsaliyede gördüğü zam’ın etkisi size yansıyacak ve amorti edemeyeceksiniz.  
  • Müşterinize zamdan öte zam gelebileceğini KVKK kapsamına uygun mail ve sms gibi yollarla bilgi iletebilirsiniz. 
  • Müşteriye hizmet alışında artırım yapması karşılığında iskonto imkanı sunabilirsiniz. 
  • Müşteri şimdi ödeyip, 3 ay sonra alabilir. Fakat depo alanı için kira isteme hakkına sahipsiniz.  
  • Aynı amaca hizmet eden iki veya ikiden fazla ürün veyahut gramajlı çeşidiniz var ise, yüksek fiyatın ürün fiyatlarını toplu alımdaki iskontolarını kalite ve özellik farklarını çok iyi biçimde vurgulu renklerle punto detaylarıyla anlatan kitapçıklar hazırlayabilirsiniz.  
  • Fiyat artışı ile kalitenin bağlarını Ankara’ dan getirdikten sonra, neden bu zam oranını yapmak zorunda kaldığınızı belirtiniz. Mesela bir operatör hizmeti % 68 ‘ lık zammı hizmet sağlayıcı firmanın hizmete zam yapması nedenli yaptığını açıklamıştı.  
  • Personelin zam oranlarını biliyor olması ve oranlarını detaylarıyla hakim olması süreci iyi yönetmesi gerekir. 
  • Müşterilerden gelecek dönütlere hazır olmalısınız sorulara cevap verebilecek kadar  donanımlı güncel bilgilerle hazır olmalısınız.  
  • Ürün ve hizmetlere & lik gelecek zam oranlarını, fiyat değişikliğinin ne zaman başlayacağını, mevcut fiyatlarda ne zamana kadar alışveriş yapılabileceğini keskin ifadelerle belirtmelisiniz. 
  • Artan ham madde problemleri ve tedarik zinciri problemleri. 

Böylelikle sadık müşterilerinizi kırmadan zam oranlarıyla başka firmalarla diyaloğa dahi girmelerine mani olarak güvenilir bir marka olarak piyasanızda PR ve hizmetlerinizi yapabilirsiniz. 

Çalışırken iş değiştirenlerin mülakatlarında sıkça sorulan klişeler… 

İş hayatı başlı başına bir girdap olsa da ender nezihlerde var. Dışarıda pazarlamasını harikulade yapıp mali bilançosu görünmez kahramanlara emanet, kofti işletmelerde… Senede iki defa kendi belirlediği yerlerde ücretsiz izne gönderende hak edişin yıllık iznin olmasına rağmen eksik personel, iş yetişmesi önceliktir biz aileyiz diyerek aileni sana öteleten de… 

Her kriz bir fırsattır denilse de bazen, fırsatlar da kriz olarak hayatın olağan akışında kendine yer edinebiliyor.  Cennet ülkemizde Türk milleti olarak genellikle, belediyede temizlik işçisi olarak bir işe girmek için dahi başta mahalle muhtarı olmak üzere bir çok kişiye yüz görümlülüğü vermek gerekse de, başlanılan o işte eskiden yıllarca kalınır, emekli olunurdu.  

Şimdinin genç jenerasyonu dinamik bir çalışma biçimi benimsiyor. En son 90’  lı yıllarda doğanlarla (Y kuşağının mirasçıları aslında bana göre kara kuşak) hatıralaşan disiplin ve ben bu işi ne olursa olsun başarmalı ve direnerek, çalışıp emek ve alın teri ile kazancımı kazanmalıyım. İstisnalar harici, zihniyetinden kolay para, kolay iş değiştirme, arkadaşım işten ayrıldı bende ayrılmalıyım mantığına dönüştüğü ama az  fakat öz bir Z kuşağı neslinin de daha özgür iş hayatının çok yönlü personel algısına rağmen, benim istediğim olmazsa çalışmam nazımcılardan oluşan, en ufak iş yoğunluğunda işyerine istifa ediyorum bile diyemeden giderek tanıdığımız yiten milenyumcularımız… 

Gençliğe güvenen liderin gençliğin heva ve fırsatlara açık halleri bir dönem yaşı ilerledi daha genç kadrolara yer açmak için işinden edilen emekli olan tecrübeli kadrolara ihtiyacın ne kadar anlamlı olduğunu bir kez daha gösterime girmesine vesile oldu.  

Her iş devam etmelidir, aksi hali olağan her akışa aykırıdır ve yahut imitasyon ile devamı gerekir. Olmayışı doğal akışına aykırıdır. İş değişikliği veya pozisyon değişikliği dahi olsa, her boşluk kan değişimi gerektirir. Bu da bir sonraki iş mülakatında size yeni bir pozisyonun açılışını ifade eder. 

  • Sizi tanımak istiyoruz, neleri ne için hangi isimlerle yaptınız ? İş dışında anlatmak istediğiniz sizi diğer adaylardan ayıran bir niteliğiniz var mı ?  

Malumun ilanı yeni mezunuz veya staj dışında 2 – 3 farklı noktada lise aşkları gibi kısa süreli tecrübe edindik. Ve asıl olan geleceğimizi şekillendirecek kariyer adımlarımızı attığımız yeni işinize kavuşmanızdır.  

İşte burada halk arasında CV olarak bilinen öz gelmişiniz ve geçmişiniz  devreye giriyor. Bugünden önce neler yaptınız geldiğiniz nokta, öz geçmişiniz ise, bugüne kadar kendinize yaptığınız akademik eğitimler kurslar haricinde kalan iş tecrübelerinizdir. 

Görüşmeyi yapan insanlar farklı deneyimleri, hobileri duymayı hikayeleri tanımayı yaşanan tecrübeleri duymayı çok severler. Benim yazılarım gibi bol virgüllü bir görüşme yapmadığınız sürece kısa net anlaşılır ama bir o kadar da açıklayıcı oluşunuz size kazanım olarak geri dönecektir.  

Başlangıçta, sempatizim inancıyla başlayıp neden burada olduğunuzu doğru kodlamanız, orta şeritlerde ise mesleki deneyimlerinizi anlatmalısınız. Burada yapılan en ciddi iletişim kazası sayfalarca süslü kelime ve sosyal medya içerik uzmanı gibi uzun uzun açıklanan sizi mülakata dahi davet etmeleri için gerekli merak ve fırsatın oluşmasına izin vermeyen çok detaylı ÖZ GEÇİŞLERİ anlattığınız destansı CV’ lerinizdir. 

Patronun ve sizin harika sonlu bir iş görüşmesinde bulunmak istiyorsanız, doğru vurguyu doğru yerde yapmalı. Başvurduğunuz şirketin varsa yan şirketleri dahil, tüm süreçlerini misyon ve de vizyonunu da hatim etmelisiniz.  

 Eğer kobi ise, ne iş olsa yaparım abi derken, kurumsal bir organizasyon ise başvurulan pozisyona göre  öz geçmiş hazırlanmalıdır. Geçmişte yaptığınız işe göre başvuru yapmanız her zaman önemlidir. Bunun için SGK da doğru meslek kodlarının verilmiş olması sizin açınızdan çok ciddi bir avantaj ve tecrübe kanıtlama aracıdır. 

Bir iş görüşmesi için çeşitli aşamalar vardır fakat, canım ülkemde insan kaynakları müdürü ünvanı’ nın kartvizit dışında kalan kısmını personel sayısı ile doldurulmaya çalışıldığı bir iş kariyer sisteminde ön görüşme sonrası ender de olsa, çevrimiçi bir sınav uygulaması ile evrak toparlama maratonuna katıldığımız bir macera olarak nitelendirebiliriz. Maalesef sizi değerlendirmesini bekledikleriniz sizden daha az niteliklere sahip olduğunda ama kendilerini “dük, Marki, kont, vikont ve baron” olarak tanımladıklarında iletişin ana ögesi olan dönüte cevap alınamamaktadır.  

Ama siz yine de sancağınızı şahlandırın, onbaşı gibi sizi dinleyenlere karşı yaptığınız mesleğe olan inancınızı ve ilgi duymanızdaki sizi bu görüşme odasına getiren olaylar ve bu yolda aldığınız eğitimlerden bahsedin. Hikayeleştirme yapılarak anlatılan bu anlatım türünde, eğitiminizin ve eski şirketinizin uzmanlaştığı konularda kendinizi nasıl geliştirdiğinizi yeni şirketinizde farklı olarak kendinizi nasıl geliştirmek istediğinizi konu sektör ikileminin tek bir uçta uzanan bir doğrultu gibi kariyer çizginizdeki anlamlandırarak aranan aday benim diyebilendir şeklinde noktayı altın sembollerle bezeyin. 

Eğitime olan açlığınızı hangi okullar için hangi çabalar verdiğinizi en güncel verilerle en verimli eğitimi nasıl sağladığınızı meslek konusunda geçilen aşamaları gruplandırarak ama çok fazla detaya girmeden tüm ana başlıklar üzerinden sunabilirsiniz.  

Ülkemizde bir çok şirket bir çalışanının önerdiği beraber farklı bir şirket kültüründe çalıştığı kişi ile çalışmak ister. Çünkü kontrol edilebilir çalışan neyi nasıl yapacağı bilinen personel eski köye yeni adet getirerek  bu iş aslında böylede yapılabilir diyerek omurgası oturduğu zannedilen işletme sistemini angarya ünvanlar’dan çok uygulanabilirlik düzeyine kademe atlatmayı denemez. Yine de bazı noktalarda REFERANS HAMİLİ KART YAKININIZ olabilir. İşte adını söylediğiniz kişi var olduğu sürece sizde var olabilirsiniz.  Ve daha da önemlisi sizi öneren kişinin adından öte, NASIL BİLİRDİNİZ ? Sorusuna cevap alabilmeleridir. 

Malumunuz NASIL BİLİRDİNİZ BİLİRSİNİZ ? 

İki yerde sorulur oldu birisi bu Dünya mülakatı ve  öteki Dünya mülakatı…  

İyi bilmekten öte iyi tanıyın ve gerçekten ortak bir bağlantıdan öte geçmişiniz olsun. Üniversitede hocanız, eski şirkette çalışma arkadaşınız veya stajlarınızdaki yan departmandaki ilişik departman yetkilisi bağ  olduğu kadar bağlantı da çok önemli bir hal alıyor.  

Söz konusu işte sizi buna başvurmanıza ikna eden detay ayrıntıda gizli olan bilinmezlik neydi ?  

Şirketin vizyon ve misyonunu hatmederek gideceğiniz görüşmede bu vizyonlarla sizin amaçlarınız kelime dansları ile örtüşebilmeli.   

Neden  bu pozisyonda başka şirketlerde varken siz bu işletmeyi tercih etmek istediniz ?  

Öldürücü ve yaşatıcı noktada budur işte… 

İşe alınmış gibi rolün sizin ilerlemek istediğiniz doğrultuya uygunluğu ve gelecek eğitimlerinize vereceğiniz haritalandırmada topoğrafik olarak size yol gösterebileceğine aşina olmasanız da hevesiniz ile izlemek istediğiniz yolda samimiyetinizi gösterin.  

Neyi neden istediğiniz buradaki asıl etken madde yoksa iksirin tadına bir de kurbağa bacağı karışıyor. Sonra trake solunum ile fotosentez yapma hayali ile kurum kültürüne 3 yerli 3 yabancı kelimede kendinize yer beğenirsiniz.   

Örneğin ben, organizasyon yapısına çalışana verdiği sosyal haklara izin ve çalışma sürelerine şirket içi iletişime önem veririm bununda temel sebebi çalıştığım işletmelerde bunların olmayışıdır. 

Yani insan ne yoksa onu arar var olanı gördüğünde varlığının bile farkına varamaz.  

Nasıl çalışmak istediğinizi bildiğiniz kadar bilmeliler, siz de onların ne beklentisi olduğunu görerek kendinize sorun kriz anında ne yapacağım ? Kendinizdeki eksiklikleri nasıl tamamladınız ? 

Hala hangi konuda kendinizi geliştirmek istiyorsunuz ? Ekiple mi tek başınıza mı daha iyi performans sergileyeceğinize inanıyorsunuz ?  Aynı anda birden fazla işe kanalize olabilecek, proje yönetebilecek ekibi eğitebilecek kadar altyapınız sağlam mı ?  

Eğer yol, su elektrik kısmını hallettiysek en önemli ödeme kalemi olan vergiler yani maaş ödentisi kariyer sitelerinin bazılarında ortalama maaş oranları tabii kıdem tecrübeye borçludur mantığıyla, görebileceğiniz oranlar sektörel cevaplar bulunmakta. Ama bunu belirtirken sonucun ardından nedeninizi haklı oran orantıya ve mücbir sebeplere dayandırmanız gerekiyor.  

Her zaman eli sonradan değil önceden yükseltmek gerek. Ama bilinmelidir ki ince çizgide teklifi önceden öğrenmeniz size yeni bir hamili kart yakınımdır olmadan kariyer imkanı sunacaktır.  

Önce kendinize sonra karşınızdakine dürüst olun, dürüstlük nedenli kaybederseniz günün sonunda gerçek kaybeden siz olmayacaksınız. Sektöre göre eğitim dahi olsa verilen iki yıllık bir mola dahi olsa, sektör güncelleme aldıkça sizin de güncellenmeniz gerekir. Neredeyse her hafta bir mevzuat değişen Gümrükleme işleminde 6 aylık bir ara bile 10 yıllık bir ara gibi kabul edilir. 

Böylelikle iş değişirken,  hangi detayların nasıl söylenebileceğine yönelik bir kaç söz dizimini sıralamış olduk.  

Cümlenin sonunda ekleyebilirim ki… 

En iyi yatırım kendinize yaptığınız bilgi zamanla da oluşan tecrübe yatırımıdır.  Neyi neden istediğiniz hedefiniz doğrultusunda ilerlediğiniz yollar bütünü size gelecek sunacak, her yolda şerit değişmek zorunda kalsanız bile en iyi işi siz başarmış olacaksınız.  

Unutmayınız ki ; hepimizin bildiği ve bize inanan bir liderin güvendiği gençler olarak aşağıdaki sözü her zaman aklınızda satır aralarında virgül sonrası cümle sonucunu her zaman hatırlayın. 

“Bütün ümidim gençliktedir.” Mustafa Kemal Atatürk 

İş Hayatında doğru telaffuz ile verimli iletişim 

Temel ihtiyaçlardan başlayarak tüm ihtiyaçlarımızın üretim ve tüketim döngüsünün temelinde çalışma hayatının gerekliliklerinden biridir. Bu durum akıl ve mantık yetisinde olan sadece insanları kapsamaktan öte akıl ve mantığın ötesinde hayvanlar aleminden bitki türevlerine her türlü canlıya  kendi içinde işleyiş imkanı ve düzeni oluşturan durumları bir nevi iletişim olarak görebiliriz. Başka bir değişle her canlı kendi iletişim işleyişini organize eder.  

O vakit iletişimin içerisindeki gündeliklere ve gücüne değinmeliyiz,  yazılı veya sözlü hatta gelişen teknoloji ile görsellikle bile kendini ifade etme özgürlüğü verilen kültürel değişliklere açık olsa da, duyu organları ile de farkındalık sağladığımız simgesel şekillerdir.  

Günlük yaşantımızın temelini oluşturan iletişim becerisi kendisini çalışma düzeninde verimlilik ve halkla ilişkiler olarak adlandırır. İletişimi sağlıklı olan bir işletmede iş verimliliği paydaşlılığ’ın ve performans ölçütleri şirketin maddi olmayan sermeyesidir.  

Günümüzde PR olarak adlandırılan, halkla ilişkiler faaliyetleri sözlü bir o kadarda yazılı iletişimin mihenk taşıdır. İletişim yazı ile başlayıp bulut teknolojisi ile devam etmekte ve daha da ilerlemekte, anlamlı ve net ifadeler maillere ve çeşitli sosyal medya mecralarında ve daha da belirgini olan sözel konuşmada etkili ve verimli bir diksiyon ile vurguya göre, karşı muhatabın anlamasına fırsat vermektedir. Tabii doğru kullanılmayan üslup, ve türlerde verilmek istenen iyi bir mesaj dahi iletişim kazalarına sebep olmaktadır.  

Bu iletişim kazalarını engellemenin yolu kısa net ve anlaşılır yazılı iletişim kurabilmektir. iletişim notalara doğru noktada basabilmek en güzel müziği enstrümana dokunarak işlemektir. Bir köprü vazifesi üstlenip kavşak yolların bitimi ortak akıl ve çizgide buluşabilmektir.   

Doğru iletişimi ortak dil paydasıyla paydalarına eşit dağıtırken, hem yazıda hem de sözlü iletişimde kısa ve net cümleler ile samimi, nezaketli, ön yargısız bir şekilde ifade edilmeli doğru örneklerle cümleler hissiyatıyla orantılı olmalıdır. 

Hepimiz yaşamak istediklerimizi almak, hedeflerimizi gerçekleştirmek yada temelde istediklerimizi yapabilmek için çalışmak zorundayız. Bedavadan hayvanlar dahil hiç bir şey elde edemiyorlar, av bulamazsa kendileri av oluyor. Aslında bizlerde çalışma hayatında böyleyiz, sadece farkındalığımız bazen bunun için yeterli olmuyor.  

Kurtlar sofrası olan çalışma hayatında çeşitli sebeplerle etkileşim ve iletişim içerisinde yeni insanlarla tanışıyor, ortak projeler yönetiyor ve yardımlaşarak amaçlarımıza bir adım daha yaklaşıyoruz. Bir insanın ortalama zaman kısıtlarını ve diğer bazı noktaları nötr kabul ettiğimizde 10 koca yılı çalışarak geçiriyoruz. Bir çoğumuz birden fazla işletmede çalıştı ve çalışma arkadaşlarımızla bazen  8 bazen de çok daha uzun sürelerde mesailer harcadık. Tabii genelde sabah 8 aksam 5 arası memur gibi çalışanlarımız olsa da, saatlerini dakikalarla kum saatine dönüştüren hizmet sektörü çalışanlarımızda yok değil. En az çalışanımız dahil günlük 9 saatini işyerinde iletişim kurarak geçirmek zorunda. Ortalama mesai 19: 00 da bittiğine göre, peki bize ne kaldı ? Kendimizi geliştirecek bu tarz bir yazı okuyabilecek yada yazabilecek ?  

24 saatlik günün 9 saatini gündüzden geçirdiğimizde geriye sadece karanlık ya da Soft mat karanlık kalıyor. Bunun sonucu hem kişisel hem de çalışma hayatınızda verimliliğin anlamını ortaya koyuyor. Tabii burada en önemli detay ise, hem çalışma arkadaşlarınız müşterilerinizle iletişimin her türlüsünde zorunlu ama açık bir iletişim kurmanızdır.  

Proje geliştirmek ve çözümlemek iletişimin kalbine giden atardamardır. Bununda anlamı iletişimin anlamlı ve dönütünün ölçülü olmasından geçen sağlıklı bağlar ile çelik gibi perçinlenmiş yeni fikirlerin ortaya koyduğu cümlelerin dans etmesidir.  

İnsan hayatına başlarken ağlayarak başlattığı iletişimi öldükten sonra yaptığı iyi veya kötü işlerle arkasından söylettikleriyle devam ettirir. Çalışma hayatında da iletişim iyile kötü arasında kalmayan vasatı dillendirmeyen diktası olmayan bir düzeni inşa etmektir.  

Böylelikle mesafeler sadece sürede anlam ifade ederken insanlar arasına giremeyecek kadar sınırlıdır, bu minvalde iletişimde kaza ihtimali artsa da hedefe doğru atılan ok misali timsaldir. 

Bununla birlikte iş hayatında iletişimi geliştirirken iş hayatını işyerinde yaşamak, işe ev, eve de iş getirmemek gerekir. Bilindiği gibi gündelik hayatımızın idamesi için gerekli olan çalışma hayatı, bize hayatımızı yaşama hakkı vermediğinde mesleki başarımız bizim için bir anlam ifade etmemedir.  

Çünkü ; yaşamanın amacı çalışmak değil, çalışmanın amacı yaşamaktır. İşyerinde her gün ilk gününüz gibi çalışmalı, ama son gününüz gibi işi işte evi evde bırakmalısınız. 

Aksi halde, denge sağlanamadığında  çalışma hayatından ve bireysel yaşantıdan beklentiler sorgulanır. Bununla birlikte, performans yönetimi etkin ve verimli sağlanamadığından motivasyon eksikliğinden iletişim dili sertleşerek işyerinde iş verimi belirlenen sabit noktanın da altında seyreder.  

Çalışma arkadaşları ekip psikolojisine girdiklerinde yapboz’ un kritik bir parçasıdır. Biri olmadan öteki diğerini tamamlamaz. Tamamlayamaz da… 

Çalışırken doğru iletişim zaman, şeffaf geri bildirim, belgeli ve belirli anlaşılır bir iletişim tarzı ve de çatışmaların engellenmesi ile verimliliği arttırır.  

Çalışırken sorunsuz iletişimin temelinde kararınca diplomasi eşliğinde kısa, net, belirgin ve çerçevesi belirli bir mesafe ile fazla samimiyetin maraz doğurduğu bilinerek çalışılması sürdürülebilir iletişimi ve iletişim suistimalini önemli ölçüde azaltacaktır.  

Doğru iletişim dilini yakalamanın belirgin kodları 

Birbirini dinleyerek anlamak, konuşma sırası gelsin diye beklemek değildir. Dinlemeden anlayamayız. Beklemeden işlemin sonucunu göremeyiz. Önemli olan cevap vermek değil, verdiğiniz cevabın konuya ne kadar çözüm olacak şekilde anlayabildiğinizdir. Anladığınızda bir başkasına da anlatabilirsiniz.  

Genellikle, büyük iletişim problemlerinin başında muhatabı anlamamak gelir. Ortak amaç iletişim olup, saygı ile dinlemeli mantık çizgisinde konuşmalı ve yorum katmadan aktif iletişimi sürdürebilmelisiniz. Muhatabınıza önem verirken Beyefendi Hanımefendi’ den öte, Hüseyin Bey ile başladığınızda iletişim dilinin nasıl  kolaylaştığını da uygulamalı olarak görebileceksiniz. 

Hangi iletişim yöntemini nerede kullanacağız ?  

Sözlü iletişim’ de yüz yüze konuşma tonlama ve kelime seçimini içerir. 

Toplantılar, telefon görüşmeleri sunumlar ve ikili görüşmelerde uygulanır. 

Yazılı iletişim’ de kısa ve net anlaşılır kelimeler ile belgeli yazılar ile mailler ve evrak paylaşımlarında kullanılır. 

Görsel iletişim’ de beden dili ile, jest mimik ve her nevi yapılan ya da sabit kalınan durum ile sözsüz iletişimin tamamlayıcısıdır. Bilinmelidir ki, iletişimde insanlar ilk önce  görünüş ve davranışınıza odaklanırlar. 

Duyusal iletişim’  Empati yapabilme, dinleyerek anlayabileceğinin farkındalığı. 

Akıl ve mantıksal iletişim’   simgesel ve içgüdüsel geri bildirimlerle mantıksal normlar ile, karşılıklı veri alışverişini mantık süzgecinden geçirebilme. 

Olarak sıralayabiliriz.  

Unutmayın asıl mesele ne söylediğiniz değil nasıl söylediğinizdir.  

HERKES İLE ANLADIĞI DİLDEN KONUŞABİLMEK… 

Hayatın anlamı anlamak kadar, hayatın tanımını içeriğini ve ne işlevi olduğunu bilmekte gerekir. Peki anlamını anlatmakta nedir ? Hayatı anlamak her anı dolu dolu pişmanlık olmadan yaşamaktır.  

        Asıl yaşam, soruların cevapsız olduğu anda başlar. Her aradığımızda yanıt bulursak bir süre sonra sıkılırız. İnsan düşünen ve bundan dolayı sorgulayan bir varlıktır. İnsanların psikolojik gücünü ve etkisini burada görebiliriz.  

İnsan yaşar mı yaşarsa ne için yaşar ?  Sorusu burada aklımıza geliyor. Yaşamak dolu ve keşkesiz bir hayattır.   

Ama unutulmamalıdır ki, siz öldüğünüzde dahi yapılacaklar listesi hep dolu olacaktır. Bunun için her anı yaşamayı bilmeliyiz. İnsanlar ilk dünyaya geldiklerinden beri her zaman bir hedef seçmişlerdir. Tabii dolayısıyla da kendiside hedef olmuştur. İlk hedefler insanın yaşayabilmesine yönelikti. 

 Zamanla bu hedefler yerleşik hayata geçtikçe devlet kavramı ortaya çıkmaya başladı.  Ortaya çıkan çıkar ilişkileri, düşmanlığı gücü ve ihtirasın ( rekabet) ‘ in ortaya çıkarak taraftar bulmasını sağladı. İnsanlar bu güç ile kendilerini haklı görerek adaletsizliklere neden oldular.  

Ve artık insanın ortaya çıkış ve yaşama savaşının sebebi belli olmuştu. Gücü elinde bulunduranlar her istediklerini yapabiliyordu. İşte aranılan bahane de bulunmuştu. İnsan güç için yaşıyordu. Güçlendikçe doymak bilmiyordu.  

Günümüzde güç demek kılıç kalkan değil, Akıl işidir. Mücadelenin şekli sıcak ve gayri nizami değil, psikolojik ve soğuk savaştır. Bu savaşın kurallarını aklını daha iyi kullanabilenler koyar. En sık kullanılan yöntemlerden birisi düşünceyi kontrol sanatıdır.  

Peki nedir düşünceyi kontrol ? 

Düşünen varlıkları ve cisimleri kendi isteğimize göre hareket ettirebilmektir. Sıcak savaş döneminde ABD Afganistan’ da ve ırakta Çok verimli bir şekilde kullanmıştı. Çok melankoli olan bir insanı iyimser yapabildiği gibi çok masum bir insanı’ da canavara çevirebilir, sağlık açısından kullanılsaydı çok olumlu sonuçlarda verebilirdi.  

Ancak çıkar ve menfaatler dünyasında bu durum pekte münkün olmuyor. Biraz daha geniş çerçeveden bakacak olursak, kötünün iyi ve iyiliğin kötü olabildiğini görebiliriz. Böyle durumlarda onlarda mücadelenin onların yöntemlerini bilmekten geçtiğini anlamalı ve kabullenmeliyiz.  

İnsan hayatı da böyledir, Okulda, işte her yerde düşmanımız olmasa da rakiplerimiz vardır. Onları engellemenin yolu onlardan daha iyi olmaktır. Daha iyi olmak fark yaratmaktır.  

Bir süre sonra size güçlü bir muhalefet geldiyse, bu sizin iktidar olmanızı sağlayan güç olarak sizin en yakın yardımcınız olacaktır. 

İhtiras kalbin önüne geçerse… 

İhtiras istek ve arzulardan vazgeçememektir, kalp ise duygu ve düşünceleri ifade eder.  

Mantıklı insan her ikisini de bir arada yürütebilendir. Mantık insana doğuştan gelir. Ancak zamanla kendisini şekillendirir. Var olanı nitelikler… 

Her şey eşit verilmiştir, Ancak önemli olan bu nitelikleri doğru bir şekilde ortaya çıkarabilmektir.  

Nesne yüklemsiz, özne eylemsiz olmaz. Beynelmilel bilinmelidir ki, bedavaya sadece güneş doğar keza bunun içinde yanarak bir bedel öderiz. Aklı işlemek gerekir.  

Popülarite yaratmak !  

İnsanlarla insan arasında fark vardır. Bu fark kendiliğinden gelir. Ama var olmaz. Ünlü tanınmış insanlara dikkat ederseniz, onları bilinir yapan farklı oluşları değil.  

FARKINDALIKTIR ! 

Rahmetli NEWTON kafasına elma düşmeseydi, ( Bu ağaç hala durur ülkemizde olsa çoktan şöminede kendisine yer bulmuştu.)  Yerçekimini bulamazdı.  Hayatta böyledir… 

Tesadüfler her şeyi değiştirebilir. Ancak, tesadüfleri sınırlandırmayı da bilmeliyiz. 

  1. Olağan ihtimaller (Hayatta var olduğu için gerçekleşenler, dünyada olduğumuz için nefes almamız gibi sıradanlaşan meseleler) 
  1. Şans eseri yaşanan sebepsiz olaylar. 
  1. Farkında olmadan yaptıklarımız… 
  1. Farkındalık yeteneğimizle görebildiklerimiz… 

Başarılı olmanın adımları  

Başarılı olmak verilen görevi yerine getirmek veya istenilen hedefe ulaşmaktır. İnsanların her zaman istediği güç, başarılı olmayı hedeflemek için yapılan hal ve hareketlerdir.  

Başarı için adımlar çok önemlidir. 

Ancak ; büyük adımlar ilk başta başarı getiriyor gibi gözükse de tamamen geçicidir. 

Doğru yol : küçük adımlarla büyük başarılardır. 

Unutulmamalıdır ki ; en büyük başarılar küçük adımlarla gerçekleşir. 

İnsanı var eden yaşama sevinci katan yine insanın kendisidir. Ve başarının sebebi insan olduğu kadar başarısızlıkta insanın eseridir.  

Önemli olan ortaya çıkan bu sonuçtan, dersleri doğru çıkararak bireysel başarısızlık olarak gördüğümüz bazı şeylerin nasıl başarıya dönüştüğünü görebiliriz. 

Bir ideali olan birey birilerinin kamçılamasını beklemez. Nerede hareket orada bereket inancıyla yapacaklarını yapar. 

Düşünceyi kontrol etme güdüsü 

Her şeyi kontrol etme güdüsü her şeyden öte olduğu zaman, insanı durduracak güç bulunamaz.  Olaylarda hoşgörü ve sabrın bittiği noktada düşünceyi kontrol sanatı ortaya çıkmıştır. Klasik savaşlarda büyük maddi kayıpların yanı sıra büyük oranda beşeri kayıplarda olmaktadır. Bunun için ortaya çıktığı gibi gelişen düşünceyi kontrol sanatı akıl ve zekanın her şeyin ötesinde, olduğunu ve mantık kurallarıyla istenileni yapabileceğini gösterdi.  

Düşünce nasıl kontrol edilir ? 

Zihin kontrol aşamalara ayrılır. 

  • Kişinin kendini kontrolü. 

Birey öncelikle kendisini iyi eğitmelidir, her alanda profesör olamayacak olsa bile, uzman olmalıdır. Topluma ve toplumu oluşturan bireylere karşı hoşgörülü toplumu oluşturan bireylere karşı sabırlı ve de her insanı olduğu gibi kabul eden iyimser bir bakış açısıyla görmelidir.  

Kişi duygularını kontrol edebilirse her şeyi kontrol eder. Zihin kontrol kısaca duygusal kaygıların yönetimidir. 

Olduğu gibi görmek her şeyi bireye bırakmak değil. Gerektiği yerde müdahale edebilmektir. Tıpkı bacadaki dumanı izlediği için çalışmadığı sanılan genel müdür gibi… 

  • Kendi ekibini oluşturmaları. 

Lider kişi yapacaklarını yaparken, iş bölümü yapmak zorundadır. Bunun için çevresinde yapılacak niteliğe uygun ekip arkadaşları seçmelidir.   

Eğer, hedefi başka grupları kontrol altına almaksa oluşturacağı ortamda buna müsaitse teferruatlar önem arz etmeyecektir. 

Peki ya istenilen şartlar uygun değilse… 

Tek adam oyunu oynanmalıdır, yani ilk önce tek başına bulunularak tarafsız görünerek tüm kesimlerde bir kişi dahi taraftar kazanabilirse, farklı karma ekiplerin yeteneklerini kazanması daha kolay olacaktır.  

Firmanızda tecrübeli iş bilen insanları çekebilmek için attığınız adımları bir tekrar düşünün…  

Gerekirse suni muhalefetler ile psikolojik harpında etkisi ile dost kazanmak için düşmanlara karşı birlik stratejisi daha iyi dişli bir rakibi gösterip daha altındaki segmentteki ile mücadeleye başlayabilirsiniz.  

Böylelikle insanların rahatlıkla ilgisini çekerek ulaşılmaz gözükerek, bazen de gerektiğinde güçsüz imaj görüntüsü vererek aslında başka bir nesnenin gücünü kendi çekim gücünüze dönüştürebilirsiniz.  

Üstelik bununla birlikte, hiçbir rakibinizin de kısa vadede hedefi haline gelmezsiniz. ! 

Ancak unutulmamalıdır ki,  SÜ (Asker) Uyur Düşman Uyumaz.  

  • Toplumlu oluşturması ve yönetmesi. 
  •  

Ekiptekilerin zihnine hükmetme yöntemlerini incelediğimizde… 

  1. Ekip az ama öz sayıda kişilerden nitelikleriyle oluşmalı. 
  1. Her biri farklı niteliklere sahip olmalı. 
  1. Konu gündem denkleminde başlangıç için en az temel seviye de genel kültür düzeyinde bilgi sahibi olmalı ve eğitilmeli eğitime harcanan hiçbir harcırah masraf kalemine girmez. 
  1. Modelleyin örnek ekip profilleri çıkarın. 
  1. Ekipte kişisel ve kültürel gelişime önem verin. 
  1. Ekip içi iletişim ve haberleşme ağı kurun ve bir aile ortamı oluşturun ama, biz aileyiz diyerek çalışanların hakkını gasp etmeyin.  

Ailenin lideri siz olsanız da asla atama ile gelmeyin. Hak ederek geldiğinizi bilgi tecrübe ve yeteneklerinizle her zaman gösterin. Lider denilen Alfa Kurt Beta Kurtlara liderlik etmeye karar verdiyse, onlardan daha iyi olduğunu liyakatıyla gösterebilmelidir. 

Ekip kurulduktan sonraki aşama taraftar toplamaktır. Taraftar toplamanın belli başlı yöntemleri vardır, en önemlisi psikolojik harptır. 

Bölgenin konumuna göre ekip parçalara ayrılarak çekirdek hücre misali RNA görünüp DNA gibi organize edilerek nüfuz edilecek gruplara dağılır.  

Her grupta ortalama elli kişi olduğunu varsayarsak, elli kişiye iki kişi yeterlidir. Geleneksel yapımız Musevilerin ifade ettiği gibi, iki Musevi bir araya geldiğinde şirket iki Türk bir araya geldiğinde teşkilat kurar.  

Birisi yapılacak işlemlerin ön ayağıdır. Hep ortada gözükür diğeri ise, arka ayaklardır. Haliyle bu sistem dört ayaklı bir saç sistemi gibidir.  

Ekibinizi bu şekilde, parçalara ayırarak dahi koordine ve kontrol ile organizasyonel yönetim sağlayabilirsiniz. Aslında ön ve arka ayak liderliği Alfa ve Beta’ yı temsil ederken, sürü psikolojisinin etkisi ile aslında işletme ekibinizde farkında olmadan dahi olsa şirketinize verim katmaya devam edecektir.  

                Önemli olan doğru taşı doğru zamanda gedikte yerleştirebilmektir.  

Sizse hem var ve yok arasında kalacaksınız. İnsan varlığı merakla oluşur ve merak insanın yenemediği tek duygudur. Süreç ilerledikçe propaganda ile kitle psikolojisi ile iş çevreniz sizi fark eder ve topluma egemen otorite olursunuz. 

Toplumun ilgisi azaldığında ne yapmalı ? , 

Artık insanlar sizinle iletişimi sürdürmüyorsa yaptığınız eylem ve faaliyetlerde insanlarda eski heyecan ve coşkuyu tekrar ortaya çıkaramıyorsanız ve bununla birlikte herşey bitmiş gibi gözükse de aslında herşey yeniden başlayabilir. 

Önemli olan geri sayım noktasını kavrama noktası ile doğru hedefte seçebilmenizdir.  

Sizi rakiplerinizden farklı kılan farkındalığınızdır. Özellikle iş hayatında, sizi istemeyecek görünen görünmeyen bedbahtlar olacağı aşikardır. Siz onların düşüncelerinin davranış modellenmesine geçişini fark ettiğinizde, onların bir sonraki hamlesini ya da yapabilecekleri senaryoları noktası virgülüne tahmin ederek strateji geliştirebilecek böylelikle rakiplerin düşüncelerini ve eylemlerine çaprazlama olarak onların düşüncelerinin evrileceği yönü belirleyebileceksiniz.  

Basit bir örneklem ile, eğer sizi küçümsüyor veya horluyorlarsa, bu sizi anlayamadıkları içindir. Anlayamayan insan korkar ve rakibi kendi aklında küçümseyerek korkularından kendi mantığında kaçar.   

Üzülmeyin işin iyi tarafı sizin onlardan daha yetenekli ve çalışkan olduğunuzu onlarda bilecek, sizi terfi ettirmeyecekler şirketten ayrılmanız için ciddi emek verecek şirkette etik olan her şeyi siz olmasanız bile sizden bilecekler. Artık onlar farklı şirketlere geçmiş olsalar dahi, sizin psikolojik etkiniz nedeniyle yasal usule aykırı iş ve eylem yapamayacaklar. 

  • Onlar yokken hayatınız nasıl bir terazide ise, onlarla birlikte de aynı teraziye ağırlık merkezi koyarak devam edebilmelisiniz. 
  • Topluluklar yada otorite sahipleri nasıl düşünmek isterse düşünsün, siz FARKINDALIĞINIZ ile onlara farkınızı ve kalitenizi her gün hatırlatacak. Onlarda bizden iyisi var ama bizim gibi değil aramıza da alamayız dışımızda da tutamayız ikileminde kalarak size, farkında olmadan çözemeyecekleri tüm işleri getirerek çözdüğünüzü gördüklerinde işlerde çözüldü mantığında sevindiklerin de istemeden size tecrübe ve birikim ve de başarı kazandırdıklarını anladıklarında çok geç olmuş olacak. 

Hepsinden de önemlisi, bu ilginin neden azaldığını doğru analiz etmelisiniz. Muhtemel sebebi orta ve uzun vadede gelişen ihtiyaçlara göre ihtiyaçların doğru analiz edilememesidir. Böylece insanlar verilen hizmet ve faydalardan sıkılmış olabilir. Sıkılmanın temel nedeni iphone gibi her telefonunda farklı bir görüntü veya şekil değişikliğiylede çözülebilinir. Daha elle tutulur motivasyon havuçlarıyla da, kimisi takdir kimisi muhatap edilme kimisi de maddi veya terfi ile öenmli olan işlevi doğru anlamak ve anladığını FARKINDALIK ile hissettirebilmektir.  

FARKINDALIKLA FARKLI KALIN…

Şirket Yönetiminde Bakış açınızı Şekillendirin 

Çalışma arkadaşlarımız bazen başka şeylere kızıp, başka şeyler söyleyebiliyor veya yapabiliyorlar. Mesela, bir lojistik firmasında gözlemlediğim ilginç bir protesto biçiminden bahsedeyim, Ürünlerin gümrükleme işlerinde çıkışı  ve müşteriye teslimi konusunda her zaman uzun bir takvimden bahsedilir, maalesef bürokratik sebeplerle bu istisnasız uygulanan bir düzen biçimidir.  

Haklarında iyileştirme çalışma saatlerinin esnekliği ve eve giderken bu evrakları da hafta sonu incelersin, böylece pazartesi iş yükün çok olmaz şeklindeki “ tamamen iyi niyetli gözüken ” içi sizi dışı bizi ortası şirketi yakan bir kek ile baş başa kaldıklarında, Pazartesinden itibaren basitçe iş yavaşlatma ve süreçlerin bürokrasiye kurban edilmesi, kırtasiyecilik faaliyetlerinin artması hatta dolayısı ile işletmelerin kârlılık oranlarının nasıl hisse senedine döndüğünü gözlemleyebiliriz. 

Peki ne yapılabilirdi ?  

Şikayet edilen sorun doğru uygulamalı bir şekilde gözlemlenmeli, mesai giriş çıkış saatleri belirli bir periyodun dışına çıktığında ki,  bazı işletmelerde mesai giriş çıkışları için mobil uygulama ve konum hizmeti aracılığı ile personelin mesai bölgesinde ne kadar kaldığı da gözlemlenebiliyor.   

Örneğin ; Sabah 08: 30 – 17: 30 Mesaisinde işlerin yoğunluğundan dolayı 19:45 te mesaisini bitiren personelin dakika hesabı hesaplanarak aylık hizmet süresinde hesaplanırken, haftalık 45 saatlik çalışma süresi dışında kalan kısımda çalışmaması için ya ek bir personel alımı veya işin yayılımını nöbetçi personel üzerinden son dakika çalışmak zorunda kalmayan, böylelikle iş hayatının sürprizleri ile hevesleri kaçmayan çalışanlarınız olabilir.  

Mesaiden ayrılan mola zamanlarının planlanan dışında kullanılan beş dakikasını hesaplarken, beş dakika fazla çalışmayı mesaiden saymadığınızda artık şirketinizde çalışanlarınız  için sayılmaz bir hal alır.  Ve ruhsuz ve sessiz istifa süreçleri ile şirketinizin yaşam destek ünitesi ile hayatta kalan bir hastadan farkı kalmaz.  

Bu nedenle, çalışanlarınızdan ekstra çalışmasını beklerken mevcut kaynaklarda karşılığını direkt olarak veremiyorsanız bile ufak jestlere hiçbir çalışan asla hayır demeyecektir.  

Örneğin ;  bazı işletmelerde yıllık izinler, sağlık süreçleri gibi eksik personel çalıştırıldığı dönemde iş yükü diğer çalışanların üzerine yüklenecektir. Bu süreçte fazla çalışılan sürenin 1,5 katı ile çarpımı ile ücret ödentisi yapılması gerekmektedir.  

Çeşitli sebeplerle yapılamadığı durumlarda, seçenek olarak fazla  çalışılan süreyi hak kaybı söz konusu olmadan uygun şartlar oluşturularak, mesaiden erken çıkış veya yıllık izinmiş gibi fazla çalışma izni olarak tazmin edilebilinir.  

Çalışma arkadaşlarımıza Havuç olarak adlandırdığımız küçük ama anlamlı bolca işlevli bu jestler, işletmenin geleceğini de teminat altına almaktadır.  

Çünkü bilinmelidir ki,  

Gazeteci Ece ÜNER ‘ in bir programında ifade ettiği gibi, “ At çok fazla çalışıp, hızlı koşup yarışı kazanıyor. Atın Sahibine 3 milyon lira, ata binen jokeye 250 bin Lira, ata ise ödül olarak havuç veriliyor. 

Hah işte o at biziz…. 

Teşbihte hata olmaz ama maalesef işletmelerin gözünde çalışanlar bu şekildedir. Bu muameleyi yaptığınız İNSANLAR’ dan bir şey beklerken sizde elinizi kolunuzu şirketinizin imkanlarını maddi olanakları ve sosyal şartlarınızı ortaya koymalısınız. Geciken adalet, adalet değildir. Küskün bir çalışan, üşüyen güveni sarsılan bir asker ne şirketinizi ne de vatanınızı koruyamaz. 

Tüm kahramanlar pelerin takmaz, bazıları sahneye çıkarken sahneye çıktığının anlaşılabilmesi için alkış ister. Nasıl mı yaparız ?  

Sahne ışıkları öncesi girişe koyduğumuz ayna ile kendisini görerek, bugün burada ne için bulunuyorum, benden istenen nedir? Ben ne yapabilirim ? Ve şu an ne yapabildim sorularına cevap bulacaktır böylece, çalışanda çalışma şartlarında basit ama uygulanabilir çözümlerle kendisinde iş disiplini ve etiğini ete kemiğe büründüğünü gözlemleyebileceğiz. 

Bazen sosyal alanlar yeterli gelmez arada 15 dakika da olsa uzanıp dinlenmek gerekir, kim bilir pandemi öncesindeki gibi kendimize dinlenirken çalışmak yerine çalışırken dinlenebilecek bir çalışma ortamı oluşturabiliriz… 

Eğer bir sorun varsa, o sorunun temelinde ne olduğu bulunmalı, kalemler kayboluyorsa ve sürekli kalem ihtiyacınız oluyorsa, promosyon mantığında çalışanların kendilerine özel kalemleri olduğunda o kalemler bir daha asla karışmayacak ve kaybolmayacaktır. 

Sorunları konuşarak dile getirebilmelisiniz. 

Yenilik farklı bakış açısı gerekse, bunun temelinde motivasyon eksikliği olabilir. 

Çalışanlara özerklik ve yetki devri sağlanarak, sorumluluk var yetki yok ne yapabilirim karmaşası sonlandırılabilinir. 

Ana hatları belirlenerek esnek çalışma saatleri sağlanabilir,. Hatta hibrit çalışma modeli ile yetkilerini sorumluluklarıyla eşdeğerli hale getirerek çok geç olmadan tekrar şirketin bir parçası haline getirilebilinirler. 

Unutmayın, 

Şirketinizin varlık göstermesini istiyorsanız, çalışanlarınızın varlık göstermesini sağlamak zorundasınız. 

O tren kaçtı mı makinist bile olsanız anlam ifade etmez.

Hayatta her işte bir kez doğru trene binme hakkınız vardır. O tren kaçtı mı makinist bile olsanız bir anlam ifade etmez. İş hayattı’ nın kariyer imkanları da böyledir. İlk çalıştığım şirket kurumsal bir holdingin alt holding şirketiydi. Oldukça da iyi imkanları vardı ve terfi almak oldukça zordu.  

En son umudumu kaybedip bari askerlik vazifesini aradan çıkarayım diye başvurumu yaptığımın ertesi günü beni bir üst pozisyon için mülakata davet etmişlerdi. İşte o treni orada kaçırmıştım ve oraya alınan arkadaşım şimdi Üst düzey bölge müdürü olarak çalışıyor.  

Bazen hayat sen bitti dediğin yerde yeşeren bir çiçektir.  

İşyerinde çalışırken beni artık kovarlar diye beklerken, kim bilir belki farklı bir şirkete geçmeye kendin karar verirsin.  

İşte burada çalışırken nasıl iş aranacağını konuşalım. 

Ana nokta bir yerde çalışırken başka bir yerde iş aramaktır. Yoksa istifa edin, iş arayın demiyorum.  

Çünkü aklınızda deli sorular olacaktır.  

Belirsiz süreli işsizlik, kredi kartı borcu ve psikolojik bunalım yani her halükarda stres ve gerilim… 

Zaten bu durumdan dolayı iş değiştirmeyecek miydiniz ?  

En azından burada stresinizin sebebi nedeni ve çözümü belli…  

Kendi stresiniz elin stresinden daha iyidir. Desek te, elinizde varken elde bir daha rahat düşünebilirsiniz. 

Görüşmeleri mesai dışına alın ki, görüşmenizi şirketiniz öğrenerek sözleşmenize istinaden sizi kovamasın. Gerekiyorsa işlerinizi tek güne toplayın ve o güne özel izin alın ama doktora diyerek joleli saç ile çıkmayın ???? 

Söz konusu firmaya şuanda başka bir işte çalıştığınızı bu şekilde görüşmeye geldiğinizi açıkça paylaşın. İtirazı olan firma ile zaten çalışmaya başlasanız bile uzun sürmeyecektir. 

Görüşmeler bazen birkaç defa olabiliyor, bu esnada yeni işiniz garanti olsa bile, mevcut işinizde disiplini asla düşürmeyin. Ne yapıyorsanız en iyisi siz olun. 

Özgeçmişinizde şahsi mail ve şahsi cep telefonu gibi tamamen size özel bilgiler olmasına önem gösterin. 

Evinizdeki tavuğun kıymetini bilin, en yakın iş arkadaşınız bile istemeden yeni iş arayışınızı genel müdürünüze kadar mail gönderebilir.  

Referans göstermeniz gerekiyorsa mevcut işinizden önceki işinizi gösterin, şuan çalıştığınız için aranıp bilgi edinilmesi şirketinizin bu süreçlerden haberdar olması iyi sonuçlar doğurmayabilir.  

Son olarak, Özgeçmişiniz gibi şahsi bilgilerinizi içeren iş aradığınızı belgeleyen hiçbir evrak şirket telefonu veya bilgisayarının herhangi bir yerinde olmamalı. Şirkete getirilmemeli. Yazıcıdan çıktı dahi alsanız yerin kulağı sizi duyabilir. 

Görüşmeye giderken ;  

Görsellik ve intibanın etkisini anlatmaya gerek yok artık bu konuda hepimiz hatim indirebiliyoruz.  

İlk 4 saniye sizin gelecek 25 yılınızı belirleyecektir. Geri kalan 26 saniyede de kendi yargılarını değerlendiren kararların alındığı süre görüşmede geçen kalan 9 dakika 30 saniye de, şirketin kendisini tanıtmasıdır.  

Oturmanız, yürümeniz, özgüveniniz, ses tonunuz, jest ve mimikler de birer yol olarak size doğru açılır. Giyim sektöründe iş arıyorsanız Madonna gibi giyinmeniz garipsenmeyecektir.  

Bu geçici hafızaya alınan sizin 5. saniyeden sonra ağzınızda kuş tutsanız bir anlam ifade etmeyen süreçte, hissiyatta karşıdaki kişi hakkında görüş bildirilir. Bire bir yaptığım bir çok görüşmede 4 saniyeye önem versem de son kararı 20 dakika’ dan sonraki 24 saatte veriyorum.  

Çünkü, bizler insanız ve duygularımız ile mantığımız birbiriyle savaşabilir.  

Bazen bir bakış duruş yada dokunuş size sıcak gelebilir. Evet ben bu insanın şirketime katacağı etkilerin önemli olabileceğine inanıyorum denilebilinir.  

Önce içgüdüsel olarak hissederiz ve bu buna minareyi çalarak kılıf uydururuz. Havadan kuş geçtiği için evinize muhabbet kuşu almak bile size o anda mantıklı gelebilir.  

Genellikle aldığım kararları incelediğimde en az tereddütle kısa sürede aldığım kararların sonuçlarının daha faydalı olduğunu düşünerek hareket ettiğim sürecin olgunlaşmasını beklediğim durumlarda istenilen sonuçları alamadığımı yaşayarak gördüm.  

Hepsini harmanladığımızda kararlarımızın bizim kariyer hayatımızda eğer mutlu değilsek nereden dönersek dönelim doğru yolda olduğumuzu, ama işten ayrılacağım diye işi elimizdeki bulguru da kurtlandırmamak gerekir. 

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere… 

Çalışırken  Ücret Belirleme Politikası 

Üniversiteden mezun olduktan sonra, hep yazılarımın ortak noktası bu ortak cümlesi ise ya sonra… 

Sebebi sonrasının hepimiz için muamma 99 bilinmeyenli denklem olması, 1 bilinen denklemde evinize yürüyerek varabileceğiniz fabrika ya da süpermarket’ e referans ile üniversite mezunu mavi yakalı personel olmanızdır.  

Öncelikle, ücretlendirme ve iş aramanın faziletlerinden bahsedelim. 

İş ararken en önemli şey olumlamadır. Bir şekilde bir yerde stajdan veya farklı isimler adı altında çalışmaya başladıysanız, bir süre sonra artık bu iş size anlamsız gelmeye başlar. Ve yenilik aramaya başlarsınız ya sıkıcı ya da yorucu gelmeye başlamıştır.  

Bazı noktaların altını çizmek gerekiyor ki benim ZİKZAK başkalarının Z dediği ilginç bir kara kuşak gençliği geliyor. Her işe evet demeyen hakkını arayan ve ne istediğini bilenler geliyor. Boşuna tüm ümit gençliğe bağlanmadı.  

Çok değil 30 yıl öncesine kadar, temel mantık bir işe girip oradan emekli olmaktı. Bir arkadaşımın babası 47 senedir aynı şirkette çalışıyormuş. Şirket demek ki aile şirketi değilmiş bunu bu cümleden öğrenmiştim.  

Şimdi ise bizim ZİKZAK Gençler uzun dönem sözleşmelere sıcak bakmıyor.  

Global Dünyada ;  

Şirketlerde çalışanlar cinsiyet dil, din, renk veya bölgesel olarak ayrılmıyor harmanlanıyor. 

Motive edici havuç ödülleri kişiye özel şekilleniyor. Her yiğit farklı yoğurt yiyor belki yoğurda Omega 3 belki de şeker atıp yemek istiyorlar kim bilir ? 

Aynı şirkette aynı departmanda aynı pozisyonda çalışan kişiler farklı ek maaş ödemesi alabiliyorlar. 

Pandemiyle birlikte artık hibrit hatta uzaktan birbirini sokakta görse tanımayan insanlar aynı projenin üreticileri olabiliyorlar. 

Yakında ölümsüzlüğü uzaktan keşfederler ise, umarım görecek kadar yaşayabilirim. 

Değişmeyeceği garanti olan tek şey değişim olarak hayatımızda kendine yer ediniyor. 

Bizim ülkemizde ise ;  

Maaş arttırımı sadece asgari ücrete zam yapıldığı zaman taban baz üzerinden yapılıyor, bunun karşılığı da ülkemizde iki defa enflasyon altı fiyat artışı fakat, fiyat istikrarı olmadığı için maaşlara zam gelmeden işe son mantığında, maaşa yapılan zam hizmetlere yapılan zam’ ın çok altında kaldığı için bir anlam ifade etmiyor. 

Maaş arttırımı daha çok rakip şirketin açtığı makas aralığı tarafından belirlendiği için maaş konusu onur meselesine dönüşüyor. Yaşatmıyor ama öldürmüyor da üstelik, rakip firma B firmasının maaş ortalamasını belirleyebilecek kadar duygusal bir şirket mantığına sahibiz. 

Yan haklar genellikle kobilerde seviye yukarıya doğru çıktıkça artarken, orta ölçekli işletmelerde bu oran merkez üst yönetime 4/3 Alt kadroya 4/1 şeklinde dağıtılıyor.  

Hem de çok ilginçtir. Şirketler zarar açıkladıktan sonra böyle bir karar alıyorlar. Hem de zam oranlarını üst yönetim belirliyor. 

Kurumsal şirketlerde üst yöneticilere özel ana ulaşılabilir hedefler belirleyip, yıllık bazda pirimler tanımlanırken, alt kademede asıl işi çalışanlar ihsanlarla duacı olmaya devam ediyorlar. 

Temel fark çıplak maaşlarda, İstanbul farkının diğer seksen ilden daha yüksek olmasıdır. Fikrimi sorarsanız pek değeceğine inanmıyorum. 

Umarım bu karşılaştırma gençler için özel sektör adına fikir verebilir. 

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere… 

Seçtiğimiz kariyerin seçemediğimiz durumları…  

Ülkemizde çok sık kullanılan ifadelerden biride şu bölümü okudum ama, mesleğimi yapamıyorum cümlesidir.  Neden eğitim alamadığımızı sorguladığımızda bunun tek sebebi torpil yandaşlık ve adam kayırma dışında pek bir şey duymadım ki, tanıdık eş dost muhabbeti dolayısıyla kendi işini yapamayanlardan biri de bizahit kendim olarak, durumu oldukça sorguladım. 

Tek sebep Dayımın Amcamın Kuzenimin olmaması mıydı ? Merak edenler, yüce TDK dan sosyal mesajımı sorgulayabilirler.

Gençler olarak iş hayatına girdiğimizde eğer, aile zihniyeti uygunsa ve maddi imkanlarımız müsaitse yurt dışında eğitim alabildiysek ya da  tamamen özel nitelik ve entel bakış açısı sahibi ailede büyüyerek çocukluktan iyi bir eğitim almamızı sağlayarak ülkemizin adı duyulan büyük üniversitelerine yerleşmemize katkı sağlayacak maddi manevi imkanlardan mahrum kaldıysak, bundan sonraki hayatımızın iyi geçebilmesi akrabalık ilişkilerine kalmış demektir.   

Tabii Anadolu üniversitelerinde İngilizce hazırlık eğitimi alarak tabii bilinçli aile ve çevre yönlendirmesi ile desteklenerek te yapabiliriz ki, üniversite ek tercihleri denilen bir şeyin olduğunu ikinci kez sınava girdiğim yıl karşı komşumun bildiği halde söylemediğini yanlışlıkla itiraf etmesiyle   öğrenmiştim.  

Bazen Başarılı olabilecek olmanız yeterli değildir, doğru yönlendirme ve bilinçli bir gelecek planı çizmenize yardım edecek vizyona ve misyona desteği verecek bir mentora ihtiyacınız vardır.  

Bir şekilde herhangi bir üniversitenin  herhangi  bir bölümüne yerleştiniz ve 2 veya 4 yılın sonunda A4 büyüklüğünde kuşe kağıdı basılı bir kağıt parçası ve bir kullanımlık atımlık türde bir kepinizle vedanızı gerçekleştirdiniz.  

Üniversitenin kapısında standartlar da size iş  vermek isteyen şirket yetkilileri beklemiyor olacak. Hayal bile edemediniz değil mi ?    

İşte iş hayatının başı böyle başlayıp, sizi asgari ücretin bile altında stajyer çalışan adı altında sömürüp, sonrasında da balık istiyoruz ama uçabilsin aynı zamanda konuşabilsin özellikleriyle donatılmış ama bunu yapmak istemeyen modern köleler olarak tanımlamaya başlıyorlar.  

Her halükarda bir başlama ve bitiş için Veli Efendide Gazi Koşusuyla birlikte kendimize yer ediniyoruz. Bitiş  vefat başlangıç staj ne güzel ironi değil mi oldukça da ahenk ve uyuma sahip… 

İşte bunları fark etmeniz benim gibi 30’ lu yaşlarda olduysa, 30 yaşından sonra seçmediğimiz bir kariyeri değiştirebilir miyiz bunu konuşacağız.  

Her şeye yeniden başlarken bazı detayları boğulmasak ta yüzerken su yutmak şeklinde tadarak tecrübe edinebiliriz.   

Geçmişten bugüne hangi konuda iyi idin, nerelerde zayıftın geliştirmek için ne yaptın  ? 

Kendini nereye hangi konum ve sınıfa ve de şartlara ait hissediyorsun. 

Yeteneklerin arasında beceriksiz, iyi ve çok iyi olarak bir sıralama yaparak, yapmaktan keyif aldığın tecrübelerini yeniden değerlendirebilirsin. 

Planlarınla ilgili sektörün geleceği, iş olanakları ve senin bu meslek ile işlere uygunluğunu alternatifler ile ortaya koyabilmen gerekir. Elbette sorunlar yaşayacaksın bunlar içinde mentor desteği alman gerekeceğini unutmaman gerekiyor.  

Değişmeyen tek şey değişimdir !!!  

Yeniliklere katılım için algıda seçici ve açık algıda olmalısın her şey den ilham almalı gerektiğinde başkasının hatasından ders çıkarabilmelisin. 

Her kariyer yolculuğu birbirine eskizli ama, bir o kadar da benzersiz duyguların karmaşasında adım adım kararlardan oluşur. Doğru veya yanlış bir karar olmasından öte size ne hissettirdiği nereye götürdüğü daha etkili bir sonuç sunacaktır.  

Seçtiğimiz yol bize marjinal fayda / Marjinal zaman = Harkulade sonuç bile verse, elimizdeki kazı değil komşudaki tavuğun tüylerinin güzelliğine hasret kalıp tavus kuşuna hasetlik çekeriz. Bu bir soygun değil bu bir iç çatışmadır. Peki nasıl çözümleriz ?  

Belli bir yola girdik mesela Finans sektöründe çalışarak bir kariyer hedefledik ama işin genel muhasebe kısmındayız, artık bir değişim gerekiyor ama  ne yapacağız ?  

Hiçbir şey yapamasak bile tecrübelerimizi birleştirip, finansal muhasebe bile yapabiliyorken neden işletme branşında bir kariyere doğru evrilmiyoruz ? 

Bu süreçte hobilerimiz ve ilgi alanlarımızı da ekleyerek belki de finanstan öte global piyasalar veya borsacılıkta yeni bir kariyer oluşturabiliriz. Görülüyor ki insan sahip olduğunun nankörü sahip olamadığının esiri olarak yaşamaya çalışacak. Büyük şehirlerde trafik ve diğer katlanılan tüm eziyetler   para için çalışmak değil çalışmak için çalışmak haline dönüşürken kariyer yolculuğuna nasıl bir anlam ve verim katabiliriz ?  

Hayvanları seven birisi veteriner olamamış olabilir ama eğer sosyal destek rehberlik gibi branşlarda çalışma imkanını bulduysa hayvan sevgisi ile insanların ruhlarına dokunabilir sevgi ve huzur aşılayabilir.   

Satış- pazarlama alanında kariyeri olan bir çalışan seyahatler esnasında edindiği izlenimleri yazarak veya sosyal medyada anlatarak yeni bir medya içeriği oluşturabilir. 

Veya benim gibi çalıştığı işindeki aksaklıkları veya yaşadığı tüm olumlu olumsuz olayları anektodlarla blog sitesinde yazarak yayınlayabilir.  

Daha basitçe her çalışan bir süper kahraman olabilir yeter ki gizli yeteneklerini ortaya çıkarabilsin ve gizlilik kararını kaldırabilsin.  

Hayatımızdaki kontrol aslında hiçbir zaman bizim elimizde değildir. Ama ince tellerle şekillendiremiyor da değiliz.  

Mesela size değer vermeyen bir insana değer vermemek sizin elinizdedir ama siz yapmayı kendinize yediremediyseniz ve o zat- ı muhterem size aynı davranmasına rağmen siz davranışınıza güncelleme indiremediyseniz bundan sonra o size ne yaparsa yapsın HAKLIDIR ! 

Tüm bunları bir araya getirdiğimizde anlatmak istediğim aslında, hayatımızdaki prangalar bizleriz, mesela ben yemek yapamayacağıma inandığım için hala ailem ile yaşıyorum.  

Aslında denediğimde çok ta güzel yemekler yapabiliyorum ama hiçbir zaman içime kendi yaptığım yemeği yemek sinmiyor.  Bunlar bizim kendimize uydurduğumuz bahaneler ve kendimizi ikna için belirlediğimiz mega kent yaftalarıdır.  

Yaptığımız işlerde her ne yaparsak yapalım, temizlikte yapsak atomu da parçalasak 2+2 yi toplasak en iyi işi kendimize yakışan şekilde kendi usulümüzce ve kendi mantığımızda yeni bir tarz ile şekillendirelim. 

Böylelikle, zoraki olduğumuz bir kariyer yolculuğunda geçmişteki istek ve gayelerimizi de hedefleyerek bir sonraki adım için yeni bir pozisyon geliştirme için ön adımları atabiliriz. 

 “Her yerde bir evin olsun”….  

Eskilerin kullandığı günümüzde anlamı yitse de önemi hiç yitmeyen bir çok söz var.  

 “Her yerde bir evin olsun”….  

Bu söz gençken ve günümüzde bizde o kadar param olsa Türkiye’ de kalır mıyım cümlesi ile aynı yerde kullanılırken zamanla, işin aslını anlamaya başlıyoruz.  

Ve her yerde bir ev yani her yerde bir dost itibar, güvenilirlik, etik, dürüstlük, ahlak, onur, şeref, haysiyet hatta adalet gibi günümüzde sadece bilinen anlamını oldukça yitirmişSão Tomé ve Príncipe ülkesinin Dobra adıyla bilinen LİRASI’ ndan bile daha az değerli bir hale geldi maalesef.  

Hayatımda yaptığım tüm işlerde örnek kılavuz aldığım iki cümleden birisidir. “Her yerde bir evin olsun”. Bilmeyenler için Lisedeki Yarbay Öğretmenimin sürekli söylediği her sakallıyı deden zannetme sözü de her zaman aklımda ve bana yol gösterici bir noktadır. 

Hem bireysel hayatımızda özel ilişkilerimizde ki günümüzde çamur at izi kalsın politikası ile şekillenen mega şehrin kaba dünyasında, hem de kurumsal iş yaşamında itibar kelimesi içi boşaltılmış anlamını yitirmiş, ne için olduğu ne işe yaradığı amacından yolundan sapmış olsa da oldukça iyi bir zirvede kendisine rüzgarlı tepelerde tribün misali elektrik ürettirecek kadar anlam ifade ediyor.  

İşletmelerde kurumsal itibar nedir ?  

Basit anlamda itibar Türkçemizde ulu bir isim olmasının yanı sıra, saygı duyulan, güvenilen, değerli bulunan anlamları taşımaktadır. İş dünyasında ise prestij kelimesi kullanılarak daha havalı anlatılır. Halbuki olması gereken şeylerin bir araya gelerek harmanlanmasıdır.  

Kurumsal itibar ise, maddenin plazma halini andıran elle tutulamayan değerlerin, takdir edilmesi ile beğenilmesidir. Örneğin, bir pazarlama kavramı açısından yorumladığım okul bakım tamirat veya sosyal yardımlar yapan şirketler bu kapsamda sayılır.  

Pazarlama faaliyeti olarak ifade ettim ki, söz konusu bölge ve işte kuruluş adı ister istemez reklamını yapmış ve rakip firmaya bir çelme takmış oluyor. Arka planı bu şekilde olan “Neo Trend” pazarlama hareketlerinin bölgesel satın almada artık ciddi etkileri olmuştur.  

Ve hedef kitle artık ticari kargı değil, olduğu kadar etik değerlerde mantık biz buradan alışveriş yapalım da başka yerlere de yardım yapabilsinler durumuna doğru ilerler.  

Kurumsal itibar stratejik bir güçtür. Devletler arası hukukta Rusya gibi olursunuz.  

Size kimse parmakta sallayamaz itirazda edemez. Kafası mı bozuldu “KİM” bir füze sallar anlamazsınız bile.  

İşte kurumsal itibar böyle bir şeydir. Bu seviyeye gelebilmek çok uzun süreç ve zahmetler ile olurken, kaybetmek çok kolaydır.  

Kurumsal imajınız varsa, müşteriler tereddütsüz sizi tercih eder. 

Kurumsal itibarınız varsa, en iyi nitelikteki personeller sizde çalışmak için istekli olur. 

Kurumsal itibarınız varsa, yaptığınız işleri çok sorgulayan olmaz, yaptığınız iş kötü sonuçlara yol açsa dahi bir hikmetiniz vardır.  

Kurumsal itibarınız varsa, her krizi en az masraf ve sürede atlatırsınız. 

Kurumsal itibarınız varsa, finans kuruluşlarından düşük faizli kredi çekebilir, sektörde pazarın nasıl çevrileceğine yön verebilirsiniz. 

Kurumsal itibarınız varsa, eksik veya hatalı bir hizmetiniz olsa bile müşterinizin bunu unutması çok uzun sürmüyor. 

Kurumsal itibarınız varsa,  yatırımcı da kamuoyu da size sonsuz güvenir. Örneğin, Çiftlik Bank.  

Kurumsal itibarınız varsa, basında yeni açılan pazar yerinizin ilanını neredeyse para ödemeden haber yaptırabilirsiniz.  

Kurumsal itibarınız varsa, tüm kamu ve özel sektörde uzun sürebilecek işleriniz dahi bürokrasiye takılmadan kısa sürede çözülür.  

Kurumsal itibarınız varsa, çalışma arkadaşlarınız sizin şirketinizde çalıştığına dair kartını gittiği her ortamda yakasından çıkarmaz.  

Kurumsal itibarınız varsa, üniversite öğrencilerinin staj ve çalışmak için listesinde ilk 3’ te yer alırsınız. 

Kurumsal itibarınız varsa, tüm paydaşlarınız siz şartları kötüleştirseniz ödeme sürelerini uzatsanız dahi sizinle çalışmaya devam etmek istemesi hatta konsinye ürün vermeye istekli olmasıdır.   

Özetle kurumsal itibarınız varsa, başka hiçbir şeyiniz olmasa da bunun hiçbir önemi yoktur.  

Yazımızın başında “Her yerde bir evin olsun”. Sözüyle başlamıştık. Her yerde evinizin olmasının itibar ile olabildiğini hem bireysel hem de kurumsal olarak özel ve genel anlamda tanımladıktan sonra, varlığında anlamı değeri bilinmeyen yokluğunda Ankara’ da ki Dayınızın bile size fayda edemediği itibarın kaybedilmesinden bahsedelim. , 

Yukarıda yazdığım tüm yazının silinmesi olarak kısasa özetleyebiliriz.  

Şirketinizi uzaktan hiç ilgilenmeden yönetebilmek !

Çalışma hayatında yeni dönem Pandemi sonrası çevrimiçi mesafelere dönüşse bile, iş dünyasında  deprem olacak endişesiyle de artarak sürerken, 2021 ve 2022 yıllarında çalışma biçimiyle evden çıkamazken 2023’te evlere giremez girsek uyuyamaz uyusak bunun tadını olamaz olduk. 

Üstelik uzmanlarca kötü günler geride kaldı…

Şimdi çok daha kötü günlere hazır olun açıklamaları, mobing ve tüm baskı türevlerinin de iş dünyasının Pandemiyle sıkışarak  globalden yerelleştiği Dünya da küçük şeylerin büyük sonuçlar doğurduğunu anlatabilen, iş disiplini kelimesinin sadece bir kelimeden ibaret olmadığını belki de birilerinin anlamaya çalışabilmesinin yolunu bile açabilir.   

Tüm bunlar olurken, şirketler de başlayan son 15 – 20 yılın favori daha doğrusu popüler bir davranış biçim ıskalası var.

Bunun Ulu Türkçe’mizdeki adı bak Patron yerde çöp var ya… 

Evet…  Bak işte o yerdeki çöpü ben aldım haberin olsun. Yazıcıdan evrak çıkardım boyunu yalnış çıkarmışım. Bende kağıdı keserken yere düştü ve bende o çöpü yerden aldım. ,

Ama diğer çalışma arkadaşlarım yerden çöp almıyor. Çünkü, onlar çöpü çöp kutusuna atıyor.

Terfi benim hakkım… 

Diyebilenindir başarı çünkü, emek vermiş ve o çöpü o yerden almıştır  ! 

Buradaki temel problem, kendi hatasını düzeltmesi gerektiği için düzelttiğinin farkında olmayan, daha da vahimi liyakatsiz yöneticilerin iş başında olup, bak diğerleri yerden çöp almıyor şeklinde durumu algılamasıdır.

Halbu ki o çöp aslında zaten çöp kovasına atılacaktı.  

Burada empati ve “akıl tutulması “ etkisinde liberal muhazafakar bir etki altında kalarak sağ duyu ve vicdan eksikliğinden başlayan, çağımızın başlıca hastalıkları olup, cehalet ile doymayan bir Sauron gözünün şişirilmiş egoyla, perçinlenmiş ve makam mevkii ile süslenmiş şeklidir.  

İşte bu işletmelerin işleyemez işletmeler haline dönüşmesine muhtemel farkında olmadan kendisine yansıtılanı yansıtan yöneticileriyle oluşan doğal mobing süreçlerine özellikle, satış pazarlama faktörünün temel öge olduğu düzende oldukça rastlamaktayız.

Üst yönetim, orta yöneticiye verdiği listeli sıralı otogaz sistemleriyle, ( Pirim veya diğer ödenek çeşitleri) aslarının çalışma şevkini arttırmaya yardımcı olacak toplantılar yapmasına vesile olurken, bir alt kademe yöneticide müşteri olmadan satış yapamayan satış personeline aynı iletişim yolunu kendisi ve diğer üst yöneticinin alacağı iradi kazançlar için, iletişim diline döktüğünde bunun da dış etmenler dolayısıyla uygulanabilir olmadığında, bunun uygulamadaki adı psikolojik bezdiri olarak bilinip mobing olarak söylenir. 

Bununda temel iş ve iç güdüsel sebepleri ahbap çavuş ilişkisi ile üst yönetimlere yapılan atamalar, şirket içi çekirdek alt yapıya önem verilmemesi kurumsallaştığını düşünen büyük işletmelerin kendi personelini kendisinin eğitmeye çalışmasıdır eğitmek değil, yetiştirmek gereklidir. Eğitirsiniz ama öğretemezsiniz. Eğitimde anlatırsınız ama, talim etmeden terbiye edilemez, hata yapmadan hatanın sonucunu görmeden sonucu kestiremez.

Bu sebeplerle, en temel öge şirketlerin işlerinin ehilleri tarafından yönetilmesidir. Ehil demek başka bir şirkette aynı işi es kaza 20 sene boyunca yapmış olan değil, her işini talimat vermek yerine uygulayarak öğreten anlatan çekirdekleştirip sonra devleştiren böylelikle  bahsi geçen kişinin yönetici vasfından çıkıp lider olması ile başlayan süreçle, tatile çıktığında gözü gibi baktığı çalışanlarının onun gözü olarak gözbebekleri şirketlerini etkin ve verimli yönetmesidir. 

Şirket yönetimlerine OKR İnce Ayarı verdiğimiz bu yazımızda, umarım kurumsallaşmaya çalışan ama bin bir acemilikle balık neden gökyüzünde kanatlarını açamıyor diye sızlanan es kaza hala görevinin başında kalabilen yöneticilere bir sosyal mesaj içermektedir.

BEN BİTTİ DEMEDEN BU TOPLANTI BİTMEZ !   

Patronların en sevdiği işlerden biri de toplantı düzenletip her yere talimatlar yağdırmaktır. Tabii KOBİ lerde patron varken, büyük şirketlerde patrondan öte patronlar vardır. Bunlar üst yöneticilerdir. Çalışanları SAT, SAS, Bordo Bereli sanarak, onlardan zorlu parkur içeren hedefler ister ve nasıl yapılacağınıda ben söylersem size ne gerek var diyerek çekilirler. Düzenli toplantılar uzarda uzar.

Aslında konuşulacak 2-3 konu vardır ama, bu konular  10-15 konuya çıkar ve falımda dahi böyle sakız yoktur. 10’ lu naneli paket size bu ferahlığı veremez. Aslında toplantıdan ne anladığımızda çok önemli,  en az iki kişilik saklambacı andıran bu olayda iki veya daha fazla ekip üyesinin genel durumu bildikleri halde, görüş paylaşmasının adıdır. Üst yönetici veya patron çıkar ve der arkadaşlar bu işler yapılacak bizde deriz ki, anlaşıldı Efenim.

Sonra bize grafikler anlatır ki, o grafikleri zaten biz hazırlamış ve bizim çalışmalarımızla oluşmuştur ve tereciye tere satılır. Kısacası ortak fayda amaçlı bir araya toplanma olayına toplantı adını verenler, toplantının birifingten farklı bir mecra olduğunu iş dünyasına anlatamamışlar. Bu sözlü ve görüntülü toplantıların en önemli özelliği içine su katılmadan dahi sakıza dönüştürülerek aynı konuların tekrarı sureti ile uzatılmasıdır. Ve sonunda bir sonraki toplantı gündemindede aynı maddeler olur ve tekrarının tekrarını izleriz. Böylelikle, çalışanların çalışma azim ve istekleri şirkete yönelik her türlü güvenin dibindeki kırıntılarıda yok edebiliyor.

Üstelik işyerinde üretim veya satış benzeri asıl gayeden uzaklaştırdığı gibi verimsizleştiriyor.  Toplantıda ne konuşulacağı ana grafiklerle kısa net anlaşılır ve sade olarak anlatılabilirse, zaman ve iş gücü konusunda tasarruf edinilebilinir.  

Gözlemlerim öğlen saatleri ve sonrasında olan toplantıların hele birde online ise, bir süre sonra işyerinde işin yerini iş dışı bir çok şeye istemedende olsa bırakabiliyor. Ve uzadıkça uzayan bu çam sakızı çoban armaganı gibi duran toplantıların üst yönetime ve yönetimsel sürece karşı bir antipati oluşturmakta.  Unutmadan eklemeliyim ki, en etkili toplantılar çokoprensle yani sabah erkenden yapılan toplantılardır. Böylelikle hala beyin hala uyku modunda olduğu için kısa net ve sadece ihtiyacı olan konular anlaşılır biçimde ifade edilebiliyor. 

Genellikle öğlen ve sonrası toplantılarda tekrarlarla da olsa verim alınamıyor. 

Çünkü ; toplantılar uzun sürüyor ve bir karar alınamıyor.  Konu hakkında muhatabına emin alamayıp tüm ekibi toplantıya çagırmak gibi bir gaflete asla düşmeyin. 

Hem sosyal hemde iş hayatı ile sıkışan mega şehirlerin kariyerim için buna katlanmalıyım duygusallığınıda eklediğimizde normalde bize kutagu Bilig dışında her şeyi yaşatan duygusal çöküntülerle istediğimiz verimi ne alabiliyor ne de verebiliyoruz.

Ve bunlar da bu da olsun programımızda diye eklediğimiz büyükşehir kargaşaları ile aklımızda bir çok madde ile aynı anda zihnimize yaşattığımız bir tahribatı bir düşünün. Hele birde o toplantılarla iş ve özel hayat dengesinin iyice akrabalaştığı, mesainizin bitmesine veya izin gününüz olmasına rağmen katıldığınız toplantılar, bizi bizden alıp sizleştiriyor.

Sonrasında o muhteşem toplantılara mesaide olsa bile girmemek için üretilen etkileyici bahaneler, toplantının kaybettirdiği süreçte yapılması gereken işlerin bitmesi için yapılan fazla çalışmalar, planlanan zamanda yapılamayan işler, dedikoducu bir düzeneyin ve bıtkınlığında etkisiyle kendimizin dahi anlamlandıramadığı yorgunluk, bezmişlik ile gelen istifalarında etkisiyle, merdivenin basamaklarının birbirinden haberdar olamaması zincir halkalarının arasına başka zincirden öte ip gerilmesi gibi, sebeplerden şirket içi şirketleşmeler yani gruplar oluşmasına yol açacaktır.

Tabii bunlar fark edilmeyecek şeyler değil, ancak fark edildiğinde şirketlerin katma değeri olan çalışanları kaybetmiş olabiliyoruz.  

Toplantılarda, çalışma arkadaşlarınıza verdiğiniz işlerde kısa zamanda büyük işler bekliyorsanız bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra bıtkınlık oluşacaktır. Fakat, aynı işi daha uygun zaman diliminde verdiğinizde verilen görevi daha etkin ve verimli yapabilmenin yollarını arayacaklardır.  

Bu sebeple, tüm yazıda uzata uzata dediğim gibi ne yapmak istediğinizi ana konununuzu bilerek toplantıya başlayın tüm katılımcılar konuları önceden öğrensinler ve ana konu bitince işin gıybet kısmı mahşere kalsın.  

Toplantıları soru cevap şeklinde açık oturum gibi yaparsanız daha kısa ve net sonuçlara ulaşırsınız.  

Toplantı planlanırken bazı sorular sormak gerekir. 

  •  Gerçekten çözülecek bir sorunumuz varmı ? Bu problem nedir ?  
  • Sorunu kaynağında çözmek için hangi donanımda ve deneyimde bilgi sahibi personeller ve ihtiyaçlar listesine ihtiyaç var ?  
  • Sorunun önceliği nedir ? Başka nasıl çözüm yolları deneyebilriz. 
  • Doğru kişilere doğru bilgiler doğru kanaldan iletilerek, toplantının gündemi ve planı eksiksiz biçimde hazırlandı mı ? 

Tüm bu sorulara verilecek dürüst cevaplar iş verimliliğini etkileyecektir. Toplantının içerik ve düzeni sizin şirket içi her alanda başarınızı etkileyecektir.  

Bazen doğru sorular yanlış yollardan daha erken dönülmesini sağlayabilir.  

  • Amacımız neydi ? Nasıl bir yola evrildi ?  
  • İçerik neydi nasıl olmalıydı ? Aslında kimleri ilgilendiriyordu ? 
  • Amaç karar almak mı yoksa bilgi vermek veya bir konunun sonuçlarının istişaresi mi ? 
  • Toplantının asli katılımcılarına gerekli bilgilendirme, hazırlık yapabilecek kadar önceden sunuldu mu ? 
  • Hangi yolla yapılmalı ? Online mi yoksa yüz yüze mi daha etkili ve verimli olur ?  
  • Ne beklendiği ne istendiği ve genel amaçların toplantı misyona uygunluğu iyice düşünülmeli ve toplantı esnasında olumlu veya olumsuz görüş bildirecek kişilerin belirlenerek riski en aza indirerek, farklı düşünce tarzlarını da engellemeden bağımsız bir fikir telakisi ortamı sunulabilir mi ?  
  • Etkili ve verimli zaman yönetimini en iyi nasıl yapabiliriz ? Toplantıların sekreteryasını yapacak olan bir modoratörden destek alınabilir. İşler bir bilgisayar oyunu gibi amaç ve görevlere bölünerek iş bölümleriyle organize edilebilir. 
  • Not tutmanın ve her nevi kayıt almanın önemi çok büyüktür. En son bu notlar üzerinden çalışmaya son şekil yine “çekirdek ekipçe” verilebilinir.  

Bu ve benzeri basit ve etkili adımlarla toplantılar bir daha toplanmama andı içme mekanizmasını dönüşmeyecek, çalışma arkadaşlarımız kendilerine güvenerek neyi neden yaptıklarının anlamını daha iyi anlayacak ve yine mi aynı şeyi konuşuyoruz icraat olmayacak yine gibi olumsuz intibalardan uzaklaşacaklardır. Böylelikle toplantıları zaman kaybı olarak görmek yerine kurumlarının işlerini yürütmek için, domino taşı olduğunu görerek daha iyi bir ruh haliyle katılım sağlayacaklardır.

Ayrıca belirtmeliyim ki, toplantı öncesi hafif eğlence içerikli çalışma ortamında bulunmak katılımcıların oldukça üretken olmasında etkili oluyor. Bu konuda Google şirketi inanılmaz derecede iyi bir çalışma şartı sunuyor işi eve değil, evi işe getirerek ev konforunda dinlenerek esnek çalışma şartları ile çalışmayı dah eğlenceli ve renkli bir hale getirebilirsiniz.  

Yıllar önce üniversitede yönettiğim proje ekibinde, kapalı alana fobisi olan iki arkadaşımız vardı, oldukça negatif ve isteksizdi. Bir gün şaka yapmak isterken çözümü kazara buldum. Ona dedim ki ; ne istersin istersen dışarda yeşillikte banklar var orada oturup termusla çay servisi ile kurabiye eşliğinde yapalım mı demiştim. 

Cevap : Aslında iyi fikir demişti. Beni yanlış anlamıştı ama, iyi ki de öyle olmuştu. Hep beraber banklarda toplanmış ve oldukça keyifli bir ortam oluşmuştu ve hepimiz bunun çok faydasını görmüştük. Ne var ki Leptoplarımızın şarzı çok fazla dayanmadığı için araba aküsü ile enerjiyi dönüştürerek üç günlük kamp yapmıştık.  

Koşarak ve yürüyerekte olaylara farklı bakabiliyoruz. Her zaman oturup düşün düşün zordur işin ile olmuyor. Sorular ile cevapları birbirinin ardına koymak yerine cevaplara göre sorular sorsaydık mesela, nasıl olurdu ?  

O Toplantı ben bitti demeden bitmez diyen yöneticilerimize inat, şampuanı bitirmemek için su katan bir milletin evlatları olarak, o toplantıları bu yöntemlerle bitireceğiz…. 

Tekrarı olmayan toplantılarda görüşmek üzere…. 

Nitelikli Çalışanın şirketinizdeki anlamı nedir ?  

Çalışma arkadaşlığının ne olduğu aynı şirkette çalışanların görevlerine göre statü ve saygınlık kazanmadığı bir işletme düşünün…  

Çok itopik farkındayım.

Çünkü ;  

Ülkemiz şartları böyle bir durumu içimizde bulunan ego kibirden dolayı hazmedemeyecek kadar, kendimizle dahi iletişim kuramayan bireyler olmamızı böylelikle toplumda  yalnızlaşan kişiler olarak yer edinmemizi sağlıyor. Böyle bir düzende Beyler Hanımlar havada uçuşurken, ulan var ya şirketten ayrılayım buna selam vermeyeceğim, almayacağım durumuna dönüşüyor. Çalıştığım şirketlerin eski çalışanlarına çok sık denk gelerek bunu söyleyen ve uygulayan bir çok insanı bire bir tanıma imkanım oldu.  

Benim dahi, beraber çok yakın temasta çalıştığım ama, şimdi tesadüfen gördüğümde yolumu değiştirdiğim insanlar olması çok manidar.  

Aslında konu basit, nitelikli ve işe değer vererek çalışan, insanları farkında olmadan küstürebilirsiniz. Siz bonfile yerken, gecekonduda yaşayanlar fasülye yemeye devam ederek, sizinle aynı performansı hayat sevincini sağlıklı performansı sağlayamaz.  

Ama; siz balıktan uçmasını beklemeye devam ederseniz, şirketiniz size Rahmetli CEM KARACA’ nın “Resimdeki Gözyaşları” şarkısındaki gibi önce çalışanlar sonrada bu durumu geçte olsa fark eden varsa nitelikli yöneticinizin desteğiyle, eski işinizle ilgili anıları yad etmek kalır.   

Bu sebeple şirketleri incelediğimde temel durumda, İnsan kaynakları direktörlükleri, müdürlükleri bölgesel yapılanan işlevsiz bol süslü işe alım veya bodrolama süreçlerinde görev alan belli ekiplerce bol yıldızlı galaksi sahibi insan kaynakları uzmanı / Müdürü sıfatında çalışmaya başlayan ama bu vasfı sadece maaş aldığı için zoraki duygudan taşıyan insani ilişkilerden diyalog ve her türlü yazılı iletişimden uzak kişilerce yürütüldüğü sürece ki, Şu ana kadar tecrübe edindiğim şirketlerde insan kaynakları uzmanı diye unvan sahiplerinin neredeyse tamamı maile cevap yazmaktan acizdiler.  

Bu da pek çok işi çıkmaza sürüklüyordu. Temel sorun süslü isimler gösterişli partilerde eğlenen merkez çalışanlarına sahip olmak değil, İşe alımından işten ayrılan personelin neden ayrıldığına yönelik ve hatta ayrıldıktan  6 ay sonra neden ayrıldığını öğrenebilecek kadar sistemin içinde yanlış giden süreçleri takip eden uzmanlar olması gerekir. 

 İş görüşmelerini yaparken sosyal haklarınız, maaşınız, yan faydalarınız bunlar sizden de şu işleri yapmanızı bekliyoruz, cümlesini kurduktan sonra personele yeni iş tanımları eklemeniz sonrasında onun bu durumu yan faydalarına eklememeniz siz ne yaparsanız yapın sizin işletme olarak samimiyetinizin gerçek olmadığının tapusudur.  

Bir şirkette güven, samimiyet ve ortak amaçlar yoksa, zamanla artık o şirkette yoktur. İşte burada işten ayrılma kararının tattıravallisi diyebileceğimiz denge ve şeffaflık devreye giriyor. İster Küçük Olamam Büyümek İstiyorum diyen KOBİ olun isterseniz bir holding işletmesi olun her ayrılan personel yerine gelen kişiden daha az maliyetlidir. 

Bu sebeple İhtiyaç kadar ama, öz sağlam nitelikli personelin varlığı işletmenin  800’ lü muhasebe hesaplarıdır.  Bu nedenle işletmenin ayrılan her personelin ayrılma kararını hatta işten çıkartılma kararının nedenlerini iyi sorgulaması ve altında yatan ana sebepleri iyi belirlemesi gerekir. Sistemdeki hatayı kullanarak şirketinizin etik kurallarına uymayan usulsüz işlem yaptığı için işine son verilen personelinizin neden bunu yaptığı iyi sorgulanmalı, maaşa zam işe son vermeyi 1800’ lü yıllardada yapıyorlardı. 

Belki de, çok daha ciddi problemleri bu mülakatlarla ortaya çıkarabilecektiniz ama, dinlemediniz itirafçı olup işine devam edebilmeyi kabul edebilecek ama sürekli göz hapsinde olacak personelleriniz olacaktı. Zaten bir süre sonra onlara kal deseniz de kalamazlardı. Veya işleriniz bittiğinde tazminatlarını alabilme hakkı ile gitmelerine fırsat verilseydi; tazminat olarak vereceğiniz 100,000 size çok ciddi usulsüzlüklerin her birinin 100.000 lerce TL’ sini engelleme fırsatı verecekti. Bu bakış açısı da değerlendirilebilinir.  

Her şirketin personel devir hızı adını verdiğiniz personel ayrılış istatistik oranları vardır. Linkedin de bir çok şirketin ilanlarını incelediğimde çalışmak için bin bir dereden su getirilerek başvurulan ve de  kurumsal bilinen büyük şirketlerde dahi, personel devir hızının çok yüksek olduğunu gözlemleme imkanım oldu. Bu da olaylara çok daha farklı bir bakış açısı kazanmamı sağladı.  

Personel devir hızı çamaşır makinesi devir hızını geçerse ne olur ?   

Eskiden merdaneli sıkma yapan çamaşır makineleri vardı. Şimdi tarihi eser diye müzelere istiyorlar. Eskiler bilir gençler ise belki, eskilerden duymuştur.  İşte bu devir hızı da böyle bir şey çamaşırı yani çalışanı yani sizin şirket sırlarınızı, önce iyice sallayıp karıştırıyor sonra siz onları alıp iki yönden boya rulosuna benzer iki tüylü ama metalle kaplanmış demirin arasından ince bir şekle getirip elle koyarak suyunun sıkılmasını sağlayıp, sonra çamaşırlarınızı asmaya gidiyorsunuz. İşte ayrılan çalışanlarınızda böyledir. Kimsenin sizin ıslak veya kirli çamaşırlarınızın yani sırlarınızın ortaya çıkmasını istemediğiniz için bunlar çok önemlidir.  

Nitelikli çalışan  kaybedildiğinde, bilgi ve tecrübe kaybı, çalışana yapılan yatırım ve desteğin kaybı, personelinizin ayrıldıktan sonra bunlar böyle yapıyordu ifadesi dahi, sizin itibar kaybı yaşamanıza yol açar. Bu da hiçbir şirketin isteyebileceği bir durum değilken, ESKİ çalıştığım bir şirkette uzman adayı olmak için 8 yıllık kanıtlanabilir tecrübe istendiğini de eklemek istiyorum.  

Düşünün 8 yıllık personel sizin iyi günde kötü günde gördü ve durumu çok iyi swot analizi yaptı ve bunu rakip firma ile paylaştı.  

Ve üstelik artık rakip firmanın çalışanı olarak, sizin işinizde edindiği tecrübe ve çevre ile rakip firmanın kazancına eklemeler yapıyor.  

Bu sebeple, nitelikli insan kaynakları süreçleri adı statüsü ne olursa olsun sizi milyonlarca lira kayıptan kurtaracaktır. Aksi halde içerden kurtla çürüyen elmadan farkınız kalmaz.  

Bir personelin işten ayrılma seviyesine gelmesindeki ana nedenler nelerdir ? 

Dilekçelerde hep aynı hata yapılır kendi isteğimle istifa ediyorum denilir ama, halbuki, zorlama baskı ve mobing gibi işyerinde ona kendisin’ den bekleneni yapmasına fırsat vermeyen niteliklerini kullanmasına fırsat vermeyen işletmeye fayda sağlayamayan niteliksiz yöneticiler ile çalıştığını dilekçeye yazmasa da anlaşılmasını beklenmelidir.  

İstifa mektubunun 4 satırdan oluşmasına veya 1 sayfadan oluşturulmasına dair kanun metni yoktur.  

Başka bir değişle, En önemli hatalardan biri kararın asıl sebebiyle istifanın purosedürdeki adının olduğu gibi yazılmamasıdır.  

İstifalarda işçinin de işvereninde kendine göre mantık çizgisi kabul ettiği cümleleri kelime oyunlarıyla süslediği adeta bir zenne misali ifade ettiği şekiller vardır.  

Yeni şirkette yeni imkanlar bulduğunuz daha iyi şartlara sahip olabileceğinizi düşündüğünüz veya şirketin vereceğinden daha çok ücreti yeni şirketin sağlayabildiği bu sebeple, bıla bıla anlatırlar halbuki gerçek çok başkadır.  

Şirketin yönetimsel başarısızlıkları sizi de bu seviyeye getirmiştir. Mantık basitçe şöyledir, öncelikle her çalışan kendine göre sebeplerle ayrılmaya karar vermek zorunda kalır. Sonra ayrılış biçimi varsa tazminatı alabilmek için 3600 gün primi, evlilik, askerlik gibi öncelikli bahaneler, ile kendilerini ikna ederek farklı bir şirkette belki de aynı veya benzer bir pozisyonda yeni işe giriş yaparlar.  

İşte bekleyişin en temel sebeplerinden biride budur. Burada ana sorun, işçilerin neden ayrılma kararına sevk olduğudur. Ayrılış biçimi bahanesi her ne olursa olsun, işveren neden ayrıldığını kendisine çıkış mülakatı sonrası bile itiraf edemez.  

Sonrasında belki de, mobing veya çalıştığı ortamdan kaynaklı sağlık sorunları oluştuğunu (Bire bir tecrübe ile sabit.) daha çok fayda sağlayacağı farklı departmana geçmek istemesini görmek istemeyen yöneticileri olan bir çalışanın şirkette çalışmaya devam etmesinin tek sebebi tazminatı kurtarmak değildir.  

Belki de, gerekli bilgi donanım veya evrakları sunacağı resmi makamlar için önemli hazırlıklar yapıyordur, durumuna dönüşür.  

Çalışanların klasik ayrılış bahanelerini yaptığım mülakatlar neticesinde özetleyecek olursam, 

  • Şirketin yönetimini şeffaf ve samimi bulmuyordur. 
  • Adil ve objektif olunmadığına inanıyordur. 
  • Şirketin üst yönetimi ile alt mavi yaka çalışanları arasında ciddi iletişim çıkmazları oluşmasına rağmen insan kaynakları kanadı bunu görmezden gelmeye devam ediyordur. 
  • Bire bir yaşadığım bir olaydan örneklersek, Şirket içi başvurulan ilanlarda personelin mailini dahi düzgün okuyamayan, “insan Kaynağı Uzmanı” sıfatındaki kişinin başvurulan pozisyonda yazmayan 3 yıllık tecrübe şartı nedeniyle, bu göreve uygun değilsiniz şeklinde cevap yazması benimde o ekran fotograflarını çekmiş olmamı mevzuatı biliyor olmamı hesap etmemesi de ben gibi bir çok çalışanıda işinden soğutabilir. 
  • Bir veya iki üst yönetici ile iletişimsel problemlerin oluşması makamım yüksek ben bildiğini yaparım, sana yıllık izin için şu tarihleri öngördük uçak bileti aldın ama şimdi vazgeçtim, sende ne yaparsan yap şeklindeki bencil kişilerle çalışılmak zorunda kalınması. 
  • Şirket içinde görev değişiminde yapılan online mülakatlardaki 2. tepe kamera görüntülerini izlemeyen ama, insan kaynağı uzmanı olup, bu sınavlarda karakter kişilik sınavından kopya çeken insanların dahi terfi edebildiği bir düzeni görüp işinden ve her şeyden her geçen gün uzaklaşan çalışanlarla, mesleki gelişim fırsatı sunulmaması hem dikey hem de yatay terfi imkanlarının kasıtlı olarak sunulmaması, şirkette sadece angarya iş olduğunda hatırlanmaları çalışanlarda motivasyon eksikliği ve işe karşı bir antipatiye yol açar böylelikle istifa dilekçesinde belki de kendi istediğimden havada balık gezmediği için istifa ediyorum. 

 Şeklinde yazan dilekçelerde dahi arka planında çok ciddi problemlerin olduğunu görmek istemeyen insan kaynakları süreç uzmanları da bu durumların en temel sorumlusu olarak şirket iflas edene kadar işlerine devam edeceklerdir.  

Olan ekmek yediği yeri vatanı gibi kabul edip, onun için emek ve ter harcayan samimi nitelikli çalışanların kaybedilmesi olacaktır.   

Çalışan ilk önce, bu problemlerin nedenlerine ulaşmaya çalışıp bunları mikro ölçekte çözümlemeye çalışacak ve yapmasına fırsat kalmadığını anladığında;  

Mavi dolma kalemle işte gidiyorum bir şey demeden arkamı dönmeden şikayet etmeden hiçbir şey almadan bir şey vermeden yol ayrılmış görmeden gidiyorum. 

Der ve istifa mektubunu üst yöneticisinin masasına veya iş akışı sisteminden giriş yaparak insan kaynaklarının haberdar olmasını sağlar.  

Sizse arkasından su dökerek istifa öncesi geçirdiği en az altı aylık bekleme sürecinde nasıl anlayamadığınızı nitelikli çalışanınız yani, sizin eğitip emek verip rakip şirkete nitelikli personel istihdamı sağladığınız ESKİ çalışma arkadaşınızdan bahsediyor olursunuz.  

Gitmeye karar verildiğinde akılda tek şey, kıdem ihbar ve tüm yasal haklarının nasıl alarak farklı bir şirkette hak ettiği değeri görebileceği kalıyor. Ayrılma kararı kolay değildir çalışıp emek verdiğiniz yer sevgiliniz gibidir uzakta olup yakınında hissedersiniz. Ne kadar olumsuz tecrübeniz olsa bile, alışmışlıklar ve çalışma arkadaşlarınızla beraber geçirdiğiniz hoş seda anılarınız vardır.  

Sonuçta ;  şirket çalışanları o şirketin sosyal sermayesi çalışanın sosyal hakları da doğal haklarıdır. Ortalama 3,5 ile 7 sene arası bir şirkette her şeye rağmen hala kaldıysanız, mesele sadece maaş ve çalışma şartları ilişkileri değildir. O iş üzerinden edindiğiniz sosyal bir sermaye yani çevre ile alışmışlıklarınız vardır. İşten ayrıldığınızda yaşanmışlık duygusal insani bağ olan sosyal iş çevrenizle de bağları koparmak zor gelecektir.  

Şirket açısından ise, çalışanın bu çevreyi yeni rakip şirketinizin yeni müşterileri olarak taşıyabilme ihtimalidir. 

Türkiye’ de henüz uygulanamasa da Avrupa devletlerinin insani standart çalışma düzeninde  insanın insan olduğu ülkelerdeki şirketlerde etkin ve verimli İnsan kaynakları süreçleri yönetilir. Böylelikle her girişin çıkışında da bir mülakat ile çalışanın neden hangi sebeplerle gittiği ve onu kaybetseler dahi sonraki bir çok çalışanı geri kazanmanın yolunu açabilir. Kademe kademe bir ağacın kesildikten sonraki içindeki yaşını belli eden çizgiler gibi sıralayarak maddeleyerek sıralar ve sonuçların çocukluğuna inerler. 

                   Ülkemizde ise, İşletme yöneticileri başta da söylediğim gibi daha iyisini belki de buldu gitti şeklinde yorumlasa da, aslında o olay genellikle öyle değildir. Daha iyisini aramak ve gitmek zorunda kalmasına giden bir yol söz konusudur. 

 Çünkü ;  Çalışma ortamından memnun olan bir çalışanı rakip şirkette, maaşının katlarını vererek dahi istihdam edemezsiniz. Şahsıma ait bir prensip olarak, Satış pazarlama alanında çalışmama rağmen beni arayarak satış pazarlama iş teklifi yapan şirket yöneticilerine satış kariyeri düşünmediğimi ifade ediyorum. 

 Çünkü ; artık ne istediğimi çok iyi biliyorum. 2021 yılı sonunda farklı bir şirkette olduğum konumun 3-4 kademe üstü için bir teklif gelmişti. Fakat kabul etmemiştim.  

Çünkü, amacım daha çok ücret veya daha iyi statü değildi. Bu her şeyin iyi olduğu anlamına gelmez fakat, olduğum yerde kalıyorsam daha iyi imkanlar varken, ki mobing ve her türlü kötü muamele gördüğüm bir ortamda çalışmak zorunda kalıyordum. Ki hala bir şeyleri düzeltebileceğime olan inancımdan kaynaklı olduğunu ifade edebilirim. 

 İşte benim gibi çalışanları ne teklif gelirse gelsin eğer, hareket etmek istemiyorsa ne vereceğiniz maaş, ne de mevcut şirketi yeni şirketinde kalmasına veya gitmesine etki etmeyecektir. 

İş değişikliği düşünmeyen birisinin size transfer olmasını özel olarak ikna etmeniz gerekmektedir. Sadece, mevcut şirketi çalışanı ayrılış uçurumunun kenarına kadar getirdiyse, size çok fazla iş düşmeyecektir.  

Bir çalışanın şirketten ayrılması şirket için ne ifade eder ?  

Şirketlerde işi makineler değil, insanlar yapar ve herkesin birden çok anlamlandırmış görev pozisyonu ve işlevleri vardır. O insan ayrılınca, yapbozun bir parçasını da kaybetmiş olursunuz ve 13- 14 anahtar bile sizin somonlarınızı sıkamaz. Çalışan devir hızınız arttıkça, sizin iş arayan veya başka şirketlerde görev alan nitelikli hatta, yeni mezunları bile istihdam edememeniz anlamına gelir.  

Çünkü, personel devir hızının yüksekliği şirketinizi sabıkalı sicili bozuk ve çalışılamaz bir ortam olarak, damgalamak için oldukça etkilidir. 

Tecrübeli çalışanlar kurumların hafızasıdır, neyin nerede nasıl hangi krizde ne yapıldığını 5N1K etkisini en iyi şekilde gösteren sonuçlardır. Çoğu zaman müşteriler çalışanınızla kurduğu diyalog için şirketinizi tercih ettiği için, sizde ciddi anlamda bu devir hızından etkilenir ve çalışan sosyal statü ve çevresinden siz ise sosyal sermayeniz olan çalışanınızdan yani yapbozunuzun en son parçasını kaybedersiniz.  

Peki ne yapacaksınız ?  

Çalışan neden ayrıldığını gerekirse sizinle görüşmeyi kabul ederse aylar sonrada olsa, kendisiyle iletişim kurarak çok iyi bir şekilde analiz etmelisiniz. En verimli bakış açısı budur.  

Bir ürünün bozulması nasıl zaman alıyorsa şirketinizin içindeki bozulan zihniyette uzun süre sonra ortaya çıkmaktadır. Bozulan bu düzeni düzeltmek yenisini sıfırdan inşa etmekten daha zordur. 

 Böylelikle, nitelikli çalışanın şirketiniz için ne demek olduğunu, kaybedilmesinin sonuçlarını orta ve uzun vadedeki etkilerini özetleyerek paylaşmış olduk. Uslu bir şirket olursanız bir sonraki yazımızda görüşmek üzere… 

Her vazgeçiş bir başlangıcın ayak sesidir.

Kaybederken kazanmak eylemiyle başlayan bir hayat, aslında gelen bebeğin yanındaki yoldaşına da anne rahminde bakılıyor, büyütülüyor ama doğum sonrası o bir et parçası olarak toprağa gömülen tıbbi bir atık iken, bebek ise zamanla büyüyen geleceğin çocuğu tanımıyla başlayıp, neslin devamı olarak kendisini gösteriyor. İşte hayatta böyledir yaptıklarımız veya yapmadıklarımız bize yeni yollar veya kavşakların açılış noktasında döndürür durur..

Bizlerin önünde iki seçenek vardır. Ya başarmak ya da başarıya giden yolda umutsuz vaka adındaki umut olmak…

Ben kendi adıma sözüme başlarken ulusum adına yani sizler adına “Ulusun korkma!.. medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar..” diyerek, sosyal mesajımı vermek istiyorum.

Bizlere hiçbir zaman vazgeçmemeyi öğrettiler; tabii uçurumdan aşağı düşerken ben gidersem sende aşağı düşersin düşüncesini aklımıza destur koyarak değil. Vazgeçmemeyi yorulmamayı ve çalışmayı öğrendik. Amerikan cenaplarının kendi kullanmadığı, zararlı dediği süt tozu, margarin gibi ürünleri tüketmeye başlayarak, tarımsal üretimi, hayvancılığı kısıtlayana kadar çok çalışkan bir millet idik. Sonrasında ne mi oldu? Tarım arazileri ekilemediği için işsizlik oldu, hayvancılık yapılamadığı için et sadece bayramlarda halkın gramlarla alabildiği bir gıda haline dönüştü. Çünkü biz milletçe vazgeçmemeyi öğrenmiş ama “hazırı var ne de olsa” diyerek hazıra konmuştuk da, ona da dağlar dayanmadı.  

783.562 km² toprak hepimize yeterdi ve artardı da malum. Çevreci insanlarız, her yıl “Kıbrıs” toprağımız kadar toprak parçası denize karışmakta haberdar bile olamamaktayız. Yanlışıyla doğrusuyla biz vazgeçmemeyi öğrendik sonucunu düşünmeden adsız kahramanlıklar yaptık. “Vazgeçmek pes etmektir yenilmeyi baştan kabul etmektir” dedik? Ne oldu bize ?

Yıl 2020.. Post modern tekniklerle yönetilen dünya’da kendimize bir yol aldık, ilerledik. Kimimiz çok iyi eğitimler alamadık, eğitim alanlarımız ise, İŞKUR kurumunun günlük 89.40 kuruş ile insani yaşam düzeyi olan asgari ücretinin altında yaşam savaşına dahil olmaya çalışarak hayatta kalmayı nefes almak zannı ile devam ettiriyor. Bazıları genç yaşta evlenebilirken, bazıları hiçbir zaman bu hayaline ulaşamıyor. Bazılarının inandıkları, gördükleri, yaşadıkları ve yaptıkları birbirine hiç benzemiyor. Halbuki birebir aynısını kopya etmişlerdi..

Bazen başardık bazen de başardığımızı sandık, belki de hiç başlayamadık bile..

Bazen bir yerden sonra bir dönüm hatta medyatik ismiyle PİK noktası bularak durup, “bundan sonra ben yokum” diyebilmeliydik. Her şeyi bir köşeye bırakmak, kendimize dur diyebilmek, “artık yeter yoruldum” diyebilmek hiç mi olamazdı. “Ya sonrası?..” dedik sevdiğimiz insana.. O kadar alışmıştık ki ya benim ya da kara toprağın dedik ve öldürdük o aşkları.

Sevgi ne zamandan beri ölüm getirir olmuştu? Ne zaman bu kadar garip insanlar olduk? Düşünmeden sorgulamadan konuşan harcayan davranan canlılar olduk. Belki de “tamam işte bu kadar” diyebilmek tüm dertlerimizin panzehiriydi…

Neden yapamadık, halbuki çok istiyorduk, hem de her şeyden çok.. Bunu geçen yıl yaşadığım bir “muhabbet” ile kısaca özetleyeyim.

Bir genç üniversite sınavı için tercih yapacak süreçte, sordum ne yapacaksın?

El cevap; “Kuzenime söyledim sen geçen yıl üniversiteye yerleştin, benim tercihi de sen yap”

Peki dedim ne yazacak?

“Bilmediğini ama sağlık içerikli bir bölüm yazabileceğini konuştuk” dedi.

Ve orada durdum ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü, yirmili yaşlarda bir gencin okuyacağı bölümün olasılıklarını bilmeden geleceğini şekillendiren kendisi hariç herkes olduğunu gördüm. İşte bunun nedeni, vazgeçmek de vazgeçmemek de, bırakmak da devam etmek de sadece bir tercih meselesiydi.. Önemli olan neden yaptığını bilebilmekti..

Bu tercihin sonuçları zahmetli olacaktı mesela tarlada çalışarak, mahsulü satmak zorunda kalıp sonra toparlamak sonrası anızını yakmak vs. bir sürü işi var. Hele ki devlet tarafından çok karşı olunmasına rağmen başka cenaplara beğenilme kaygısı ile yasaklanan, bir çok ilaçta da kullandığımız “haşhaş” gibi tarımsal ürünlerin yasaklanmasıyla, oldukça zorlu bir süreç bizi bekliyordu.

Biz ülke olarak vazgeçtik; bu tercihimizin zahmetli sonuçlarına kısa ve orta vadede katlanamadık. Ama uzun vadede dünün torunları olan biz yeni nesil bunun bedelini ödüyoruz, bizlerden sonrakiler de ödeyecekler. “Milli” tarım ve hayvancılık politikalarına geri dönülmezse ödemeye devam edeceğiz. İşte bunların hepsi bir tercih meselesi. Bu dönem nesli o günün şartlarında en rahat çözümleri seçerek tembelliğe alıştılar. Eğer yapabilseydik neler kazanırdık siz düşünedurun. Ben size vazgeçebilmenin de nasıl bir bağımsızlık mücadelesi türü olduğunu anlatayım. Neyden nasıl hangi şartlarda vazgeçilmiş, sizler de tarafsız yazılan tarih kitaplarından analiz edersiniz….

Bazen vazgeçersiniz ama bazen yine kim olduğunuzu hatırlarsınız.

Sevmediğin kişi ile birlikte olmak onunla zaman geçirmek, iş yerinde veya sosyal alanlarda onlarla aynı “Kare” yi paylaşmak, ifade-i meram tezahürünü etmek bir yana dursun, insanı kürek mahkumu eder. Bunun sonunda mutsuzluk ve verim düşüşü ile başlayan süreç, bir çivi’nin önce nalı, sonra atı, sonra bahadırı ve sonunda “Vatanı” nasıl uçuruma sürüklediğini geçmişten bugüne yaşadık, gördük ve maalesef yaşamaya devam etmekteyiz.

O çivi disiplinsiz bir nalbant’ın görevini tam ifa etmemesi ile çıkmaya başlamış olacak. Ancak, bu durumda ülkemizdeki kişiler iş ortamını bırakmak istemez. Makam mevki sıcak sebzeler tatlı gelmekte.. Nasıl ve neden mi? İş sahibi olmanın ve her ay düzenli maaş almanın psikolojik rahatlığını, güven dolu bir yaşamı neden bırakmak istesin?

Mutsuz iken yaptığı ile devam etmesi kadar, işi bırakması ve sevdiği işi yapabilmek için yaptığı girişimlere yönelmesi de risktir. Bu nedenle, küresel şirketler çalışanlarına çok iyi maaş ve sosyal haklar verirler ki onlara daha çok kazandırsın ve hayallerini ötelesinler…

Riski alabildiğinizde, aslında bu rahatınızda konfor alanınızdan uzaklaşmayı göze aldığınızda, gözleriniz kapalı uçurum kenarında yürürken, ÖZGÜRLEŞİYORSUNUZ !

Ağız tadıyla da vazgeçemiyoruz gerçekten de öyle mi ?

Aslında her vazgeçiş pes etmek değildir. Mesela hedefinizdeki noktaya yükseldiğinizde daha iyi bir noktayı kaçırabilmeniz söz konusu olabilir. Bunun geçmişten bir örneğimi yok sanki, on iki ada meselesi yıllardır tartışıla durur. Yunana verdiler vs vs. 4,000 askerle komutanı olarak Kars gibi kritik illere üsteğmen bile koyamadığımız hatta bazı yerlerde çavuş rütbesi ile alay komutanlığı vekili atadığımız, yiyeceğin giyeceğin yakacağın olmadığı bir dönemde neden savaşmadınız da on iki adaya otel odası gibi yunanlılar yerleşti yorumları var, yorumlayanlar arasında umarım bir gün tarihçiler de katılır. Bir zamanlar terörle mücadele programına manken Tuğçe Kazaz’ı çıkardıklarını hiç unutamam.

Ülkemizin son yıllarda neden dinlemeyen, sorgulamayan, soru sorup cevabını dinlemeden yola çıktığının cevabı işte burada; kimse kendi uzmanlık alanında konuşmuyor. Sağlık konuşulacaksa bunu doktorlar konuşmalıdır.

Siz bunu mühendise anlattırırsanız halk bir süre sonra artık benden bu kadar der ve

 VAZGEÇER….

Vazgeçmek bazen daha çok şey kaybetmenizin yolunu açar; bugün bir şeylerden vazgeçemezseniz yarın paranızı biriktirip daha iyi bir araba alamazsınız. İstemenin de reddetmenin de, hatta vazgeçebilmenin de bir zamanı vardır. Hali hazır durumun tüm harikuladeliği ve gösterişi ile vazgeçebilmek. adsızlığı nam ederek giden cesaretin namzedidir. Hiçbir zaman ben vazgeçmiyorum diyenler aslında o andan itibaren vazgeçebilmek hakkından vazgeçerek her şeye başlamışlardır. Önce bir yalan bulmuş sonra ona kendilerini ikna etmişlerdir. Bilinmelidir ki ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla çıkılan yollar zafere doğru giden adımlardır.

Menfaatimize hizmet eden her yol mübah değildir. Ki her kişinin, kurumun ve olayın alternatifi vardır. O giderse kurum çökmez yerine yenisi gelir.

Aslında sokağa çıkarak, ekmek almaya giderken bile birkaç alternatif vardır. Belki de ekmeği çaprazda duran bakkal amcadan alacaktık. Fırına gitmeye gerek duymadık. Olamaz mı?

Aynı çözümü farklı zaman ve şartlarda denemek yerine, güncel yeni stratejilerle uzun vadeli planlarla kendimize yeni yollar çizmeliyiz ki, milli tarım ve hayvancılık gibi politikalardan vazgeçtiğimiz antlaşmaların bedelllerini, torunlarımızın çocuklarıyla beraber ödemeye devam etmeyelim. Eğer tek hedef üzerinden, sorgulamadan ilerlersek, tabii tek hedef o olur. Ama, o plan gerçekleşmez de doğru seçenek başka ihtimallerde saklıysa? Günümüzde insanlar at gözlüğünü taktıklarını hayal ederek, alternatifsiz hayatı diretiyorlar. Aslında elindeki sonucu zaten elde edebileceğini bilerek, kaybetmeyi göze alıp daha iyisini başarmak için alternatif üretmektir. Unutulmamalıdır ki hazır ve mevcut olandan vazgeçmek veya ertelemek asla kaybetmek değildir.

Bugün her şeyi kaybettiğim günlerin başlangıcı kim olduğumu ne olduğumu nereden nereye gelip giden kendini han zanneden yolcu olduğumu anladığım gün…

DİPNOT :

*07.08.2020 Tarihli yayından kaldırdığım eski bir yazımı her şeyi yeniden kurmanın vakti geldiği için, tekrar yayınladım.*

Sahip olacağınız her şeyi kariyerinizden ibaret zannetttiğinizde ne olur ?  

 

İlginç cümlelerle dolu enteresan bir yazıya daha başlıyor gibiyiz. Örümcek ağları tehlike algılıyor derdime derman Spiderman Adam ya adam ! Konumuz buradan başlıyor Gençler…. 

Nedir bu tehlike ? Söz konusu kariyer gerisi teferruat diyoruz. Çünkü, gerçekten ayrıntılarda boğulduğumuz daha adil daha yaşanılır bir dünya düzeni, adı altında bizleri büyükşehirlerin yozlaşmış dünyasına sıkıştıran bir nevi dört bir tarafı açık cezaevi olarak kariyer kelimesini tanımlayabiliriz.  

İşte bu açık cezaevi için kanıtlanabilir olduğu düşünülen apaçık ortada hedef ve kilit sonuçlar olarak görülen işverenin bak kardeşim, bu yoldan gideceksin bu sonuca ulaşacaksın ama, senin balık olarak uçmanı bekliyoruz. Becerilerinin yeteneklerini görmezden gelmiyor bunu yazılı hale getirebilmen için sana fırsat sunuyoruz. Ama bizim istediğimiz dışında kariyerine kendi hayatına geleceğine yön veremezsin. Demenin since 1970’ lerden beri resmi adıdır. Buradaki bilgileri bizim beklenti ve isteklerimize göre, anlaşamadığın yöneticinin göreceği ve buna karşı misilleme yapabileceği şekilde karşılık görebileceğin bir sistemi biz şirketimizde senin gibi eski köye yeni adet getirmek isteyen çalışma arkadaşlarımız için getirdik. Her şey sizin için, her şey şirketimizdeki bireysel başarılar için demenin bir başka yoludur.  

İşte burada “daha adil” eldeki datalara dayalı bir yönetim anlayışı. 

Bir şirkette kalıcı ve sürekli başarı istiyorsak, liyakat önemlidir. Bu asla Türkiye’ de kadın ismi olan “Adalet” kelimesi ile aynı torbaya konulmamalı, sadece var mı var denilmek için yapılmamalı. Basitçe Liyakat önemlidir. Beceriler ve başarıyla ödüllendirilen bir motivasyon biçiminin yerini word Kart bile tutamaz. Bir şirkette parlayan yetenekler görülmemekte diretildiği sürece sistematik yanlılık belirli bir grubun hamili kartıyla personel alındığı sürece hangi holding’ e bağlı olursa olsun, kontrolsüz büyüyerek geliştirdiğini zannettiği sürece, söz konusu şirket sadece reklam ve sadece üretime odaklanıp satışa göre üretim yapmayan bilinir bir çok şirket gibi taşlı zümrütlü isimlerden taş devrine doğru kendisine yer edinecektir. 

Yetenek analizi ve doğru bir şekilde sınıflandırılması makinelerin yükselişini andırsa da aslında, insan kaynakları teknolojisi ve yeniliklerin yapay zeka ile birleşerek bir makine öğrenimi ile yeni bir öğrenim çalışma şekli oluşturması beklenir.  

Personelin becerilerini ortaya çıkarmada etkin adil ve dataların iyi bir şekilde analiz edilebildiği bir sisteme ihtiyaç duyulur. Bunun şirket için bir haber ağı personelin istek ve ihtiyaçlarını paylaşabildiği yepyeni bürokrasiden uzak bir ağın varlığı oldukça etkilidir. Personelin işe ilgisini yoğun tutabilmek hem dikey hem de yatay beceri kazanabileceği yeni görev ve terfilere ulaşarak kendine yeni bir yol çizebilmesinden geçer. Bu kadar bilgiye rağmen bir çok “kurumsal” alt yapı oturtmuş holding altı işletmede dahi, çalışanlar envanter sonuçları, performansları ile şirketlerine katkıları ile statü ve kıdemleri arasında çok keskin makaslar bulunuyor. Bununda nedeni liyakatsiz yöneticilerin hala şirketlerde bir yerlere gelerek oraları bırakmak istememeleri ve kendilerinden daha iyi olacağını gördükleri genç yönetici adaylarına koltuklarını kaptırmaktan korkmalarıdır.  

Bu şirketlerde üst yöneticilere en iyi çalışma arkadaşlarını sorduğunuzda ve bunu belge bilgi ve kanıtlarla ifade etmelerini istediğinizde, tamamen elde kalan sadece işletmeye başarı sağlayanlardan çok yaşadığı yerde insani bir kural olarak yerden çöpü aldığında bu çöpü ben aldım diye bağıranların popülerlik yarışını kazanmak ve makam mevkii isim şan şöhret için savaşanların isimlerini verecekleri yadsınamaz bir gerçektir. Maalesef başarılı olmak günümüz iş dünyasında normalde yapmasını gerekeni yapan veya “başkasının yaptığı iş başarılı ise bunu ben yaptım diyebilmektir.” 

Problemi aşmanı’nın yolu, gerçek başarı ve hedefin ne olduğunun doğru belirlenmesi ve kurumun tüm departmanlarında direktöründen bireysel personeline departmanlara göre silsile ile uzanan bir yelpazede uygulanmasından geçer.  

Türkiye’ de personel gözleminin istenilen başarıya sahip olmamaması’nın nedeni bireysel arkadaşlıklar ile iş hayatındaki halkla ilişkiler arasındaki bağları ayrıt edemeyen arkadaş olarak iyi olan birinin halkla ilişkileri zayıfsa iletişim kuramıyorsa onun satış kanadında değerlendirilmeye devam edilmesi hatasıdır. Personel yeni gelen müşterilerle iletişim kuramıyorsa, onu eğitim veya operasyonel bir departmanda değerlendirmeyi düşünemediğimiz veya sık denk gelinen bir durum olan bu arkadaş benim yardımcım eksik ve hatalarını ortaya çıkarırsam benim eksiklerimi de ortaya çıkarırlar endişesinden oluşturmaktadır.  

Başka bir değişle öznel bakış açısı doğru adımları atmamızı engelleyerek bir kişiyi bir departmanda tutabilmek için departmanın tamamını işinden soğutmak yerine, o arkadaşımıza departmanda daha çok seveceği bir görev verilmesi daha verimli olacaktır.  

Peki Nasıl yapmalı ?  

Performans göstergesi olan KPI ‘ Lar veya ölçülebilir kilit hedef sonuçları gerçekten gerçekleştirilebilir ve mantık süzgecinden geçirilebilen personelin kendine güvenini azaltıcı değil arttırıcı etkiler sağlamalı ki, personel size gereken verimi sağlayabilsin. Zaten yüksek hedefler verildi olmayacak verdiğimiz emeğe değmiyor pirim veya başka kazancımız yok düşüncesine sevk edilirse sizde o işletmeden istediğinizi elde edemezsiniz. Kötü yönetimden kaynaklı işler kötü gittiğinde personelden kısarak onlardan puantajlardan kısarak yapılacak her yeni hata geri dönülemez sonuçları katlayarak arttıracaktır. Belirli dönemlere ait nicellik barındırmayan personel performans raporları üst yöneticinin duygusal ve şahsi düşünceleriyle şekillenebilir.  

Kurumsal hedefler bellidir, daha çok kazanç daha çok ciro daha çok yenilik kazandırarak ilerlemek. Rahmetli Maslow’ un “İhtiyaçlar Hiyearşisi” vardı.  

İlk önce fizyolojik ihtiyaçlar vardı, yaşamak ve yemek yemek, sağlıklı olmak gibi temel ihtiyaçların başlangıç seviyesiydi. 

 Sonra, güvenlik barınma, iş, mülkiyet, sağlıklı yaşam geliyordu. Sonrasında sevgi ait olma mahremiyet gelinen noktaydı. İşte bundan sonrası hala insanlık için kara kutu ve hala ulaşılması zor bir Pandora, Saygınlık özgüven, başarı, başkalarına saygı veya başkalarının size saygı duyması, Sizi olduğu gibi kabul etmesi. Ve nirvana son noktamız kendini gerçekleştirme, insanlarda erdemli olmak, yaratıcı, içten samimi ve kimseyi değiştirmeye çalışmadan her şeyin olduğu gibi kabul gördüğü itopik bir düzen şeklinde özetleyebiliriz. 

İşte her toplum gibi kurumunuzun da böyle bir saygı ağırlıklı ihtiyaçlar hiyearşisine sahip olması ve bunun makam mevkii ve statüye göre saygının azalıp artmadığı her bir bireyin ciddiye alındığı yoksa, vakti geldiğinde o bireyleri ciddiye almak zorunda kalacağınız bir düzenin kurulması söz konusudur.  

Şeffaflık ve netlik oluşmadığında yapılan her işi kariyerin bir üst basamağa çıkması için bir adım zanneden personelde tükenmişlik başlar ve bunun sonucu ya sessiz istifa ya da ben gidiyorum istifasıdır.  

Daima ölçütleri metriklerle tutarlılıkları ile gözlem yapmalı ve bilimsel yöntemlerle analizler teyyid edilmelidir. Personelden istediğiniz bir hedef anahtarını genel müdürünüz veya mağaza müdürününüz sağlamıyorsa artık bunu personelden beklemeniz gereksiz ve anlamsızdır. Personelden kısarak şirket karlılığını arttırdığınızı düşündüğünüzde personeliniz sizin malınızı korumayı bırakarak elde ettiğiniz zarar kazandığınızın yanında anlamsız kalacaktır. Elbette verileri analiz ederken personel verilerini paylaşmak istemeyebilir, sürekli olarak toplantıya çağırmak yerine belli maddeler hakkında kısa net anlaşılır sadece ilgili departman ile görüşmeler veya bilgilendirme notları ile paylaşım yapabilir böylelikle, maille içtiğiniz çay miktarı ile girdiğiniz toplantı sayısını özdeştirmeye çalışan otomatik bir mail sistemini özdeştiren bir zihniyet ile sadece anti pati oluştururabilirsiniz. Bu analizleri bağımsız üyelerden oluşan ve şirketinizin yapısına göre bölgesel yapılanan etik kurullarınca yönetebilirsiniz.  

Pek çok şirkette performans değerlendirme dönemi devam etmekte, çalışanlarına hak ettiklerini vermek, onların emeğini görmek ve daha mutlu olarak daha iyi performans sağlamalarını böylelikle işverenin çalışanlarını kaybetme olasılığı azalır.  

Peki neden personel değerlendirme konusunda istediğimiz başarıyı elde edemiyoruz ?  

Öncelikle belirtmeliyim ki asli önemli olan, gerçek performans yönetiminin önemininin veya değerlendirmelerinin veya ücretlendirme sisteminin maaş zamları’ nın etkisinin terfilerden çok daha önemli olduğunu unutmamalıyız.  

Amacımız nedir neden kilit hedef ile personel performansını eşleştirip verimli hale getirmek istiyoruz ?  

Bu değerlendirmeler genel itibariyle çalışanın psikolojik bir kamçısı niteliğinde işe teşvik ve bağlılığını arttırmakla başlıyor. Kendisini eleştirel olarak güçlü ve zayıf yönleri ile tanımasına fırsat veriyor. Böylelikle ekibin başarısısını da ölçümlemeye böylelikle oluşabilecek iletişimsel eksikliklerin giderilmesi buna yönelik işten ayrılış veya işe alımlarda gereken ihtiyaçlarının belirlenmesinin gereken eğitim bütçelerinin şekillenmesinde oldukça etkili oluyor. Bununla birlikte ekibin daha uyumlu çalışmasını beklentilerinin gerçekleşmesi ile çalışanların gelişiminde oldukça etkili diyebiliriz. Bu çalışmalar sayesinde astronomik itopik hedefler yerine gerçekçi hedefler konularak, personelin iş ile bağını da koparmamış oluruz.  

Böylelikle personel yönetim rejiminin nasıl olabileceği, personel devir hızının nasıl düşük tutulabileceği etkin ve verimli çalışmanın nasıl sağlanabileceği, şirketin amaçlarını personelin amaçları arasına yerleştirebilmenin basit pratik ve etkili çözümlerinden bilimsel veriler özelinde paylaşmış olduk. İyi bir şirket olursanız kim bilir ne zaman, bir sonraki yazımızda görüşmek üzere. 

LİDERLİK VE YÖNETİM – İ ÜZERİNE NACİZANE…

Hiçbir makam mevki yöneticilik hatta holding patronluğu kalıcı değildir. İster özel sektör isterseniz, devletin çeşitli kademelerinde bulunun bu maaş karşılığı yaptığınız işlerin sizlere “ emanet” olduğunu hatrınızdan çıkarmamalısınız.

Bir şirketin CEO’su olmak şirketin yönetim kurulunca verilen vazifenin yerine getirilmesi esnasında etkin verimli bir şekilde karlılık kazanç düzeyinin arttırılmasıdır.  CEO olmak için en temel özellik STRATEJİ kelimesini her adımına işleyerek hareket eden, çalışanlara tedarikçilere liderlik ederken motivasyonlarını yüksek tutan ve de holding yönetim ve de icra kurulu arasındaki bağlantı koordinasyonunu sağlayarak yönetim sürecini gerçekleştiren kişidir. Bu vazife asla onun geldiği noktayı unutmasını gerektirmez. Anadoluda sürüde nasıl çoban emanetçi ise, holdingte de CEO işte böyle emanetçidir.

Unutmadan dipnot verelim :

CEO bizim dilimizdeki anlamı kendimce ifademle, icra kurulu başkanıdır. Yani şirket sahibi adına şirketi yöneten kişidir.

Fakat günümüzde hem özel sektörde hem de kamuda “ Devletin malı deniz yemeyen saftır.” mantığında görerek devleti veya şirketi “tapulu malı” olarak görenler oldukça fazlalar. Özellikle üniversitelerde rektörlük makamının akraba atamalarını sıkça yaşar hale geldik. Yöneticilik görev süresi içerisinde hoş anılar bırakıp gitmek gerekirken, bir ömür koltukta oturacakmış gibi davrananların arkasından güzel sözler söyleyenler çok az sayıdadır. O bakımdan, emanete koruyup kollayarak, “Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş” sözüyle hareket etmek doğru olandır.

Lider, başkan ve yönetici farkları kısa öz ve net…

LİDER :

Lider Olunmaz doğulur bu işin çekirdeğinden yetişen kişiye verilen isimdir.

Ego , kibir nedir bilmez, kişiye göre şekil alarak karar vermez.

Personelinin ya da ekibinin her daim arkasındadır.

En önemli özelliği eğiticidir ve yapmadığı veya yapamadığı bir işi asla assından istemez.

Emretmez karakter sahibidir.

İletişim teknikleri ve sosyal becerileri çok üst düzeydedir.

Yaşanan problemlere dinleyerek ve anlayarak çözüm bulur.

Genellikle özel sektörde kurumsal şirketlerde sıkça görülür.

Liderlik tiplerine göre ayrıldığı için kimi lider ekibiyle sahada çalışır , kimisi de herkese vazifesini vererek ihtiyaç duydukları anda yanlarında olup onlara çözümler sunmaya çalışarak eğitir ve yol gösterir.

İnsiyatif alır ve ekip arkadaşlarına da yapabileceklerine inandığı kadar insiyatif verir.

BAŞKAN :

Genellikle atama ile gelir ve atama ile de gider. Genellikle siyasi partilere göre şekil alan devletin bürokrasi kadrolarında yaşanan bir olaydır.

Atamalı geldiği için her daim birilerinin adamıdır. Özgür olamaz hep birilerine bağlı onlar için kendi adına sorumluğu kendine imkanları başkaları için değerlendirilen kişidir.

Bir arada çalıştığı ekip tamamen menfaat ve çıkar çatışmaları sebebiyle bir arada olanlardan oluşur.

Başkanlar liderlerden meşhurdurlar öyle ki, garsona çay siparişi verirken bile başkan derler…

YÖNETiCİ :

Yap derler yapar, yapma derler yapmaz.

Kararlarını şirket verir, kendisi uygular. Kuruluşa göre müdür yardımcısı, departman sorumlusu, kategori uzmanı, aç kapa yetkilisi gibi isimler alarak mahalle muhtarı gibi sorumluluklar alır ama hiçbir zaman yetkisi yoktur. Personel ile yönetim arasında köprü vazifesi görür.

Yönetim vazifesi üstlenen her bireyin etrafında ona bilgi aktaran kişiler olur. İşletmede veya kurumsal yapıda ne tür problemler yaşanıyor neler yapılıyor hatta dönen dedikodulara kadar yöneticilere aktarır. İşin ilginç yanı ise kurumsal şirketlerde bunu çalışanlar farkında olmadan günlük iş işleyişi zannederek yaparlar. Bu durumun en tehlikeli yönü habercinin doğru haber iletip iletmediğidir. Bu sebeple bilgiyi iyi tartmalı ve kaynağından öğrenerek dinlemeyi önemseyerek hareket etmeliyiz.

Yönetim ve Stratejik Yönetim süreci bir bütündür. Bir şirkette veya kamusal alanda yönetme erkini elinde bulunduran kişi’ nin başarısı diye bir şey söz konusu olamaz. Başarı da başarısızlıkta bir ekip işidir. Dizi karakteri Rıza Baba’ nın da dediği gibi “Bizim meslekte yaşamakta ölmekte ekip işidir.”

İster kamu ister özel sektör olsun edindiğim tecrübeler ışığında ifade edebilirim ki, düzen ödüllendirmekten çok cezalandırmayı kişilere göre savaş düzeni aldırmanın çözüme giden yol olduğunu kişiler giderse her şeyin mahvolacağını düşünen aile şirketlerine dönüşen bir düzen oluşturuyor.

Yönetme erkini elinde bulunduran zati- muhteremin tepeden inme yöneticiler ataması, başka bir adla kamuda başkan, özel sektörde müdürler ataması ki bu kişiler tepeden inme olduğunda görülen en büyük hastalık “aç gözlülüktür”.  

Bu kişilerin çalışarak kazıyarak tırnaklarını yaralarcasına çalışıp gelmediklerinden atandıkları makamın gücüne aldanıp adalet ve görev ahlakından uzaklaşırlar, makam mevki hırsları gözlerini kör eder. “ İteaat et rahat et” mantığı ile yapılan bu işlerde kendisini oraya atayanlara bağlılık makam mevkide kalmayı “Dava” sı kabul etmek onları oraya başkan / müdür atayanların işlerine öncelik vererek hem bulunulan makama hem de yönetilen organizazyona zarar verirler. İstediklerini alamayınca da açgözlülüklerinin sonucu olarak menfaat çatışması sonucu bulunulan Şirkete veya 15 Temmuz 2016’ da yaşandığı gibi ülkeye zarar verirler. Bunun da adına dava derler.

Memleket meselesinin “dava” ‘ sı değil “deva” ‘sı olur. O da milletin ta kendisidir.

Bu gibilerin hırs ve ihtiraslarını yok etmeyi öğrenmeleri için silsile ile gelmeleri şarttır. Almanya da Er rütbesinden onbaşı olan Adolf HİTLER bir sonraki rütbesi Şansölye olmuş ve 2. dünya savaşında dünyayı yok olmanın eşiğine getirmiştir.

Yönetim erkini elinde bulunduran zat, istişare etmesini bilmeli başarı’ nın bireysel olmadığını her daim hatrı’ nda tutmalıdır. Hatr- ı hamili yakınımdır değil, yadında (aklında) olarak bilmelidir.

Bilgi bir okyanustur, içinde daldığınız da köpek balığı saldırısı da olabilir somon balığı ızgarası ile ziyafette çekebilirsiniz. Sonsuz bir mavilik gibi gökyüzünde süzülmek gibidir. Bilgi akışının rüzgarına kapılmadan süzerek irdeleyerek dinleyerek öğrenip tecrübe edinilerek yapılan bir icra faaliyetidir.

Hiçbir kişinin bilgiden mahrum kalmaması, ayrımcılığa maruz kalmaması ve küstürülmemesi işletme ve tüm kurumlar için elzemdir. Bu bakımdandır ki tüm kuruluşlarda istişare ile ortak akıl yürütülmesi esas karar olmalıdır. Öyle ki danışılır iken sağlık meselesini muhasebecilere sorarsanız ortak akıl yerini ortak fayda’ ya bırakır.

 Yönetme erkinde bulunan zat, tüm kaynaklar gibi geri dönüşü olmayan zamanı da etkin ve verimli kullanmak zorundadır. Yapılan her işin kararını personelin vermesi münkün değildir. Tecrübe sahibi yönetici’ nin riski hesaplayarak aldığı kararlar daha verimli olacaktır. Günümüzde mesai süresinin çoğunluğunu iade- i ziyaret ve makam sohbetlerinde geçiren yöneticiler var olursa, sağlıklı bir yönetim süreci  beklemek hayaldir.

Yazının Sözü  Uygulaması :

Bugünün işini yarına bırakırsan o iş gelir birikir ve seni fiziken ve ruhen yıpratarak sağlığını bozar.

Yazar notu : Yazılarımda dostlarımın önerisi üzerine belirtme ihtiyacı hissettim. Hiç bir siyasi parti, makam mevki sahibi, ya da benzeri bir organizazyonu kast etmemekteyim. Benzer olaylar ve isimler tamamen benzerlik kaynaklıdır. Birbiri ile hiçbir bağlantısı yoktur. Geçmiş dönemlerde yaşadığım tecrübeler ile isim vermeden yapılan hataları eleştirmek çözüm getirmek ile bir yönü yermek veyahut yüceltmek bana düşen bir görev değildir. Eğer bir kurum veya kişiyi hedef seçtiysem ima etmek yerine, kendisinin açık adresi ve kimliğini de yazıya bir şekilde eklemeyi tercih ederim.

Bugün Türk tarihinde ne oldu ?

  • 1941 – 769 Rumen Yahudisi yolcusuyla Filistin‘e giden Struma gemisi, İstanbul‘a geldi. Geminin yolcu indirmesi yasaklandı.
  • 1948 – TBMM‘de Sivas Kongresi‘ne seçilen Temsil Heyeti üyeleriyle, TBMM’nin birinci döneminde bulunan üyelere, vatan-ı hizmet tertibinden aylık bağlanması hakkında kanun kabul edildi.
  • 1958 – Adalet Bakanı Esat Budakoğlu, 4 yıl içinde basın suçundan 238 gazetecinin mahkûm olduğunu açıkladı.
  • 1960 – Erzurum‘da radyo istasyonu açıldı.
  • 1972 – Yaşar Kemal, pasaport verilmediği için uluslararası bir toplantıya gidemedi. Tepkiler üzerine, yazara 15 gün sonra pasaport verildi.
  • 1986 – Olimpiyat şampiyonu halterci Naim Süleymanoğlu, Türk vatandaşı oldu.
  • 1987 – Cumhuriyet tarihinde dolar, resmen ilk kez dört haneli rakama ulaştı. Merkez Bankası Amerikan Dolarının satış kurunu 1.300 liraya yükseltti.
  • 1990 – Kırgızistan bağımsızlığını ilan etti.
  • 1996 – Türkiye tarihinin o güne kadarki en büyük ikramiyesi bir Sayısal Loto talihlisine çıktı: 211 milyar lira.
  • 1997 – Türkiye ile Rusya arasında Mavi Akım projesini içeren anlaşma imzalandı.
  • 2000 – Bitlis‘in Tatvan ilçesi yakınında 6. Zırhlı Tugay Komutanlığına ait askeri helikopter düştü. Kazada 2 asker şehit oldu., 5 asker yaralandı.
  • 2000 – Afyonkarahisar ve çevresinde büyüklüğü 5,8 olan depremde 6 kişi öldü, 42 kişi yaralandı.

Gençlere özel 50 öğüt, hatalarımdan derlenmiştir.

1- Yaşamak için çalışan herkese saygı duyun; İster belediyenin temizlik işçisi isterse de, devlet başkanı olsun. Kişinin makamı değil, karakteri kalacaktır. Kimin gelecekte kim olacağını bilemezsiniz.

2- İnsanlarla konuşurken gözlerinin içine bakın. Böylece karşıdaki kişiye verdiğiniz değeri hissettirebileceksiniz.

3- Şarkı söylemek, mutlu olmak ve duyguları en yüksek düzeyde hissetmek için etkin bir anlama sahiptir.

4- Müzik dinleyebilmek ve filim izleyebilmek için, güzel bir ses sistemi edinin. Zaman, “harca harca bitmez” değildir.

5- Kavga hiçbir zaman iyi değildir. Ancak, kavgadan kaçamıyorsan ilk sen vur ve yerinden kalkamayacağı kadar sert vurun. Mesajı verin fakat sakat bırakmayın. (Fiziki kavga kast ve tavsiye edilmemektedir.)

6- Ketumiyet en büyük gücündür. Sır saklayarak en güvenilir ve sözü dinlenir kişi olabilirsin. Kendi sırrını da, dostunun ve düşmanının sırrını da saklamayı unutma. Dostunun sadakatini düşmanının hayranlığını kazanır ve saygınlığını arttırabilirsin. Büyük sırlar saklayanlar, genellikle gevezelerdir.

7- Düşmanını dahi harcama, hiç kimseden vazgeçme, her gün yeni bir mucize gerçekleşebilir.

8- Uzatılan eli, kim olursa olsun tokalaşmadan bırakma… Covit-19 sonrası, uzaktan selamlaşma modelleri geliştirebilirsiniz.

9- Cesur ol, korkuyorsan bile rol yap. Herkes korktuğu için fark edilme ihtimalin düşüktür.

10- Islık çalmayı öğren, ihtiyacın olacağı günler olacak.

11- Yerine göre gülümsemeyi de ciddiyeti de kullan. Asla kimseye karşı alaycı olma..

12- Sıkı bir tokalaşma edin ve bununla markalaş.

13- Eşini düzgün seç, bu ömrün boyunca yaşayabileceğin mutluluk oranını, %90 etkileyecek.

14- İyi şeyler yapmayı alışkanlık haline getir.

15- Bir daha görmek istemediğin kitapları ödünç ver, görmek istemediğin insanları da telefon rehberinden silerek çalışmalara başla.

16- Kimseyi umutsuz bırakma. Bu son inandıkları şey olabilir. Dipten zirveyi bu şekilde görebilirsin.

17- Çocuklarla oynadığında bırak onlar kazansın; bunu çalışma ekibinin yeni üyeleri içinde uygula. Bir şeyler başarabildiklerini, ufak beceri kazanımlarıyla fark ettirip, öz güvenlerinin artmasını sağlayabilirsin. Bu da verimliliği yükseltir.

18- Tüm insanlara ve kendine ikinci şansı tanı, ama üçüncü şansı vermek çoğu kez aptallık olur.

19- Romantik ol, şiir ve klasik eserleri fırsat buldukça oku.

20- Tanıdığın en içten ve neşeli insan olmaya çalış, çözüm aradığında cevap sensin.

21- Özgür ol, rahatla, bağımsız düşün. Çevrendeki arkadaşlarına da bunu aşıla.

22- Susmayan telefonlar ile hayatının bölünmesine izin verme. Telefonu sen satın aldın, telefon seni satın almadı, bu nedenle sadece gerektiğinde ve ölçülü kullan.

23- Sosyal medyada geçireceğin süre, eğer sosyal medyadan para kazanan bir meslek icra etmiyorsan, günlük 15 ile 30 dakikayı aşmasın.  Daha fazla vakit geçirmekle, kendine yapabileceğin kötülükler listesine +1 eklemiş olursun.

24- Para kazanırken edep ve saygı ile kazan; kaybederken de edebinle kaybet. Yaptığın her işte sosyal bir sonuç olduğunu unutma.

25- Bir arkadaşına çok önemli bir sır söyleyeceğinde, iki kere düşün; çünkü bu onun da taşıyacağı bir yük olacaktır.

26- Mütevazi ve samimi ol. Büyüklerine saygı duy, küçüklerine sevgi duy. Saygın değerini, sevgin sana gelecekteki kadroları sunacaktır.

27- Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan birine karşı dikkatli davran. Bir gün senin de her şeyi kaybedebileceğini unutma.

28- Aniden olan her adım zarar getirir. Ani kararlarla hareket etme, köprüleri hemen yıkma, o köprüden daha kaç kez geçmen gerektiğini bilmiyorsun.

29- Keşkelerle ömür geçiremezsin, hayatı “keşke” demeden yaşa.

30- Komşularına saygı ve sevgi duy. Onlar açken sen tok olma.

31- Cesur ve güvenilir ol. Hayatta geriye doğru baktığında kendinle gurur duyacak biri ol.

32- Hiçbir zaman birine ‘seni seviyorum’ deme fırsatını kaçırma.

33- Davranışlarını sorgula, onlara dikkat et. Başkalarının senin davranış biçimini belirlemesine izin verme.

34-Telefonu açtığında daima enerjik ve hazır kıta ol.

35- Hep bir not defteri tut. Aklına gelen milyon liralık fikirlerin uçup gitmesine izin verme.

36- Senin geleceğin ve adımlarınla ilgili her icraatın ‘karar vericisi’ sen ol.

37- Sevdiğin herkese çiçek yolla. Sebebini sonra düşün.

38- En az bir kişinin kahramanı ol. Bunu da sadece o bilsin.

39- Evlenmek için bir hakkın var, hata yaparsan geri dönüşün yok. Bu nedenle doğru kadını 25 yaşından önce seç ve evlen.

40- Her sabah kalkabildiğin ve hala nefes alabildiğin hatta tövbe edebileceğin bir zamana ulaşabildiğin için Yaradan’a minnetini bildirmelisin. Sağlık en büyük nimetlerden birisidir. Kaybetmeden çoğu şeyin daha önce var olduğunu bilemeyiz. Mesela yürüyemeyen biri olana kadar, bacaklarımız olduğunu bile unuturuz. Gözlerinizi bağlayın ve trafiğe açık bir caddede yürüyün, ne hissettiniz? İşte bunu bir ömür yaşayan kulakları ile gören insanlar var.

41- Misafirliğe gittiğinde her ne olursa olsun, ikram edilen yemekler için iltifat et.

42- Kendine değerli olduğunu sık sık hatırlat; asıl hazinenin senin kalbinde rafine olarak bulunduğunu sakın unutma. Hayatı Otizimli bir birey gibi görmeye çalış.

43- Yanında senden küçükler varken de yokken de, tanımasan dahi insanları selamlamayı unutma. Unutma Dünyanın en güzel ülkesinde yaşama şerefi bize ait.

44- Hiçbir zaman umut bitmez. Her karanlık gece aydınlık bir sabaha bekçidir. Umut bir isimdir ve hiç kaybetmez.

45- Sana güvenen insanları bedeli ne olursa olsun aldatma. Kazanacağın imkanlar kaybedilen güveni sonsuza denk yok eder.

46- Bir işin başarısı %80 oranında ekip ve ekip içi motivasyonunun gücü ile sağlanır.

47- Hayat, gözleri bağlı elinde terazi olan Amerikan “kadın adalet” anıtı gibidir. Gözlerini bağlarlar ki kaçınılmazı görmesin.

48- Kalbini her zaman temiz tut, çevren kimlerden oluşuyorsa onlara benzersin. Bu duruma ben ‘bukalemun etkisi’ adını veriyorum. Çevrende ar edep ve ahlak abidesi olan, etik değerlere sahip, görgülü insanlardan bir çember oluştur.

49- Tüm dinlerin kutsal kitaplarında yazılı olduğu gibi “Yalan Söyleme”.. Böylece kalbini tamir edeceğim diye düşünerek daha da hayatını çıkmaza sürükleme.

50- Kimsenin kalbini kırma! Kırılan kalp düzelmez, bir de yiten güven yenilenmez. Yılanda kuyruk acısı, sende de evlat acısı hep sürer.

İnsanların sana, avucunun içinde hep onların hizmetinde olduğunu sanmaları sebebiyle, kendinden verdiğin her ödün için “Yine suçlu olduk” değil;  “neden bu fırsatı veriyorum” diye düşünmelisin.

Yazının sözü Uygulaması :

Kelam-ı kibar sözlerin, ağır anlamları vardır. Yeter ki onları anlayabilecek samimiyet kapasitesinde olmak isteyelim.

Slogan basit:  Bana bu kalemi sat ! 

Her şeyi yazıp satış pazarlama kanadında çalışıp ve çok iyi satış pazarlama eğitimi vermeme rağmen, satış konusunda yazı yazmadığımı fark ettim.  Yazımı yazmaya başlamadan önce youtube de gördüğüm “para avcısı” adlı bir filimden de kısa bir fragman izlemek bu yazıyı yazmam için beni motive etti. Ucuz yoldan zengin olmakla başlayan serüven satılan kalem ile yeni bir arz oluşturuyordu.  

Çünkü,  satış pazarlamanın temeli ihtiyaçtan, ihtiyaçlarda arz ve taleplerden oluşur. Önce arz ı yani  ihtiyaç oluşmalı ki talepte oluşturulabilsin. Bir ürünü çok üretmek çok satacağı anlamına gelmiyor. Sonuçta;  keynesyen gibi karma ekonomi modellemesi peşinde değiliz. Amacımız herhangi bir ürünün herhangi bir kişiye nasıl satabileceğimizdir.  

Sanayi devrimiyle sanayileştiğimiz dönemin artık endüstri 4.0 ile şekil alması ile 2012 yılından beri şekil alan günümüzde NFT ile zirvede kendine şimdiki doruk noktasını tanımlayan çeşitli özelliklere sahip dijital varlıkların benzersizlikleri ve altının petrol karşısındaki ikamesi gibi ikame edilemediği denkleşemediğini onaylayan fikir akımı olarak nitelendirilebilinir. Bu tabii benim şahşi görüşüm olarak, tartışmaya açık bir kavram olsa da trendler ve satış pazarlama ve halkla ilişkilere bakış açısının penceresinin yeniden çizilmesine oldukça etkili bir grafik dokunuşu olarak sunulabilinir.  

Basit bir örnekle ifade edersek, bir ürün alacağınız zaman birden fazla internet sitesi kaynağını aynı anda görüntüleyip karşılaştırabiliyoruz. Yani, söz konusu hizmetlerde artık oligopol piyasa hizmetlerinin dahada anlamlaştığını görebiliriz.   

Burada durumu farklılaştıran ise; halkla ilişkilerin desteği ile mağazacılıkta ve hatta siber sanal dünya da, görmediğiniz ve görülmediğiniz dünyada da satışı yapan kişinin ortaya çıkarmış olduğu tecrübedir. Yaptığım uygulamalı etkili satış eğitimlerinde müşteriye yani misafirinize dokunmanın ruhunu işlemenin ve onun ihtiyacı yoksa bile, gerekirse ona ihtiyaç oluşturup almayacağını bile bile ücreti yüksek ürünü gösterip orta ölçekte ürüne ikna etmeye çalışıp, fiyatı en ucuz gözüken ama asla en ucuz olmayan ölümü gösterip engel durumuna ikna edebileceğiniz bir çok yöntem mevcut. Bazen kasıtlı olarak satışın kaçırılmasını sağladığımız zamanlar olur fakat, o müşteri çok daha büyük ihtiyaçları için bizdeki samimiyet ile gelmeye devam eder. Ve o gün 100 TL kaybedip 10,000 TL ‘yi kazanmaya başladığımızda Enigma’ nın önemini daha iyi kavrayabiliriz.  

Meali ise, satış danışmanı / Uzmanı kendisinin ve müşterisinin kaderini geleceğini tayin eden kimselerden oluşmaktadır. Böylelikle satış pazarlama kanadında özellikle mağazacılık sistemi ile işleyişini devam ettiren işletmeler, müşteri merkezli, müşteriye dokunan ve dost olan yöntemler ile uzun vadeli kalıcı yöntemler elde edilebilinir.  

Ne iş yaparsanız yapın sonuçta bir hizmeti satıyorsunuz bunu asla unutmayın.  

Avukat Savunma, Doktor, Hemşire Sağlık, Pazarlamacı Ürün, Eğitimci Eğitim… 

Sonuç olarak her meta’ nın ve hizmetin alıcısı ve satıcısı vardır ve bazen bu metalar birbirini de ikame edemezler. 

Madem hizmet satıyoruz nasıl satılır ?  Sorusuna cevap verelim.  

Her yapılan işin arka planda bir stratejisi olmalıdır. Ve bu nasıl sorusuna verilen cevapta gizlidir.  

  • Satılan ürün veya hizmeti müşterinizin size geliş sebebiyle ilişkilendirin. 
  • Sohbet etmek müşterinin duygusuna dokunabilmenin iki lafın belini kırmanın yegane yoludur. Fakat bunu tek başınıza yapamazsınız. Konuşmaktan çok dinlemeyi bilmelisiniz. Sohbet esnasında konuyla ilgili bir durum oluşturup ya o şirkette o var bizde de bu var demek yerine, bu stor perdeyi bende denedim çok memnunum inanmadığım ürünü neden anlatayım gibi ifadeler ile doğru bilgiyi yanlış olaya alet etmeden, uzun uzadıya övme yarışması yapmadan anlatmalısınız. (Tabii gerçekten deneyim edindiyseniz.)  
  • Eğer elinizde ucuzdan yüksek fiyatlıya doğru hazır bir liste var ise, ürünlerin fayda maliyet analizini, varsa marka değerleri servis hizmetleri ve garanti süre ile süreçlerini asıl satmak istediğiniz ürüne orantılayarak fayda maliyet üzerinden müşterinin bütçesini de hesap ederek sunabileceğiniz çok iyi ve ondan bir sonraki ürünü bir de en kötüden iki önceki ürünleri anlatın ki en iyi yani en yüksek fiyatlı ürünü almasa dahi, ücreti en yüksek ikinci ürünü almak için hazırda beklesin. 
  • Eğer sahada bizzat müşteriye gitmeniz gereken bir pozisyonda çalışıyorsanız, müşterinizi tanımlayın ve iyi tanıyın. Onun hakkında işinizle ilgili bilmeniz gereken her detayı hatta belki de Dibek kahvesinin hangi çeşidini sevdiğini bilmeniz gerekir. Çünkü; onun ruhuna dokunmanız onun ruhuna katkı sunmanız gerekir, her zaman sürprizlere açık olsanız da esnek duygusal ve hissiyatınızda aileden biri olduğunuzu güven vererek iyi bir dinleyici olduğunuzu doğru zamanda doğru sorular sorarak ta ona kanıtlayın. O güven bir defa oluştu mu bir daha şüphe oluşmaz. Ama bir kez kırıldı mı bir daha da onarılamaz. Bu ince çizgiyi onun duygularını anladığınızı samimiyetinizle gösterin.  
  • Müşteriler her zaman arada ciddi bir referans eş dost yoksa, zaman açısından çok kısıtlı olurlar. Size vakit ayrılmasını ve ürününüzün top 10 da yer edinmesini istiyorsanız, müşteriye dokunacak ruhunu okşayacak bilgilerin  gücüne inanmalısınız. Bu bilgi ise, dijital kanallardan gelmekte benim tabirimle üç W Kuramı yani, Word Wide Web halk arasında adıyla “İnternet”…  

www.google.com yani Google amcamız öyle bir aritmatiği var ki, telefon numarası yazarsanız numaranın hizmet verdiği açık adresi yer konum hatta koordinat bilgilerini dakikalar içerisinde elde edebiliyorsunuz. Şirket ve yöneticiler hakkında son dedikoduları kurumsal ve bireysel paylaşımlarını, etkili bir SEO yapmadıkları sürece onlar hakkında istedikleri ve istemedikleri her bilgi emrinize amadedir.  

www.facebook.com Çok önceleri favori olsa da, eskiden kurulan şirket sayfaları şirketlerin sunmak istedikleri bilgileri aktarmanın yanı sıra olumsuz görüşleri olan kişilerin yazdığı bloglara dönüşebiliyor. Metaverse özentisinden adını meta olarak güncellediğini de hatırlatalım.  

www.linkedin.com  Aslında her şeyi başladığı ve bittiği sosyal medya burasıdır. Doğru bir araştırma ve detaylı analiz yapacak vaktiniz varsa, belki de şirketin resmi internet sayfasından çok daha fazla bilgiyi linkedin de edinebilirsiniz.  

www.twiter.com 280 Karakter ile karakter eksiltmeyi adam asmaca gibi oynadığımız kelime kısarak cümlecikleri katlettiğimiz bir platform. Gündemi belirleyen bir medya olmasına karşın sizin buradaki ilk hedefiniz AKDENİZ A.Ş adlı şirketin kurumsal hesabı ve hatta gerekirse, şirket çalışanlarının şahsi hesaplarını kontrol etmektir. 

 Sosyal medya derin bir dehlizdir.  Doğru bilgiyi sosyal mühendislik ile sürece yayarak detaylarıyla okumak için geometriyi bilmek gerekir. Çünkü Geometri bir analitiktir ve Analitik Geometri bakmakla görmek arasındaki farka eşittir.  

Bilgi Analiz etme ve sınıflandırma dersi bittiğine göre, satış pazarlama önceliği yöntemleri dersine dönebiliriz. 

Müşteri duygusal teması sever yani reislerde sever ?  

Önce onunla yakınlık kurun. Onu anladığınızı onun istediğinin ürünü satın almak olduğunu ve sizin de bu konuda severek yardımcı olmak istediğinizi ona satın alması konusunda yardımcı olmaktan başka bir istediğiniz olmadığını hissettirin. Müşteriye içeri girer girmez “Hoş Geldiniz, bu maymuncuğu (Hırdavat, ürünü olup bahsettiğim biçimi bahçe kilidi kapatmaya yarar.) satın almak ister miydiniz diye soramazsınız.  

Ama ;  Bugün nasılsınız ? Aldığınız o lavabo sifonundan memnun musunuz ? Aradığınız bir şey varsa yardımcı olabilirim ? Gibi sorular sorarak iletişimi başlatabilir, dönüt alabilirsiniz.  Baktığı ürünler arasında karşılaştırma yapıp özellikleriyle fayda maliyet ve teknik açıdan müşterinin ne beklediğini öğrenip önerilerde bulunabilirsiniz.  

  • Müşterinin hissettiğini hissederek etkili satış yapabiliriz mesela, ağaçlık arazisi olan birisine tilki kuyruğundan başlayıp daire testere ile devam edip en son bütçenin iyice açıldığına emin olunca son koz olarak elektirikli ya da benzinli bahçe motoruna yönlendirerek müşteri yani satın alıcı patronun mutlu sonu görmesini sağlayarak sende şirketine kazandırdığından senin işvereninde mutlu sonu görmesini sağlayabilirsin. Müşteriye ihtiyacını hatırlatırken sizin de onunda bir insan olduğunu istediklerini alabilmesi için ihtiyaçlarının ortaya çıkışında onun duygularını suistimal etmeden yapmanızı öneririm. Düzenli müşteri yanında başka müşteri ile gelen en sadık müşteri tipi olup size katma değerli müşteri olarak kendini tanımlatıyor ise, çocukken zevkle okuduğum Aksoy, Ömer Asım (1995). Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 2 Deyimler Sözlüğü. İstanbul: İnkılâp Kitabevi. ISBN 975-10-0128-5. Kitabındaki “Para parayı çeker” sözüdür. 

Mesele bir insana bir şey satmaktan öte Ramiz dayı misali, müşterinin niteliklerine göre ürün sunup satın almasını sağlamaktır. Eğer işe yeni başlayan birisi değilseniz, kişiyi görünce bütçesinin ne kadar olacağını anlamanız çok uzun sürmez. Önce sorunu oluşturun müşterinin bir arabaya ihtiyacı vardır. Zaten bu sebeple sizi ziyaret ediyor sonra ödeyebileceği para miktarına uygun, özelliklere sahip arabaları sıralayın. Süreç el arabasına kadar gitmediği sürece sorun yok maksat ayağı alışsın. Bu yöntemle müşteri kendisine mantıklı gösterilen çözümleri beğenecek kabullenecek ve her zaman istenilen bu düzenli olabilen müşteri grubu sizin gizli silahınızdır.  

Asıl nokta, müşteriyi doğru anlamak ve onun isteklerini kendi ürünlerinizle beslemektir. 

Doğru yerdeyseniz zamanın çoğu müşteri görüşmeleri ve üründeki teknik yaşanabilen hususlar konusunda olacaktır. Biraz sakince bekleyin av timsaha doğru yaklaşsın ki, doğru zamanlama olsun yoksa avlayacakken av olabilirsiniz. Birden asla ortaya çıkıp baskılayıcı davranmayın. Müşteri ürkebilir, kızabilir veya vazgeçebilir. Bir süre kendi halinde baktıktan sonra aradığınız yardımcı olabileceğiniz  bir şeyler olduğunu hatırlattıktan sonra, müşterinin cevabına göre pozisyon alın. İsterse kendisine ilgilendiği ürün için detayları mail atabilir. Gerekli evrakları da hazır şablon halinde sunabilirsin.  Bu esnada ara ara diğer çalışma arkadaşınla paslaşman da bir pazarlama taktiğidir. Bir filim sahnesinde kadın çocuğuna sütü içersen iç, içmezsen amcaya vereceğim dediğinde, sağol abla ben tokum diyen olursanız işiniz hayli zorlaşır. Ama yeri geldiğinde de o tok satıcı sizde olabilirsiniz.   Satış kanadında çalıştığım esnada bana gelen amacının sadece bilgi edinmek olduğuna emin olduğum 10 müşteriden 7 ‘ sinin satın almak için geri geldiğine şahit oldum. Müşteriye sorular sorarken onu iyi dinlemeli ve onun sorularına ya da pek açmadığı detaylara girerek sohbeti ilerletebilirsiniz.  

Doğru yer doğru soru doğru hissiyat… 

  •  Almak istediğiniz ürün niçin önemli ? 
  • Ürünü görünce ve alınca ne hissediyorsunuz ?  
  • Ürün hizmetini kıllanırken yaşadığı sorunlar ve muhtemel çözümler neler ?  
  • Belki de ürün ve hizmeti nasıl geliştirebileceğinizi anlatabilirsiniz.  Gibi merakınızı ve meramınızı anlatan sorular sorun.  Bazen sadece iş konuşmanız gerekmez havuz satışı yaptığım bir müşteriyle meridyenlerin yer çekimine etkisi konusunda ve  hava sinyal akımları konularında sohbet etmiştik. Bırakın o anlatsın o anlattıkça anlatacak en sonunda burada bu kadar zaman geçirdim bir şeyler alayım diyecek psikolojiye girecektir. 
  • Askerlikte hazır ol şeklinde bir komut vardır. Rahattan öncedir. Sonra Kıt’ a (Birlik) dur denilir. Yani, müşteriye karşı her zaman hazır cevap olun. Ürünle ilgili teknik bilginiz çok iyi olmalı, hiçbir şey olmadı bir şeyler olmalı ki başka bir arkadaşınızın söz konusu alanda sizden daha iyi olduğunu söyleyip, pası daha tecrübeli bir arkadaşınıza Fatih TERİM gibi 3 5 2 sistemi ile satışı pas atarak yapabilin gerekirse siz sarı kart alın ve o maçı şirketiniz kazansın.  Aynı meselede sorulan sorular siz tecrübe edindikçe aynı sorulara dönüşen bir rutin parçasıdır. Yani sorular aynı olduğunda sizin de cevabınız hazır olduğundan 3 5 2 deki 3 Ekip arkadaşınız Fix olduğundan 5 Kurumsal imajınız olduğunda 2 de siz oluyorsunuz yani, durum ve şartlar sabitken cevaplarda sabittir. Müşteri kararsız kalıyorsa üçüncü bir ürün gösterdiğinizde veya müşteri size üçüncü ürünün bilgisini istediyse, sizin havucunuzda ortaya çıkmış oluyor. İletişim esnasında, müşteriye ne sunduğunuz değil nasıl sunduğunuzun bir anlamı vardır. En enteresan durumları da anlatsanız eğer uyumlu kafiyeli sözcükler olduğunu vurgulayabilirseniz, bu yanlış deseniz dahi artık onlar için doğrudur. Sunmak istediğiniz ürün ve potansiyel rakip ürün arasındaki ortak noktalar üzerinden hareket ederek rakip firmaya yönelecek müşteriye sen bunu arıyorsun bu da bizde var. Hem de kargo bedava diyebilirsin. İnsanlar aynı doğrultuda hareketi sevse de çelişkili durumlar daha çok merak uyandırır.  
  • Her müşteriniz kendi bütçe ve algılama kabul değer görme ve de fiyat biçme seviyesi vardır. Bir süre sonra müşterinin yürüyüşünden şirketinizden hizmet alıp alamayacağını ayrıt edebileceksiniz. Müşterinin hassasiyetine göre hizmet sunulmalıdır. Dini hassasiyeti yüksek yerde bar tabureli masa ürününü satmak için, mutfak içi dar masa diye anlatmanız gerekir. 

Siz ürünleri sunun ; tercihi müşterinize bırakın onun kararsız kaldıkları yelpazede stratejinizi uygulayın. Onların aradığı özellikleri defalarca dinleyin ki ortak noktalar üzerinden ortak olmayan ürünleri satabilesiniz. 

 Ben yaptım oldu. ?    

  • Müşteri tipleri ve tercihleri 

Fikirler ve konuya odaklıdır. 

Sıcakkanlı, etkileyici özgün ve halkla ilişkileri çok iyidir. 

Sonuç ve ana tema ile ilgilenirler. 

Bilgi belge ve İstatistikler ile ilgilenirler.  

Kapital nasıl ülkemizde duygusal olarak biliniyorsa, sizde müşteriyi kapital yani duygularına dokunarak yakalayın. Mantıklı karar vermek çok önemlidir ama, mantıklı karar verirken bile duygularımızın etkisi yadsınamaz. Mesela yaptığınız satışın  etik bir davranış olup olmadığını sorguladığınızda ( Ürünün satış fiyatı normalde olabileceğinin çok altında olduğunda umursamıyor sistemsel bir hata olsa bile benim sorunum değil, satış satıştır şeklinde düşünüyorsanız etik davranış kültürüne sahip değilsinizdir.)  duyguların etkisini fark etmeden yaşarız. Müşterinin hem mantığı hem de duygularına hitap etmeyen hiçbir iş müspet bir sonuca ulaşamaz. Unutmayın ki,  satış yaptığınız varlık bir robot değil sizin gibi bir insandır. Size nasıl davranılmasını istiyorsanız öyle davranmalısınız. Kurumsal bir şirketin üst düzey satın alma yetkilisi ile sohbet esnasında şahsi alışverişlerinde en kalitelisini ve ucuzunu alıyorum diyordu. Peki nasıl yapıyordu ? Jepp alacaksam en ucuzu demişti. Yani marka, model, çekiş, çeker vs. hiçbir şeye anlam yüklenememişti. Mesela jeep markasını hiç hesaba katmamıştı. Siz böyle olmayın bir ürün satarken, bu raporu ben olsam okur muydum ilk ne yapardım ? Ses kaydını dinlemek ister miydim ? Mailde bana anlatılan şey sorunumu çözüyor mu ihtiyaçlarıma ne kadar hizmet ediyor gibi…. Eğer hala empati yeteneğiniz zirveyi görüyorsa hedefinizi başardınız demektir.  

Satış yaparken profesyonel olmak elbette çok önemlidir. Ama cana yakın olmak çok daha önemlidir. Müşterilerinizle yeni tanışmış olsanız bile, tek ortak noktanız alacağı o ürün değildir. Onunla konuşun onu tanıyın ve onu dinleyin size ilgi alanlarından ve hayatta yapmak istediklerinden belki de sizin hizmet verdiğiniz başka bir alanda yepyeni bir hizmet satın alması konusunda destek olabileceğinizi fark edebilirsiniz. 

Kim bilir ?   

Yazının Sözü Uygulaması :  

Şimdi söyleyin o kalemi oraya kim koymuştu ? Kalemin suçu neydi ? Kelem olmak ilginç bir şeydir. Ayağınla yazar başınla silersin.  

“Hayatta asıl önemli olan; hala yaşıyorken, asla geç olmadığına inanmaktır.”  

Bazıları RF sever. 

Siz beni ayda iki kez ve her 15 günde bir yazılan stratejik satış yönetimi ve ya kariyer gelecek mülakat yazılarımla tanıdınız. Şimdi ise farklı bir yönümden daha kısaca bahsedeceğim. 

Eskiden Üniversite’de bir hocam vardı, işi, mesleği, hayatı, hobisi, fobisi, gelmişi, geçmişi, geleceği, hep RF idi. RF nedir diyeceksiniz biliyorum önce onu anlatayım, aynı hocamın anlattığı gibi, anlayamazsanız tekrar okuyun.

Görmediğimiz milyonlarca çizgi ve bu çizgilerin bilinmeyen mesafelerde karşıdaki komşuya misafir olma çabası, bazıları misafirliğe gidemez ama gidenler ise hem kendileri hem de misafir oldukları yerdekiler mutlu olurlar hatta ;

Çoğunlukta hiç yüz yüze gelmemiş , birbirini tanımayan komşular bile bulunur bunların içinde, yıllarca konuşmuş ama, karşılıklı gelmemiş, erkekler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar bu çizgilerin geçici sahibidir bu çizgiler tek değildir sadece tek parmak ile basılan bir tuş ile dünyadaki herkese her an, selam verebilirsiniz, onlar duyar mı bilmem ama insanlık yoksa ? 

Maalesef bu tuşa bütün gün bassanız dahi işe yaramaz, niye mi o tuşa basanları merak edenlerin sayısı sadece 1000 / 1 olabilir. Komşuluk bittiği gibi, dostluk ve arkadaşlık da bitmiş, fakat siber sinyal dünyada böyle değil, düğmeye basınca karşıdakini duymuş, uğraşmış, duymaya çalışmış, cevap vermiş, hatta daha iyi şartlarda sizinle görüşmeye çalışmak için yeri , koordinatı, yolu, evi, işi, yüksekliği değiştirerek karşıdaki hiç tanımadığı kişiye ulaşmak ve konuşmak için, zoru başarmak bir insanlık vazifesidir. karşınızda kim var bilemezsiniz ama tanıştığınızda bir dost kazanmış olabilirsiniz.

İşte bu RF’ nin ( Radyo frekansı) insanların sadece bir telsizle bir araya gelebileceğinin işaret göstergesidir. İşte böyle basit gözüken ama etkili bir çalışma sonucunda bazen hayat kurtarılabilir, bazen yabancı diliniz konuşarak daha iyi olabilir, iki sokak ötede ihtiyacınız olan birisini arıyor olabilirsiniz, hatta aynı okulda öğrenci bile olabilir veya aynı iş yerinde çalışıyor olabilir, aynı metrobüse biniyor, 2 durak farkla iniyor, ayrı yemekhanede yemek yiyor olabilirsiniz.

Aynı muhasebeden maaş alıyor olabilir ama RF ile uğraşmıyorsanız, birbirinizden haberiniz olmadan yaşayıp gidiyor, ama gerçekler bir türlü önünüze gelmiyor olabilir, işte RF ve Ortak Nokta, eskiden CB (Basitçe halk bandı) vardı, şimdi ise herkes GSM telefonlara gömülmüş durumda.

Telefona gömülenler hayatlarında yanlız olanlardır, sosyallik Telefon ile olmaz, tanışmak için tek kelime yeter, ama o kadar sosyallikten iletişimden konuşmaktan aciz kaldık ki merhaba 73! Kelimesini edemez olduk.

Bir Telsiz ve Frekansta Kimse var mı sözü, 1999 Marmara depreminde olduğu gibi, öncelik ile mesafeler ve yapılacak işlemlerdir, bir arka sokakta oturan kişileri eğer tanımıyorsanız ve tanımak istemiyorsanız zaten bu iş için uygun kişi değilsiniz demektir.

RF, yeniliğe, dostluğa, araştırmaya, paylaşmaya, arkadaşlığa, menfaatsiz olarak açık olan kişiler içindir, hep bana menfaat için yaşayan insancıklara göre değildir, bizi de hayal kırıklığına uğratmasınlar demişti.

Haberleşme sadece Telsizden ibaret değildir ama yeri burası değil, Yelpaze açıldıkça bundan sonrası uzmanlık dalı olur. 

Kim bilir belki de bundan sonraki çalışma hayatım kim bilir; yeni öğrenilen yeteneklerim konusunda çalışarak geçer. 

Yani RF, WİFİ, BLUETOOTH, ANTEN, LİNK, RÖLE, COMPUTER, DATA, UYDU, RADİO,TV, gibi iletişim ve bilişim uçları olan,

Bir Bilim dalı, Adı communication … 

Op. TB1MAD 22 Haziran 22  Saat 22 : 22  

Bu Son Olsun dediğin mülakat, bu olsun… 

Cem KARACA’ nın “Bu Son Olsun“ şarkısında olduğu gibi son mülakat son aşama ve son gerilim olması dileğiyle yazımın celsesini açıyorum. Mülga tabirlerin artık konuşulmayacağı son kararın verildiği Aleyhten leyhte görüşmeler ve mülakatlar yapmanız ümidiyle… 

Yarış atlarının eğitimlerinde engelli koşular vardır bizim de geleceğimiz yarış atı gibi yetiştirildiğimiz eğitim sisteminden çıkarak hipodruma benzettiğim KOBİ ‘ Lerden başlayarak devam eden Holdinglere uzanan zorlu ve yorucu bir efor sarf etmemizi sağlayan mülakat deneyimleridir. 

Bu süreçleri bir engel olarak görmek gözde büyütmek, her zaman parkurun uzaması ve yapabileceklerimizi de yapamamamıza yol açabilir. Sizlere parkurlarda rakiplerinize tur bindirecek koşu tüyolarını zembille indiriyorum.  

Her ilana başvuruyor her duyuruyu inceliyor hatta AVM’ lerde panolara asılan iş ilanlarına bile bakarak kendinize yeni işinizi arıyorsanız bazı noktaların üzerinden yeniden geçmenizin faydası olacağına inanıyorum. Çünkü; her ilana binlerce kişi başvuruyor mesela, personelin erkek veya kadın olmasının özel olarak bahsedildiği bazı ilanlar görüyoruz. Bu ilanlarda ilanda yazmayan cinsin başvuru yaptığını gözlemledikten sonra, her şey mübah oluyor. Böylelikle İnsan Kaynakları yetkililerinin işi hayli zorlaştığından belki de sizin başvurunuzu incelemeye vakit bulamıyor olabilir. Veya silsile ya da aşamalarla incelediği başvurularda yapacağın bir yanlış bilgi hamlesi senin yeterince incelenmemene sebep olabilir. Şimdi bu barikatı nasıl aşacağın üzerine biraz sohbet edelim. 

Hedefe gidilen yolda, çekilen çileye değmeyecekse herhangi bir kutsallığı çekilmez. 

Basit ve nokta vuruşu ifadelerle tekrar yapalım. 

Söz konusu firmanın münkün ise, görüşeceğimiz yetkinin mülakat süreçleri detaylı bir şekilde incelenmeli. 

Tüm şirketler dışarıdan sadece işe alım yapar gibi gözükür bazısı size evinizdeymiş gibi hissettiren konfor alanı sunarken, bazıları da bitse de gitsek şarkısını ezberleyecek kadar mırıldanmanızı sağlar. 

Başka değişle daha önce mülakat deneyimi edinmiş arkadaşlara tecrübeleriyle istifade edebilmeniz için fırsat isteyin.  

Dipnot diyelim, mekan’ nın sahibi olmasanız da mekan’ ın planını bilecek kadar yeni müstakbel işyerinizin yollarını ve alternatif ulaşım seçeneklerini en kısa süre ve en erken ulaşma yöntemlerine göre sıralayın.  

Bazı kahramanlar pelerin takmaz ya bazı şirketlerde insan kaynakları süreçlerini farklı işletirler.  

Örneğin ; ilk görüşmelerde temel niteliksel yüzeysel süreçlerden geçerken, bazıları doğruluk cesaret oyunu üzerinden bilgileri analiz etmeye çapraz sorgular gibi birden fazla kez aynı suallerde dans etmeyi sever. Bazıları da, önceliğini yüksek nitelikli aday grubuna ayırırlar ve tüm detaylarıyla şeytanı ararlar.   

Tabii yeni mezun kategorisinden çıkmış ortalama 5-7 yıl tecrübe edinmiş global şirketlerde kendinize yer edinmeyi hedefliyorsanız, hangi ülkenin şirketi ise, o ülkenin kültürüne olan uyumunuza çok önem verirler.  

Şirketin işe alım ilanında yazan özellikleri taşıyor olmanız doğru aday olduğunuz anlamına gelmez. Belki de sizin o şirketin alım şartlarının haricinde eleme aşamalarının da neler olduğunu bilmeli ona göre stratejiler geliştirmelisiniz. 

Küresel şirketler süreçler hakkında oldukça şeffaf olmakla birlikte, ana kurumsal sitelerinde ana dillerinde süreç hakkında size yardımcı olabilecek soruları sizinle paylaşabiliyorlar.  

O olsaydı bu olurdu onsuzda olmadı onun teyze kızı vardı da torpil ayarladı gibi varsayımları bir kenara bırakmalı hatta eski sevgili gibi ilk fırsatta unutmalıyız. Mülakat süreci hakkında önyargı ile başlayacaksan olacak işin bile olmayacaktır. Görüşmeyi yaptığın kişinin de seninle aynı şartlara sahip olduğunu bir gün kendisinde iş arayan kısmında senden daha kolay iş aramak zorunda kalabileceğini unutmadan, amacının en iyisinden öte istenilen asgari şartlara uymayan adayların elenmesi için çalıştığını senin en uygunsuz adaylar listesinde kendine baştan ilk sıralarda yer edinmediğin için mutlu olabilirsin. Sana düşen iş ise  kuruma ve pozisyona ne kadar uyumlu olduğunu becerilerin ile göstermek kalıyor.  Bunun içinde şirketi iyi tanımalı kurulduğu andan, bugüne kadar ki süreçte yaşanılan gelmişten geçmişe her şeyiyle çok iyi bir süzgeçten geçirip  tüm süreçlerini çok iyi öğrenmelisin. Hatta halka arz olan bir şirket ise, hisse değerlerini bile takip edebilirsin. Sadece google amca da bir searctan ibaret olmadan çalışanlara sormayı deneyebilir, şirketin sosyal medya hesaplarını takip edebilir, kendince olumlu olumsuz durumları değerlendirip şirketin senin gönlünü fetih edip edemeyeceğini öğrenebilirsin.  

Unutmadan, sosyal haklar ve maaş ve çalışma saatleri gibi bilgilere de ulaşım sağlanabiliniyor. 

Başvuru yaptığın pozisyona yeterli şartları taşımıyor olsan bile başvur. Havuzda bir su damlası olarak kayıtlarda saklanmış sırça köşklerde kendine kontenjan ayırmış olabilirsin. Belki de beklediğin pozisyon dışında başka bir pozisyon veya konum için sana davet gelebilir nereden biliyorsun ? 

Pencerenin diğer tarafından bakarsak, soğuk hava dalgasının yanında  güneşli günleri de göreceğimize inancım tam.  Şimdi size gittiğiniz iş görüşmesinden size nasıl yeni iş avantajları çıkaracağınıza dair ipuçları sunacağım. 

Olmak ya da olmamak işte mesele burada ya başvurduğun şirketin çalışanları arasında olacaksın ya da olmayacaksın. Geri kalan teferruatların çok bir esprisi kalmıyor.  

Asla yapılmaması gerekenleri değil, yapmanı önerebileceğim bazı klasik noktalarda bir satırla gezineceğim. 

Gösteriş siyaset sarmalı ve yılan hikayesine dönüşen mafya babalığı dışında, hiçbir yerde bir anlam ifade etmiyor. Sade özenli ve bakımlı bir o kadarda düzenli ol. Saatinden 15 dakika önce randevu yerinde olman gerektiğini hatırlatmaya gerek duymuyorum.  

Gönüllü tecrübe edinimlerin, stajların ve öğrendiğin ve de çalıştığın her proje için edindiğin kazanımları parçalara bölmek yerine ortak noktalardan genel ifadelerle bahsederek ara notlar halinde farklılıkları ve şu anda görüşmede bulunduğun iş pozisyon için nasıl pozitif etki edebileceğini şirket kültürüne uyumunu, kişiliğin ve de nasıl bir ekip üyesi, lideri olacağını doğru biçimde ifade etmelisin.  

Bundan sonrası çıkılacak keramettir. İşte o an 5 yıl sonra gelecekte kendini nerede görüyorsun diye soruyorlar ya, işte burada da gelecek planlarını anlatmaya başladığın an sana sunulacak maaş teklifinin ilk satırlarının karalandığı andır. Böylelikle işteki ilgi bilgi ve tecrübe seviyeni iyi aktarmış olacak ve şirketin vizyon ve misyonunu da çok iyi bildiğin için, şirketi geleceğe rahatlıkla taşıyacak kritik personellerden biri olacağının farkına varacaklardır.  

Sonuca bağlarsak ;  

Ne istiyorsan o senindir, yeter ki doğru zamanda doğru yöntemle doğru bir şekilde dosdoğru ol. 

Yazının Sözü Uygulaması :  

Çıraklığını yapmadığın işin ustası olamazsın.  

Haklı Müşterinin Beklentisini Aşma Yöntemleri

Müşteri haklıdır doğrudur da ayrıca beklentisi de yüksektir işte bu beklentiyi aşma yolları 

Profesyonel olarak satış pazarlama kanadında çalışan birisi olarak, çok uzun süredir satış pazarlama yazısı yazmadığımı fark ederek siz gençlere karga misali kılavuzluk etmek istedim. Ortak sözcüklerle ortak problemlere çözümler sunarak müşterinin neden haklı olduğunu size anlatmak istiyorum.  

Büyük kurumsal şirketler neden tercih ediliyorlar ?  

Çok muamma ama bir o kadar da net bir cevabımız var. Çok farklılar inovasyon ve oturmuş bir şirket kültürüne sahip olmakla birlikte önce ya bir ihtiyaç bulup ona çözüm üretiyorlar ya da bir  ihtiyaç bulup bunun insanların temel ihtiyacı olduğunu düşünmelerini sağlatıp sonra o ürünü onlara ürünün satılması konusunda halkla ilişkiler ve pazarlama faaliyetlerini aynı anda yürüterek paraları koy cebe katla diyorlar.  Sonra Marka model olan bu şirketler herkesin çalışmayı hayal ettiği ama fırsat bulamadığı yani öğretmenlerin zeki ama çalışmıyor dediği çocukların geleceğindeki yerler oluyorlar.  

Bu şirketlerin diğer şirketlerinden farkını özetlersek, kaliteyi ve müşteri memnuniyetini öncelik olarak tutmaktır. 

İş hayatının en önemli unsurlarından bazıları müşterinin beklentilerini aşmak ona sınırsızlığı tattırmak, harika bir iletişim dili ile samimiyeti sunmak daima kaliteli garantili ürün ve hizmet sunmaktır. Böylelikle belli bir süre sonra ürününüzü kaç paraya sattığınız önemli olmayacaktır. Aynı hizmeti sunacak ürünü daha uygun fiyatlı bulsalar dahi sizden almayı tercih edeceklerdir.  

  • Alışverişlerinden sonra müşterilerinizin alışveriş deneyimlerini öğrenebileceğiniz memnuniyet anketleri sunabilirsiniz. Böylelikle görüş öneri ve şikayetlerini memnun oldukları ve olamadıkları durumları önceden öğrenir gerekli aksiyonları geç kalmadan alarak, muhtemel ve potansiyel satış kayıplarını en aza indirirsiniz.  
  • Müşteriye alternatifler sunmalısınız mesela, fiziki mağazanızda sattığınız bir ürün bile olsa web sitenizden sipariş ettirip mağazanız stoklarından teslim edebilir veya mağazanızdan KİOKS ekranları ile online adrese teslim satışlar yapabilirsiniz.  
  • Bizzat defalarca deneyimlediğim müşteri hizmetleri problemleri çok ciddi bir güven kaybı sebebi, müşterinin telefonla ulaşamadığı organizasyon eksikliği olan iletişim becerisi iyi olmayan bir ekiple yürütülemeyecek bir durumdaysanız, sizden alışveriş yapmamaya and içen müşterileriniz olabilir. Yani müşteri hizmetleri de kadınlar gibidir sizi vezir de eder rezil de… Çalıştığım şirkette bir dönem telefonların tamamını kendime yönlendirip müşteri problemleriyle ilgilendiğimde fark ettiğim bir sonuç vardı. Arayan müşterinin amacı satın almaktır ve sizin ürünü ne zaman temin edebileceğinizi elinizde  var olup olmadığını öğrenebilmek için sizi aramaktalar. Bu sayede bulunduğum departmanın satış oranlarını Türkiye geneli şubeler arasında fark oluşturacak kadar arttırma imkanım olmuştu.  
  • Müşteri hizmetleri veya danışma görevlileri şirketlerin can damarı görünen ön yüzleridir. Personelin sürekli aldığı eğitimler ile güncellenmesi ve denetlenmesi gerekir. Böylelikle hem sadık personel hem de sabit bir o kadar da sadık ve memnun bir müşteri kitleniz olacaktır. Sizin asıl müşterileriniz çalışanlarınızdır onlar ne kadar iyi ise müşteri memnuniyetiniz de o kadar iyi olacağından önce çalışanı kazanmalı sonra da çalışan sayesinde daimi çalışan parayı kazanmalısınız.  
  • Hem müşterileriniz hem de çalışma arkadaşlarınızla küçük ama etkili motive edici değer verdiğini belli eden gülümseme, teşekkür etmek, günaydın demek onları karşılayıp hal hatır sormak, onların istek ve düşüncelerini dinlemek size belki her gün 15 dakika kaybettirebilir ama size geleceğinizi kazandıracaktır.  Böylelikle müşterilerinizin duygularını yakalayacak, neyi ne için sevdiklerini veya neyi neden beğenmediklerini sizinle paylaşarak size geri bildirim yapabilecekler.  
  • Her müşteri ve her çalışma arkadaşınız bir tane ve özeldir. Kişiye özel deneyimi hissettirirken her kişinin eşit ve aynı eşdeğerlikte olduğunu unutmamalısınız. Eski veya yeni müşteri fark etmeksizin onunla sohbet edebilmeli, onun ilgi alanlarını sevdiği sevmediği şeyleri öğrenerek, müşterinin sizinle duygusal bir bağ kurmasını sağlayabilirsiniz. Bunu başardıktan sonra siz o müşteriyi kovmadığınız sürece artık sizin sadık ürün hizmet alıcınız olarak kendine yer edinecektir.  
  • Yaptığınız işin arkasında olun, ürünü sattık gerisi sizin meseleniz diyemezsiniz. Satış öncesi ve sonrası ilgilenerek bir sonraki satış için marka özgüveni için her zaman diri tutmalısınız. Mesela müşterinize yeni ürünler kampanyaları belirli günleri mesaj ya da mail olarak hatta münkün olduğunda arayarak onların sizin için değerli olduğunu sıklıkla hatırlatmalısınız. 
  • İade koşullarınız da müşteride satış sonrası için marka özgüveni ve müşterinin ürünü satın almak istemesi için müşteriyi rahatlatan bir etkendir. Ürünün nasıl alındıysa öyle iadesinin alınması mecburi durumda yapılabiliyorsa alışveriş çeki düzenlenmesi gibi müşterinin hak kaybına uğramayacağının hissettirilerek güven sağlanabilinir.  
  • Müşterisi olduğum banka doğum günüme özel bana yaş günü pastası hediye etmişti. Sırf bu nedenle daha sonra aynı banka ile problem yaşamama rağmen şikayette bulunmamıştım. Müşterilerinize küçük ama etkili sürprizler yapın. Belki bir mail veya sms ya da arama veyahut bir video çekimi  ile onun özel günlerini hatırlatın böylelikle sizden bir şey almayacaksa bile almak için kendine bir sebep arasın.  
  • Hatasız kul olmaz insanız hata yaparız önemli olan yanlış davranışa dönüşmemesidir, hata yaptığınızda özür dilemesini bilmeli memnuniyette teşekkür etmesini de unutmamalısınız. Bu doğru davranış modelleri siz o müşterinize yönelik yapsanız dahi artık o müşteriniz sizin gönüllü marka elçiniz olacak ve sizin bu örnek davranışınızı her yerde örnek olarak anlatacaktır.  
  • Sizin farkınız nedir ? Doğru hamleyi yanlış yerde yaparsanız verdiğiniz emeği kimse görmez.  

Farkınız mağazanızın görüntüsü marka renkleri ışıklandırmaları mı ?  

Destek verdiğiniz sosyal projeler mi ? Mesela yıpranmış okullara bakım desteği verebilirsiniz.  

Nitelikli ve çalışkan samimi personel kadronuz mu ?  

Fiyat politikanız mı ? 

Taksitlendirme seçenekleriniz mi ?  

Kaliteden elbette ödün vermeyin ancak hızı da müşterice önemsenmeyecek kadar bir düzeyde makul bir düzeyde ihmal etmeyin. 

Bunların hepsini üst üste koyarak topladığımızda müşteri memnuniyetinin en temel odağı onu dinlemek bu sayede anlamak ve onun ihtiyacına onun isteklerine onun gibi düşünüp doğru bilgilerle markaya duyduğu güveninde etkisi ile ihtiyaçlarının sürekliliğini sağlayarak sadık bir müşteri olmasını sağlamaktır. Böylelikle rekabetçi piyasa düzeninde müşterilerinizin beklentilerini aşabilir ve kalıcılığınızı sürdürebilirliğinizi sağlayabilirsiniz.  

                                                                       KARAR SİZİN  ! 

                                                           Yazının Sözü Uygulaması : 

Fiziksel dünyada bir müşterinizi mutsuz ederseniz, bunu  kişi ile paylaşır. Dijital dünyada bir müşterinizi mutsuz ederseniz, bunu 6.000 kişi ile paylaşır.  

Mülakatlarda hedefi 12 den vurmak için kısa notlar 

Aslanın midesinden selam eyyy gençler, işsizlik başa bela ilk görüşmem ilk heyecan bir başka diyerek sizlerin dart (Pens) tahtasının tam ortasındaki siyah noktaya hedeflemenizi istikbalin göklerde olduğunu ricat edercesine, ben buradayım demenizi sağlayacak nokta operasyonunun koordinatlarını sizler için kodluyorum.  Mahkeme kararı gibi mülakattan geçip işe alınıp işe alınmayacağımızın lehte veya aleyhte kararını bekliyoruz. Çoğu zaman cevap gelmiyor olsa da bir en iyi görüşmeleri yaparak işe alınacak değil işin en iyi adayı Oscar ve Nobel ödüllerini tüm branşlarda toplayan bireyler olalım. Zaten gerisi başvurduğunuz işletmenin kaybıdır. Bir süre sonra o insan kaynakları yetkilisi de iş arama sürecine girecektir. Kendinizi  birkaç dakikaya sığdırmanız münkün olmasa da sizden beklenen ve istenen tam olarak ta bu oluyor.  

Mülakat kelimesinden ne anladığımıza bir kez daha bakalım, İşveren işletmenin ihtiyaç duyulan pozisyona göre değerlendirmesi ile adayında iş ve pozisyona olan hakimiyetinden başlar. Başka bir değişle de yapılacak bir iş vardır ve bu işi bilen tecrübe erbabının bu işe göreve talip olmasıdır. Tüm görüşme ve süreçler bu olaylar silsilesinde şekillenir. Yani onlar soracak sen cevaplayacaksın olmayacak senin de sorman gereken yerler olacak. Doğru yerde sormayı unutma. Kendini doğru anlatmalı, ne dediğinden öte nasıl dediğinde çok önemli, sonrasında bu olayların silsileli bir süreç bürokrasisi olduğunu hatrından çıkarmamalı, seni gördüğü anda başlayan süreç “ön yazı ve özgeçmiş” ile doruklara sevdalanır. Bonservisinin belirlenip imzalar atıldığı gün işe başlarsın. Yani iş ilanını görüp imza töreni yapılana kadar beşikten mezara şeklinde bir süreç işler. Unutmadan her yiğidin yoğurt yiyişine benzer her şirketin mülakat süreçleri farklılık gösterebiliyor.  

İşverenin veya yetkilisinin mülakatta önem verdiği detaylar ;  

Malum şeytan ayrıntıda gizlidir derler, yani sizin göremediklerinizi işveren görmek istediği şekilde görebilir her şeye rağmen siz sahneye çıkıyorsunuz şık ve profesyonel görünün ki, yiğidim sen nerelerdeydin desinler.  

Tatmin edici düzeyde çekici veya şık bir o kadar da profesyonelliğini görüntünle de gösterebiiyormusun ?  

  • Sokak jargonunda el kol hareketi yapma derler ya sonra GOP çocuğuyuz diye devam ederler. Görüşme öncesi ve esnasında heyecanını kontrol edebiliyor musun ?  
  • Davranış, beden dili ve güvenilirlik duygusunu hissettirebiliyor musun ?  
  • Yaptıkların yapacaklarına teminat olabilecek mi ?  
  • Profesyönel iş amaçlı görgü kurallarına hitap edebiliyor musun?  
  • Daima hazır ol.  
  • Görüşme yeri şirket ve münkünse mülakat yapan kişi hakkında ön bilgi edin. Mesela Gıda devi  ve sürekli medya da hak mahrumiyetleriyle tanınan sözde kurumsal bir market zincirinin insan kaynakları yetkilisi hakkında işten soğutma  iddaalarını merak edip görüşmeye gitmiştim. 10 dakikalık görüşme sonrası artık o şirketten alışveriş bile yapmıyorum.  Bu tarz insanlarda olsa kötüyü görmek için gidin en azından oradan uzak durmam sayesinde şu anki kariyer basamaklarımı tırmanma imkanına sahip oldum.  
  • Şirketin hisse değerlerinden yan haklarına sosyal farkındalığından personellerinin durumlara bakışlarına kadar bir çok detayı yakinen gözlemlemek için görüşmeye erkenden git.  
  • Yakışıklı bakımlı ve titiz olmanın yanı sıra ayna üzerinde pratik yapmayı unutma. Ayna insanlardan daha dürüsttür.  
  • Dik ve özgüvenli otururken karşındaki kişiyi rahatsız etmeyecek göz temasın olmalı ve özgüvenin dengede olmalı,  özgüvenli olacağım diye ukalalık yapma. 
  • 3 düşün bir konuş… Ölçüyü kaçırmadan espri de yapabilirsin. Sosyal medyada görüştüğün şirketin gönüllü elçisi ol çünkü, şirket kurumsalsa bunları inceleyecektir.  
  • İş yaşamında profesyönel konusma dilinin olmasının yanı sıra gözlerinden bu aday deneyimli ışınlarını çakabilmek için sektör ve mesleğin ile ilgili anahtar kelimeleri araya çerez yap. 
  • Doğal güvenli ve rahat ol, bilgini ve yeni edineceğin tecrübeleri de eklersen kim tutar seni…. 
  • İstediğin işi neden istediğini kendini nasıl geliştirip neler katabileceğini karabiber tuz karışımı bir baharat etkisi yapacaktır.  
  • Eski işyerin veya tanıdıklarının eski veya mevcut şirketleri hakkında olumsuz bir düşünce oluşmasına izin verme. Egoist ve övünç malzemesi gibi davranma. 
  • Mecbur kalmadıkça su ve çaydan başka bir şey içme, güçlü olduğun yanlarını geliştirebileceğin alanlar zayıf oldukların gündeme gelmemesi gereken şeyler olduğunu unutma ? Ama asla dürüstlükten şaşma,  demediniz diyebilirler ama sende sormadınız diyebilirsin.  

Dipnot : Bazı mülakatlarda sizin sunum yapmanızı isteyebilirler, birkaç basit nokta vuruşu ifadeden bahsederek saç teli inceliğinde taktikler vermek istiyorum. 

  • Sunumu siz hazırlamış olsanız da, sunumu çok iyi bilmeli anlatmak istediğiniz on bilgiden dokuzunu sunumda yazmamış olmanız sözlü olarak küçük hatırlatıcı kopyalar ile sunmanız gerekir. Doğru noktayı doğru zamanda doğru ifade şekliyle anlatmalısınız. Sunumun detayı ayrıntıda gizlidir.  
  • Sunum alt başlıklarıyla bir paragraf gibi girizgahına hükmettiğiniz ana hatları içeren detaylarda boğmayan, önce soruyu akla getirip bir sunum sonra cevabı verebileceğiniz böylelikle mülakatı sizin istediğiniz soruların sorularak sizin hazırlamış olduğunuz sorulara sizin cevap vermeniz sağlanarak tamamlarsınız. Karşınızdakilerin beklentilerini bilerek ona göre hareket etmelisiniz.  
  • Metinler başlangıç sonrası ana hatları barındırmalı bunaltmadan gelişme ile devam edip etkili bir son ile tamamlanmalı. Sunumdaki bilgilerin etkin bir biçimde iş verimine dönüşmesi iş- görev tanımı ve  işverenin  beklentilerini doğru anlamaktan geçer. 
  • Görsellerin arasına kısa notlar sıkıştırılabilir ama, kısa notların arasına görsel sıkıştırılamaz. 
  • Nokta vuruşlu etkili ve anlaşılır slaytların yapılabilmesi için her bir sayfaya ayırabileceğiniz ortalama süre 1 dakikadır.  15 Sayfalık sunum için 15 dakika + 5 dakika şeklinde kriz planı yapabilirsiniz. Sunulacak sunumu aç tok karnına fark etmeksizin tekrar etmenizin faydası oldukça yüksektir. Özellikle akademik odaklı bir sunum yapıyorsanız office programında geceleri yazmış olduğunuz çalışmanızı sesli olarak yazılarınızı dinlerseniz ezberlemez ama öğrenmiş olursunuz.  

Yazının Sözü Uygulaması :  

Limanı yak kaptan, gelecek gemi yok. 

Korkulu rüyalar, mülakat esnasında maaş talebinizi belirlemek. 

Temel politika az maaş az mola çok iş olsa da genel müdür dahi olsak, hepimiz ücretli çalışanlarız. Bunu hiç unutmadan pirimi maaştan çok alıyormuş gibi çalışıp, yan ve sosyal hakları dolgunmuş gibi de rahat davranacağımız bir işyerinde çalışmayı hangimiz istemeyiz ?  

İşte o güzel arabalara binmek, caka satmak için iyi şirketlerde iyi maaşlarla çalışabilmek ve eğitiminizi de yan hak gibi oryantasyon gibi gösterip güncel göstermekten geçiyor. İkiden fazla şirkette çalışanların aklından geçen örnek soru şirketin belirlediği hedef net maaş oranından yukarıda maaş talep eder miyim endişesidir. Eğer senin istediğin maaşı veremiyorlarsa iki sorun olabilir birincisi şirket Sabancı gibi yapmıyor iyi elemana iyi maaş verip geri kalanının onun becerisine bırakmıyor böylelikle, kaliteyi tesadüfi bir gelenek olarak görüyor, veyahut iyi elemana iyi maaş verse de siz iyi eleman olmadığınız için o maaşı teklifini size yapmıyor ve kendinize başka şirketlerde yer edinmeye çalışıyorsunuz.  

Kısaca net maaşınızı talep etmenin nokta vuruşları… 

  • En klişe ancak elle tutulur cevap ilerde görüşülebilir denilmesidir. Sonuçta sadece şirket sizi işe almıyor sizde şirketi kendinize uygun olup olmadığı verimli çalışıp çalışamayacağınız konusunda tartıyorsunuz. Eğer korku dolu soruyu geciktiremiyorsan, şirkette geliştirilmesi gerektiğini düşündüklerini ve şirkete ne kazandırabileceğini ifade etmen böylelikle konu değişerek zaman kazanman münkündür.  
  • Geçmiş iş deneyimlerin sayesinde talep edeceğin maaş ortalama bellidir, bununla birlikte bir çok iş arama kariyer sitesinde bahsi geçen pozisyonda çalışanların paylaştığı maaş istatistikleri de bulunuyor. Ben aklımdaki maaşı talep etme konusunu uzatınca şirketin insan kaynakları yetkilisi, bu rakam üzerinden konuşalım demişti. Bahsi geçen rakam benim talebimin üzerinde olduğu için, uygundur diyerek konuyu kapatmıştım.  Her işinizde bir önceki işinizin en az bir kademe üstünde maaş talebiniz olsun ki şirketler değerinizi anlama yolunda bir adım daha atabilsinler.  Unutmadan bazen maaş eski maaşına çok yakın olsa da şirketin sana sağladığı imkanlar maaşından fazla sana kazanç sağlıyorsa sende ben gibi harcamışım maaşı diyerek rölanti’ ye alabilirsin.  

Dipnot : Bir hastalık var derler ki, hangi branş ve işe başvurursan başvur fark etmeksizin önceki işteki maaşınızı sorarlar ki ne kadar kırpsak faydadır demek için, bu zarfa düşme ve “net maaş” + üstü x miktar önceliğin olsun. Bürüt maaş cebine giren miktar olmadığı için ona göre plan yaparak isteyebileceğin zam oranını bilmeden düşürebilirsin. Artı sosyal haklar diye ekleyebiliriz de burada onların üstüne artı katacak bir şeyler varsa ve eski yerinizde rahatsanız her zaman değişiklik aceleye gelmez.  

  • Seni istenilen maaş konusunda dönme dolap misali ısıtılıp önüne konulan bozulmaya yüz tutmuş yemek gibi talep edilen maaşın soruluyorsa, pazar araştırması sonrası pozisyon için maaş aralığı belirtirsen çok daha net bir gelir elde edersin. Vereceğin düşük miktar eski maaşından  X kat fazla olmalı ki net maaşın arttıkça sosyal hakların ve bürütün de artış göstersin. Eğer beklediğinden de düşük teklif gelirse de, hemen gemileri yakma geri dönmeyeceksen burada geçici bir dönem işleyiş tecrübesi edinip, limanı yakmak için hazırlık yapabilirsin.  
  • Maaş teklifini aldın iyi güzel ama, sakin akılla düşünmek için teklifi yazılı olarak maaş ve yan hakların listesini istemeyi özellikle münkün ise resmi şirket mailinden mail göndermelerini istemelisin. Duruma göre 5 İş gününü geçmeyecek şekilde son kararını bildirirsin.  
  • Maaş ıskalanızı işvereninde öğrenmesini inanarak arttırmasını istiyorsan önce kendin inanmalısın. Seninle benzer veya aynı pozisyonda maaş alan kişinin gelirine odaklanacağına, şirketine katacağın faydayı ve bunun maliyetine odaklanmalısın böylelikle, ters köşe mantığı ile terfi edilme dönemine girdiğinizde bu başarı için elde edilen efor talep edeceğiniz “Net oranlı maaş” ile birlikte listeli olarak işte bunu bekliyordunuz şeklinde bir hatırlatma sunabilirsin. Onlarda kendilerinde fayda maliyet analizini yapmak zorunda kalarak ona göre senin bu tecrübeni rakip şirkette neler katabileceğini maliyet olarak görerek gerekli şirket için en faydalı ve ucuza mal olacak kararı verebilecektir. Mesela perakende sektöründen basit örnek verelim. Etiket kesilirken yapılan kağıt israfı ve bunun sağlayacağı tasarrufun sayesinde maliyet faydası ile dijital etiketlere geçerek hem zaman hem de fiyat etiket hatası problemlerinden kurtulmuş olacağınızı belirtirseniz ve bu gibi çalışmalarınızı da maaş artışının sebepleriyle örtüştürdüğünüzde oluşan listeyi maaş görüşmesi yaptığınız kişiye ilettiğinizde sorunlar çözülecektir.  
  • Ben yeni mezunum diyorsan da çalışmaya ve mesleğine duyduğun heves ve de meslek ahlakını, etik değerlerini ortaya koyup %  5 ile 15 arasında bürüt orana yansıyacak ekstra bir gelir elde edebilirsin. 
  • Genel olarak biraz tecrübe sahibiysek,  

Önce bir teklifte bulunmalarını bekledikten sonra, formda sorarak kelime oyunculuğu yapıyorlarsa orada çalışmak isteyip istemediğinizi bir daha sorgulayın denemek istiyorsanız da rakamları boş bırakın.  

  •  Sözlü sorduklarında maaş teklifinizden önce XXL şirketinizde istatislik ve analiz birim müdürlüğü Pozisyonu ile daha çok ilgileniyorum. Görev tanımını daha net çizgilerle belirleyebilirsek ona göre teklifinizin ardından kendi fikrimi de paylaşacağım. Dediğinizde iyi bir zaman kazanma imkanınız olacaktır.  Pazar ve şirket hakkında bilgilerinizin güncel olduğuna emin olmalısınız ve münkünse görüşmeler öncesi de iş mülakatları ve mülakat yapacak kişi hakkında çalışanlardan bilgi edinmeye çalışın. 
  • İkinci hamleleri ilk 15 dakika içinde gelecektir. İşveren olarak teklifin sizden gelmesi gerektiğinden ona göre bende maaş teklifini değerlendirebilirim diyerek son teklife hazırlık yapılabilir. Son hamle de de kumar oynayacaksanız hak ettiğim maaş miktarını mevcut ve benzer pozisyonlarda benimle aynı tecrübeye sahip rakip şirketlerde çalışanların maaşlarını ve haklarını da insan kaynakları yetkilisi / Uzmanı olarak siz daha iyi biliyorsunuz bu nedenle siz bunu daha iyi bilecek durumdasınız diyerek  pimi çekilmiş el bombası misali anlık bir panik havası oluşturarak artık karşı tarafın hamle yapmak zorunda kalmasını sağlayabilirsiniz. En kötü olasılık size düşük bir maaş söylerler ve sizde bu maaşla çalışamam dediğinizde anlaşamazsınız ve de hem şirket hem de siz maaşta anlaşamadık dışında bir söylemde bulunamazsınız böylelikle şirket sizin değerinizi anlarsa daha üst bir pozisyonda daha iyi bir teklifle gelmeye hazır olacaktır.  
  • Teklife rağmen maaşı beğenmediyseniz bunu ses tonunuzu incelterek yavaşça tekrar edip demek benim XXL Şirketi Denetim ve analiz departmanına katacağım fayda için şirketiniz bana 15.700 TL Net maaş teklif ediyor demek dedikten sonra sessiz kalın. Size yapacağı anlaşma konuşmasından sonra, şirketin size vereceği araç, yakıt sosyal harcama kartı hafta sonu izni veya hibrit çalışma izni gibi hakları da değerlendirebilir son kararınızı da verebilirsiniz.  

  • Şirketiniz kar kazanç açıkladığı dönemler zam istemenin güneşli aylarıdır. Eğer mevcut durumunuz sizi artık tatmin etmiyor ise, yeni bir işe başlamak mı yoksa çalışılan işte maaş pazarlığı mı sorularına kendimizi muhatap bulabiliriz. Önce beklentilerini bir ajandaya yazarak mevcut ve ihtimal işlerin senin hedef kartınla örtüşüp örtüşmediğine karar vermek gerekiyor. Kendi değerini hem kendin bil hem de öncesinde yöneticilerinin öğrenmesine yardım et. İletişimsel olarak kendini pazarlamayı bilmen gerekiyor, daha önceki rakamsal başarılarından departmanının nereden nereye geldiğinden bahsederken kişisel sebeplerin evlenmen, yeni eğitim imkanlarına bütçe ayırmak istemen, çocuk sahibi olacak olman gibi sebepler ile rakamları net oranda arttırabilirsin. Küsüratlı rakamlar vererek detaylı düşünüyorum demek isterken sizin istediğiniz maaşın altını vereceklerinden net rakamı da düşürmemiş olursunuz. Şirket zammı kendi belirlediğini sanıyorken sen şirketin kararını şirket adına veren danışmanlık firması gibi olursun.
  • Şirket politikalarını iyi takip edin eğer varsa çalışan el kitaplarını hatim edin. Sizin maaş oranınızı belirlemek için haftalık aylık ve yıllık performans hedeflerinizin incelenip incelenmediği, maaşların çalışma saatine mı yoksa çalışan kıdemine göre mi olduğu ( İki bekar çalışanın maaşlarının birbirinden farklı olması başka türlü anlatılamaz.)  Zam kararını kim neye göre bildiriyor ve kime bildiriyor ?  
  • Maaş oranınızı belirlerken iş tanımınız, geçmişten bugüne kıdem ve tecrübeleriniz, geçmiş sorumluluklarınız, eğitim seviyeniz ve statünüz bunları belirlemede etkindir.  
  • Mesleki dergi ya da araştırma yazılarını rakip şirketlerin yaptıkları kampanyalar dahil araştırın ve öğrenin kendi şirketinize uyumlu hale getirerek geliştirip sunduktan kısa bir süre sonrada zam teklifi konusunda değerlendirme yapabilirsiniz.  
  • Çalışma geçmişinizi tiklemeyi unutmayın, bir bakıma tik yağı ile koruyucu kullanan bahçe mobilyası gibi olduğunuzu düşünün.  

Mesela, herhangi bir zorlu bir hedef proje satış ya da problemi çözebildiniz mi ? Veya kenarından da olsa etkili olan bir nüans yapabildiniz mi ?  

Hedeflenilen işi yetiştirmek için gerekirse mesai yaptınız mı ? Projeleri zamanında yetiştirip, işe bağlılığınızın sinyalini  anlayabilmeleri konusunda destek oluyormusunuz ?  

Kullandığınız insiyatif örnekleri, süreçleri ve çok daha fazlasını yaptıysanız nasıl yaptınız ?  

Mesela planda olanın dışında zaman ve para kazandırabildiniz mi ?  

Geliştirebildiğiniz bir yöntem mi oldu yoksa standart bir çalışma arkadaşı olarak mı devam ediyorsunuz ?  

Birde şöyle bakmalı, bu yazıyı yazarken yaklaşık 6 ayım araştırma ve sayısız taslak silip yeniden yazmakla geçti, yapılacak en iyi adım gerçekçi ve akılcı bir politika sergilemek. Napalyon’ un Talleyand görevde iken öldüğü haberi gelince verdiği tepkideki olduğu gibi “yine bir bildiği vardır” Şeklindeki açıklamasındaki gibi davranmalısınız. Pozizyon number 10 ama maaşınız istanbul geçim indirimine dahil olmayan agiye göre dahi, yeterli  gelmiyorsa şirketinizin açıkladığı kar oranları ve geçmiş başarılarınızı gösterip gelecekte yapacaklarımın teminatıdır derseniz evi işe götürmek zorunda kaldığınızı da eklemek zorundaysanız, yanlış okumadınız !  

Patron veya yöneticiniz ya size istediğiniz oranda  zam yapmak zorunda ya da size yatırdığı oryantasyon ve süreç yatırımının kat ve kat fazlasını şirketin sermayesini kediye itinayla yüklemeye başlayabilir.  

Ne söylediğiniz değil nasıl söylediğiniz daha ilgi çekici mesela 4.253 TL maaş aldığınızı varsayarsak günlük kazancınız 166.80 TL ye denk geliyor. Haftalık + 160 Tl  zam isteği ekleyerek göze batmadan haftalık kazancınızı 1.156 TL ye haliyle aylık kazancınız da 4.624 TL yaparak kimse fark etmeden ve yanlış hesaplamadıysam 371 TL ekstra bir gelir elde edersiniz. Tabii orta vade kurumsal bir işletmede çalışıyorsanız örneğin  % 14 Zam talebiniz olduğunu belirtebilirsiniz. 

Her şey para zam değil  tabii ki, çalışmanıza karşılık hisse, şirkette herkese açık olmayan alanlara erişim, kartvizitinize farklı bir bakış katacak prestijli bir makam, şirket aracı gibi pek çok kurumsal şirketin sağladığı ama sağlarken kişiye göre fark edip kişiye göre görmediği haklar olarak sıralanabilir. Başka bir değişle zam yoksa çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerekir.  

Son dipnotlar ; 

Bu yazımın ardından maaş ve zam isteme konusunda birkaç uygulama pratiği notu hariç, bildiğim her şeyi aktardığıma emin olacağım. Böylelikle yazılarımı düzenli takip eden ve de  istatistiğini şirketlerine göre tutabildiğim 50 den fazla insan kaynakları yetkilisinin de bir çok anlamda hem sorularına hem de ortak paydalarına ve onların kendilerince oynadıkları Ali Cengiz oyunlarının maaş oranı arttırımı kısmında yeni bir bakış açısı kazanmalarını sağladığıma inanıyorum.

Son dipnotlarla yazımı süslemek istiyorum.  

  • Görev yaptığınız departmanda sizin pozisyonunuzda en düşük ve en yüksek maaş ve sosyal haklar ıskalasını listeleyin. Sonra oradan kendinize ortalamalarda bir bütçe belirleyin ve onun 4/1.5-2 fazlasını maaş görüşmesi yaptığınız yetkili arkadaşa söyleyin. En kötü benden selam söyleyin zaten zammı yaparlar. 
  • Daha iyi şartlarda çalışmak için önce kendinizi sonra zammı yapacak yetkiliyi kandırmalısınız. Zaten istediğinizi vermeyecekleri için miktarı çok daha yüksek söyleyin ki istediğiniz miktar bürütten değil, net oranından yatsın. O rakam örneğin 12.450 TL olabilir ama 13.000 veya 12.000 gibi düzleme yuvarlama bir rakam olmasın. Rakamı neye göre belirlediğiniz hikayesini de senaryolaştırdığınızdan kaymağı yenmez.  
  • Siz şirketiniz için değerinizi iyice öğrendikten sonra, istediğiniz olmadığında gitmeniz gerektiğini bilin. Daha azıyla yetinip mevcut değerinizi düşürmeyin. Hiçbir iş değişimi yoktur ki daha düşük bir maaş artışına razı gelinsin. Çünkü her gün bir önceki güne göre daha çok tecrübe edinirsiniz.  

Sorular basit ;  

Kaç yıldır bu işletmedesiniz ?  

Yeni sorumluluklar aldınız mı ? Yetkiniz bunlara kafi mi yoksa arttırılması mı gerekiyor ?  

Beklenen ve gerekenin üzerinde bir performans sergilediniz mi ? 

  • Linkedin.com da iyi görünen bir profil hazırlayıp, düzenli paylaşımlarla takip edilebilen örnek bir kişi olun. Başarıların, ödüllerin, seltifikaların hepsine yer edin.  

 Örneğin, https://www.linkedin.com/in/mesutaydeniz/ 

  • Her işteki gibi zam isterken de heyecan ve gerilimi yenene kadar prova yapın ve perşembe günlerinin değerini bilin. Cuma batan gemi mallarının kaçışı olduğu için olacak işiniz bile red edilebilir.  
  • Odaya girerken pozitif olun ve başınız dik ayağınız her açıdan yere sağlam basacak şekilde durun ve oturun. Genel durum işleyişini sorun konuşun ve duruma göre hamle planlayın.  
  • Şirkete tüm şansı verdinizde kullanamadıysa, geçmişi bırakın geleceğe odaklanın. Yeni görüşmenizde eski işinizde maaşınız buradaki muhtemel maaşınızdan düşükse, dert etmeyin veriyorum tüyoyu, konu değişiyoruz ve yeteneklerimiz çalışkanlığımız ve düzenimiz disiplinimiz ile  güvenilir bir insan olduğumuzu uygulanabilirliğine göre anlatıyoruz. En son gelecek planlarını da anlatıp konuyu şow ile bitiriyoruz. 
  • Asla kişisel masraflarınızın arttığı için zam istediğinizi söylemeyin ters tepiyor arkadaşlardan tecrübe ettim. Arkadaşlarınızın da dertleri aynı olduğu için zam isterken o pozisyona göz diken arkadaşlarınız nedenli işinizden olabilirsiniz. Tecrübeyle sabittir. Zamı istediniz sonra yetkiliye görüş sorun siz bana nasıl bir yol izlememi öneriyorsunuz ? Böylece onu da hoş ederek fil taşını oynatmış olursunuz. Daha önce nasıl iletişim kurduysanız zammı da öyle isteyin mail attıysanız arayarak zam istemeyin.  
  • Arayıp zam yapmayacaksanız yarın işe gelmiyorum diyen çalışanlar gördüğüm için yazma gereği duydum. Açık resmi ve nazik olun.  
  • Teklif sonrası sessiz olun ve karşı tarafın miktarı arttırabilmesi için fırsat tanıyın. Zam vermezseler esnek veya hibrit çalışmak, tatil süresi artışı, terfi veya ekstradan yapabileceğiniz ek projeler isteyin ki maaşınızı arttırma sürecini yeniden konuştuğumuzda yeni kozlarınız olsun. 

Maaş pazarlığı ve diğer tüm haklar da asla geri adım atmayın. Zaman kazanmak dışında geri adım atılmaz ama o zaman olabildiğince erken olmalı. Bu işler teknik meseleler olsa da taktik yok bam bam da diyebiliriz. Çok karışık bir süreç olsa da yeterince tecrübe edindiğiniz bir görüşmede istediğinizi alacaksınız. Neye göre bu şekilde düşündüğüme gelince de işe alınmayacağımı bildiğim 50 den fazla iş görüşmesine giderek tecrübe edindim. En sonunda bir arkadaşa bakmaya gelmiştim edası ile girdiğim görüşme sonrası çalışmaya başladım. 

Enseyi karartmayın, insan ömrü dün bugün ve yarından ibarettir. Dün geçti bugün bu yazıyı okudun hadi yarını kurtarma zamanı….  

Yazının Sözü Uygulaması :  

Mutluyken asla söz vermeyin, sinirliyken karşılık, üzgünken de karar böylelikle doğru adım atabilmenin önemli bir saç ayağını tamamlamış olursunuz. 

Çalışmak için mi yaşıyoruz, yaşamak için mi çalışıyoruz ?  

Başka bir ifade ile bu kriz ortamında iş buldunuz da çalışıyorsunuz da, ikinci yılınızdasınız ve memnun musunuz yoksa çalışmaya patinajla mı çalışmaya çalışıyorsunuz ?  

Aslında bir çok çalışanın klasik düşüncesidir. Yeni iş bakmıyorum tazminatımı kaybetmek istemem diye sonra bakıyorsunuz 10 yıl geçmiş yine aynı statüdesiniz. Çalışan devir oranlarına baktığımızda ortalama olarak iki yılda bir çalışanların güneye doğru göçebe bir çalışma bir biçimini tercih etmek zorunda kaldıklarını gözlemliyoruz.  

Çalışanların iş ve çalışmaya yönelik davranış modellemeleri çalışma disiplinleri ve verimlilikleri ile eşdeğer orantılıdır. Sekiz saati doldurup bitse de gitsekçilerdenmisiniz yoksa vaktin nasıl geçtiğini anlamadan eğlenerek çalışan üretenlerden mi?   

Aslında her şey iş doyumu ve çalışırken aldığımız haz ile orantılı ilerliyor. Her biri matematiksel bir denklem içerse de buradaki oran ve orantı dengesindeki payda çalışanın kendisidir. Gerçek oran hesabında payda olmasa da  iş hayatında başarının dilimi paydır ve bu pay maaş ve statü ile belirlenirken, bu payı hazımsızlık ile hazım arasındaki ince çizgide buluşturan payda olan Çalışanlardır. 

İş doyumu ;  çalışan bireyin yaptığı iş ve yürüttüğü süreçlerde memnuniyet ölçüsüdür diyebilirim. Bununda incelenmesinin belli nedenleri vardır. 

Bunlar ;  

  •   İşyeri ve çalışma ortamından duyulan memnuniyet derecesi, 
  • Alınan maaş, pirim ve bono gibi haklardan duyulan memnuniyet,  
  • Çalışma ve iş güvenliği psikolojik desteklerden duyulan doyum. 
  • Sosyal alanlar veya işyerinin bireyin sosyal ve sağlık olarak bütünlüğünün korunması hususundaki hissiyat duyumu, 
  • Kariyer, terfi eğitim imkanları ve kişisel gelişime sağlanan katkılar nedenli duyulan hislerin yansımasıdır. 

Basitçe bakarsak, Çalışanın işe geç gelmesi, devamsızlık yapması, sık sık iş değiştirmesi, çalışma isteksizliği gibi durumlar memnuniyetsizliğin söz konusu olduğunu göstermektedir.  

Çalışanda iş doyumunu nasıl sağlarız ?   

Çalışma arkadaşlarımızın işe bağlanmasını sağlamanın iş doyumunu arttırmanın temel yolu sağlanan sosyal haklardır. Mesela Tamamlayıcı sağlık sigortası, PDR danışmanlık, sosyal eğitim destekleri bunların başlıcalılarıdır. Kişinin aldığı eğitim, edindiği tecrübeler, sosyal çevre gibi kişinin hayat standartdının düşünce yapısının temelini oluşturan zihniyetini ortaya koyan denge kuramlarının sonucu olarak, çalışmaktan aldığı haz ve mutluluk belirlenir.  

İş doyumunu arttırmak lider bir yöneticinin en önemli vazifesidir. Çünkü çalışma isteği arttıkça üretim artar. Çarklar motivasyonun getirdiği dinamizim ile performans destek takipleri ile işletmenin geleceğine ışık tutan anahtardır.  

                                       Çalışma arkadaşlarımız bizden ne bekliyorlar ?  

Çalışma arkadaşlarımızın ne istediğini maalesef bizler anlayamıyoruz, bazı şirketler verdikleri sodekso ücretini 5 TL arttırdıklarında işi kökten çözmüş olduklarını sanıyorlar. Bazen çalışanlar için her şey para değildir.  Her işin başı sevgi ve saygı ile birlikte enpatidir. Çalışanlar iş tanımlarında sözleşmelerinde belirtilen işler dışındaki işleri yapmak zorunda kalırlarsa ve bu işyeri kuralı gibi anlatılırsa bu işletmenin helvasının irmiğidir. İş ve çalışma rollerinin açık net ve anlaşılır olmasıyla böylelikle orada niçin sekiz saatini geçirdiğini anlayabileceği mantıksal bir düzen oluşur. Rol çatışması ve belirsizliğin olduğu dönemlerde iş tatmininin yeterli gelmediği durumlar oluşur. Yapılan işin kişinin başarısını motivasyonunu maddi ve manevi olarak rahat hareket edebilmesini sağlar.  

Yöneticiyseniz işiniz çok zor, yönetilenler kadar bağımsız ve rahat bir konumda değilsiniz.  

Nokta atışı tüyoları veriyorum. 

  • Çalışanlardan iş tanımlarında yer alan iş ve görevler istenir ve gerekirse nasıl yapabileceği anlatılır. Yapabildiği ölçüde takdir yapamadığı ölçüde de motivasyon ile verilen görevi istenilen düzeyde neden yapamadığı konusunda rehberlik edilir. 
  • İstenen hedefe ulaşmada önündeki engeller tespiti sonrası öncelikle hedefleri kendisinin kaldırmayı denemesi beklenir gerekiyorsa desteklenir. Ancak asli güç yönetici olmamalıdır. Eğer asli güç yönetici olur ise, çalışan hiçbir zaman kendisinde o özgüveni sağlayamaz.  
  • Başarı sağlandıkça aşamalarıyla ödüllendirmelerin miktarı ve zamanlaması ile adil eşit ve hak edene hakkının verilmesi prensibini taşımalıdır.  

Bir işyerinde zamanında gelmek ama mesaiden çıkmayı unutmak gibi bir kavram patronların en sevdiği sözcük olsa da, çalışırken mutlu olan çalışanlar bunu patron için değil, çalışmaktan keyif aldıkları için farkında olmadan ve farkında olduklarında da pişman olmadan yaparlar. Motivasyon arttıkça çalışma isteği oranı da artar böylelikle, hastalıkları, stresi, gerginlik ve endişeleri memnuniyetsizlik ile iş nedenli şikayetlerin azalarak iş / Personel devir oranının azaldığı da gözlemlenebilir.  

                                                      Yazının Sözü Uygulaması :  

 En iyi örgüt işletmedir, işletme örgütünün de başarısız bireysel değil örgütseldir, örgütsel başarının da temeli bireylerin iş motivasyonu ve iş doyumu sayesindedir. 

Doğru özgeçmişin doğru soruları ?  

İş arayan arkadaşların en büyük hatalarını yazmayı düşündüm aklımda dahi meydan laroussedeki 24 ciltten daha fazlası belirince özetin özetinin özeti ile Özet yazmayı uygun gördüm. Uzunu kısaltarak kısayı uzatarak asgari ücrete zam sonrası ürünlere yapılan zamlar gibi sizlere anlatacağım.  

1) Fotoğrafı nereye nasıl ne şekilde ve nasıl yerleştirmeliyim ?  

Basitçe vesikalık olarak bilinen fotoğrafı tamamen sade bir fontta ve görselde tamamen senin olacağın bir resim şeklinde ifade edebiliriz. Özgeçmiş şablona göre duruma bakarsın yoksa, sol üst bir altı gayet güzel duruyor. Ama dikkat edilmesini istemiyorsan sağ tarafa kaydırarak ilginin yönünü çevirebilirsin.  

2) İş, Staj sosyal, sorumluluk, deneyimlerimi nasıl ifade etmeliyim ?  

Tüm staj ve iş deneyimlerini eğer fazla ise uzun vadeli olanları yazıp sonra görüşmeye çağrıldığında sana kazandırdıkları ile ifade edebilirsin. Seni sen yapan bu eğitim staj ve sosyal sorumluluk projelerinde edindiğin deneyimlerdir. Yaptığın işleri sade ancak açıklayıcı net ifadelerle yazmalısın. Ayrıntıları yüz yüze anlatırsın. Çünkü şirketlerin bir çok departmanı birbirine benzer ve bazen aynı departmanında farklı işler yaptıkları da olabilir. Satın alma departmanında çalışan birisi, ticari fiyatlandırma gibi işleri konusunda da tecrübe edinmiş olabilir.  

3) Referans konusunu nasıl halledeceğiz ?  

Her iki tarafı da keskin bıçak olan referans konusu süprizlere açık olsa da, pek çok şirketin referanslara önem verdiği sarsılmaz bir gerçektir. Referans yazmadan önce o kişileri ikna odalarında ikna etmelisin.  Eğer iş deneyimin yoksa, akademik referanslar ile başlayarak daha sonra beraber çalıştığın yöneticilerini veya proje bazlı çalışma yaptıysan oradaki proje yöneticilerini yazabilirsin. 

4) Bilinen programlar, hobilerim ve dil bilgisi konusunda bilgilerimi nasıl sunmalıyım ?  

Bildiğin programlar varmısın yokmusun, servivior, maske kimsin Sen ? Şeklinde ise senin işin hayli zorlu olsa gerek. Bildiğin bilgisayar programları, Prezi mesela veya  ofis programları olmazsa olmazlardır. Seviyeleriyle beraber bildiğin yabancı dilleri ve gerçekten ayrıntılı soru sorduklarında cevaplayabileceğin kadar hakim olabildiğin bir hobin varsa yazabilirsin.  

Bir ayrılık sözünden çok bir özlü özgeçmiş sözü… 

Ne ben tamdım ne de sen yarım kaldın. 

Özgeçmiş hazırlamaktan bahsederken neyin tam neyin eksik olduğuna da değinmek gerektiğine inanıyorum. Böylelikle sorun sende değil bende demek yerine sorun bende hiç değilmiş diyebilecek bir özgüven ile görüşmelere girebilirsiniz.  

Öncelikle denilmelidir ki, her bilgi her başvurulan pozisyon ve ilana göre değildir. Ayrımı iş dünyasını tanıdıkça iyice yapacaksınız. Bunların çoğunu bilsem de kendimi kandırıp bunları uygulayamıyorum. Bu nedenle sıfırdan başlayıp yukarı tırnanıyorum maalesef. Aslında en alttan silsile ile giderken zaman kaybını saymazsak, her şeyi bildiğiniz için iş dünyasının hainliği ile sizi bir çırpıda silemiyorlar. 

Hazır şablonları hepimiz biliyoruz ama, bu şablonda iş arayan kısmında victoria secret ismi ile kendini tanıtan özgeçmiş bile gördüm. Arkadaşım özgeçmişi paylaşıp kanka bak olmuş mu diye yazmıştı. Yüz ifadem uzun süre değişmedi. victoria secret bacımızı Amerika’ dan tanırız çok iyi börek açar dedim. Sonra tabii adıyla müsamaha bir özgeçmiş hazırlaması konusunda destek olup işe alımında fayda sağladık ta bugün olsa sanırım yapmazdım.  

E- Posta adresiniz şu olmamalı aslankralmax@hotmail.com .  Mesela ne olmalı ? Iletisim@mesutaydeniz.com, mesutaydeniz34@gmail.com olabilir mesela siz kurumsal mailiniz veya şahsi mailiniz varsa bunu paylaşabilirsiniz Ama o mail adresi ad soyadı içermek zorunda…  Münkün oldukça rakamsal ifadeler ve karakteristik özellik içeren imgeleri kullanmamaya özen gösterin.  

İnsan kaynakları yetkilisine ara beni de işin detaylarını konuşalım demek istiyorsanız, öncelikle ulaşılabilir bir telefon numaranız olmalı. Ve referans yazdığınız kişiler bunu biliyorsa dahi başvurduğunuz şirket, konum ve önemli detaylar varsa bunu bilmeliler. 

Özgeçmişteki adres bilgilerinizde ayrıntı olarak mahalle ve ilçe bilgisi vermeniz yeterlidir. Veya il ilçe şeklinde de yazabilirsiniz. İşe alınırsanız sizden adres bilgileri isteyecekleri için bunu sorun etmeyin. 

Profesyonel hayata uygun kullandığınız, linkedin profilinizi de eklemekle birlikte, diğer sosyal medya adresleri de eğer işletme açısından fayda sağlayabilecekse verilebilir. Elbette varsa web sitenizde listede en başta kendine yer edinmeli. 

Öğrenci iseniz hedeflerinizi iş tecrübeniz var ise de, kariyer özeti ve ek olarak hedeflerinizden bahsetmeniz yerinde olur.  Özgeçmişinize bakarken gelecek hedeflerinizi ve başvurduğunuz pozisyona uygunluğunu kontrol edeceklerdir.  

İş ve staj tecrübeleri çok önemlidir. Kuru kuru bir rulo diploma siz dahil kimsenin işine yaramaz. Sadece kartvizit olarak bastırıp A4 boyutunda belli bir düzen halinde duvarınıza asarsınız. Tecrübelerin hangi pozisyonda, şirkette, tarihte olduğunu detayları ile belirtmeli ve sondan başa doğru sıralamalısınız. Böylelikle nereden geldiğiniz nasıl ne koşullarda piştiğiniz açıkça görülecektir. 

Eğitim şart deriz ya hep burada da şart mesleki kurslar, seltifikalar kurumlar uzmanlık belgeleri ( Ben yazmayan biri olarak öneriyorum. Yazarsam sayfalarca sadece seltifikalar sürdüğü için artık listelemiyorum.) Üniversite eğitiminiz ve yaptıysanız MBA Business hatta güveniyorsanız notlarınız listede kendisine yer edinebilir. Yabancı diller seviyeleriyle birlikte yazılabilir, tabii uygulamalı mülakat yapabilecek kadar iyiseniz o listeye yazın yoksa My go to cinama… diye  başlarsanız Go Go diye cevap alırsınız. Bilgisayar bilgisi artık bir beceri değil kültür meselesi oldu. Sizden hangi işe başvurursanız başvurun teknik servis elemanı kadar kullanıcı düzeyinde bilgi sahibi olmanız bekleniyor.  Fax çekmeseniz de olur ama mail kullanımını hatim etmeniz çok önemli.  

Eğitim tamam da biraz da sosyalleşelim diyorum. Mesela hobiler var hani uğraşı olarak zaman geçirdiğimiz yapmaktan keyif aldığımız eğlence araçlarımız, hani sıradan insanların yaptığı ve sizin düzenli hergün yapmadığınız uygulamaları yazmayın. Geçen yaz dağ bisikletine bindiyseniz, şubat ayında dağ bisikletine bindiğiniz anlamı çıkacak cümleler kurmayın.  

Son bonus :  Referans bilgisi için merak uyandırıp çağırtmak için istenildiğinde verilecektir veya  Kişi adı ve şirketi ve şirketteki ünvanını paylaşabilirsiniz.  

Özgeçmiş hazırlarken kendine soracağın sorular ?  

Bu bilgi başvurulan ilanda ihtiyaç olacak mı ? Satış uzmanlığı / Danışmanlığı için tenis sporunda Avrupa 3.sü olmak bir anlam ifade etmeyebilir. 

Detaylar geleceğim için faydalı olacak mı ? 

Hangi bilgileri paylaşmam benim geleceğimi olumlu / olumsuz etkiler. ?  

Hangi bilgi nereye konulmalı ?  

Yazdıklarım beni ve geçmişimi bireysel olarak doğru ifade ediyor mu ?  

Etkili ve verimli gözükmesinin yolları  

  • Satır boşlukları, Bold 12 fontu hatasız bir yazım ve de başlık altı açıklamalar tam anlamıyla basit ve göz yormayan bir o kadar da bu haliyle okunması kolay olmalı. 
  • Tezatlık olmadan başlangıçtan bu iş görüşmesine gelene kadar tüm süreçleri mantık süzgeci ile sunmak. 
  • Genel ifadeler yerine nokta vuruşlu açıklayıcı ve belgelenebilir direkt olan olayı açıklayıcı net ifadeler olması. 
  • Abartı ve süsleme olmaması ve ne olmak istediğinizi değil ne olduğunuzun yazıldığı bir ifade kullanılması özgeçmişinizin etkileyiciliğini arttırıyor.  
  • Başvurulan pozisyon ile ilgili detayları anlatmak isterken konu ile alakasız iş tecrübesine öncelik verirsen, görüşmeye geldiğin şirkette başka bir adaya öncelik verecektir.  
  • Detayları formüle ederken sayısal verilere yönelmeli rakam sunmalı ve de  kısa net anlaşılır olmalısın. 
  • Ön yazı ve genel düzene gereken önemi vermezsen yazdığın yazı sadece bir word belgesi olarak mazide yer edinir.  

Iş arama sürecinde aklındaki en temel nokta geçmişteki yaptıklarının geleceğini şekillendirmesidir. Ben kendi adıma ifade etmem gerekirse şuana kadar çalıştığım tüm şirketlerde bir önceki şirketin referansı ile çalışmaya başladım. Tanıdığın ( Adına torpil demiyoruz, kısaca diger adaylar arasında bilinirlik diyebiliriz.) Hiçbir zaman kullanmamış olsam da (Bugüne kadar çalıştığım 3 şirket oldu üçün dede  tesadüf sonucu çalışmaya başladım. Kişinin fazla oluşu referanslarının güçlü kişiler olması iş bulma süreçlerinde etki ediyor. Güvenilir bir insan isen seni linkedin’ den dahi bulmaları çok sürmez. Sağlam referanslar bu güvenilir kişi imajını sağlamlaştıranlardır.  Dürüstlük genelde kaybettirir. Ama çakalların arasında dürüst bir KURT olursanız kimse size tilkilik taslayamaz. Ne yaparsan yap aşkla yap derim hep, yaptığın işin en iyisi ol. Temizlik yapıyorsan paspasın değmediği yer kalmamalı. Başvurduğun ve çalıştığın işte kalıcılığın veya işe girişin geçmişinin iyi olmasıyla orantılı olduğu için her zaman güvenilir bir çalışma arkadaşı ol.  

Herkesin merak ettiği ama kimsenin açıklayamadığı yere gelelim… 

                                           ÖN YAZI NASIL YAZILIR ?  

Dana kuyruğunun faydasını bilenler bilir. Kaslar ve hafızayı yeniler ve canlandırır. Kalbede iyi gelir şekeri de dengeler. İşte Dana kuyruğu adlı nimetin bize getirilerinden biri de koptuğu nokta olan, İş başvurularında on’ da on hata yaptığımız ön yazı yazma kısmıdır. Biz düşünmeden pas geçip herşeyi unutursak, iş bulamayıp strese girer kalbimizi de üzer, kolestorolünüzü de çıkartırız. Basit ama nokta vuruşu nüanslar ile dokunacağımız hususlar ile artık sizleri bu dertlerden kurtaracak overlokçu ayağınıza kadar geldi.  

Olmazsa olmazlar, öz çekime benzer özgeçmişinde belirttiğin bir çok detay var ve bu detayları ikinci defa tekrarlamıyoruz. Bahsi geçen ilana neden başvurdun neden kendini uygun gördün istenilen şartları ne kadar sağlıyorsun başvurduğun şirkete hangi alanda neler katabileceğini listelemen ve bunlara cevap vermekle işe başlayabilirsin.  

Başarılarını ruhunda saklayabilirsin ancak, başarını oran orantı hesabıyla Ebobunu ve Ekok’ unu da hesaplayarak Cebir ilminin içinden geçirerek felek ile beraber çember atlayarak, önceki başarılarını yüzdelik ya da ondalık tam sayısı olmadan da olsa paylaşabilir ve inandırıcılığın ve belgelenebilirliğini arttırabilirsin.  

İnsan ilişkilerin, sosyal güdülerin problem çözme, kriz yönetme becerilerin listede kendine yer edinebilir. Çalışmadığımız dönemde neler yaşadık, neden çalışamadık, neler yaptın ? Her şirkete özel bir ön yazı sana nokta vuruşu bir mülakat deneyimi kazandırabilir. Tabii tüm bunları yaparken Türk Dili ve Kültürü kurallarına riayet ederek, yazım ve imla kurallarına dikkat ederek ön yazını yazmalısın. 

İş ilanları iki türlüdür, açıkça belirtilen çalışılacak pozisyon ve genel maksatlı başvuru içeren seç beğen al hepsi 5 YTL grubu ilanları,  

Her iki yazıda Sayın Yetkiliye yazılır. 

İlanınızda belirtmiş olduğunuz İnsan Kaynakları direktörlüğü ilanı ile yakinen ilgileniyorum. Özgeçmişimde detaylı bir şekilde ifade etmeye çalıştığım gibi, iş ve eğitim geçmişimin pozisyona uygun olduğunu ve XXL A.Ş şirketine neler katabileceğimi sizlerle paylaşarak kendimi daha yakından tanıtmak isterim. 

Saygılarımla, ( Veya iyi çalışmalar)  

Ad Soyad 

Veyahut da ;  

Üniversite eğitimim sonrası satış sonrası destek hizmetleri alanında özgeçmişimde de görmüş olduğunuz gibi 4 yıllık bir deneyim sahibi oldum. Çalışma arkadaşlarımla birlikte çalışmam esnasında yaşanan bir çok krizi çözüme kavuşturdum ve yaptığım işe artı değer katarak kendimi daha da geliştirmek ve kariyerim için İnandığım yolda yürüyebileceğim markanızda devam etmeyi hedefliyorum. 

Özgeçmişime dosya ekinden ulaşabilirsiniz. 

İyi çalışmalar, 

Ad Soyad  

Yazının Sözü Uygulaması :  

Dürüstlük genelde kaybettirir. Ama çakalların arasında dürüst bir KURT olursanız kimse size tilkilik taslayamaz. 

Klasik mülakat soru ve teknikleri

Fark ettim ki uzun süredir iş aramaya niyetlenecek gençler için satırları karalamamışım. İşler ve meslekler yenilense de bazı meslekler kaybolsa bile, Manevra Strateji Taktik dediğim MeSuT yöntemleri neredeyse hiç değişmiyor ve değişmeyecek.  

Doğru sorulara doğru yanıt verme yöntemleri, çapraz soruya çapraz yanıt vermeyi de arada kısaca değinmeye çalışacağım. Neredeyse her işte şöyle ilanlar çıkıyor.  

15 Yıllık tecrübeli, 25 yaşını aşmamış mesleğinin son 10 yılını kalite veya üretim mühendisi olarak çalışan askerlik yapmış diye başlayan ilanları görüyorsunuzdur. Yeni mezunsanız çok ciddiye almayın oraya alınacak kişiler bellidir zaten, tecrübeniz ve yeteneğiniz bazen yeterli olmayabiliyor. İstediğiniz işe başlayabilmenin sosyal medyanızda bunu paylaşabilmenin yolu için sorulan sorulara onlara göre doğru, özgün ve etki bırakan birkaç cümle kurmanız bekleniyor.  

Gelsin sorular verilsin cevaplar…  

Kendinizi anlatın 

1873 yılında çölde kar topu oynanırken doğmanız ve Cin ali ile saklambaç oynayıp oynamadığınız kimsenin merak ettiği bir sual değil. Bu soruya verilen öyle mizahi cevaplar duydum ki, sevgilisi ile tanışmasını veya askerlik anılarını anlatan arkadaşlardan haberdarız. Vakit kısa öz ve nokta vuruşu olma vakti, hani lazer yazıcılar öncesi muhasebecilerin kullandığı numaratik vuruşlu yazıcılar vardı ya onlardan kurtulma vakti. Mesela daha önce çalıştığınız işyerlerinden edindiğiniz tecrübelerden neleri öğrendiğiniz neleri geliştirdiğiniz çaktırmadan fena olmadığınız birkaç alanı da buralarda da zayıfım diye yedirebilirsiniz. İletişimde gerçekten kendimi yeterli görmüyor insanlarla konuşamam diyordum ancak şirketin en çok konuşan kişisi ünvanı ilk günden beri bende… Neler öğrendiniz kendinizden ne eklediniz ? Hangi alanlarda sorumluluk ve insiyatif aldınız ? Kendinizce güçlü zayıf yönleriniz Swot analizinizi paylaşın. Ve bu iş için nasıl heyecanlı olduğunuzu hissettirin böylelikle, işe alınmayacaksanız bile alınırsınız. 

Az önce geldiğiniz odada 20 kişi vardı ve bir kişi alınacak sizin farkınız nedir ?  

Aday’ ın kendini anlatabileceği aslında tek doğru nokta burasıdır. Özgün ve özgür olun belli bir tecrübeye ihtisasa kadar, beni ne şirketler istiyor da ben size geldim olmasın. Öncesinde şirket ve başvurulan pozisyonu araştırmış olduğunuz için, geçmiş tecrübeleriniz ile başvurulan pozisyon arasındaki uyuşmayı ve bu tecrübe birikiminin şirketin hedefleriyle nasıl uyuştuğuna nokta vuruşu ifadelerle değinin. Aslında bunun meali seni tanımak istiyorum maske kimsin sen demektir. Bu an aday’ ın istekleri veya diğer taleplerini isteyeceği alan değildir. Ayrıntıya girmeden soru geldikçe can alıcı detaylar ile konuşmayı yönetmelisiniz. Eğer tecrübesiz iseniz genelde konuşmayı şirket yetkilisi yönetir. 

Sakın Çalışkanım doğruyum. İlkem şirketi daha iyi noktalara taşımak ve işe de ihtiyacım var şeklinde diye başlarsanız. Sadece mülakat tecrübesi edinirsiniz.  

Bu pozisyon kendimi daha önceki tecrübelerim ile daha da ileri taşıyabilecek ve şirkete daha çok fayda sağlayabileceğim bir pozisyon ve bu departmanda görev alırken yaşanabilecek problemler ve çözüm yollarına hakimim savcıyım derseniz ve de bunu canlı bir örnekle bağlarsanız nokta vuruşu olarak artık o şirket sizden randevu talep edecektir.  

Sonra derler ki, XXLS şirketi için, neler yapabilirsin derler. Sende yapabileceğin kadarını söylersin. Senin sınırların sana ait çok uçmamak lazım. Bu başlık altında da işin ihtiyaçlarına karşılık verebiliyormu ? Şirkete ne kazandırır ? Niçin burada ? Ne tarz projeler üretebilir ? Sorularına cevap bulabilirsin.  

Güçlü ve Zayıf yönlerinizi anlatın  

Güçlü yönleriniz ve nasıl geliştirdiğinizi anlatırken asla, işiniz dışında yönlerinize girmeyin. Mesela Grafik tasarımcısı değilseniz Corel Draw düzeyiniz kimsenin işine yaramayacaktır. Dergi editörlüğü kariyerinde detayları konuşuruz. Zayıf olduğunuz yönler ve de geliştirmek için neler yaptığınızı örneklerle ifade edin.  

Tuzak geliyor işte eski işinizden neden ve ne şekilde ayrıldınız ?  

En tuzak cevaplı soru budur. İstifa ettim derseniz, niçin sorusuna cevap bulmanız gerekir. Asla eski şirketiniz ve yöneticilerinizi kötülemeyin. Ama yalanda söylemeyin. Mesela 30 Km’ den daha uzak bir yerde çalışmam istendiği için devam edemedim diyebilirsiniz. Ben git gel 65 Km yol yapıyordum ama herkes ben kadar sabırlı olmak zorunda değil. Peki ne diyeceğiz derseniz, kendinizi geliştirdiğiniz alanları ve aldığınız sorumlulukları vurgulayarak anlatın. Yeni işinizde de başvurduğunuz pozisyona paralel olarak, eski tecrübenizin üzerine katmak istediklerinizi ekleyin.  

Şirkete kattığınız değerle, başarılarınız nelerdir ve karşılaştığınız zor bir durumu krizi nasıl çözümlediniz ?  

Burada rakamların diliyle tercümanlık yapın. Departmanda göreve başladığımda departmanın satış raporları şubeler arası Türkiye sıralamasında 11. Sırada idi ve istifa ederek ayrıldığımda 2. sırada iken başka şubeye tayinim sonrası ulaşım problemim nedenli istifa etmek zorunda kaldım diyebilirsiniz tabii gerçek böyleyse, ve başvurduğunuz pozisyon ile ilgili varsa bir başarınız sunmayı unutmayın. Yetenek ve becerilerinizi hikayecilik adlı edebi türle kısa net ve özgün bir biçimde ifade etmeniz gerekiyor. 

Gelecek beş yılın planında kendinizi nerede görüyorsunuz. 

Sorusuna CEO olarak ifade etmeniz hayal ürünü sayılabilir. Ama, hedefi olmayan bir gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez. Beş yıl sonra ne yapmak istediğinizden işinizin iyi yönlerinden bahsederek konuyu paraflayabilirsiniz.  

Tüm ara suallerde bittikten sonra konuşmayı bitirmek için insan kaynakları yetkilisi sormak istediğiniz bir soru var mı şeklinde genel geçer bir soru sorar. Sizin de her ihtimale karşı önceden hazırladığınız en az 5 sorunuz vardır. Çünkü, en az 3 tanesi mülakat esnasında çok sorulanlardan olduğu için auto mesaj olarak cevaplanmıştır. Soru sormak için sormayın öğrenmek için sorun böylelikle şirket hakkında araştırma yapan ve bu iş için en iyi adayın siz olduğunuzu onlara hatırlatın.  

Yazının Sözü Uygulaması : 

Doğru cevap doğru sorunun sorulmasıyla açılacak hazine sandığıdır.  

Kobiler neden KOBİ kalamıyor da işçiler hep işçi kalıyor ?  

İşletmelerde tüm sistem, finansal başarı ya da iflas şeklinde iki temel varsayım üzerinden yürür. Bunun da temel neden ve niçinleri vardır. Belki yılda 150 şube açacağım şeklinde bir hedef koyarak orantısız bir büyüme ile kazanacaklarını düşünürken bu şubelerin nitelikli personel ve idari kadro ihtiyaçlarını lojistik ve operasyonel mali değer girdi ve çıktılarını düşünmeden yapılabilecek bir hamle ile yatırdığınızdan fazlasını da kaybedebilirsiniz.  Tabii bu belli bir öz sermayesi var olan ve sürekli sermayesinin desteklenebileceğine emin olduğumuz işletmelerde yaşanan bir durum.  Bir de Küçük Olamayıp Büyümek İsteyen mini mini birler çalışkan ikiler Yani KOBİ’ ler var.  Yani Küçük balık şirketler… 

Neden ne şekilde nasıl ne için batıyorlar ?  

  • Stratejik hamle eksikliği veya yalnışlığı  
  • Yetersiz sermaye ve finansal nakit akışı problemleri 
  • Niteliksiz yöneticiler ( Özellikle aile şirketleri)  
  • İş planlamasının olmaması  
  • İhtiyaç duyulan ihtisaslaşma olmaması, herkesin her işi yapması. 
  • Çalışacak nitelikli yaka sahibi personel bulamamak.

Bunlar işin buzdağı kısmı tabii bir de zirvesi ve dibi de var.  

Aslında KOBİ olmak iç güveysinden hallice olmak gibi bir şey olsa gerek, ama işçi olmak kadar rahat olmasa da batmaz çıkarsanız haftalık izin saatlerinizi siz belirlersiniz. Patronsanız çalışma arkadaşlarınızın izin günlerini değilseniz kendi izin saatlerinizi belirlersiniz ancak, her halükarda asla özgür değilsinizdir. Çünkü çalışmak 7/24 devam eden bir beyin ve fiziksel aktevitesidir.  

KOBİ’ ler neden konkarto ilan etmeye kadar giden sürece kadar geliyorlar önce buna bakmak lazım. 

  • En az yarısına yakını arz talep esnekliğini stratejik olarak yanlış hesaplıyorlar. Mesela Pandemi ortaya çıktığında maske ve temizlik maddesi üretmek dururken, cafeterya işletebileceğini düşünen arkadaşlar ipe un serdiler.  
  •  Bir işe başlarken ilk 6 ay üretim girdileri ve personel giderleri, diğer harcıgahlar için yedek akçe ayrılmamışsa bir süre sonra devamlılık sağlanamıyor. 
  • Nitelikli personelin niteliksiz kişilerin yönetiminde kalamaması özellikle aile şirketlerinde sıkça yaşanan bir durum olup şirketin verimli yönetilmemesinden kaynaklanıyor.  
  • Çekirdekten tecrübe edinerek gelmeyen yöneticilerin yetersiz oluşu nitelikli çalışanların güneye kanat kırpmasına neden oluyor. 
  • Kaliteli ürün ve katma değerli hizmet sunamamak, mesela İphone telefonlar bir örnek sunulabilir. 
  • Pazarlama, reklam ve müşteri hizmetlerinde ve geri bildirimde yeterli seviyede olmamak. 
  • Rakip şirketlerin yukarıdaki işleyişleri doğru yönetmesi sonucu büyük balık tarafından yutuluyorlar. 

Bunlardan en bariz olanı sermaye yetersizliğidir. Basitçe, sermaye iradinin üretim arzı ile talep arasında sıkıştığında desteklenememesi ve nakit akışı eksikliği ile üretimin devam edememesidir. Çok sık rastladığım operasyonel bir hatadan bahsetmek istiyorum. Üretmek için yeterli sermaye ayırırken, yönetmek için meteliğe kurşun sıkmayı denerseniz, pazarlama, reklam personel gibi ve ek harcıgahlar için ihtiyaçları unutursanız, şirketinizi de sizin unutmanız gerekir. 

Yönetmek için nakit akışı sağlayamayan şirketlerde ilgimi çeken bazı detaylar var. 

  • Sermayenin yedek akçe olarak öneminin farkında değiller. Fakat, yaşanılan gelişim süreçleri sonrası gelişimde engel olduğunun farkında olsalar da bu sorunu personelleri işten çıkarmak ile çözümlemek gibi başka bir hata ile perçinliyorlar. 
  • Ya da sosyal ve özlük haklarını kısarak masrafı azaltmaya çalışıyorlar. Bir çok şirketin yemek vermek yerine Setcard, sodekso, multinet gibi şirket yemek kartlarıyla personele günlük 20 TL lik yemek sunup 35 TL lik harcama yapmasını beklemeleri sonucu ortaya çıkıyor. 
  • Bunun üzerine banka kredileri ve faiz ödemeleriyle işleyişi devam ettirmeye çalışıyorlar. Bazen banka kredileri red edildiğinde personel çıkararak durumu kurtardıklarını düşünüyorlar. Hizmet alabilmek için hizmet vermek gerektiğini unutuyorlar. Banka kredisi dışı factoring şirketleri ile finans sorunlarını çözmeye odaklanıyorlar. 

Görüldüğü üzere bir hata bir çok hatayı beraberinde getiriyor.  

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı image.jpeg

KESİN OLARAK İFLAS ETMENİN YOLLARI  

  • Piyasanın ihtiyacına karşılık verememek, fikir mülkiyeti problemleri, doğru fikrin yanlış sunulması. 
  • Plansız harekete geçmek, kazanma açgözlülüğü, anlık girişimcilik ve inovasyon eksiklikleri. 
  • Etkin ve verimli liderlik süreci olmaması, yatırımcı ve yönetici ile çalışanlar arası iletişimsizlik, zahmetten kaçınmak, çok iyi bilinmeyen işlerde başkalarının yorumu veya yönetiminde sadece finansa sahip olunduğu için müdahaleci olmak, kibir, ego, ilgisizlik ve gönülsüz çalışmak. 
  • Kaz gelecek yerden tavuk esirgemek, her yeşil renkli kağıt dolar değildir. Katma değerli ürün yerine ham madde satmaya çalışmak, parayı tüm değerlerin üstünde sanmak, İyi bir muhasebeci ve iş geliştirme uzmanına sahip olmamak. Küçük giderlerin toplandığında büyük giderlerden fazla tutara ulaşabileceğini göz ardı etmek. 
  • Kazanmaya başarmaya odaklı insanlar yerine isteksiz insanlarla çalışmak için direnmek. Çalışan ile müşteri arasındaki haklılıkta tarafsız olamamak. 
  • Ürünün doğru zamanda doğru yerde ve doğru şekilde tanıtılması. Web site ve sosyal medya hesaplarının olmaması 
  • Güçlü rakiplere karşı zayıf, zayıf rakiplere karşı güçlü rakip sunmak. ( Büyük marketlerin kendi markaları ile ürünleri ünlü markalara yaptırıp çok ucuza aynı kaliteyi satması. Migros’ un Tamek’ e Caurfour’un Tat markasına salça ürettirmesi veya Perilla markasının Doğrular markası adıyla ucuz ürün üretip satması. 
  • Doğru fiyatı doğru ürüne belirlemek, ürünün eder kalitesi ile ürünü satın alacak kitlenin alım gücüyle fayda maliyet hesabının SWOT analiz ile yapılabilmesi. 
  • Daimi müşteri yerine anlık yüksek kazanca odaklanmak, Aşırı hızlı büyüme isteği, müşteri önerilerini dikkate almamak. İnsan, finans ve üretim araçları gibi iradi kaynakların yanlış kullanılması. 
  • Satış miktarının çok üzerinde üretim ve ürün yatırımı yapmak, hepimizin bildiği bir ısıtıcı markası hatta çoğu insan modeli zanneder evet UFO ısıtıcılardan bahsediyorum. Çok iyidiler ama kontrolsüz büyümeyi tercih ettiler, Çok büyük yatırımlar yaptılar yaklaşık 10 yıl öncesinden bahsediyorum. Fakat 2 yıl üst üste kışın kış üşütmediği için artık yoklar. Başarılı görünmek için uğraşmayın başarılı olun. Zeki MÜREN size el sallayacaktır. 
  • Müşteriye veya borçlu olduğunuz kuruluşa veya çalışma arkadaşlarınıza fark etmeksizin ya söz vermeyin ya da verdiyseniz tutun. Ödemelerde asla kredi kullanmayın ve birey ya da ürün bazında hiçbir zaman tek bir yatırıma yönelmeyin her zaman bir sepet planınız olsun.  
  • Plan E her daim hazır ve nazır olsun.  

  Yazının Sözü Uygulaması :  

Kobi’ler holdingleşirse, işçiler kobileşir. 

Hedeflere adım adım yürürken 

İlk kez ilkokul üçüncü sınıfta gelecekte olduğum yere nasıl geldiğimi hangi zorluklarla dolu kaf dağlarının eteklerinden geçerek geldiğimi unutmamak için ajanda şeklinde günlük tutmaya başlayarak hedeflerimi ortaya çıkarmıştım. Daha sonraları hedef listelerimi güncellerken, bazılarına gerek kalmadığını bazılarını gerçekleştirmenin asli hedeflerimle çeliştiğini fark ederek, listelerimi hedef kartımı tamamladıkça güncellemeye başlıyordum. Benimle aynı doğrultuda ilerleyen bir çok insanın neredeyse 100 kişiden 92 ‘sinin hedeflerine ulaşamadığını hem gözlemlerim hem de okuduğum araştırma yazılarından öğrendim.  

Peki neden başarısız oldular ?  

Çok basit ;  

1) Hedeflerini yazarak gözlerinin önüne koymadılar. 

2) Uykuyu ve dinlenmeyi temel ihtiyaçlar menüsünden hiç çıkarmadılar. 

3) Konfor alan kelimesinin sınırlarını en kalın çizgilerle çizdiler. 

4) Sosyalliği cafeteryalar da gezmek, sinama ve eğlence merkezlerinde sahte yapmacık insanlarla paranın getirdiği adına kültür dedikleri olgu ile dibine kadar yaşadılar. 

5) Eğitimlerine ve kariyerlerine yatırım yapmadılar. 

6) Bedel ödemeyi sadece sınavlarda yüksek not almak olarak görüp kandan korkan doktor misali, makineden korkan mühendis misali tozpembe hayaller ile sadece diploma için üniversite okudular. 

7) İyi bir iş imkanının A4 büyüklüğündeki bir kağıt parçası veya rulo olarak sunulan diploma adlı teoriyi asla uygulamaya dökemeyen bir zihniyetinin ürününe, başka bir değişle sermayeyi kediye yüklediler. 

8) Şimdi yerine, yaparız, akşam, yarın, haftaya kelimeleriyle plan yaptılar. 

9)  Manevra, Strateji, Taktik, kelimelerinden bir haber Çok çalışmayı tercih edip akıllı çalışmaktan uzak durdular. 

10) Yapamadıkları noktada vazgeçtiler hiç bakış açısını değiştirmeyi düşünmediler. 

Bunlar gibi yüzlerce madde yazılabilir, fakat bu kadar uzun bahane yazabilecek kadar bol vaktim yok. Olsaydı sizlerden gelen binlerce bahaneyi ciltlere çok rahat ve ah bu bende var demenizi izleyerek listelerdim. 

Peki başarabilenler nasıl yapıyorlar ?  

Kötülükte iyilikte başarı da başarısızlıkta aslında bir alışkanlıktan geçiyor. Bir kereden bir şey olmaz dedikçe bir kereden binlerce kere başarı veya başarısızlık ortaya çıkıyor. Deniyoruz en azından istediğimize ulaşamamış olsak bile, Edison dayımın dediği gibi, “Başarısız olmadım. İşe yaramayacak 10.000 yöntem buldum.” Demeyi bilmemiz gerekir. Ampulü icat ederken yardımcısının başında saç tellerini teker teker yolduğu esnada söylediği bir söz olduğu söylenir. Bulmasaydın daha aydınlık olabilirdik. Mum neyimize yetmiyordu. Garibimin kafasında saç cebinde kuruş bırakmadın. Körolası Edison dayı… 

  • Hedefine ulaşanlar niçin bu yola çıktığını, bu yolda neleri kaybedeceğini, ne bedelleri hangi sırayla kaybedeceğini nelere ihtiyaç duyduğunu hedef yolunda neleri yazacağını ve varacağı noktaya giderken hangi yollardan geçeceğini kısacası yaptığı için sonunu düşünüp kahramanlık peşinde koşmazlar.  
  • Çok çalışmaz akıllı çalışırlar. Her şey açık anlaşılır ve net bir yol haritası ile başlar. 
  • Kişide potansiyel varsa, üretkenliğine de inanıyorsa danışmanlar ve akıl hocası mantığında mentorluk desteği ile üzerindeki stratejik yükü dengeli bir biçimde ihtisaslara göre dağıtır.  
  • Zorlayıcı iteleyici hedefler belirleyip onlara uymak zorunda kalmak. Eğitimlerde gençlere hep örneklerim ilk aile şirketi dışı iş deneyimimde, işten kaçmamak için param olduğu halde taksitli borç yapar ödeyebilmek içinde gerekirse ek taksitler veya yeni borçlar ile kendimi mecbur bırakırdım. Çünkü bana benden başka destek olacak sahip çıkacak kimsem yoktu. 
  • Hangi işi hangi süreyle ne zamana kadar ne şekilde ve hangi aksilikleri hesap ederek bilançosunu çıkarıp, kaytarabileceğimiz süre planını en iyi şekilde ortaya çıkarabileceğimizi görebileceğiz. Buradaki asıl soru, söz konusu işi yapmaktan neden kaçındığımızı anlayabilmek sorunun çocukluğuna inebilmektir.  

Başarısız olmaktan korkuyorsak ve bunun için erteliyorsak ;  

  • Öncelikleri sıralanmış bir iş listesi hazırlayın. Söz konusu işi örneğin tamamlayabileceğiniz süre 3 gün ise siz teslim tarihinden 10 gün öncesini son teslim olarak yazarak gözünüzün önündeki not kağıdı olarak listeleyin.  
  • Görevinizin tehlike olduğunu unutmadan, göreve odaklanın. Ne kadar az dağılım o kadar iyi stratejik analiz ve operasyonel güçtür. Tüm departmanlara görev taksimini yaptığınız sürece siz görevinizi layıkıyla yapmış olacaksınız.  
  • Psikolojinin sarsılmaz gücüne inanın şarkılar türküler sizi geçmişe gelecek hedeflerinize yaşadığınız iyi kötü anılara hedef ve vizyonlarınıza hatırlatarak işleyerek götüren birer hedef tahtasıdır.  

Yazının Sözü Uygulaması :  

 Başarmakta başarısız olmakta birer tercih meselesidir, Önemli olan bu tercihi hangi koşullarda yaptığınız ve size göre doğru olan şıkkı işaretlemenizdir. 

Yenilikçi iş görüşmeleri, çevrimiçi iş mülakatları 

Covid- 19 pandemisi ile birlikte olaylara bakış açımızla birlikte kariyer gelecek planlarımızda virüslerden etkilenir oldu. Hem de o varyant bu varyant derken vah ben yandım sürecinin getirilerine getirdikleriyle hayatın sundukları arasında kalan bir neslimiz var artık.  Z kuşağını hepimiz biliyorduk, ama Zikzak varyantı ile gelecek planları yapmayı yenilerde öğrenmeye başladık.   

              Yüz yüze görüşmeler maskeler altında kalınca ses tonunun ikna ediciliği de yeterli gelmemeye başladı, bununla birlikte maskeli balolar artış göstererek online işe alımlar ile yeni bir dönem başladı. Yeni normale alışırken, normal bir yeni için sanal görüşmelerde kuzenleriniz ile temaslarınız sayesinde ne kadar aşina olursanız olun, iş mülakatlarına hazırlık yapmanız gerekir.  

Görüşme öncesi görüşmenin istenilen şekilde yapılması için hazırlanırken yapılacaklar 

  • Görüşme saatini asla kaçırmayın ve görüşmeden 10-15 dakika önce mail ile hazır olduğunuzu hatırlatın. 
  • En uygun, sessizliğin maksimize olduğu ve aydınlatma konusunda yüzünüzün net ortaya çıkabildiği, arka planınızın iyi bir görüntüye sahip olduğu bir ortamda olduğunuzdan emin olun. 
  • İnternet bağlantınızın TT olmamasına özen göstererek benim birebir yaşadığım rezalete dönüşen görüşme deneyimlerini yaşamayın.  
  • Sesinizin testini yapın, mikrofonu ve kamerayı doğru zamanda açın. Dış gürültüye karşı kulaklık kullanabilirsiniz. Ama her zaman sakin ortamlar idealdir. 
  • Tablet, Cep telefonu gibi cihazlarınızın bildirimlerini kapatın. Böylelikle dikkatiniz dağılmamış ve odaklanmış olarak süreci yönetebilirsiniz.  

Görüşme öncesi yapılacaklar 

  • Başvurduğunuz pozisyona göre gerekiyorsa şirketin 600’ lü 700’ lü hatta bilanço gelir gider maliyet hesaplarını dahi inceleyin, alıcı gözüyle bakın, böyle yaparak çalışmaktan vazgeçip Borsa’dan hissesini satın aldığım şirket dahi oldu.  
  • Şirketin ne sattığı, nasıl sattığı, dağıtım kanalları, ürün hizmet değerleri, çalışana kattıkları, çalışandan bekledikleri, sosyal kültür yapılarını iyice araştırın. 
  • Şirketin web sitesini ve inceleme imkanınız olursa tesislerini detaylı bir şekilde inceleyin ki, aklınızda kalacak soruları sorarak öğrenebilin. 
  • Size sorulacak sorular arasında şirket hakkında neler bildiğiniz çok önem arz eder ve bu sorular genellikle çapraz sorular şeklinde gelir. 5N1K şeklinde sorulara ve cevaplarını vermeye hazır olun.  
  • Gelecek soruların çoğunluğunun cevabı internet sitesinde ve siz cevapları bildiğinizi gösterdikçe şirket aradığım çalışma arkadaşım karşımda diyeceği bir dönemin başlangıcıdır. Buradaki genel sorulan özel amacı, zorluklarla nasıl başa çıkacağınız ve gelecekte krizleri nasıl yöneteceğiniz ile, davranışlarınızın etkilerini gözlemlemektir. Siz yönetici olacaksanız siz o şirketten ayrıldığınızda herkes sizin adınızı yüzünüzü unutabilir ama yaşattığınız çalışma deneyiminizi asla unutmaz. Anılarınızla anılın yaşattıklarınızla değil derler. İşte siz anılarla anılan olun.  
  • Aklınızdaki sorular için web sitesi ve konuşma esnasında edindiğiniz notlar size kılavuz olacaktır bu soruları sordukça ilginiz anlaşılacak ve işletmede çalışmaya olan şevkiniz parlayacaktır. 
  • İster online isterseniz yüz yüze mülakat olsun, giyeceğiniz elbisenin renklerin ve desenlerinin kamerada nasıl gözüktüğünü kontrol edin. Renklerin uyum içinde olması size karşı bakış açısının olumlu olması konusunda örnek teşkil edecektir. 
  • Bu yazıyı yazdığım esnada ve online toplantı yaptığım bir çok defa da TT şirketinin teknolojik yetersizliğini defalarca yaşayarak gözlemledim. Bağlantı koptuğu için toplantım mahvoluyordu. Cep telefonuma tanımladığım ek paket hayatımı kurtarmayı başardı. Toplantı yapılacak uygulama hem telefonunuzda hem de bilgisayarınızda kurulu olsun. Profil fotoğraflarınız da profesyönel gözüktüğünüzden emin olun. İsminiz ve diğer kişisel zorunlu bilgiler tam olarak görüntülenebilsin.  

Mülakatlarda sadece sesli dahi olsa, yüz şeklinizin sesinize yansıyabileceği gerçeğini unutmadan, davranışlarınızı kontrol edin. 

  • Jest, mimik türevli tüm yüz ifadelerinizi çok iyi kontrol edin. Emin ifadelerle konuşurken bunu gözlerinizde desteklesin.  
  • Beden diliniz gerçek sizi anlatsın. Akılcı, mantıklı, çözüm odaklı ve inovatif ve de çalışkan olduğunuzu hatırlatmaya gerek duymuyorum. 
  • Açık net ve mantıklı olduğu kadar yavaş konuşun ki, anlaşılabilir oldukça talepleriniz ve beklenenler net olarak ortaya çıksın. Yoksa hayaller masarati Hayatlar Murad 131 olur.  
  • Ne söylediğiniz bazen anlam ifade etmezken nasıl söylediğiniz karşıdaki muhatabın anlayabilme düzeyini de belirler. 
  • Güven ve bir işe başlamak bir başarının ilk adımlarıdır. Eksikliği çok basit bir şekilde fark edilebilir ve sürece 2-0 geriden başlarsınız. Yanıtlarınızdan emin, dik oturarak ve doğrudan muhatabınızın göreceği şekilde işte ben buradayım demeyi bilin. 
  • Siz bir çok şey söylemeye hazır olabilirsiniz ama, bazen sizin bahsedeceğiniz bir detay, sizi zor durumda da bırakabilir. Olabildiğince İnsan kaynakları yetkilisinin süreci yönettiğini zannettirin ve soruları ona sordurun. Üç konudan biri sizin soracağınız soru olabilir böylelikle zamanda kazanırsınız. 
  • Daha fazla ayrıntılı açıklama istemekten ve söylediklerinizi tekrardan korkmayın 45 dakikalık bir görüşmede mecbur kalırsanız üç defa dahi aynı konunun üzerinden geçebilirsiniz.  
  • Özgeçmişine her türlü bilgiyi yazanlardan olmadığınız için tebrik ediyorum. Tuttuğu takımı özgeçmişine yazanlar olduğunu hatta ilişki durumunun karmaşık olduğunun yazılı olduğu özgeçmişler gördüm. Bunları yapmayın. 
  • Eski çalıştığınız yerde iyi bir intiba bırakmadıysanız orası ile benzer pozisyon ve alanda boşuna iş aramayın. Eski işinizde yaşadığınız sorunları yeni işinize taşımayın. Ve her daim olabildiğince olumlu konuşun. 

Her şeyi konuştunuz da karpuz mevsimimi değildi üzülmeyin. Çağrı bitmeden sizden iki defa bastırarak soru sormanız beklenir. Bu bir gelenektir. Önceden hazırlanan son dakika sorularını burada devreye alarak atak yapabilirsiniz.  

Bunun üzerine insan kaynakları yetkilisi, size teşekkür eder ve sonraki süreçler ve size geri dönüş bildirimleri konusunda çok sık duyacağınız biz sizi ararız cümlesinin farklı versiyonlarını sunar.  

Görüşme bittikten sonra, aramanın tamamen sonlandırıldığından, mikrofonun tamamen kapatıldığından emin olun. Sonra bir dostunuzla görüştükten sonra what sapptan teşekkür edici bir mesajın etkisi biskremde dahi yoktur. Görüştüğünüz yetkiliye bir teşekkür maili ve genel durum değerlendirmesi maili paylaşın.  

Ilk iş görüşmelerimden birinde, yüz yüze görüştüğüm insan kaynakları yetkilisinden sonraki süreçlerde genel müdürleriyle görüşene kadar görüşüm hep olumluydu. Görüşme sonrası insan kaynakları yetkilisine teşekkür eden ancak, şirketin yöneticilerinin etik değerlerimle bağdaşlamadığı için çalışmak istemediğimi ileten bir mail göndermiştim. Kendisi de aslında işe alındığımı ama böyle bir cevap beklemediğini söylediğinde o şartlarda üst pozisyondaki o işe çok ihtiyacım olmasına rağmen istememiştim. Bu deneyimimi de paylaşmak istedim. 

Buradaki amacımız eğer bu işi istiyor isek, başvuran diğer adaylardan farklı olduğunuzu hissettirmektir. 

Yazının Sözü Uygulaması :  

Doğru cevapları bulduğunuz sürece soruların bir anlamı kalmıyor.  

İyi bir çalışanda şirket sadakatinin sağlanması

İş hayatı başlı başına bir iş olmakla birlikte, her bir dalında doğru bakış açısını sağlayabilirsek verimliliği ve etkinliği de o ölçüde arttırabiliriz.  

Çünkü ; 

Çalışanlar bir şirketin öz sermayesidir. Şeklinde ifade ediyorum. Kendi içinizde bir bilanço çıkardığınızda her şey 100 kasa 500 sermayeden ibaret değil, bir de 700’ lü hesaplar adını verdiğimiz “Tek düzen maliyet hesapları” vardır. Kimse açıkça diyemese de şirket personelleri de 700’ lü kodlarda kendisine yazılı olmayan gelenekler ile başlı başına bir kod silsilesi ile bağlıdır. Özellikle Satış /  Pazarlama odaklı işletmelerde halkı anlayan halktan biri olup, insanlara dokunan ve güveni ilmek ilmek dokumayı bilen çalışma arkadaşlarının varlığı şirketin özünde bulunacak olan ilk yardım çantasıdır. Bunlar işletmenin inovatif ve inavasyonunun bakış açısının sokağa inmiş halkla ilişkiler içeren versiyonudur. Bu bakış açısına sahip işletmeler başarının sırrının, müşteri memnuniyetine verdikleri önem kadar çalışma arkadaşlarının iş ve çalışma biçimleri ve de işyeri çalışma koşulları sosyal meselelerde kazandıkları imkanları da düşünmelerini gerektirdiğinden çalışanların iş sadakatinin bu süreçten olumlu etkilenmesi sağlanır.  Nitelikli ve özverili çalışma arkadaşlarını bulmak onlara verilecek olan maaştan çok, daha fazlasını harcamak ve daha sonra da çok daha fazlasını da kazanabilmeyi gerektirir. Yetiştirilecek bir personelin oryantasyon süreci en az altı ay olmalıdır. Devlet memurluğunda dahi, bu süre 12 aydır. Yetişen ve memnun olunan personelin kaybedilmesini hiç bir işletme istemez. Ancak istememek kaybetmemek için yeterli değildir. Çalışan ve görevini özveriyle yapan personelin ikramiye, pirim terfi ve kıdem gibi ihtiyaçlarının yanı sıra sosyal alanlar ve de diğer sosyal ihtiyaçlarına karşılık verilmelidir. Günümüz iş hayatında biri gider ikisi gelir mantığında işletme yönetmeyen az sayıda kurumsal şirketler de bulunuyor. “Bunlardan birisinde çalıştığım için kendimi şanslı hissediyorum”. Hele ki kurumsal holding bazlı bir işletmeyseniz, veya yeni başlayan KOBİ kıvamındaysanız personel değişimi sandığınızdan çok daha fazla maliyetlidir. KOBİ ile holding arasında kalan orta ölçekli işletmelerde sistem yerine oturduğu için kan değişimleri çok fazla kan kaybına yol açmadan durdurulabilir. Ama holdinglerde kadrolar genellikle çekirdekten yetiştirme şeklinde veya güvenilir referanslar arasından seçildiği için yerlerine başkalarının göreve gelmesi hayli sancılı olabilir.  

İşletmelerde insanlar gibidir. Duyguları, kültürleri, Organları ve uzuvları vardır.  

İşletmeler ticari varlıklar olsalar da sosyal sorumluluklar taşırlar. Bu sorumluluklar topluma ve çalışma arkadaşlarına karşıdır. İş yapış biçimleri ve  belli kuralları da kültürlerini oluşturur. İyi bir işletme yazılı olmayan kuralları olan işletme kültürünü çalışanlarına uygulatırken kendisi de bunlara uymakla yükümlüdür. Aksi halde çalışanın işletmenin örgüt kültürüne bağlılığı sağlanamaz. Personel yönetim rejiminin verimli yönetimi etkili insan kaynakları yönetiminden geçmektedir. Etkin ve verimli personel yönetimi işletmenin kazancının % 60’ lık kısmını etkilemektedir.  

Nasıl yani nasıl oluyor ONEDİYOOO mu diyorsun?  

Belki de daha fazlası da, Türk milletinin iş değişikliğine üşengeçlik ile baktığını fark edemediğimizden bu oranı fark edemiyoruz. Şöyle bir bakış açısı ile değerlendirelim. Türkiye’ nin KOBİ’ si de olsanız lobisi de olsanız holdingi de olsanız fark etmiyor. Şirketinizin satın alma departmanında birden 15 kişinin haftanın son günü istifa ettiğini düşünün. Hafta sonunu bir şekilde idare edebilirsiniz ancak, bekleyen gelecek hafta başı pazartesi satın almalar ve fiyatlandırmaların yapılamaması demektir. Bir de uzun emek ve uğraşlarınız ile dürüst çalışkan ve işini özveriyle yapan arkadaşların istifası sonrası rakip başka bir şirkete kavimler göçü misali geçişi sonrasını hayal edebiliyor musunuz ? Bu diğer çalışanlar içinde kariyer fırsatı gibi görülse de aslında motivasyon kaybıdır. Terfi ederek sonra bizde mi istifa etmek zorunda kalıp başka şirketlerde iş aramak zorunda kalacağız şeklinde düşüneceklerdir. İşletmede takım ruhu çok başka bir meseledir. Masasını silen temizlik personelinin dahi değişmesi personelin ilgisinin başka yöne çekilmesini sağlıyorsa beraber bir şeyler paylaştığı iş arkadaşının değişmesi ve yeni gelenlerin oryantasyonuna alışması da bir o kadar zorlayıcı olacaktır. Elbette iş ilanı verilerek çok kısa sürede yeni çalışma ekibi üyelerini  bulabilirsiniz ancak, onların işletme kültürüne uyumları hayli zaman almakla birlikte bu süreçte hedef ve amaçlarınıza harcamanız gereken enerjiniz yeni personelin eğitimiyle heba olmuş olur. İnsan kaynakları eğitimi aldığım dönemde çok ilginç bir ifade duymuştum. Personel devir hızı konuya yabancı olanlar için kısaca bahsedelim. Bir personelin çalıştığı işletmede kaldığı sürecin süresini belirten ifadedir. Türkiye’ de  bu oran ortalama % 25 olup bu oranın düşük olması makbul olanıdır. Türkiye’ de kurumsal gözüken işletmelerde dahi tayin ve terfi sistemi bir üst yöneticinin önermesi ve iki üst yöneticinin oluru ile gerçekleşmektedir. Bu prosedür olarak kulağa hoş gelse de uygulama açısından ciddi problemler oluşturmaktadır. Yaşadığım bir olaydan bahsedeyim. İşini iyi yapmanın yanı sıra eğer üst yöneticin senin müşteriler ile diyaloğundan memnun ise, ve satış odaklı çalıştığın departmanda müşteriler senin ismin ile ürün almaya geliyor ve sen olduğun için buradan alışveriş yaptıklarını fazla dile getirirlerse artık terfi etmenin veya şirket içi farklı departmana tayin olmanın imkanı yoktur. Hele bir de çalışma arkadaşların iş disiplininden nasip almamış ve sen yokken müşteriler senden alıştıkları ilgiyi senin çalışma arkadaşlarından bekliyorlarsa işyerinde çok kısa sürede sevilmeyen ama, ne terfi ne de tayin edilemeyen bir personel olarak çalışmaya devam edersin.  

Olsun sen devam et. NPS ler (Müşteri Memnuniyet Anketi) senin üstlerin görmek istemesede bir süre sonra şirketin üst yönetimi tarafından fark edilmek zorunda kalınacaktır. Bir yıl içerisinde şirketin bu duruma bir aksiyon almadıysa seni hak eden işletmelere doğru kanat çırpma zamanın geldi demektir.

  Bu kadar eleştirdikte nasıl bir çözüm üretiyorsun derseniz, şirket içi denetim ve şirket dışı danışmanlık hizmeti veren firmalar veya şirketlerin iç denetim birimleri var. Genellikle halk arasında buna “gizli müşteri” adı veriliyor. Bu raporlar ile ve şirket içerisinde kemikleşen gizli bir kadro kurup istihbarat servisi misali bir oluşumu müşteri ilişkileri birimlerinin altından besleyerek bilgiyi veren ve bilgiyi alanın kim olduğunun bilinmediği bir sistemi kurarak verilen bilgilerin bilimsel analizler ve dedektiflik şirketleri aracılığı ile kontrol edilmesinin ardından % 100 Olmasa da % 95 başarı ile sonuca ulaşabilirsiniz. 

İYİ ÇALIŞANI İŞYERİNE BAĞLAMANIN YÖNTEMLERİ 

Çalışma arkadaşlarınızla yüz yüze görüşme zaman aralığınızı arttırın. OKR sistemi ile belli bir oranda bu aşılsa da eğer aynı modem dışında girilemeyen bir sistem varsa ve personel müdürün görebildiği bir sistemde 2. geri dönüşü şirket bazında geri dönmek zorunda kalıyorsa geçmiş olsun. Eğer yöneticisi hangi konumdan buraya geldiğini unuttuysa, şirket yönetimi olarak o personelden alınacak verimi % 60 oranında yok sayabilirsiniz. İşletme müdürü veya üst yöneticilerini sahada göremeyen personel heyecanını kaybeder ve yöneticisinin olumsuz davranışlarını kendisi de olumsuza çevirerek iş hayatına yansıtır. Sonra rakip firma da tanıştığı başka bir işletme yetkilisi ile tanıştığında mevcut çalıştığı şirkette özgeçmişinde tecrübeler kısmına itinayla ve kalın puntolar ile eklenir. Bir önceki işimde bunu yaşadım ve özgeçmişimi güncelleyerek çıktığım yolda, daha sonra linkedin (https://www.linkedin.com/) ve diğer sosyal medya hesaplarımı da güncelleyerek ne olacağını beklerken biranda kendimi şuanda çalıştığım holding içerikli işletmede çalışmak için davet geldiğine şahit oldum. Daha iyisi elbet olabilirdi, ama daha iyisi ortaya çıkana kadar en iyisi bu sloganı ile çalışmaya başladım.  Ve iyi ki cesaret edip istifa etmişim. Eski işimde terfi etmem başarı ile değil, üst yöneticimin ego ve kibirini, işletme zararına uygulamalarına imza atmadığım için bana mobing uygulanmasına itiraz etmem nedenli engelleniyordu. İş hayatının stresi yorgunluğu çok olur ama bu insanların şahsi savaşına döndüğünde işler güneye doğru uçan kuşların ilerlemesine kadar giderler.  

Olaya şöyle de bakabiliriz, erken dönem istifaları genellikle altı ay ile iki yıl içerisinde olur. Ve ben 1.5 yıllık bir çalışan olarak, işten ayrıldığımda ve rakip firmalardan birine güneye doğru gittiğimde şirketimin beni eğitmesi için belki de süreçte yapmış olabileceğim maliyet zararları (Bir keresinde bir kamyon ürünü dikkat etmeden verdiğim için geri iade almıştık.) Ama artık o hatayı yapmıyorum. Eğitim maliyetleri yemek masrafları vs… Benim için harcanan para altı aylık bana verilen maaş kadar diyebiliriz.  Yeni personel için uyum, oryantasyon ve maliyet zararlarını da hesap etmek gerektiğinden çalışanın gitmemesi için havuca ihtiyacı vardır. Bu havuçta kıdem ve rütbedir. Çalıştığım işletme mağazacılık sektöründe aktif çalışmalar yapıyor, tabii her çalışan müdür olamayacağına göre hem iyi çalışan hem de verimli çalışan personele ne yapılabilir derseniz uzman çavuş mantığında askeri mantıkta ilerlenebilir. Rütbeler er, onbaşı, çavuş olarak ilerlerken biz de kıdemleri  Büyük mağazalarda ilk  12 ay Çaylak sonraki altı ay da da 1. 2. 3. 4 derece şeklinde sıralayarak ilerleyip küçük her işin yapıldığı iş yoğunluğunun çok olduğu mağazalarda ise ilk 6 ay çaylaklık sonra 1.2.3.4. derece şeklinde kıdem sıralamasına giderek 4. kıdem sonrası uzman rütbesi ve sonrası Departman sorumlusu ve müdür yardımcısı silsilesi ile işleyiş profesyonel bir çalışma ortamı sunulabilinir. Dereceye göre maaş oranında artışlar personeli heyecanlandırır. Elbette derece de yükselme olduğu gibi olumsuz durumlarda derece de düşürülebilinir. Müşteri memnuniyeti etkin ve verimli bir şekilde kontrol edilmelidir.  

Buraya kadar iyi bir çalışanın nasıl şirketiniz için yetiştirileceğini konuştuk şimdi de maddelerle çalışanın size bağlayacak basit anektotları paylaşacağım.  

1- Çalışma arkadaşınız ile aranızda kaç unvan veya makam olursa olsun, saygınızı açıkça gösterin ki, sizin olmadığınız yerde de size olan saygı olsun. 

2- Çalışma arkadaşınız ile konuşabilin. Onlar sizinle konuşmak istiyor ama sizinle konuşabilmesi için, önce sizin onu dinlemeniz gerekiyor. Sizinle çekinmeden konuşamıyorsa sizin orada kalmanızın bir anlamı kalmamıştır. Bazen siz konuşmak isteseniz’ de geciktiğiniz için, çalışan konuşmamayı da tercih edebilir. 

Çünkü ;  

Size anlattığı bilgileri ona karşı kullanmanızdan korkabilirler veya onun anlatmak istediği amacından  çok saparak sizin söylediğinizden çok farklı bir anlam çıkartılabilir. Mesela ben bir yılı tamamlamama rağmen, yöneticimden yöneticimin iş yoğunluğu nedenli beni tatmin edecek kadar bilgi edinemediğimi arkadaşıma anlatmıştım. Hem de nasıl anlatayım. Benden daha kıdemli bir arkadaşımız bizim ekibe yeni atanmıştı. Ve İşyerinde çok aktif kullandığımız SAP programını yıllarca daha önce görev aldığı operasyon kanadında kullandığından tecrübeliydi. Bana bir gün bu işi nasıl yapıyorsun dediğinde bilgimin olmadığı ve bu işleri ofiste  genellikle departman müdürümüz yapar, biz de iç operasyonel işler süreçlerini yürütürüz şeklinde cevap vermiştim. Arkadaş bunu gidip departman müdürüne sizin arkanızdan çok kötü şeyler söyledi çok zoruma gitti ondan gelip size söylüyorum. Bana hiçbir şey öğretmedi kötü davranıyor vs. Şeklinde bir çok şey anlattığında yöneticim beni dinlemeden üst bölge yöneticimize şikayet etmişti. Benim haberim olmasına rağmen ilk kez bildiğimi açıklıyorum. Diğer 3. çalışma arkadaşıma da departman müdürü yalancı şahitlik yapması karşılığında yönetici olabilmesi için referans olabileceğini söylediğini öğrendiğimde bunu da kurumsal işletmelerin arka mutfağı şeklinde yorumlamıştım. Yazıyı bu olaylardan yaklaşık 4 – 5 ay sonra yayınlıyorum belki de ancak, sonucu göreceğiz ama yazmayacağım gibi… O arkadaş bu olayın ardından yönetici atanacağına dair resmi bir mail yazışması aldı. Belgesi de mevcut. İşte bu ve benzeri olaylar nedeniyle çalışanlar küstürülüyor korkutuluyor. Ve konuşmaktan çekiniyorlar. Artık  ramak kala süreci harici hiçbir şeye dahil olup sorumluluk almıyorum. Ve şirket kaybetmeye devam ediyor. Bu nedenle kıdem ve terfi sistemi kişilerin egosuna kibirine şahsi ilişkilerine değil. Müşteri memnuniyetleri ve istihbari çalışmalara göre yapılmalıdır düşüncesini paylaşıyorum. Aslında amacım bu olayı deşifre etmekten çok yaşanabilecek olayları en gerçekçi biçimde ifade edebilmekti.  

Çalışma arkadaşlarınızın size sadece makamınız için değer vermesini istemiyorsanız ;  

Sizle nasıl konuşulmasını istiyorsanız, sizde öyle konuşun… 

Özen gösterin, aktif dinleyici olun, onları anlamak için çabaladığınızı belli etmeye çalışmayın gerçekten anlayın. 

Onunla çalışma alanı dışında da iletişiminizi sürdürün. Elbette onun özel alanlarını işgal etmeden mesela işyerinin sosyal alanında eğer müsaitse kritik yapabilirsiniz.  

Ekibin tamamını ikna etmeye çalışmaya harcayacağınız emeği yönlendirme gücü olan ekip üyesi, üyelerini ikna ederek başlarsanız gerisi daha kolay gelecektir.  

Sadece bir yönetici veya patron olursanız işletmede sadece ay sonunda maaşları bölüştüren ama kapıdan çıkarken ayağınız kaysa kimsenin umrunda olmayacağı bir kişi olursunuz. Önce insan diyerek çalışma arkadaşlarınızın ruhsal ve bedensel bir problemi olup olmadığını da sorabilirsiniz. 

Onlardan fikir fırtınaları yapabilecekleri ortak projeler çıkarmalarını isterken sizde onlara katılın…  

Her işte hata olmaz. Bazen sizde yanlış anlayabilir veya yanlış yapabilirsiniz. Onlara konuları anlatacak kadar zaman verin, makas nerede diyeceğinize bizde şekilli kesebilen makas var  mıydı ? Derseniz onlara manevra sahası sağlarsınız. 

İşyerinde profesyonel olacağım derken, manken gibi kasılıp kalmayın. Profesyönel olun ve arkadaşlarınıza da uygulamalı anlatın. Mesela işyerinde nasıl konuşacağınız, giyim kuşamınız, iş ve komuta hiyearşisi gibi. Bazen her şey sizin kontrolünüzde değildir anlaşılmaz nemrut çalışma arkadaşları ile çalışmak zorunda kalabilirsiniz. Önce onu anlayın ve sorunu bulun. Soruna onun cephesinden bakıp çözüm üretmeye çalışın. Ve onu dinlemek için sabırla bekleyin. Ona kılavuz olarak, onu dinleyerek ve onunla konuşarak ona çözüm üretin. Eğer bunu yapmazsanız, Kötü köpek sürüye kurt getirir. 

Ve tüm bunların sonucunda, onlar olmadan bu işletmenin var olamayacağını hatırlatmayı unutmayın. Bunu mizahi ve samimi bir üstlup ile yapın.  

                                               Yazının Sözü Uygulaması :  

Asıl başarı takdir edilme kaygısı olmadan ve özgür çalışıldığında başarımızın önüne düşen bir kitap gibi açılmasıyla ortaya çıkar. 

Yazı notu : Bu yazı 15.01.2022 tarihi için, 24 Kasım Çarşamba tarihinde son düzenlemesi ile yayına hazırlanmıştır. Bahsi geçen yazıda sütten ağzı yanan ve işletmelerde yaşanabilecek bir kurgu olayı detaylandırarak hayal ürünleriyle süsleyerek anlatmış bulunmaktayım.

İşçiysen işçiliğini bil kardeşim, ben sırtımı devlete dayadım diyemiyorsan….

 

Tüm yazılarımda işçilerden, işçilerin çalışma düzeninden  ve iş ve işçiyi yönetmekten dilim döndükçe bahsetmeye çalışıyorum. Çalışan kelimesi emek veren emekçiyi ifade etse de, işçi sözcüğü kamuda memurdan daha çok maaş alıp ama yükselemeyen fakat, 657 sayılı memurin kanununa tabii çalışanları kapsıyor. Hepimizin bildiği işçi ise, çok çalış az maaş al yarış atı gibi burun farkı ile girdiğin işe bir üstündeki yöneticinizin veya patronunuzun iki dudağı arasında sakız olabileceğiniz bir durumdan ibaret…

Asıl soru şu özel sektörde çalıştığınızda performansınız patron veya yöneticinizi etkiliyor mu ?

Ve bu çalışma performansınız sizin hayatınızı ne şekilde etkiliyor ?

Her yıl Kamu Personeli Seçme Sınavı ile her yıl umutlarımızı gömdüğümüz 2021 yılında bende girmiş olduğum KPSS Sınavına ödemiş olduğum ve ilk çalışmaya başladığım 2014 yılındaki bir haftalık maaşıma denk gelen parayı yatırdıktan sonra, tüm çalışma hevesim kaçıyor. Çalışan biri olarak bu durum beni etkiliyorsa işsiz ve üniversiteden mezun yeni bir gencin ülkesinde gariban olmasını ve yurt dışında bir ülkeye beyin göçü olarak gitmesini nasıl yadırgayabiliriz ? 

İşte bu minvalde devlet memurluğunun değerli oluşu ve maaşım geleceğim garanti de düşüncesinin güvencesinin nedeni de bellidir. Ancak devlet memurluğunun dahi kurumsal atamalarla yapılması nedeniyle gençlerimizin önünde özel sektörde çalışmak (Genellikle yurt dışına geçiş öncesi harçlık kazanmak için)  ya da beyin göçüne katılmak dışında başka bir yol kalmıyor.

Sende benim gibi, cevapların var ama sorularını şekillendiremedin mi ?

Bu konunun aslında ilginç bir cevabı var. Özel sektörde bir süre tecrübe ettikten sonra kendimizce tüm sorularımıza cevap bulduğumuzu düşünüp aslında cevaplara yeni sorular bulduğumuzu fark ediyoruz. Örneğin ben ilk iş tecrübemde iki yıllık aktif saha tecrübenim ardından, artık kurumsal zincir sisteminin her şeyini bildiğimi düşünüyordum. Daha sonra 2020 yılında çalışamaya başladığım başka bir kurumsal zincirleri olan işletme de eski işimden farklı olarak hareket halinde olmaktansa artık sabit bir noktada çalışıyorum. Alışılmış düzenden alışılacak düzenin ne tür zorluklar yaşadığını da gözlemleme imkanına sahip oldum. Her ikisinde de ortak durumlar oldukça fazla.  

Mesela  ;

Dolaşırken başımızda mobil bir yöneticimiz vardı. Sabit lokasyon da her an kamera ile izleniyorsunuz. Aslında sizin açınızdan çokta değişen bir durum yok.

Kariyer hedeflerin için önce kariyere başlaman gerektiğini bilmiyor olabilirsin. Maaşlı bir işte çalışıyor olmak kariyer planına başladığınız anlamına gelmez. Sadece maaş alıyorsunuzdur. Eğer pozisyonunuz yükselmeye başladıysa bu durum sosyal haklar ve maaş ile devam ediyorsa işte o vakit kariyer çalışmalarınız başlamış demektir.

Durumu özetledikten sonra ana temamıza geri dönerek, ne yaparsanız yapın azdır. En zor işi başardığınızda en azından teşekkür beklerken bir sonraki zor işin listesini önünüzde görebilirsiniz.

Elbette kişisel menfaatimiz için çalışarak para kazanıp kendi ihtiyaçlarımız için emeğimizi sunuyoruz, özel sektörde istisna işletmeler olsa da genellikle emek sermaye eşitliği pek çok defasında karşılanmıyor. Bu konuda çalıştığım ancak adını veremediğim işletme yönünden ben çok şanslıyım.

Çalışırken özel sektörde karşılaşılabilinecek olumsuz örnekler

  • Maaşınızın tamamı aynı gün hesabınıza yatmayabilir, suç olsa da bir kısmını elden vermek isteyebilirler. Bir çok işletme sizin sigorta pirimlerinizi bir bakıma gelecekte emekli  maaşınızın katsayısını belirleyecek olan pirimlerinizi düşük ödemek için, ayda 6 bin maaş verdiği bir personeli için asgari ücretli olarak göstererek devlete vergi vermeyerek suç işlerler.
  • Maaşlar gününde yatmayabileceği gibi belli bir tarihi olmaksızın ertelemeler yaşanabilir. ( Şuan çalıştığım işletmede her ayın son günü maaşlarımız hesabımıza yatar. Haftanın son günü resmi tatil veya hafta sonuna denk geldiğinde ise öncesinde yatırılmakta.)
  • Bazı işlerde satış ve kar payı dağıtımları vardır. Buradan size ya hiç verilmez ya da çok düşük miktarlarda paylaşılır. Özellikle bankacılık sisteminde üst yönetimlere çok yüksek miktarda kar payı dağıtılırken, personel herhangi bir fayda sağlayamaz. Üstelik zarar açıklayan özel bankalarda yönetimlere aktarılan bu kar payına anlam veremiyorum. Bankamızı yönetemediniz tebrik ederiz der gibi…
  • Sosyal haklar genellikle ismen vardır. Bugün görüştüğüm üniversite mezunu bir genç bana işyerindeki sosyal hakkının yemek yiyebilmek olduğunu söyledi. Bunu işletmenin lutfu olarak düşünmesi de apayrı bir konu.  Resmi tatillerde günlük ücretin 3 katının verilmesi gerekirken normal ücret üzerinden çalıştırılma veya ücretsiz izin veren işletmeler olduğuna şahit oluyoruz.
  • Sorumluluk verip yetki vermemesi böylelikle bu işi bu yöntemle yapacaksın ama yetkin yok. Problem halinde seni tanımıyoruz demesi gibi bir durum. Ayrıca verilen her sorumluluk değerlidir ve önemlidir. Verilen emeğe karşılık ücretinin de maaşa eklenmesi gerekmektedir.
  • Günde 10 – 12 saat çalışmanız istenebilir. Ki iş kanununda bunun süresi 8 saattir. Bunun farkında olmayan pek çok işçinin olduğunu da gözlemliyorum. Mesela çalıştığım işletmede çalışma sürelerimize çok dikkat edilir ve eğer iş gereği 10 dakika fazla çalışmamız var ise, bu çalışma süresi bize iade edilir. Sosyal hayatınız olup olması özel sektörde pek çok firma için bir anlam ifade etmez.
  • Eğer sizden vazgeçmişlerse, kıdem veya ihbar tazminatı varsa kasa ve de soğuk hava tazminatı gibi tazminatlarınızı almanızı engellemek için Mobing ( Yıldırma, iş yerinde psikolojik terör.) yapabilirler.
  • Yıllık izinlerinizin tarihleri şirketin işleyişine göre patron ya da yönetici tarafından en az ikiye bölünür. Sizin kararlarınızı sizin adınıza onlar verirler. Buna uymanın şirket presedürü olduğunu iddaa edebilirler.

Özel sektörün sağlayabileceği faydalar.

  • İşletmenize göre devlet memurluğundan daha çok maaş alabilirsiniz. Tabii bunun çok iyi yetenek ve etkili bir özgeçmişe sahip olmaktan geçtiğini unutmamak gerekiyor.
  • Memur gibi işe git gel yerine her an bir maceraya hazır olmak ve aniden yarın Berlin’ deki toplantıya gideceğini söylemiş miydim şeklinde bir cümleye hazır olabilmek ve yeni yerleri keşfedebilme imkanı.
  • Büyük şehirlerde özellikle mega kent İstanbul da  yaşayabilmek için bir fırsat.

Her şeyi bir köşeye bıraktıktan sonra  eğer özel sektörde çalışacaksanız, Değer gördüğünüz mutlu olduğunuz verdiğiniz emeğe değdiğine emin olduğunuz ve o işletmenin çarkı değil de beyni olduğunuz  bir işletmede çalışıyorsanız dahasını düşünmeye gerek yoktur. Ancak hakkınızı alamadığınız mutlu olamadığınız bir işletmede iseniz; biran evvel oradan kaçın ve geleceğinizi kurtarın.

                              Yazının Sözü Uygulaması :

Özel sektör çalışanı olmak,  özel olamayan her şeye sahip olmaktır.

Çalışırken daha iyi şartlarda iş bulabilmek ! 

 

Türkiye koşullarında her mahalleye bir üniversite kampüsü açarak kanayan yaraya bir delikte ben açayım mantığında hareket eden haftalık olarak yöntem değişen eğitim sistemimizin getirdiği yeniliklerin en önemlilerinden biri de eğitim aldığınız işi yapamamanızdır. Bir Televizyon dizisi olan “Kurtlar vadisi” dizisinde bir karakter Polat ALEMDAR karakterine abi şimdi senin neden çok şey bildiğini anladım devlet yetiştirmek istediği adamlara bir şey öğretmiyor. Haliyle sadece bilmesi gerekeni bildiğinden işinde en iyileri devlet yetiştiriyor şeklinde bir diyalog geçiyordu. İşte eğitim sistemimizle iş hayatımızda buna benziyor. Eğitim kurumlarımızda aynı derslerin görüldüğü farklı bölümler olduğu gibi, özellikle ön lisans bölümlerinde çoğunlukta olmak üzere, mezun olduğunuzda ne iş yaptığınızın belli olamayacağı ve sadece iki yıllık farklı bir deneyim elde edebileceğiniz çok farklı bir atmosfer yaşamış oluyorsunuz. Sonra da paraları koy cebe katla şarkısı eşliğinde işverenin sizi beklediğini sanarak harçlık veren ailelere artistlik dönemi başlıyor. Ben size söyleyeyim öyle olmuyor.

Hep sonradan gelir aklım başıma dediğinizde ise, herkesin hayatta aynı olduğunu anlıyor ve farklı olanların yaşam standardı olduğunu iliklerimize kadar üşüterek aksırıklarla anlıyoruz. Buraya kadar -De – Da bağlacı  ile bağlamadan nasıl geldiğime inanamıyorum. Üstelik kurumsal işletme olarak bilinen holdinglerde bile kimin tanıdığının tanıdığı olduğunuz dahi sorulduğunda referans  (Torpil) kim (ler) oldu sorusuna muhatap alınarak iş görüşmelerine çağrıldığınızı da düşündüğümüzde geleceğimiz pek ak-pak olarak şekillenmediğini yeniden bir şeylere başlamanın zor olması gerçeğine rağmen Sil – Pak temizliği ile Pür Pak bir eğitim sisteminden çıkacak hayalini kurduğunuz işe kavuşmanızın yolundan birazcık bahsedeceğim. Kendimin adım adım uygulama aşamasında olduğum bu planda bende henüz başlangıç aşamasındayım. Mesela ben insanlarla iletişim halinde olduğum onlardan öğrenebildiğim ve öğretebildiğim bir kariyer sahibi olmak amacıyla, yüksek lisans eğitimimi alarak üniversitede kadro arayışına girmiştim. Bir yanlış anlaşılma sonucu bir şirketin müşteri alışveriş kartına üye olmak için başvururken yanlış evrakı okumadan doldurduğum için “Satış Danışmanı” pozisyonu için başvuru yapmıştım. Bu da bana Hayaller ve Hayatlar adlı iki H kanununu hatırlatıyor.

Doğru noktaya yanlış adımı atarak, holding işletmesinde 5-0 geriden başlamıştım. Bunu çok sonradan çalıştığım ekip değiştirilince çok iyi anladım. İşte benim yaşadığım süreci tecrübe edenler adına etmeyen arkadaşlarımız için tecrübelerimizi yenen kazıkların arasındaki Chevrolet simgesi ile paylaşmak istiyorum.

Bunların yanı sıra artık çalıştığınız işten keyif alarak çalışamıyor ancak, iş aş sloganından borç harç sloganına geçtiyseniz tam kapanma değil de zamansızlık bahanesi ile alışveriş yapmıyorsanız hepimizin bildiği şekilde beş kuruşsuz çalışmayan veya yeni mezunsanız bu yazılarım sizin için, ama önceliğimiz işinden memnun olmayan arkadaşlarımız için daha güzel bir dünya için batsın bu dünya diyoruz. !

Üniversiteden mezun olduktan bir yıl sonra iş görüşmesine gittiğimi bilmeden girdiğim diyebileceğim kadar bir süreçle işe alınmam ve görüşmeye girdiğim işe rakip şirket ürünlerini övmemden dolayı, şaka yaptığım sanılıp işe alınmamdan sonra, alışma süreçlerini takip eden günlerde sıkılma ve işten kaçmak, bunalma isteğim had sefaya çıktığında, yaz aylarında buna hararet diyoruz . ? Beni zorlayacağına emin olsam da,  ödeyebileceğimi bildiğim borç yaparak kendimi  çalışmaya mecbur bırakırdım. Severek isteyerek bu şekilde çalışmak zorunda kalırdım. Yoksa kendime laf anlatamıyorum. Bu şekilde üniversitemin bitimine mütakiben bana sunduğu tecil sürecini beklemeden , askerlik vazifesi vakti gelene kadar aynı şirkette çalıştım. Burada bir başlık açmamız gerekiyor.

6098 sayılı borçlar kanunu kapsamında geçim derdine düşüp para kazanırken ömür aküsünden yemek…

Tok açın halinden anlamaz biliyorum ama bu defa aç tokun halinden anlamalı diyeceğim. İş ararken tok satıcı olun. Böylece sizin işe ihtiyacınız olduğu gerçeğini perdeleyip, işyerinin size ihtiyacı olduğunu hissettirin. Tabii bu durumu abartarak hayatınızı 6 ay idare edebilecek kadar akçeniz bulunmuyorsa çokta şey etmemek lazım ben sizin yeriniz söyleyeyim artistlik… Üretmeden tüketmek çalışmaya alışmış ve kendi ekonomik ve de sosyal bağımsızlığı için savaşan birine göre değildir. Sonra yenilen o hurmalar iş arama sitelerinde kediler gibi tırmalar. İş arama sürecinde kısa dönemli harçlık kazanma amaçlı iş arayışlarımda işlek caddelerde ya da AVM’ lerde ilanlara bakıyor veya üşenmeyip belki zorla aldırırım diye personel arıyormuşsunuz diye soruyordum. Bugün baktığımda çok çılgınca bir iş yaptığımı fark ederek Vay be ben neymişim diyorum. Hep beraber söyleriz bu iş arayanlarız arar buluruz işin izini, nerde olsak işsiziz diyebiliriz. Bazı gençlerin iş arama sürecinde utanma çekinme yaşadığını kendimden biliyorum. Yaptığınız şey size ait olmayanı emeksiz ve izinsiz almak olan hırsızlık değil hak ederek satın almak için savaşmak. Ben sizlere bu yazıları yazarken üniversitede akademik kadro bulamadığım için, basit sıradan bir işyerinde çalışırken yazıyor ve bundan gurur duyuyorum. Okuldan mezun olurken bizi güllerle karşıladıklarına inanmayın, belki ellerinde gül vardır ama size uzatacakları gülün dikenidir. Günümüzde gelişen yapay zeka ile işverenler siz her ilana başvursanız bile sadece sizin öz geçmişiniz yapay zeka ile incelendiği için, başvurunuz işverene iletilmiyor dahi, siz ise bana geri dönmediler diye hayıflanıyorsunuz. İş gün geçtikçe azalıyor, iş arayanlarsa her ilçeye mahalleye sokağa bazen 2 – 3 üniversite kampüsü açılması ile artan mezun sayısı ile azalıyor. Tabii görüştüğümüz yerler bizi seçerken biraz tecrübemiz, yabancı dilimiz, dereceyle bitirdiğimiz okulumuz, dayı ve kuzenlerimiz varsa işler arasında bizler seçim yaparak en çok bize fayda sağlayacak olan işletmede aktif rol alıyoruz.

Sizde benim gibi sabırsız mısınız?

Sayısız iş ilanına başvurup, onlarcasına da görüşmeye gittikten sonra artık Mümin Sarıkaya gibi “Ben yoruldum hayat gelme üstüme” mi diyorsunuz ?  Birkaç görüşme sonra ilk olumlu işe sazanlama atladıktan sonra, çok daha iyi bir iş imkanından haber gelmesi tecrübeyle sabittir. Ne gidebiliriz ne de kalabiliriz. O kadar süre iş aradım şimdi .çalıştığım işe başladıktan sonra iş teklifleri üst pozisyonlar art arda geldiler. Gidemedim çünkü; bulunduğum işletmenin daha kurumsal olma durumu olduğunu düşünüyordum. Sonra kendi kendime öz eleştiriye başladım. Gerçekten olmam gereken yerde mi yoksa olmaktan korktuğum yerde miyim ?

Çalışmaya başladıktan iki ay sonra borçlarımızı ödemeye başlayınca cennetin bu yaka şubesi sandığımız işyerimiz bizi ilk başta psikolojik olarak rahatlatıyor. Sonra yetmez yetemez oluyor. Halbuki önceki işimizde daha çok süre çalışma daha az maaş ile tatmin oluyorduk  tanıdık değil mi ?

O sırada da bir yandan da hayallerimizdeki işletmenin burası olduğunu mükemmel sandığımız çalışma arkadaşlarımızı, bizim bir adım ileri gitmemizi kendisinin gerilemesi olarak zanneden yöneticilerimizi, yükselmek istediğimiz pozisyona yükselmek isteyen ama bunun için bir çabası olmayan ama ben daha kıdemliyim bu benim hakkım diye düşünen arkadaşlarımızın olduğu bir ortamda işimden çok memnunum diyerek mutluluk ve güven ortamı içerisinde yüksek performans ile çalışabilir miyiz ?

Sonunda da kendimizle ikileme düşerek mış mış muş sorun bende değil ondaymış ile kendimizi mi kandırıyor yoksa gerçekleri görecek cesaretimi topluyoruz ? Veya gerçekten işimiz de çalışmaktan zevk mi alıyoruz ?

Bana göre ameliyata girecek hastadan bir farkımız kalmıyor ya da bir intehar bombacısının cesaretlenmesinden çokta anlamlı bir farkımız yok.  Tüm bunları bir süre yaşadıktan sonra artık ne kıdem sahibi olup ayrılmayı ya da zaten alıştığım bir düzen var arkadaşları da tanıyorum bunca yıl olmuş şimdi iş bulmakta zor buldum diyelim oradaki ortama alışabilecekmiyim vs . Korkunun ecele çekimserliğin başarısızlığa engeli yoktur.   

Aslında bu işin formülü Albert Einstein’ ın izafiyet teorisi kadar zor bir iş değil, uzun süre iş aradıktan sonra es kaza şu anki çalıştığım işletmede çalışırken bir çok müşterimden iş teklifi almıştım. Müşteriler ile ilgilenmemi beğenerek onlarla daha iyi maaş ve şartlarda çalışmamı istemişlerdi. Bunları anlatıyorsun da neden hala aynı işletmedesin dediğini hissediyorum. Gayet basit, bulunduğum şirket Türkiye’nin en büyük holdinginin bir alt iştirakı ve özel sektör jubilemi yapmayı hayal ettiğim şirket daha iyi şartlar ve maaş beni şuan için tatmin edebilecek düzeyde değil. Bir noktaya kadar kurumsal yapısı içerisinde kendime kariyer basamaklarını ve iletişim becerilerini analiz ederek alanımda en iyisi olmayı hedefliyorum. Alanım biraz geniş bir kavram “Stratejik yönetim” diyebiliriz. Çalışırken iş teklifi almak hem bir elde iki karpuz tutmaya çalışmak bir yandan da istemiyorum yan cebime koy demektir. Bir de aslında ben çalışırken yeterince mutlu değil miyim sorusuna kendince verilen cevaptır. Bazen aynı şirkette farklı lokasyon da aynı pozisyon ve şartlarda çalıştığınızda aynı istek ve verimliliği sağlayamazsınız. Ben bunu en iyi tecrübe edenlerden birisiyim. Bu durum tamamen psikolojik alışmış olduğunuz düzenden başka bir düzeni oluştururken aslında o düzene alışamadan yeni düzene geçiş üzerine yeni yaşamsal düzeni kurmaya çalışmak zorunda kalmamızdan kaynaklanıyor. Çalışırken çalışma biçiminizi veya çalışma azminize hayran kalarak size iş teklifi yapan müşterileriniz olacaktır. Bu şekilde kısa sürede çok iyi pozisyonlara gelen arkadaşlarım oldu. Genellikle bizi övmek için yapılan anlık nezaket hareketi zannettiğimiz şaka içerikli bu davetlerde aslında şakayla karışık bir yoklama şansını dememe de söz konusudur. Teklife teşekkür ederek memnun olmanız da beni memnun etti demek yerine, aslında mevcut çalıştığım işten memnunum ama kendimi daha çok geliştirebileceğim bir pozisyonda çalışmak isterim demenin kimseye zararı olmayacağını düşünüyorum. Ayrıca bu durum iş etiği ve ahlakı içinde bir engel teşkil etmiyor. Size gelen bu tekliflerde mevcut bir işiniz olduğu ve ayrılmak için en az 15 gün süre verilmesi gerektiğini bu sayede çalıştığınız şirkete sizin ihbar tazminatı ödemek zorunda kalmayacağınızı hatırlatmanız gerçekten sizinle çalışmak isteyen bir işletmenin de hoşuna gidecektir.

Hayal ettiğin işte çalışmıyorsan hayalindeki işi aramaktan vazgeçme !

Çalışmak iş arayamayacağınız anlamına gelmiyor evet belki çok iyi maaş alıyorsunuz ve yeni gideceğiniz işletmede de maaşınız ve haklarınızda aynı olacak ama unutmamak lazım bazen risk almak tazelenmek için başlangıçtır. Uzun süre, aynı yerde aynı işi aynı yöntemlerle aynı kişilerle yapmak bir süre sonra bıkkınlık ve verimsizlik ile sonuçlanır. İşte bu zamanlarda  mevcut işletmenizde çalışmaya devam etmeniz için herhangi bir sebep yoktur. Hani o şirket vardı ya umutsuz olduğunuz hani sektör tecrübesi olmayana iş vermeyen ve sektör tecrübesi olmayan bendenize iş vereceği tutan işletmeden bahsediyorum. Böyle yaptım bu iş böyle oluyor tecrübeyle sabit. Sizi arayarak görüşmek isteyen insan kaynakları yetkilisinin size verdiği saat veya güne uymak zorunda değilsiniz siz tok satıcısınız ! Vereceğiniz cevap basit şuan mevcut bir işim var. (Boşluk bırakmadan ekleyerek ) Fakat, daha iyi bir pozisyon için teklifinizi değerlendirebilmem için bana benim müsaitlik durumuna göre bir zaman ayırmanız gerekiyor. Eğer sizi gerçekten aralarında görmek istiyorlarsa imtiyaz vermeye başlayacaklardır. Eğer zaman ayıramıyorsanız çalıştığınız iş yerinden üstü kapalı bir gerekçe ile birkaç saatlik izin isteyin. Bugüne kadar hiç ihtiyaç duymadığım bir şey olsa da bir kez denedim iş görüşmesine geç kaldığım için çalıştığım şirketin aracı ile şirketteki müdürüm beni iş görüşmesine bırakmıştı. Müdürüme dürüstçe söylememe rağmen inanmamış başka bir işim olduğunu sandığı için beni yeni iş yerime bırakmıştı. İşletmeyi beğenmediğim için işi kabul etmemiştim.

Mesleğinizde inovasyon’ un ivmesini klonlayın !

İster satış uzmanı ister öğretmen isterseniz de avukat olun. Bunlar basit ve en çok çalışırken iş arayan kişilerin meslekleri olduğu için anlatayım sizlere.

Günümüzde pek çok işin dijitalleştiği ve sanallaştığını da hesap edersek ;

Linkedin https://www.linkedin.com/ üyeliğiniz kesinlikle olmalı. Youtube’ den bir kanal açarak iş ve uzmanlığınız ile ilgili videolar yayınlayabilir veya mesleki bir bloğunuz olarak oldukça popülerlik sağlayabilirsiniz. İncelediğim internet sitelerinde blog yazarlarının pek çoğuna bloglarında çalışmalarını değerlendiren okuyucular iş teklifinde bulunuyorlar. Hep bahsederim hayatımdaki ilk işime kazara başlamıştım. Zaten tüm işlerim kazaya mahsus bir kastımız yok aslında. Çalışırken lisans eğitimimi de araya sıkıştırıp tamamlamış ve artık geleceği görmek için askerlik vazifesi zamanım gelmişti. Kendim dahil, kimseye söylemeye korkuyordum. O sıralarda maaşlarımız ve sosyal haklarımızda bir iyileştirme olmaksızın iş yükümümüz mevcut çalışmamızın 2.5 – 3 katına çıkartılmaya çalışılıyor ve çok sayıda arkadaş buna itiraz ediyordu. Bende şirkettekilere gelecek ay istifa edeceğimi ve yerime birini bulmaları konusunda uygun üsluplu bir mail gönderdim. 3. gün mailin ciddiyetini fark ederek beni merkeze çağırarak terfi ettireceklerini açıkladılar. İki yıl terfi bekledim olmadı istifa edeceğim kesinleştikten sonra değerim anlaşıldı. Tabii ikna çalışmaları devamında geldi. Ama artık duramazdım askerlik nedenli istifamı ettim. Bu sayede size anılarımı yazabiliyorum bir de bu yönünden bakın. Şuanda çalıştığım işletmede de benzeri bir durumu yaşıyorum ve bu defa istifa süreci biraz yavaşladı.  Eğer siz gitmeye karar verdikten sonra şartlar olumlu yönde etkileniyorsa artık o işletmenin size katacağı şeyler çoktan bitmiş işletme sizin akünüz olan ömrünüzden yemeye başlamıştır.

Sonradan sizin değerinizi anlayanlara karşı atılan sert adımlar vefasızlık değil hak ettiğiniz vefayı görmeniz için gereken adımlardır.

Sonuç olarak,

  • Benim ve birebir tanıdığım insanların hatalarından derlediğim yanlışları anlatmaya çalıştığım bu yazımda, gerçekten olmaktan istediğiniz yeri bırakıp olmaktan korktuğunuz yerde kalmamak için size hitap eden iş ve kariyeri yapmak için işsizlik ödeneğine kaç ayınız kaldığını hesaplamaya gerek yoktur.
  • Sabahları biran evvel varmak istediğiniz işiniz olması mı yoksa 100 metre yolun size 100 km olarak hissedilmesi mi ?
  • Kendinize hobilerinize ve ailenize zaman ayırabilecek mutlu bir hayat için değmez mi ?
  • Bir yandan mevcut işinizde benim gibi KYK borçlarımı ödeyerek bir yandan da iş arayabilirsiniz.

Yazının Sözü Uygulaması :

Duyguları siz yönetirseniz, padişahıda süreç dahilindeki insanlar yönetirse sizde kendi hayatınızın sadrazamı olursunuz.

Yeni mezun ilk iş görüşmesine girerken ve bol noktalı sualler

Bedensel hareketlerimizin iş başvurularımızda etkisi… 

İlk iş görüşmesi yapabilenler bilir heyecanlıdır yapamayanlarda anlar aşırı gericidir. Aslında bu heyecanla gerilimin aksiyonla buluştuğu noktada bizi ele veren bazı adımlar var. Bu ispiyoncu duygular yapabileceğimiz bir çok iş için karşımızdaki işe alım yetkilisinin gözünde ya bu kişi bu işi yapabilir mi sorusunu sorgulatıyor. Tabii bilindiği gibi insanlar bir başka insanla tanışmaları ilk  otuz saniyesinde ön görüş-yargı kararını vererek bundan sonraki süreçte ona göre ağzınızda kuşta tutsanız o kuşun neden kanadı var diyebiliyorlar. İşte burada fiziksel diliniz ne söylerse söylesin anlamsız oluyor ve vucud diliniz size arabeks söyletebiliyor.  

Akademik ilanlarda çok sık görüyorum, aynı dil puanı almış aynı ALES puanı almış ama mülakatta biri öteki adaylar yerine seçilmiş, salih niyete dönersek bu kişinin davranışlarının ve özgüveninin etkisi diyebiliriz. Çok iyi test çözenin doktor olabildiği kan görmeye dayanamayan ama test çözdüğü için doktor olabilenlerin var olduğu bir eğitim sisteminde elbette bedensel davranış biçimlerinin kariyer hayatımızda etkisi yadsınamaz.  

Mülakat süreçlerinde bizzat deneyerek işsiz kaldığım beden dili hataları 

Gözler kalbin aynasıdır derler, gözleriniz çok güzel ve etkileyici olabilir ama iş mülakatlarında renginden çok kontrollü hareket edip etmediklerine çok dikkat ediliyor. Ani ve fevri hareket etmeleri sizin güvensiz biri olduğunuz veya gözleriniz açıkken hayır der gibi kurt ulumasına benzer gözleri dikmeniz sizin konuyla ilgilenmediğiniz ve doğru kişi olmadığınız izlenimi veriyor. Sırf bunları gözlemlemek için sayısız iş görüşmesine gidip elenebilmek ve o sıradaki gözlemleri not alabilmek için denemesini yaptım. Daha basit konuşursak, iki kişi arasında iletişim kurarken dahi, gözlerin dikkatlice bakılması ya duello yapıldığı anda ya da romantizim anlamı taşır. Her ikisi de tehtitkar olmakla birlikte arada gözleri kaçırmadan önüne bakmak hatta doğru bakış açısı olarak muhatabın iki kaşının ortasına odaklanmak gerekir. Böylece muhatap onun gözlerine odaklandığınızı ama bakmadığınızı düşünür. Göz temasının azı da çoğu da zararlıdır.   

Peki o zaman görüşmelerde nasıl bakacağız ? 

Güzel bakmak sevaptır şeklinde bir özdeyişimiz var. Gerçi biz onu da yanlış anlamış olsak’ ta iyi bakalım iyi olsun. Fazla odaklı ve anlık indirmeli kaçırmalı bakışlar agresif uyumsuz ve problemli bir tip imajı verirken, az bakmak ya da başka yöne bakmak kişinin dürüst olmadığı bir şeyler sakladığı şeklinde yorumlanıyor. Orta yolun yolcusu nasıl oluruz ? Ortalama bir görüşme 30 dakika oluyor. Tabii bekleme süreçleri ve diğer resmi oyalama manevralarını saymazsak diye ifade etmiş olayım. Gençler bir arkadaşınız ile göz göze 30 dakika vakit geçirip göz rengini henüz ezberlemediyseniz, ya içinizdeki romantik kişi hakkın rahmetine kavuşmuş ya da hiç olmamıştır. Göz dikerek baktığınızda bu ona tehdid olarak yansır. Ama normal baktığınızda sevgidir işte sevgiyle büyüyen insanlar olarak iş görüşmelerinde bu sevgiyi sınırlı düzeyde yaşamanız biraz da resmi davranmanız gerekiyor. Tabii Covid – 19 Sonrası tokalaşmalarda mesafeli olsa da siz de normal tokalaşsanız bile mesafenizi koruyun ve karşınızdakinin düşmanınız olmadığını fark ederek, elini sıkma düzeyiniz zarar vermeyecek kadar olsun. 

Bakışı hallettik te duruş eksik mi kalsın ?   

Kalmasın tabii görüşmelerde çok fazla olasılığınız yok zaten ya bir toplantı odasında ya da İnsan kaynakları yetkilisinin  kare odasında bir yumuşak bir koltukta yeriniz hazır. Durakalmak ile durmak bir o kadarda oturmayı ve kalkmayı bilmek gerek. Zengin kalkışı ile olmuyor bu işler. Dik oturman gayet normal de, bunu gerilim aksiyon filmi sahnesine çevirmen kendini kasman ve bu işte isteksizmişsin imajı vermene neden olabiliyor. 

Görüşmeler gerilimli ve heyecan verici olduğu kadar sakinlikte gerektirir. Rahmetli Kemal Sunal gibi ellerini masaya vurmak, Türk’ üz Türkü çığırmak tercih edilen yöntemler değiller. Sessiz sakin ve sabırla kaçınılmaz sona hazırlanmalısın. Tecrübe ettiğiniz gibi, İnsan kaynakları birimi sizi mülakata çağırmak için dahi arama gerçekleştiriyorlar. Arama esnasında senin adımlarını takip edemediği heyecanını hissedemediğini zannettiğin an,  ilk hatanı yapıyorsun. Sürekli bu işi yaptıkları için ses tonunuzdan söyleyiş biçiminizden, konuşurken seçtiğin kelimeler kendisine hitabın ses tonundaki değişimler senin hakkında karşı tarafa istihbari rapor sunar. 

Ben bu işi nasıl kazasız belasız atlatırım dersen, öncelik gerçek hayatta duygularını ve davranışlarını kontrol etmeyi öğrenmen gerektiğini hatırlatmak istiyorum.  

  • Başarısız olduğun nokta senin çalışman gereken noktadır. Daha önce görüştüğün ve seni işe almayan insan kaynakları yetkilisi ile tekrar bir görüşme fırsatı yakalamanın yoluna bakmalısın.  Böylece iki görüşme arasındaki farkı da bu süreçte geçirdiğin gelişimsel süreci de hazmederek öğrenmiş ve analiz etmiş olacaksın. Unutma % 100 Kaybedeceğin bir görüşmeye gidiyorsun yani daha kötüsü yok bu nedenle tamamen cesur olmalısın.   
  • Yakın arkadaşın ile prova yapabilir, bu sayede kendine ve arkadaşına gülebilir bolca eğlenebilirsin ama bunda utanacak bir şey yok. Korkunun ecele faydası olmaz. 
  • Ben yapacağım konuşmaları önce online ofis programında yazar sonra sesli robot okuması ile uyurken dinlerdim böylece kendi yazımı ezberlemek yerine aklıma kazırdım. Ve öğrenir doğaçlama yapabilecek cesaret kazanırdım. 
  • Hiç bir şey yapamıyorsan yetmiş yaş üstü dede ve ninelerimizde bile bulunan kamerası iyi çeken telefonunla caka satacağına kendini videoya al ve kendini izleyerek eleştirmek için kendinle yüzleşebilmek için kendine fırsat ver. Şimdi değilse ne zaman ?  

Buraya kadar resmin ön yüzünü konuştuk bir de arka planı var haydi yer değiştirelim sıkıldıkça yer değiştir böylece rotasyon ile kendini daha çok geliştirirsin. 

Mülakatı yapan sizseniz olayın rengi daha da değişiyor, İnsan kaynakları yetkilisi gibi çeşitli alanlarda mülakatlara girdiğim zamanlar oldu birde arka cepheyi buradan oluşan fırtınayı görmek istedim.  

Bu görüşmelerimi ve anılarımı şuana kadar kimseyle paylaşmamıştım. Benim yapmış olduğum ve farkına varmadığım o kadar çok hatamı başkalarında gördüm ki, prova ve iş yerinde rotasyon süreçlerinin anlamını çok iyi anladım.  

  • Her iş çok sayıda tecrübe ama az maaş talebine göre şekil alıyor talep arzı değil, arz talebi arttırıyor. Ülkedeki stratejik planlamaları stratejistler ve iş uzmanlarına yaptıramadığımız içindir belki de her köşe başında her işten anlayan ama benim alanım onu kapsamıyor demeleri…  
  • Aslında yazımın burası biraz uçuk genç ve tecrübeli isek, bir kademe de olsa üste kazara da olsa çıktıysak çıtayı yükseltmenin bambaşka bir yolu daha var. Kariyer dikeyde olur yatay da mimari oluyor da, adım adım inşaa edilen kariyer adımlarından mimarisi dikey veya yatay olamıyor mu ? Mesela olay mantık süzgecinde basit ilerliyor. Dikey kariyer de hep bir adım sonrasına aç gözlülük ile en son Genel Müdürlük koltuğunda patronununuz’ un neredeyse aile hayatını bile yöneteceğiniz bir geleceğe ilerleyip çok çalışayım emekli olurum derken, zincirli kuyu da giriş ücreti abonmanlar için 25 Bin TL  ölüm anında  6 Bine iniyor. Ama çok bürokrasisi var demiş olayım. Çalıştığım iş gereği mezarcılar sık sık bir şeyler almaya geliyorlar. Veya da yatay mimari kariyer yaparsanız örneğin Mekatronik Mühendisi oldunuz, Üretim mühendisi de olursunuz, teknik mühendiste veya İETT de çalışabilirsiniz veya yapay zeka ile makine teknolojilerini çalışabilirsiniz, hiçbir şey olmasanız üniversitede akademisyen olursunuz.  Her halükar’ da ortada bir mimari var ve bu mimari sizin gelmişinizden geleceğinize şekil verecek olan bundan sonra hayatınızı nasıl hangi şartlarda yaşayacağınızı statünüzü belirleyecek ön eleme taşıdır.  
  • Hangi süreçte olursanız olun hayat çift yönlüdür sizi alır işletmeye gösterir, işletmeyi de alır size gösterir ve ortaya oryantal oryantasyon süreci çıkar.  Hem kendini çok iyi tanıyıp tanıyacak hem de işverenin nerede hangi işe hangi koşulda başladığından şu anki hangi borsada hangi grupta hisse değeri olduğundan bahsedecek kadar tanıyacaksın. 
  • Yönetme erkine adaysan özgüvenin tam, risk oranını doğru tayin eden ve de duygusallıktan uzak olman gerekiyor. Stajda edindiğin, tecrübe dolusu bakış açısı sana gelecekte çok daha fazlasını kazanç olarak edindirecektir.  
  • Bir arkadaşım yıllar önce mesleğinde çok iyi olduğu bir dönemde her şeyi bırakıp cafeterya işletmek istiyorum demişti. Şaşırmıştım daha çok para kazanacağı mesleği varken ve bu kadar yetenekli iken, nereye gidiyorum zaman nasıl geçiyor yaptığım işten zevk alıyormuyum adımlarımı doğru atıyormuyum neyi ne şekilde ne için istiyorum ? Diye soruyormuyuz ? Para kazanmak mesele değildir önemli olan kazanılan o parayı harcayabilecek kadar ruh ve benden sağlığına sahip olabilmektir. Bİr dakika sonrası garanti olmayan bir hayat için fırfır gibi günlük iş hayatına, megakentlerin trafiğine ve günlük sadece günü kurtarmaya yönelik hazır tüketim hayatına fark etmeden ömrümüzü sunuyoruz.  

Ne zaman düşünsek bir kriz patlıyor ve düşünceyi düşünmeyi bile düşünemiyoruz.  

Düşün, tart sorgula ve uygula…. 

Nereye gittiğini bilmeyen bir gemiye rüzgar nereden eserse essin, sadece fırtınadır. Önemli olan rüzgarın yönünü avantaja çevirmektir. Kriz ile keriz kelimelerini ayrıt edebilmektir. 

Tuzak sorular ve düşüncelerin seni mahvetmesine izin verme ! 

Yönetici pozisyonunda isen beklentin genellikle şöyle olabilir. İK uzmanı sorar beklentiniz nedir hangi pozisyonlar ilginizi çeker. Zaten kurumsal şirketlerde önce önce iş adı, özellikleri, yapman gerekenler sonra hangi şartlar gerektiği gibi bilgiler açıkça yazılır. Bir de kuzeniniz varsa oldu bu iş. 

Eğer çok tecrübeli olsaydınız bu yazımı buraya kadar okumazdınız bu nedenle okumaya devam, Kelime çok basit mevcut pozisyonumdan daha iyi bir  kariyer adımı diyebiliriz. Bu adımda yatay veya dikey fark etmeksizin bir sonraki aşamaya ve ilgi alanınıza göre ilerleyen başvuru yaptığınız ilanın kendisidir… 

Böyle dedikte acele davrandık, görüştüğünüz kişi eğer üst pozisyon yöneticisi ise, küçük işletmelerde bile CEO ile görüşebiliyorsunuz ki o CEO diye gezen arkadaşa başka noktalarda mağaza müdürlüğü bile vermemiş oluyorlar. Yaşadım gördüm tecrübe ettim bu sebeple yazıyorum. Bilmemneoğlu yapı market vardı. CEO su bakkal çırağı edasıyla ortalıkta geziyordu. İyi ki olmamış. Bu sayede bugün bu yazıları size yazıyorum.  

Bir üst pozisyonu istiyorum demek, ben köyden yeni geldim, ben gariban ben yazık, siz benim adıma en doğru kararı verirsiniz beyim demektir. Bu böyle olamaz. Siz kabınıza sığmayacak ve ben bu işin bu şartlarını sağlıyorum ve başvuru yapıyorum diyeceksiniz o zaman işler çok başka ilerliyor.  

İş değişikliği yapacak olan, kendini yeterince tecrübe edinmediğini düşünen genç arkadaşlara… 

Word un eski formatında şapka çıkaran haydo’ ya benzer bıyıklı bir abimiz vardı. 2000 sonrası doğumlular bilmezler. En son biz 90’ lar sonrası son mahalle kültürü çocukları onu gördük.  Onun gibi bir şapka edindiniz ama, o şapkayı cesaret edip kirlenmesini de göz ardı edip çıkarıp ya alkışlıyorsunuz ya da düşünüyorsunuz. 

  • Diğer adaylardan farklarınız neler bir farkınızı ortaya çok iyi şekilde çıkarmanız gerekiyor. 
  • Doğru kelime, doğru strateji doğru yer ve doğru zaman ne varsa doğrulukta var. 
  • İlana başvurduğunuza göre okumuş olmalısınız SAP Veya ORKA veya ETA istenen bir ilana autocad bilgim şu düzeyde şu versiyonları kullanabiliyorum diye girmeniz size sadece tamam da niye geldiniz sorusunu sorduracaktır.  Hep derim işveren az maaş, az imkan az statü, az konuşma ama çok beceri ister. Özellikle ilanda göreve yönelik program bilgisi yeterliliği ne istiyorsa onda uzmanlığınızı uygulamalı kanıtlayabilmelisiniz. 
  • Mülakata girmeniz demek sorulan soruya cevap vermek dışında doğru soruları işverenin sorulmasını istediği soruları sormaktan çekinmemenizi gerektiriyor. İşi istediğinizi iş kültürü ve örgüt kültürüne hakimiyetinizle beden dilinizi de ekleyerek konuşun. 
  • Bu işletmeden ne isteyip ne istemediğinize iyi karar verdiğinize eminseniz başvurunuzu yapın beklentinizi karşılamıyorsa, bir arkadaşa bakıp çıkacağız deme imkanınız yok.  Mesela bir Türkiye’ nin en büyük marketler zincirinde görev alan bir İK cı hanımefendinin görüşmesine giren 10/2 kişinin işe alındığını görebilmek için farklı dönemlerde o görüşmeye girme cesaretini gösterdim. Artık o market zincirinden alışveriş bile yapmıyorum.  

Pozisyon size ne kazandıracak ne kaybettirecek ? Aslında siz ilana başvurmuş olsanız da size önerilen ilan diyebiliriz. Öğrenci iken çalıştığım uluslararası bir şirkette yönetici alımı ilanı için çalışanın karar verdiği bir sistemleri vardı bunu gözümde o kadar büyüttüm ki işletme müdürlüğü ilanı çıksa da başvursam diyordum. Bunu lütuf sanıyordum. Ama öyle değilmiş, başvuru yapıyorsunuz ama bir üstünüz ve onun üstü onay verirse başvuru yapıyormuşsunuz.  İş hayatının geneli böyle sizin terfi edişiniz hangi mimari olursa olsun fark etmeden ikili ilişkilerinizden geçiyor. Bunu unutmadan kurumsal ya da Cabbar abinin dükkanı fark etmeksizin durumun böyle işlediğini hatırlatır.  Sizin önünüze konulan sıcak yemeğin neden konulduğunu size ne kazandırıp ne kaybettireceğini (Parayı kast etmiyorum.) iyi düşünün. Eğer dış ilandan başvuruyorsanız yani çalıştığınız şirket içinden olmayan olarak, şirketi ve sektörünü sosyal medya hesaplarını kuruluştan bugüne önemli gün ve haftalarını kısacası siz bu işe başvurmadan önce  olan her şeyin özetini bilmeniz gerektiğini, bunların mülakatta sohbet esnasında sorulmasa bile sizin araya serpiştirebileceğinizi, mayayı atıp ekmeği kabartıp konuşmayı da abartmadan etkili bir nokta vuruşu ile bu işe saldırın. 

Yazının Sözü Uygulaması :  

Para kazanmak mesele değildir önemli olan kazanılan o parayı harcayabilecek kadar ruh ve benden sağlığına sahip olabilmektir. 

İŞYERİ İLETİŞİMİNDE DUYGUSAL ZEKA’ NIN ÖNEMİ

İş hayatında başarı için duygusal zekanızı güçlendirmenin anahtarı, önce kişisel özelliklerinizi ve eğilimlerinizi tanımlamak ve sonra güçlü yönlerinizi en üst düzeye çıkarmak ve zayıf yönlerinizi en aza indirmek için stratejiler geliştirmektir. Hep aile büyüklerinden duyarız az laf çok iş, şimdi bu iş hayatında biraz değişti. Az kişi az maaş az masraf ve  çok iş, çok yetenek, çokça tecrübe olarak değerlendiriliyor.  Bunları gerçekleştirebilmek duygusal zekanın geliştirilmesi ve uygulayarak becerilerimizin zenginleştirilmesi ile münkündür.  

Duygusal zeka nedir, nasıl geliştirilebiliriz ?  

Çok basitçe bir ifade ile, duygusal zeka işletmelerde toplam satışların artırılması ve üretkenlikte en temel yetkinliklerden birisidir. Duygusal zekaya sahip olmayan ve yönetme erkini elinde bulunduran kişi ekibini etkili ve verimli bir şekilde yönetemez. Ekibin her bir üyesi onu anlayacak onunla konuşup, işlerin çözümünde ona kılavuz olacak lider yönetici ayrımını hissettirecek ve çalışmaktan keyif alacağı bir destek yetkilisi ile çalışmak ister. Duygusal zekaya sahip yöneticiler genellikle kurumsal ve profesyonel yönetilen işletmeler de karşılaşabildiğimiz azınlık ama değerli bir gruptur. Şuan da çalışmakta olduğum holding işletmesinde duygusal zeka ile hareket eden çok sayıda yöneticiyi bizzat gözlemleme imkanım olmakta. Duygusal zekayı anlamak için önce duygu kelimesinden yola çıkmalıyız, çalışma arkadaşlarımızla empati kurarak, onların daha verimli ve üretken çalışmalarını sağlayabiliriz. Öyle ki başka bir değişle, rekabetçi bir işletmede duygusal zekayı geliştirmek, becerilerinizi göstermek ve profesyonel başarınız için oldukça önemli.  

Duygusal Zekayı arttırmanın yöntemleri ;  

  1. Doğru iletişimi kurduğunuza emin olun.  

Beraber çalıştığınız ekip arkadaşlarınızın pozisyonu ne olursa olsun saygıyı hak ediyorlar.  Fikirlerini ve ihtiyaçlarını iyi anlamalı sizde onlara doğru biçimde ifade etmelisiniz. Doğru iletişim ellerinde olmayan nedenler veya bilmedikleri için başaramadıkları bir işte olumsuz tepki vermek ben böyle öğrenmedim demek yerine, öğretmek ve uygulamasını sağladıktan sonra iyice öğrendiğine emin olmaktır. Mesela yanlış yaptığım dolap montajını gören yöneticimiz, ( Normalde benim işim değildi. Ama başladık bir defa, sonradan fark ettiğim bir gerçek montaj iki kişi ile yapılıyormuş ben tek yapınca suntalar kaymış.) Bunu biraz daha farklı şöyle yaparız diyerek montajı yeniden yaparak benimde öğrenmemi istedi.  Böylece ben sorumluluğum olmayan iş konusunda tecrübe sahibi oldum. Eğer tekrar gerekirse yapabileceğim bir beceri ve empati kuran, duygusal zeka işe motivasyonumu arttıran bir yöneticimin desteği ile işime bağlılığım arttı.  

  1. Herkes çatışabilir, tartışabilir ama cevap veremez. Siz konuşarak anlaşan cevap veren olun. 

Siz onlardan farklı olun ve hep dediğim ve maalesef hayatımızın her yerinde ihtiyaç duyduğumuz ama, kurmaktan da hayli uzak olduğumuz iletişim daha da hayati bir anlam kazanıyor. Çatışmak kolay olanıdır suçlamak çok basittir, ancak anlamak dinlemek doğrusunu yapmak her zaman zor gelir. İnsani duygular ile karşımızdakini sorumlu tutar ama onun neden bize öyle davrandığı konusunda hiç düşünmeyiz. Anlık öfke patlaması duygusal boşlukları insani bir durum olsa da, duygusal zekası yüksek bireyler stresli ve gergin anlarda kendilerini kontrol etmeyi başarırlar. Gerçi en büyük kabadayılık efendiliktir. Sözü ülkemizde acizlik olarak anlaşılıyor olsa da vazgeçmeyin.  Stresi ve gerilimi kontrol eden erkler daha ciddi sorunların oluşma ihtimalini düşünerek anlık duygular içeren dürtüsel kararlar almaz.  

  1. Dinleyin ve dinletmek için motive edin ve olun. 

İnsanlar her daim konuşmaya ama daha çok ta dinlenilmeye ihtiyaç duyarlar. Bunu yaparken sözü bitecekte ben konuşacağım demek yerine, önce dinlerler ve gerçekten söylenenleri anladıklarına emin olurlar. Jest ve mimikleri de kendi akıllarında tasarlayarak doğru iletişime doğru adım atarlar. Böylelikle çalışma arkadaşları motivasyonun etkisiyle, kendilerine hedefler koyar ve zorluklar karşısında direnç gösterirler.  İyi dinleyin doğru anlayın, eleştiriler her zaman sizin göremediğiniz aksaklıkları görmek için bir fırsattır. Fiyat okutma makinesinin olmamasını eleştiren ve olmasını savunan bir iş arkadaşınıza maliyetlerden bahsetmek yerine, fiyat okuma makinesi olmadan işin nasıl çözülebileceğini anlatabilirsiniz. 

  1. Ne söylediğinizden öte nasıl söylediğiniz, nasıl davrandığınız etki bırakır. 

Davranışların insan psikolojisindeki etkisi yadsınamaz. Hem sizin hem de diğerlerinin davranış modellemelerinin her birinin kendince bir anlamı ve sosyal mesajı vardır. Yeter ki siz bu mesajı okumasını bilin. İnsanların ruh hallerindeki değişimleri genel davranış biçimlerini ve bunların sebeplerini bilirseniz onlara dokunan ve onlardan biri olduğunuzu hissettirirsiniz. Öncelikle kendi sezi ve duygularınızın farkında olmalısınız. Bedensel işaretleri analiz ederek insanların aslında ne demek istediklerini aslında neleri diyemediklerini de anlayabilirsiniz. 

  1. İster ekip lideri, isterseniz ekibin çekirdeğinin bir parçası ulaşılabilir olun. 

Sürekli iletişim ve empati olarak tekrarlıyorum çünkü ; her işin temelinde bu var. Asık suratlı, güler yüzden uzak, saygı ifadesinden okyanus derinliği kadar uzaklıkta olan bireyler olursanız, çalışma arkadaşlarınızın da size davranışı aynı olur. Bir süre sonra sizinle aynı ortamda çalışmak bile onlara eziyet haline dönüşeceği için sizler bir süre sonra tamamen yalnız kalırsınız. Ulaşılır ve girişken olun, sözlü ve sözsüz iletişim olan beden diline hakim olun. Böylelikle duygusal zekanızı sürekli geliştirerek daha yüksek performansta başarı sağlayabilirsiniz. 

                                         Yazının Sözü Uygulaması :   

Herkes konuşur lakin, herkes doğru duygusal zeka ile sizleri anlayamaz. 

Kötü geçen bir iş görüşmesinden edinilecek dersler…

Hepimizin başına gelmediyse gelecektir her fani ölümü tadacak olduğu gibi, girmek istediği işe başvuruda bulunmasına rağmen işveren tarafından red edilmesi kadar sıradanlaşan bir durum yoktur. Temel hissiyat, kendini kötü hissetmek akabinde kendini istediğin gibi anlatamamak olsa da bunu yaşayan senden başka kişilerinde olduğunu unutmaman gerekiyor. Yediğin yumruklardan sonra ayağa kalıp hareket edip nerede iyileştirme yapman gerektiğini tasarlayarak yola devam etmen gerekiyor.  

Olumsuz olarak nitelendirdiğin iş görüşmesinde eksikliklerin ve hatalarının keşfettiğin bilimsel bir deney gibi düşünebilirsin.  Her defasında dediğim gibi evinizde elektrik kesildiğinde salonun Lambası söndüğünde, mutfaktaki lamba hala yanmaya devam etmiyorsa bu da sadece sizin başınıza gelmiyordur.  Yaşanan her aksilik olayları farklı düşünebilmek için birer fırsattır. Bahçenize çiçek ekerken ellerinize toprak değmeden bunu yapamazsınız. Toprağı ekmeden biçemezsiniz. İşte bu aksilikler ve eksiklikler olmadan hataların farkına varamazsınız ve başarılı olmak için tecrübe edinemezsiniz.  

Nerede hata yaptık ? Neyi eksik söyledik ? Yoksa hata ayrılık cümlesi gibi sizde değil ondamıydı ?  

Her şey mahvolduğunda bile sebebi sen olmayabilirsin. Sen olsan da üzülme dünyadaki tek iş bu görüştüğün değildi, üstelik ömür boyu birden fazla defa başvurma hakkın olduğunu unutmamalısın.  Hata kimde olursa olsun iş o sürece gelirken senin tavrın ve adımlarında neler yaptığını detaylı bir şekilde çok iyi analiz etmelisin.  

Özgeçmişini tekrar gözden geçirmelisin.  

Her özgeçmiş kendine göre hatalar barındırır. Çünkü ; iş tercihleri işyerinin çalışma alanları kişinin kariyer hedefi zamanla değişiklik gösterir haliyle özgeçmişte de ciddi değişiklikler söz konusu olabilir. Hele birde başka bir sektöre geçiş yapacaksan sektörel çalışan veya benzer bir sektördeki bir tanıdığınla fikir telakisi yapmalısın. 

Kendinle yüzleş, gerçeklere hazırlıklı ol. 

Acaba diye düşün ?  Mülakata hazırlıklımıydın İşletmeyi yeterince araştırmışmıydın ? Acaba biraz gergin ya da fazla mı heyecanlıydın ? Bunlar insanın kendisine sorması zor sorular bunları kendine sordukça cevaplarını bularak kendine göre yol haritası çizeceksin. Okulda öğretmen yarın sözlü var çalışın dediklerinde yarın çalışırımcılardanmıydın ? Yoksa o an itibariyle çalışanlardan mı ? Tekrarlarını yaptın mı ?  Neler istenebileceğini ve ne şekilde tepki vereceğine karar verdin mi ?  Mesela;  vardiyalı sistemde çalışabilirmisiniz ? Dediklerinde cevabın neydi ? Bu senin işe alınman konusunda belirleyici bir noktadır. 

Her şey kötüye gitse de sen kötüye gitme ! 

Umudunu yitirip moralini bozma, üzerindeki ölü toprağı at ve yeni bir girişim için kendine fırsat ver. Yazarken üniversitedeki bir arkadaşım aklıma geldi. İş arama girişimlerinden istediği sonucu alamayınca, kendisine iş kurmuştu. Şuanda 4. işyerini açıyor. Bazen beklemediğiniz fırsatlar beklemediğiniz sonuçlar doğurur.  

                                            Yazının Sözü Uygulaması :  

Her işi yanlış yoldan ve yanlış biçimde yapmış olsan da unutma ki CEZA’ nın dediği gibi Doğru olan zordur. 

Video da Üniversite sınavına çalışan ve çalışmayan arkadaşlarımız için hazırlanmış bir çalışmayı paylaşıyorum.

Küçük Olamam Büyümek İstiyorum KOBİ mi ?

Yoksa Şirketler topluluğu HOLDİNG mi ?

Bu başlıkta nedir diyorsan beni takip et.  Bir işe girdin tecrübe edindin veya ediniyorsun, buraya kadar her şey iyi, ya da şöyle diyelim ;   

Küçükçekmece gölünde mi balık olmak isterdin yoksa büyük okyanusta mı ? İşte genellikle batacaksak büyük okyanus diyerek atlayan sazan ve kaya balıkları elbette olacaktır. Ama her işin artıları ve eksileri vardır. Ben küçükten büyüye ciddi bir silsile ile geldiğim için görüşümü en sonunda paylaşacağım. Her birimiz aynı yoldan geçmeyiz şartlarımız farklıdır haliyle yoğurt markamızda yiyişimizde birbirinden farklıdır. Şimdi seninle beraber sana uygun yoğurt yeme modelini tasarlayacağız.  

Eğitim hayatım da, Türkiye’ deki mevcut bölünmüş ayrışmış eğitim sisteminden nasibini aldı. Önce “Mahalli İdareler ve Yerinden Yönetim” programıyla ön lisans tamamladım. Daha sonra Lisans eğitimimi tamamlarken bir yandan da orta ölçekli bir hizmet sağlayıcı şirkette okuldan zaman bulduğum sürece çalıştım. Bana göre o dönem büyük kurumsal şirketler ideal çalışma alanıydı, 

çünkü ; her şeyin standartları kuralları belli bir disiplini vardı. Ama ben o disipline ne kadar hazırdım bilmiyordum. Hayli hevesliyiz doğru ama gereken disipline uyum sağlayabilecek miyiz ? 

Büyük ve derin denizin canlı türü’ de çok olur rakibi de, istenen nitelikleri de hayli disiplinli oluyormuş. Çalıştığım işletmeye gelince Türkiye’nin en büyük kurumsal holdinginin alt holdinglerinden birinin alt şirketinin taşeronunun taşeronuydu. Ve kurumsallaşmak anlık değişken duygularla yönetilen kişisel çekişmelerden ibaretti. Çalıştığım süre boyunca bunu hiçbir zaman dillendirmedim. Çünkü amacım şikayet etmek değil, süreçleri gözlemlemekti. Ardından onun kadar kurumsal gözüken başka bir işletmede çalışmaya başladım. Üçüncü ayımdan itibaren çalışkanlığım üst kademenin ilgisini çekmiş ve hakkımda iyi şeyler söylenmeye başlanınca bu benim şirketteki son günlerim oldu.  Çünkü kurumsal isim taşıyan işletmede süreçler kurumsal değil, kişisel hesaplarla yönetiliyordu. Kısa bir süre sonra oradan ayrılarak büyük bir ismi olmayan küçük ama samimi insani ilişkiler ile yönetilen bir işletmeye sezonluk olarak işe girdim. Hedef planım iki aylık kırtasiyecilik ve kitapçılık sistemini kısmen tecrübe ederek ticari tecrübe edinmekti. Ayrıca eski işlerimden farklı olarak sabit bir noktada kalmaktı. 4. ayımda baktım onlardan ses yok ben istifa etmek istedim. Hiç istemediler kalmamı istediler çok sevindim ama çok şaşırdım ve kısa süre sonra istifa etsem de, daha önceki işyerlerimde ve o işler dolayısıyla temasta olduğum ve sayısı onlarla ifade edilen işyerimden, öğrendiğimden daha çok şeyi o küçük işletmede yaparak öğrendim. Kurumsal firmalarda iş ve işçi siteleri aracılığıyla personel bulurken küçük işletmeler ise cama astıkları yazılar ile çalışma arkadaşı arıyorlar.  

Başvurduğunuz işletmenin mali bilançosu ister çok güçlü isterseniz de KOBİ olsun. Bu işletmelerin ortak bir özelliği var. Boş pozisyonları için, iş kültürünü özümsemiş, ahlaklı dürüst ve çalışkan çalışma arkadaşları arıyorlar.

Eğer bu şartlara haiz isen ; işe alınmanda ön koşulları sağlamışsın demektir. 

Senin açından da iş seçimi çok önemli mutlu olmalısın. Mutluluk ve başarı bulamayacağın bir işe başvuruda bulunman bir anlam ifade etmez. Tabii buna karar verirken seçeceğin en önemli karar da çalışacağın şirketin boyutu… 

KOBİ şeklinde bir işletmede 20 yıl sonra aynı yerinde de olabilirsin. Kurumsal bir holding’ e bağlı işletmede de 20 yılda genel müdür dahi olabilirsin. Ama, KOBİ’ de pişmeden Holding’ te aş olamazsın.  

Mesleki kariyer hedeflerinde kişisel gelişimini de ekleyerek, tüm enerjini bu konuya yoğunlaştırman hedeflerini geliştirirken sana yardımcı olacaktır.   

Şirketlerinde insanlar gibi karakteristik özellikleri vardır. 

Her işimde olduğu gibi küçükten büyüğe sayı doğrusu mantığında doğrusal bir düzlemle gitmeyi tercih ederim.   

KOBİ’ Leri tanıyalım.  

Yapısal özellikleri :  Kurumsal disiplin adını verdiğimiz süreç burada işlerliğini yitirir, sürekli değişen bir çevre ve programları vardır. Her an sürprizlerle karşılaşabilir. Fiyat asla kırılamaz dediğiniz müşteriye fiyat kırmak için gönderilebilirsiniz. Yemek ve çay molaları bir turnike veya benzeri bir sistemle kontrol edilmez. Kişisel idare ve otokontroller ile yapıldığı için molanıza kendiniz karar verirsiniz. Senden bireysel olarak çok şey beklenmez. Yaptığın kadar yapamadığın kader olur. Tabii barizce işe zarar vermediğin sürece kimse bunu önemsemez. Yaptığın işe göre, evinden de çalışabilir, kendine daha çok zaman ayırabilirsin. Eğer yeni mezun veya tecrübesizsen bu sana, ciddi bir ivme kazandırır. Ancak; keskin bir viraj’ ın dönüşündeysen bu durum sana tam bir manevra sahası sağlar. 

Sana düşebilecek vazife :  İşletmede adın her ne olursa olsun, standart potansiyeline göre vazifen fix değildir. Her işi yapar, her işten anlar ve her işin sorumlusu ve yetkilisi olmak için insiyatif kullanabilirsin. Bazı kurumsal işletmelerin belirli kategorisel çalışmalarında da bu şekilde işlediğine uygulamalı şahit oldum.  Böylece süreç yönetiminde çok çalışır her işi öğrenir. Kurumsal işletmelerde bulamayacağın iş öğrenme ve yetişme fırsatını yakalayabilirsin. Eğer böyle bir işletmede ilgi alanınla ilgili bir görev bulabilirsen ve bu da işletmenin nihali amaçlarında ciddi bir yer edinirse, daha çok sorumluluk edinebilirsin. Ancak terfi edebilmen zordur, verdiğin bu emekle 20 yılın sonunda edebileceğin en yüksek kademe ile kurumsal bir şirkette 2 – 3 yılda edineceğin terfi ile daha iyi pozisyonlara gelebilirsin. 

Küçük işletmede kariyer : Yazımı yazarken üniversiteden 2012 yılında mezun olmuş bir arkadaşım beni aradı. Sohbet esnasında konuştuk, 9 yıldır aynı işletmede aynı pozisyonda çalışıyormuş. Nedenini merak ettim. Verdiği cevap daha da manidardı. Zaten üç kişiyiz kobiyiz. Birde beni nereye terfi ettirecekler, personel daire başkanı mı olayım ?  O an anladım ki;  insanlar bazen düzenleri bozulmasın diye riske girmeden bir hayat sürmenin yoluna bakıyorlar. 

Küçük işletmelerde terfi etmek amacıyla yarışan çalışan sayısı büyük şirketlere oranla hayli azdır. Böyle bir işletmede kaderinde düşüncelerinde istediklerinde senin elindedir. 

İşi sevsen de sevmesen de  burada edindiğin tecrübeler sana girişimcilik ruhu, ve yeni fikirlere sahip olabileceğin yeni bir geleceğin tecrübe kapısını açabilir. Bu nedenle hep söylerim lise ve üniversite öğrencileri hep staj yapmalıdır. Staj dönemi değilse ücrete takılmadan, boş durmak yerine çalışmayı tercih etmelidirler.  

İşletmenin boyutu ne olursa olsun, tecrübe sana her zaman kazandıracaktır. Amacın başarmak ve hedefine doğru ilerlemekse ve bu iradeye de sahipsen geleceğin parlaktır.  Her şeyi düşünüp bin şeyi planlayıp bir şeyi yapmalısın. Bu nedenle sana en uygun kararı vermek için, işletmelerin yapısal kültürlerini ve orada edineceğin rol ve tecrübeleri düşünerek gelecek fırsatlarını tecrübe edinmelisin. 

HOLDİNG Merkezli şirketler :  

Yapısal özellikleri :  İletişim becerin çok iyi, lider yönetici olmaya aday ve halkla ilişkilerde başarılıysan büyük şirketler senin kalemin diyebilirim. Büyük şirketler genellikle yönetici kadrolarını ya stajyerlikten ya da başka kurumsal firmalardan transfer olarak alıyorlar. Ama genellikle kendi kadrolarında yetişen personele her zaman öncelik verirler. Çünkü şirket kültürü içerisine dışardan başka birini getirmek, aileye dışardan damat getirmek gibidir. Ailenizin kendi kural ve örflerini bilmediği için o da sizde zorluk çekersiniz. Çoğu kurumsal işletme gelecek yöneticileri için MBA tarzı eğitim programları uyguluyorlar. Tabii kurumsal işletmelerde yetkisi ve görevleri belirlenmiş sadece bir alana özgü sınır ve sınıflandırılmış sorumlulukları olan işler yaparsınız.  

Sana düşebilecek vazife :  Kurumsal işletmeler binlerce çalışana sahiptir. Bazen aynı binada çalışanlar dahi birbirlerinin aynı şirkette çalıştığını bilemeyebilirler. Kurumsal bir işletme olan Migros’ ta çalışan bir arkadaşım başka bir şubedeki meslektaşı ile aynı binada otuyormuş ve bunu tesadüfen öğrenmiş. Eğer iş birlikteliğine ve ekip içi iletişime güveniyorsan sende bu yapbozun bir parçası olmuşsundur. Eğer ortada bir problem var ise bu herkesin problemidir. Görev tanımı olarak problemin yaşandığı konu başla bir ekip arkadaşının konusu ise onunla beraber konuyu çözmen gerekir yoksa, onun yaşadığı problem büyür sen ve diğer departmanların ortak sorunu olabilir. 

Büyük işletmede kariyer : İşletmeye adım attığın gün, senden önce orada kıyasıya rekabet edenlerinde içinde olduğu işletme arkadaşlarını dahi tanımadan birbiriyle rekabet edenlerin ortak düşmanı olacaksın. Hele bir de kısa zamanda becerilerinle yöneticilerinin ilgisini çekersen bu senin için iş arkadaşı çevrende sevilmeyen bir insan olmana sebep olabilir. Böylece gerçeklerle tanışmış olursun, iki yüzlülük ettiklerini anlayınca hayatından çıkarmaya karar vereceğin insanları sen onlar daha girmeden hayatından “GET AUT” ( Çık dışarı) yaparak hayatına ve kariyerine yön vermeye başlayacaksın.  Sen ilerledikçe ve kendine yön verdikçe, şirketinin iç yapısını ve kurumsal alt yapısını tanıyacak kariyer basamaklarını çıkmak için gereken vizyonu ve hangi aşamalardan geçmen gerektiğini çok iyi şekilde analiz edeceksin.   

                                                           Yazının Sözü Uygulaması :  

Çırağı olamadığımız işin, kalfası haliyle ustası olamayız. Bu nedenle hiçbir zaman ustalık eserim diyebileceğimiz bir çalışma olmaz. Gerçek usta, kendisini geliştiren yaptıklarını yeterli görmeyip sürekli öğrenen ve yeni hedeflerini gerçekleştirendir. Haliyle kendine usta demekle kimse usta olmaz. 

İSTİFA ETMEYE KARAR VERMEK !

Hayatımda iki defa yaptığım ve gerçekten doğru bir karar vermişim dediğim % 100 riskli bir manevra, işten ayrılmak ve yeni bir iş arayışına yönelmek. Merakınızı anlıyor ve sebebini söylüyorum. Her iki istifamda da artık çalıştığım işin bana yeni bir şey  öğretmekten öte, benim için ızdırap haline dönüştüğünü fark ettiğim, keyif alamadığım bir duruma dönüştüğü anda devam edemeyeceğime emin olarak, istifamı verdim. İstifa etmek dahi, başlı başına bir iş sayılmalıdır. Bu yazımda size istifa öncesi iyi düşünmeni ve yangından mal kaçırıyormuş gibi adım atmamanı önererek başlıyorum. İstifa etmeden önce atman gereken birkaç adımı hatırlatmak istiyorum. 

1-  İhbar, kıdem ve işletmeye göre alabileceğin tüm tazminatlarını düşün. Ancak tazminat alacağım diye düşünüp mutlu olmadığın bir yerde kalmak zorunda da değilsin. (Unutmadan istifa edeceğini istisnai durumlar harici, en az 15 gün önceden işyerine bildirmen gerekiyor yoksa işyerin belki tazminat ödemez ama sen ödemek zorunda kalabilirsin.)

2-Bırak başkalarını da öncelikle kendine nedenlerini açıkla, başkalarına ateş yakıcıdır dersin de yanıcı olduğunu bildikleri halde elini sokmanı beklerler. Sana akıl verir kendileri kaybolurlar.  

3- Önündeki seçenekleri düşündüğünde istifa etmek ya da bu duruma katlanmak dışında bir şey göremediğinde, başka bir seçenek olan departman değiştirmek veya şube değişikliği gibi seçenekler aklımıza gelmez. Ama bunlarında varlığı çözümde etki gösterebilir.  

4-İstifa etmek istemenin genellikle birden fazla sebebi olabilir. Bir arkadaşım eski kız arkadaşı ile aynı şirkette çalışmış, o ayrıldıktan sonra anıları tazelendiği için çalıştığı kurumda çok iyi düzeyde olmasına rağmen istifa etmeyi düşünüyor. Tüm nedenleri düşünüp tartıp bir de üstüne yazarak netleştirdiysen ve eksiler artılardan fazla ise güneye doğru uçma zamanın gelmiş demektir. 

5-Herkesten önce kendine dürüst ol, bu geçici bir iş stresi mi yoksa kalıcı psikolojik ve kariyer etkileri olabilecek bir süreç haline mi dönüştü ?  

6- Her zaman B Planın olsun. Gerçi Z ve X planlarını her daim hazır tutan biri olarak bunu dememin ne kadar anlamlı olduğu düşünülür bir hamle olsa gerek. Bir iş bulmak yada işi bırakmak her zaman çözüm değil bunu bilmelisiniz. Bazen kendi işinizi de kurabilir krizleri fırsata dönüştürebilirsiniz. Eski bir yöneticim işinden ayrılıp elektronik sıgaralar için likit adı verilen malzemeyi üretimine başlamıştı. 

7- Eksikliklerini fark et ve eksik olan yapboz parçalarını yerlerine oturtmak için adım at. BLOG yazmak için bilgisayar klavyesini etkin ve verimli kullanmaya başlayabilirsin. Bunu yapabilmek için hangi kurslar ve çeşitli bilgisayar programlarını kullanman gerektiğini biliyor musun ?  .Çalışmak istediğin pozisyon için hangi eğitimleri alman gerektiği ve bunlara ayırman gereken zamanı kapsamlı bir şekilde hesaplaman gerekiyor. 

8- İşten aklına esince ayrılamıyorsun ilk iş deneyimimde zorlanıp işten ayrılmayı düşünmeye başladığımda ödemelerimi taksitli borçlara bölerek, uzun vadeye yayıp kendimi çalışmaya ikna etmiştim. Şu anki mantığımla elimde gelecek tüm borçlarımı kapatacak ve gelecek 12 ayımı garantiye alacak birikim ve gelirim olmadan iş değişikliğini düşünmem. Genelde bunun süresi üç ay olsa da mevcut ekonomik şartlar ve ödeme planlarımı düşündüğümde yıllık planlar üç aylık plan gibi sayılabilir. Böylece stresten uzak rahat kafa ile kendisi de ayrı bir iş olan, iş arama sürecini en sağlıklı biçimde değerlendirebiliriz. 

                                                             Yazının Sözü Uygulaması :  

Bazen yeni eskiyi aratır fakat, yeni bir başlangıç eskiye takılmaktan daha evladır. 

Tam da bir mülakat yazısı ?

Sevgili işsiz dostum, sayısız iş görüşmesi ile sayısız da soruya her daim hazır ve  nazır olduruldum, bu da benim staj sürecim olarak bana sayısız tecrübe kattı. Şimdi sana birkaç tüyo vermek istiyorum.  

İşte geliyor kafamda deli sorular ile mülakata başlıyoruz. Okudukça kendine sor ve kendince cevapla sırayla gideceğiz. Para almıyoruz.  Hepinize yetecek bilgim var merak etmeyin.  

İş ve işe alım prosedürleri farklı gibi gözükse de özünde amacı çalıştırılmaya en uygun adayın veli efendi defilesi denemelerine hazırlanmasıdır. İşte üniversite sınav soruları gibi bunlar çıkar mı dediğin iş mülakat sorularını önceden senin için tecrübe ettim ve sana fısıldıyorum.   

Silsile hep aynı, çünkü başka soru yok. |2|-|-2| : 0 Mutlak değer ifadesinde olduğu gibi istedikleri amaca ulaşmak için izledikleri yol sana dağlar bayırlar gibi gelse de doğru stratejiyi uyguladığında soru gelecekse Anadolu Hayat Emeklilik diyebilirsin. İşte Anadolu’ nun bağrından gelip, bu sorulara cevap verecek kişi sensin.  

1- Sence sen kimsin ?  Çık dışarı evladım  mı diyorsun kendi bilinç üstüne ? Yoksa sahip olduğun bilinci altını üstüne getirip kendine hayali bir hikaye mi üretiyorsun. Kötü ve başarısız olsun önemli değil, ama senin olsun. İlle de Roman olsun ama çamurdan olsun, misali sana ait olsun. Şimdi düşün sen kimsin Ne yaparsın hakkında hangi bilgileri rahatlıkla söyleyebiliyor, neleri gizleme ihtiyacı hissediyorsun acaba neden gizliyorsun ? Önce kendinle yüzleşme sorusu geliyor. 

2-  İşletmemize başvurduğuna göre bir gelecek planın, olmak istediğin hedef silsilesi elbet olmalı, yoksa ne iş olsa yaparım ağabey mi diyorsun ? Mizahen sorarlar beş yıl sonra neredesin ?  Ben bir görüşmede akşamı garantiye alalım, beş yıla Allah kerim demiştim. Orada istenen şey aslında 365 günleri toplayarak sonra ortaya çıkan sonucun size bölünmesi ve fayda ile çarpılmasıdır. Kısacası beş yıl sonrası bildiğiniz dört işlemden ibarettir. O beş yıl kısa zamandaki planınızdır. Orta vadelik planlarınız siz ne yaparsanız yapın boşluk oluşmadan yani bir kişinin ayağı kaydırılmadan gerçekleşmeyeceği için çokta umutlanmayın. Uzun vadedeki planları düşünmek bile uzun sürüyor. Vereceğiniz genel en mantıklı cevap, üstlendiğim pozisyon’ da işletmemdeki örnek personeller arasında yer almaktır. Buna benzer birkaç kelime ekleyin. Bunun ne kadar işler olduğunu soruyu soran kişide biliyor lakin; vazife gereği sorması gerekiyor. 

3- Sizin dışınızda birden fazla aday var ve sadece bir kişi işe alacağız sizi neden seçelim derlerse, İkametim işletmenize yakın diye başlamayın ama silsilede de ekleyin. Staj ve daha önceki iş tecrübelerim şu anki başvurduğum pozisyon için yeterli tecrübeye sahip derseniz iddaalı bir kumar oynarsınız. Diğer topları da kale dışına atabilirseniz o iş sizindir.  

Eğer var ise ; mesleğinize yönelik ilgi alanlarınız size ciddi bir ivme kazandıracaktır. Ben el aletleri kategorisinde görev almak istediğim iş görüşmemde, amatör telsizcilik hobimden, haliyle elektronik ve hırdavat içerikli konulara ilgili olduğumu söylemiş ve bu kategoride işe alınmıştım.  

4- En son girdiğiniz mülakatta neler yaşandı iş başvurunuz neden onaylanmadı ? Veya işletmede beğenmediğiniz bir şeyler oldu mu derlerse, kaç kaç tuzak var. Sonra derler arka fonda, Half life teröristler kazandı. Orada yaşadığınız olumsuz olayı burada anlatıp diğer işletmeyi kötüleyecek misiniz ? Gelecekte bu işletmeden herhangi bir şekilde ayrılırsanız, acaba hakkımızda ne dersin şeklinde ağızdan laf alma cümlesidir. 

5- Eğer mezuniyet sonrası özgeçmişinizde ilk işinizse sormazlar lakin, bir yada iki işletmede çalışıp uzun bir ara verip ardından iş arama sürecine girdiyseniz; Özgeçmişiniz de var olan zaman boşluğunun nedeni ve mantıklı gerekçelerini mülakat öncesi çalışarak gitmeniz gerekmektedir. Ama asla babam harçlık veriyordu çalışmak aklıma gelmedi demeyin. Ama 2020 yılındaki boşluklar için elimi yıkıyordum derseniz bir nebze mantığa büründürebilirsiniz. 

6- Eski işletmenizde size verilen iş vazifesi, sizin yapabileceğinizin altında veya çok üzerinde bu durumda tavrınız ne oldu derlerse ? Bazen olurdu diye tuzak sorularda gelir. Sizden beklenen cevap eğer çok rahat yapabildiğim bir işse bekletmeden hemen yaparak iş birikmesini engellerim. Yapamayacağım teknik bilgi veya başka tecrübelere ihtiyacım olursa da bu işi yapan iş arkadaşlarım veya uzmanlara danışırım. Ama yine de bu işi başarırım olmalı. Kapasitenin çok üzerinde olmasına rağmen mi dediklerinde ise; şuanda yaptığım işte ilk başlarken zordu ve yapamıyordum dediğiniz an o işe sizi almak için gerekirse başkasını işten çıkarırlar. 

7- Daha önceki yöneticinizle görüş ayrılığına düştüğünüzde nasıl tavır aldınız  ? .Bu sorudaki tuzak “BUBİ” tuzaklarında yok arkadaşlar, sizin verebileceğiniz muhtemel cevaplar şöyle, 

 Yönetici yanlış’ ta yapsa sorumluluk onda, ben üzerime düşeni yaparım.  

Doğru bildiğimi yaparım. 

Önce yöneticime görüşlerimi mantık çizgisinde anlatmaya çalışır, problemi çözemediysem bir üst yöneticiye durumu iletir. Ayrıca konu hakkında yazılı raporlama yaparım. 

Hiçbir şey yapmam. 

“Bana soruda aldınız denildi ? ” Alırdınız denilmedi bu nedenle, daha önce yaşamadığım bir tecrübe konusunda yorum yapmam doğru olmaz derdim. 

8- Önceki yöneticinizin geliştirmenizi istediği yönleriniz nelerdi ? Ayrıca size göre zayıf ve başarılı yönleriniz nelerdir ?  

Bu soru kişiye özel cevaplar barındırdığı için bunu da size bırakıyorum. 

9- Şirketinizde yaşanabilecek yeniden yapılandırma kapsamında mevcut pozisyonunuzun başka pozisyonla birleştirilmesi gibi nedenlerle işinizden ayrılmanız gerekirse ekip lideri olarak çalışma arkadaşlarınızı nasıl motive ederdiniz ? 

Soruyu okuduktan sonra içinizden geçeni çok sesli söylediğiniz için duydum,  adamlar beni işimden etmiş işsiz kalmışım bir de o işin ekibin geleceğini mi düşüneceğim derseniz, ben buna evet iş sadakati ve yaptığın işin hakkını vermek ve oradaki eski ekip arkadaşlarınızla dostluk ilişkilerinizi devam ettirmenin mantığının bunu gerektirdiğini söyleyebilirim. İşten çıkarma olmasa da şirket içi istemediğim bir çalışma bölgesine gönderildim. Eski işime göre % 70 daha çok çalışma ve daha az maddi gelirim söz konusu. İlk çalıştığım departmanda hala bir ihtiyaç halinde aradıklarında elimden geleni yapmaya devam ediyorum. Biliyorum ki bu benim yaptığım işe saygımdandır.   

10- Şuanda çalıştığınız şirketten neden ayrılmak istiyorsunuz ? Mobing mi var ? Yoksa mesafeler mi size engel ? Gelecekte terfi edeceğiniz bir pozisyonda sizi şu anki evinizden çok uzakta görevlendirirsek ne yaparsınız ?  

Bu sorulara kadar geldiyseniz, sizin gelecekte yönetici olabileceğinizi düşünüyor ancak, iş ve süreç yönetimini öğrendikten sonra başka şirkete transfer olup olmayacağınıza emin olmak istiyorlar demektir. 

11- Mevcut ekonomik ve pandemi koşullarında işletmeler kapanırken, insanlar işsiz kalırken siz mevcut işiniz olduğu halde, yeni bir iş bulmadan mevcut işinizi neden bıraktınız ?  

Bu sorunun çok çeşitli senaryoları var. Lakin en kibar olanı yaptığım işten artık keyif alamıyor ve istediğim kadar verimli olamıyordum demenizdir. Daha sonra cümleyi şekillendirerek varsa mobing yoksa da yol veya kariyer imkanları konusunda kendinize uygun görmediğinizi de ekleyerek tamamlayabilirsiniz. 

12- Size sosyal hakları anlattıktan sonra maaş beklentinizi sorarlar, Göz göze bakışmanız üç saniyeyi geçerse ya asgari ücretle oradan ayrılırsınız ya da işinizi AŞK ‘ la yapmaya çalışırsınız.  Burada temel mesele önceden işletmeyi araştırıp gittiğiniz için ve işletme çalışanlarından bilgi edindiğiniz için işletmede alınan maaş ortalamasını da hesap ederek alacağınız maaş konusunda nokta vuruşu olarak net olmanızdır.  

Unutmadan, onlar size her şeyi açıkladıktan sonra sizde aklınıza takılan tüm detayları sorun. Soru aklınızda kalarak sizin veriminizi bozacağına karşınızda tapu gibi bir cevap olarak kalsın. 

EK NOTLAR :  

Sizi sıkıştıracakları en temel soru;   önceki işinizden neden ayrıldınız ? 

Burada aklımızda yer edinen iki handikap var. Dürüst mü olacağız ? Stratejik mi davranacağız ?  

Ne yaparsan yap etik olarak yap, başka bir işyerine gidip eski işyerini kötüleyemezsin. İşinden istifa etmene neden olan sebepler senin faydana olabilir. Ama iş yerinin evine uzaklığı, patron veya iş arkadaşlarınla yaşanan problemlerden bahsetmen doğru olmaz. Bunlar kişisel olarak haklı ve doğru nedenler olsa da, işe alım sürecini yürüten yöneticinin duymak istediği şeyler olmadığına emin olabilirsin. Bunun yerine işin aksayan ve çalışmayı bile zorlaştıran yönlerinden bahsedebilirsin. Mesela ben, işyerimde ürün transferi esnasında asansörümüze ürünü yerleştirmenin zorluğundan çok problem yaşıyorum.  

Neyi neden istediğini açık net ve tereddütsüzce açıkla. Genel cevaplar sana genel iş ilanları dışında bir kapı açmayacaktır.  

Olumsuzluk ve yalandan uzak durduğun gibi, negatif yorumları da kendine dahi saklama. Eski işyerinde olumsuz anılar yaşadığın arkadaşların veya yöneticilerin olabilir. Cevapların eleştiri barındırsa bile yapıcı olmalı. Bugün onları şikayet edersen yarında şuandaki şirketini şikayet edebileceğini düşünürler. Seni şirket içi küçülme veya yöneticinin egosu ya da herhangi bir nedenle işten çıkarmış olabilirler, Eğer yüz kızartıcı bir iş yapmadı isen bunu rahatlıkla söyleyebilirsin. Ve işten çıkartıldığın eski şirketinin sana kazandırttığı tecrübe ve yeteneklerden bahsedebilirsin. Ancak asla yalan söyleme… 

Olumsuzları olumluya çevirmek dışında kazanmanın yolu olmadığı iş hayatında, mülakatta şöyle bir ifade kullanabilirsin. Mevcut görevim satış danışmanlığı ancak ; becerilerim, amaçlarım ve de kariyer hedefimin satış biriminden daha çok satın alma veya operasyon kanadında yer almak olduğunu fark ederek bu pozisyona başvuruda bulunmaya karar verdim diyebilirsin. 

Sorulara net olduğun gibi, kısa ve öz ve de net cevaplar ver. Şablonu göz önünde çizdirebilecek kadar bilgi ver, ancak, fazla ayrıntıya girmek faydadan çok zarar verir. (Defalarca olumsuz tecrübe edindim.)  İlginin de heyecanının da kontrolü sende olsun, anlık duygusal gelgitler ile ciddi kararlar alma. Görüştüğün iş hayalindeki iş olabilir. Haliyle kaçırmak istemeyebilirsin. Ama görüşme esnasında mevcut işinden ayrılmak için gerekçeni hayalindeki iş olduğu için olduğunu söylememelisin.

Çünkü insan ;   

                                              Yazının Sözü Uygulaması: 

“İnsan ulaşamadığı her şeyin ‘delisi’ ulaştığı her şeyin ‘nankörüdür’ …”  Pablo Neruda 

Artı değerli özgeçmiş sahibi olmak….

Basit lakin, hayatımda kalıcı etkiler yapan minik hatalar her daim benim için pişmanlıktan öte, doğru sonuca ulaşmadan önceki denemeler olarak yer alıyorlar. Bunların pek çoğunu iş arama süreçlerimde uygulayarak sonraki dersleri size aktarmama vesile olmalarını sağladım. İşletmelerde çeşitli isimler de yer alsa da + değer isimli bir kavram var. Bunun bilinen adı “iş geliştirme ve iş yönetimi” olarak adlandırılıyor. Değer vermek bir insanda işe yaramaz, geri kalan her yerde önemlidir. İşte bu + değer de iş geliştirme ve işin başarıya ulaştırılmasında şef garson vazifesi görmektedir. Ek bilgilendirmenin ardından iş ararken bize + değer sağlayacak olan etmenleri kısaca özetleyelim. 

Uygulamalı profesyonelleşen kurumlar, yazılı özgeçmişe sadece sanalda önem veriyorlar. Eğer bizzat sahada iş aranır metodumla doğru noktadan iş taarruz’ u yaparsanız  çoğu işletme olaya yemişim özgeçmişini kendisi burada uygular başarabildiği ölçüde imkan veririm diyebiliyor. Tabii bunun çok iyi yerlerde staj yapmadan gelebileceğiniz bir basamak olmadığını hatırlatmayı kendime vazife ediniyorum.  

  • Özgeçmişin adında olduğu gibi öz yani kısa ve net bir o kadar da basit olmalı. Özgeçmişinde kız arkadaşınla beraber çekilmiş resmi veya tatilde üstü çıplak fotoğrafını değil. Toplum içerisinde vesikalık adıyla bilinen fotoğrafına yer ver. 
  • Az kelime çok iş, işverenin temel sloganıdır. Özgeçmişinde böyle olmalı. Eğer, seni tanımak istiyorlar ise, sende onlarla çalışmayı arzuluyor isen, seni davet ettiklerinde meramını uygun dille anlatırsın.  
  • Geçen hafta yazılarımı yazarken, bir arkadaşım bir tanıdığının özgeçmişinden övgüyle bahsedince merak ederek inceledim. Vesikalığı, yazı fontu vs. her şey on numara ben buradayım diyor. Ama dikkatimi bir iş arama sitesinden indirerek gönderilen koskoca filigrana sahip oldukça teferruatlı bir özünü gelmişini geçmişini anlattığı, yakın arkadaş çevresini de arada eklediği bir özgeçmiş dosyası ile dedim ki tamam her şey on numara fakat 11. numara eksik, kendisini arayarak biraz sohbet etmek istedim. Okulunu derece ile bitirmiş, bölüm birincisi lakin, hiç staj veya iş geçmişi sosyal beceri sayılabilecek ofis programları yeterliliği ve iletişim kurma yeteneği sizlere ömür. Kendisine iş arama sürecinde başarılar dileyerek telefonu kapadım.  
  • Eski tip özgeçmiş modellemelerinde hobiler diye bir kelime yazar farklı olacağım diye Müjde AR rolüne bürünmeyin. Bende bunu hep boş bırakırdım. Çünkü, onu Saç jölesi markası sanıp hobim yok derdim. İlk iş arama deneyimlerimde on defa yapmışlığım vardır. Sonradan bunun gereksiz bir ifade olduğunu düşünüp sadeleştirme kapsamında pek çok gereksiz bilgiyi özgeçmişimde yazmamaya karar verdim. Ardından ilginç tesadüftür ki ilk iş görüşmemde iş sahibi oldum. Bu hobiler tuzak sorudur. Sizi merak ediyorlarsa çağırsınlar sözlü olarak kendinizi anlatın. Eğer sizi konuşarak çözümleyemeyen biri ile görüşme gerçekleşiyorsa zaten o işletme size göre değildir. 
  • Eğer yine de bir şeyler yazmak istiyorsan eğitim ve staj varsa da iş tecrübelerini kısa öz anlaşılır ve tarihleriyle, en altta da referans bölümüne o işletmelerdeki yöneticilerini referans edebileceğin şekilde yazman gerektiğini unutma. Yazamıyorsan staj döneminden ve öğretmenlerini yazabilirsin.  
  • Her iş bir özgeçmiş demektir. Üniversiteden mezun oldun, stajlarını da tamamladın, iyi gidiyorsun fakat ulusal ve uluslararası başvurabileceğin tüm işletmeler tek bir iş yapmıyorlar. Makine mühendisi olan bir arkadaşımız İETT’ de de çalışabilir, iplik üretim veya otomobil fabrikasında da ortada özüne sığacak bir geçmişin varsa,  işine yönelikte bir geçmişin olmalı işine ve amacına hitap eden işletmeye özel bir tasarım ve de bilgiler içermelisin. Bir şirkette üretim mühendisliği ilanına başvururken ötekinde kalite kontrol mühendisi olmayı düşünüyorsan, her şirkete özel ve pozisyona uygun başvuru yapman gerekiyor. Unutma başvurduğun pozisyon her ne ise, o pozisyona en uygun aday sensin. Bunu önce senin kabul etmen gerekiyor. 
  •  “Herkesin bir derdi var durur içerisinde” diyor Volkan Konak, aslında o dert bir hikayedir. İşte senin kısa ve net geçmişin senin hikayeni amaçlarını gelecek hedeflerini anlatmalı ve görüştüğün işe alım yetkilisini etkilemelisin. Gelecekteki hedeflerini “Ret Bull” içmeden kanatlanmadan ayakların yere basarak, her tecrübene eşit yer ayırarak anlatmalısın.  
  • Özgeçmişin kuşe kağıda basılı olmasa da görselliği çok önemli, okunaklı ve göze hoş gelen bir o kadar da yalın olmalı. Farkını yansıtıp buradayım derken, içeriğin çok iyi olsa bile doğru sunamazsan amacına ulaşamazsın. 
  • Oldu da bitti Maşallah ile olmuyor bu işler, yaptık bitti de olmuyor daima ilerlemeli ve yeni bilgiler ile güncellenirken, özgeçmişini’ de zenginleştirmelisin. Bunların yanı sıra hedef ve amaçlarına yönelik eğitimler ve kişisel ihtisaslaşma seni diğer adaylardan farklılaştıracaktır. 

Yazının Sözü Uygulaması :  

Madeni aramayı bilmeyen madenciye de denk gelse anlam ifade etmez. Önemli olan cevheri iyi tanımak ve bu cevheri işlemeyi bilmektir. 

Yaptığın işe, verdiğin emeğe, değer biçebilmek….

Hep dinlerim ve söylerim tabii kendimce, mavi ya da beyaz fark etmeksizin ortada bir yaka varsa ya öğrenci ya da işçisindir. İşçisin ama işçi kalma çalış biriktir ve işveren ol ;  lakin burjuvaziye kurban gitme. Veya da kraldan çok kralcı olmadan da başarabilirsin, yeter ki Ceza gibi “fark var”  diye sesini duyur. Yoksa içinde kalanları söyleyemez  ve “fark var” demek yerine “sus pus” olmayı tercih eden olmak zorunda kalabilirsin. İşte mesele burada başlıyor. Çalışmak için mi yaşıyoruz yoksa yaşamak için mi çalışıyoruz sorusuyla başlayarak emek/Sermaye denkleminde hacı Maslow’ un ihtiyaçlar hiyearşisinde edindiğimiz katman kadar çalışmayı hedeflerken ömrün çalışmak için geçtiğini, fark ederek anca düşünür ama uygulamazgillerden hacı yatmaz misali olan, şeyh Karl Max’ ın gösterdiği hedeflere yürürken verilen emeğin ve bu uğurda geçen zamanın bölümünden kalana ya da ortaya çıkan değere ücret adını veriyoruz.  

İşte mesele bu, süre kısa ise ücret, ortalaması aylık olarak yatırılıyor ise verilen ismi maaştır. Emek saati arttıkça fazla çalışma miktarı çalışana ek mesai olarak sayılır. İlginçtir ki, ücret miktarı verilen emek kadar arttıkça, ( Bazı işletmeler 3 saat fazla çalışmaya bir günlük yemek ücreti yatırıyorlar.) maaş sabit kalır. Üstüne yatırılacak parasal miktarda  maaş farkı veya pirim şeklinde adlandırılır. 

Bir işe başvuruda bulunacaksın ve senden maaş beklentini soruyorlar aslında her şey belli, burjuvalar yani patron kendi mutlu sonunu biliyor ve bir timsah gibi yaşanacakları bilerek göz yaşı döküyor. Ama karşınızdaki eğer patronun işçisi olan kişi ise işiniz daha da zor. İşçinin işçiye yaptığını patron yapmaz. İşçiler kardeş patron kalleş sloganı 1970’ ler gibi geride kaldı. Eğer işçi de kalleş olmasa idi, iş sendikaları işverenin değil, işçinin hakkını korur, deneme süreci adı altında ilk 4 ayında iş ve işyeri kurallarına uymama durumu harici keyfe keder seni işten çıkaramazdı veya pek çok kurumun suistimal ettiği İŞKUR işbaşı eğitim adıyla yaptığı gibi 3 ay da bir personeli değiştiremezlerdi. Belli bir sayıda personel alma zorunluluğu olsa da bu sayı % ‘lik olduğunda minareyi çalan kılıfını hazırlamış oluyor.   

ŞEKİL A

Zor ama zaruret bir konu olarak beklentiniz denildiğinde, hiçbir insan kaynakları yetkilisi sosyal hakları kast etmez.  Onları mecburen verecekler size beklentiniz maaşı sorarlar. Bununda belli taktikleri vardır. Açlık sınırı altında deniz seviyesi yukarısında olan “asgari ücret” veya eğer en kötünün bir iyisi ise, asgari ücretten ortalama 500 – 600 TL daha yukarıda olan bir miktara denk geliyor. AGİ vs. 3,600 Net miktar Kira gıda çocuk masrafı ile hak getire… Tabii istisnai şirketler sosyal imkanlar ile çalışmayı çok cazip hale de getirebiliyorlar. Yeter ki çok çalışıp kasalarına matruşka mantığında süregelen emeğin karşılığının katlarını sürekli hazırlayın.   Eğer daha önce iş tecrübeniz yoksa başlangıcınız asgari ücretten başlar veya yapacağınız işin sektörel bazda ücretleri ortalamasını zaten patronlar kulüpleri önceden belirlediği için bellidir. Siz sadece onların beklediği cevabı verirsiniz.  İşin değerini bilin ona göre fark yaratan miktarlar ile komisyon pazarlığı yapın. Bunları yazan biri olarak mevcut işimde bunların hiçbirini yapmadım. Çünkü bu iş öncesi yapılabilecek en kötü işlerde sadece iş tecrübem olsun diye çalıştım. Hatta kendi sorumluluğum olmayan işlerde bile rol alarak, tecrübe edindim. Tabii başka arkadaşlar buna hamallık adını veriyorlardı. Şuan o dönemki arkadaşların tamamı benim neredeyse her alana yayılmış tecrübelerime danışmadan iş yapamıyorlar.  

Yapılan her işin finansal bir değeri vardır. Mesela ben, gönüllü olarak bilgim olan konularda üniversite öğrencilerine danışmanlık yaptığım dönemlerde hediye vs. işlerine girmek isteyen arkadaşlarla anlaşmamı bir bardak çay üzerine yapardım. Çok fazla uğraştıran arkadaşlarda 3 çay bir kahveye denk geliyordu. Amacım gayet basitti. Öğrenci de para bulunsa bile ben almam. Tabii süistimal etmeyen arkadaşlar için ifade ediyorum. Bilginin değeri sonsuzdur bir rakam biçilemez lakin ideallerimden birisi de gençlere bir şeyler öğretmektir ve bilgininde zekatı vardır mantığıyla, her daim paradan öde ülkümü gözeterek, yükselmenin ve ileri gitmenin yolunun Şair Nazım Hikmet’ in de dediği gibi sen yanmasan ben yanmasam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa demeyi de bilmek gerekiyor.  

Sahip olunan veya aranan işin elbette belli bir değeri vardır. Lakin iş sağlayıcı işletmeler bu değerlere genellikle çok yabancıdır. Hele ki bu pozisyon’ nun sizden önceki yetkilisi sizin halef olacağınızı bildiği an, siz sanki babasını öldürmüşsünüz gibi davranabiliyor. Haliyle de iş şahsi duygusallıklarla süregelerek, işin değeri ve kazancı da uyumlu olamayabiliyor. 

Başvurduğun pozisyonun şirkete faydalarını ve emanetin ehli olduğunu vurgulamayı unutma.  Eğer anonim bir şirkette çalışıyorsanız şirketin verileri halka açıktır. Değilse de üzülme, profesyonel işletmelerde iç ilan şeklinde başvurduysanız yöneticiniz size kısaca bahsedecektir. Dış ilan ise; sor öğren metodu ile şansını denemelisin. Sebebini sorduklarında cevabın hazır olmalı.  İşletmenin hedefini bildiğim sürece durmadan o hedefe yürüyeceğime emin olabilirsiniz. 

Doğru zamanda doğru sorular ile mülakatı kendi lehine çevirebilirsin. Böylece bu işi becerecek kişinin sen olduğunu anlamaları uzun sürmeyecektir.  

Unutmadan da eklemek istiyorum…  

Kişisel bakım çok önemli, saçlar, eller, yüzdeki makyaj veya sakal temizliği yapılmalı. İşinin mahiyetine göre ruh hali ve gerekli senaryoları kurgulayarak rol çalışması da yapman faydana olacaktır. Her açıdan unutmamalısın ki İnsan Kaynakları yetkilisi diplomana, becerilerine bakarken senin dış görünümüne de bakarak seni her açıdan bir bütün olarak gözlemleyerek bir sonraki aşamaya geçişini kararlaştıracaktır.  

Sektörel bazda kıyafet seçimi görüşme yapılacak kuruluşa çok şey anlatır ve ilk başta da dediğim gibi FARK VAR ! Diyeceğiniz bir sürecin başlangıcı olabilir. 

Resmi giyimler : Evrak takibi gerektiren , resmi dairelerde bulunduğunuz işler, muhasebe, hukuk bürosu ve finansal kuruluşlar gibi… 

Abartısız Sportif ve şık : Satış danışmanlığı, hizmet sektörü, eğitim, kobiler,  mühendislik ve teknolojik işletmeler ve gayrimenkul işletmeler olabilir. 

Özgün ve farklı modeller ise;  Moda, eğlence, grafik tasarım, oyun vdeo, muzik ve her türlü sanatsal iş alanı. 

Her ne yaparsanız yapın. AŞK’ la yapın diyordu Kenan Doğulu  2015 yılında, İşte o AŞK sizin iş modelinizdir.  Her işletme iş modelleriyle ilgili tahminlerde bulunur. Ve yukarıdan aşağıya hedef belirlenir ve aşağıdan yukarıya doğru hedefler gerçekleştirilir. Başarılan her zorlu bir hedefin ardından daha da zorlu bir hedef sizin şartlarınız değişmese dahi beklenenden fazlasını yapmanız normalmiş gibi önünüze konur. Bunu yaparken size gerekli enstrümanlar sağlanamasa bile bu onların sorunu değildir sonuç olarak hedef başarılmamıştır. Siz işi AŞK’ la yapmamışsınızdır. Ama hepsini yaparken, düşünmek gerekir. 

1- Bir müşteri temsilcisi kaç müşteri ile ilgilenebilir ? 

2- Bir yazılımcı kaç satır kod yazabilir ?  

3- Bir öğretmen dinlenmeden kaç saat ders anlatabilir. 

4- Bir yönetici,  yönetici olduğu için sürekli koşturarak ne kadar süre çalışabilir. 

Son olarak ;  Bir insan kaynakları yetkilisi ve yaptığı işleri hesapladığınızda bu kadar zorlu ve teferruat gerektiren işler yapan yetkilinin alması gereken maaş neye göre belirlenmeli ? 

Aslında bunların hepsinin çözümü iş paylaştırma ve havuç ödül sisteminin doğru uygulanması ile münkündür,  elbette uygulayacak olan işletmelere… 

Hepsinden sonra da düşünmelisin ki ;   

Tüm  bunlara bakarak, senin verdiğin emek karşılığında aldığın maaş ve haklar neler olmalıdır ?  

                                              Yazının Sözü Uygulaması : 

Hayatımda bir kez işten deneme sürecinde çıkartıldım sebebi ise, 10 yıldır zarar eden departmanın cirosunun ben geldikten sonra 3 ay içinde 15 –17 bin civarı artış göstermesi oldu. Düzen bozulunca önce beni gönderdiler,  sonra ilk başta o departmanın yetkilisi sonra o departmanda olan herkesin işine son verildi. O yaptıkları hata sonrası bugün Türkiye’ nin en iyi şirketlerinden birinde çalışıyorum.  Bazen en kötü şeyler bile size birer fırsattır.  O işletmede yaptığım şey ise basitti. Satılacak durumda olan ürünlerin temizlenip paketlenmesini sağlayıp satışa sunuyordum. Onlar ise, ya çöpe ya da farklı şekilde mağaza dışına çıkartıyorlardı.  

“Karar verirken acele etmeyin,  hayat şaşırtılara gebedir.” 

Neden biz sizi ararız ?

Hepimizin mizahen söylediği ama yaşayarak staj yeri bile bulmaya çalışırken duyduğu sözcüktür. Çoğu zaman arkanızda dayı amca veya kuzen desteği yoksa, isterseniz istenilen beceri alanında Türkiye derecesi yapın bir anlamı yoktur. Cümlesinin özetlenmiş sokak ağzı ile kelime yapılmış halidir. Aslında aklımızdaki soru ile neden iş başvurularıma dönülmüyor ? Sorusuna cevap arayacağız. Açık yani yayınlanan iş ilanı varda biz mi başvuruyoruz, yoksa kurum iyi genel ilanları var ne iş olsa yaparım abi mi diyoruz önce buna karar vermek gerekiyor. Çünkü ne aradığımızı bildiğimiz vakit nerede olacağımızın gelecek planını da listeli halde sayfa sayfa dökmeye başlıyoruz. Bir de yeni mezun grubunda doktor hastalığı diye adlandırdığım bir durum var. Hani doktor olursun anlarım yarın gel başla zaten memlekette doktor az derler. O da stajyer doktor olarak kariyerine başlarsın. Ön lisans veya lisans eğitimini tamamlayan gençler staj yeri bulmakta zorlanırken mezuniyet sonrası işletmelerin çiçeklerle ve dolgun maaşlarla onları karşılayarak boyunlarına çiçeklerin takılı olduğu kurdeleleri bağlayarak miss Turkey güzeli / yakışıklısı seçileceklerini umuyorlar. Aynı duyguyu bende yaşamıştım. Hemde o dönem kıytırıktan teyyare selam söyle o Myo ya şeklinde ne devlette ne de özel sektör de iş imkanı olmayan “Yerel Yönetimler” adlı bölümü güçlükle bitirmişken…  

İşte yeni mezunlar benim tabirimle sudan taze çıkan balıklar taze taze mühendislik mezunu ise işe fabrika müdürü olarak başlayacaklarını umarak girdikleri kapıdan şanslı iseler, stajyer olarak çıkabiliyorlar. Fazla çalışkan ve ne iş olsa yaparım modundaki diplomalı arkadaşlar ise, stajyerlerin yükselişi filmi çekimlerinde kendilerine hayli zorlu bir yol içerisinde yer edinebiliyorlar.  

Buradaki en delice soruya hazır mıyız  ? 

Bu durum işletme / firmadan mı yoksa başvuruyu yapan staj veya iş arayan kişiden mi kaynaklanıyor ? Yapılan genel hatalar ve yaptığım hatalardan çözüm önerilerim… 

Aslında burada da iki temel soru boğaz’ ın iki ucu gibi karşımıza çıkıyor. Başvuruyu nereden yapıyoruz ? Eğer Covidzade Ekrem misali romantizim seviyorsak uzaktan uzağa işletmenin internet sitesi ile bağlantıya geçiyoruz. Veya benim her zaman başarı olasılığı gördüğüm saha başarısı sahada kazanılır şeklinde yorumladığım yöntem ilanı gör ama bakıpta yan cebine koy prensibidir. Gör ilanı git işletmeye gelecekte satış müdürü arıyormuşsunuz bende duydum ve geldim. Demeyi bil. Tabii işlere şartlara isteklere göre pozizyon number one olabiliyor, lakin siz orada ne olmak istiyorsanız onu hissederek girin ama işi iyi bildiğinizi bilmesinler yoksa iş bulamazsınız.  Var bir hayalimiz çalışmamız iş geçmişimiz modu da olmasın ama,  ne için geldiğinizi sizin bildiğiniz kadar işveren de bilsin. 

İş başvurunuzu hatta görüşmenizi gerçekleştirdiniz  ve bir geri bildirim bekliyorsunuz hiçbirimiz bir dahaki hayatımda gel, diyebilecek kadar bir işletmeye aitlik hissetmiyoruz. Yine de işe ihtiyacımız varsa da seni almıyoruz cevabını da insani olarak bekliyoruz. Özellikle Baş harfi M son harfi S olan bir hizmet sektörü şirketi bunu kasıtlı olarak yapıyor ve bu can sıkıcı durum onun tüm itibarını yerle bir ediyor. Merakımdan iş görüşmelerine gitmiştim. İnsanlık nedir bilmeyen insan kaynakları yetkilisi 3 – 5 yıl önce çalıştığım şirketlerden gün ay yıl şeklinde giriş ve çıkış tarihlerimi istemiş ezbere bilmeyince kişisel veri olarak geçen E- devlet şifremi istemiş vermeyince de her bilgisini bilmediğimiz biriyle çalışamayız demişti. Bende çıkarken bir arkadaşa bakmıştım diyerek çıkmıştım gıcıklık olsun diye. Unutmamak lazım gençler ilk hedefiniz iş sahibi olmak olsa da kişisel verileri koruma kanunu ve hangi verilerin kişisel ve paylaşılmasının sakınca doğuracağınını bilmeniz gerekiyor. Hepsinden öte de bu işveren mi yoksa iş arayandan mı kaynaklanıyor bunu bilmek çok önemli. 

Doğru işi bulmak, aradan hamsi gibi ayıklanmak için KOSGEP’ in NACE kodları gibi anahtar kelimeleri ve nokta vuruşlarına sahip olmak gerekiyor.  

Doğru yeteneklere ve uygun işlere başvurmak önemli  

Doğruyuz çalışkanız da, ilkemiz de nasıl başlarsak öyle gideceğimiz olmalı, genç nesiller iş bulma sürecinde ister uygulamalı mesleki eğitimden isterlerse de, üniversitelerin sosyal bölümlerinden gelsinler süreç hiç fark etmiyor önemli olan sahada uygulama da icraat çok iyi test çözerim ama insan ilişkilerim iyi değil, derseniz o iş öyle olmuyor arkadaşlar. Teknik makineleri sevmeyen birisinin mühendislik veya teknisyenlik eğitimi alması veyahut bu tarz bir işte çıraklık ile başlayacak bir süreçte kendine yer edinmeye çalışması bir intihar bombacısının hayatta kalma ihtimali gibidir. İş aramanın survivor Türkiye yarışması sürecine hayli benzeyen işimiz iş şeklindeki süreç, hele birde iş bulamamanın süresi uzadıkça daha fazla pozizyon için mücadele anlamında değil de, doğru noktaya odaklanamamak anlamı taşıyor. Eğer bir fabrikada üretim mühendisi olacaksan ilk önce staj eğitiminden başlayarak bu işin tüm kademelerinde emek verimi ve tecrübe edinimi konusunda ter atmak gerekiyor. Bugün 15 Temmuz 2021 ve yazımı yazdığım esnada, kariyer sitelerini incelediğimde binlerce uzman, yönetici, yeni mezun, stajyer, işçi ilanı olduğunu fark ettim. Ve en az iki katı kadar da iş değiştirmek veya iş arayan birey varken neden bu işsizlik oranları bunu düşünmeye başladım.  

Bakıyoruz acaba güzele mi bakıyoruz yoksa, güzel mi bakıyoruz işin sevabını doğru yerden görmek gerekirken, anlaşılan biz bakıyor ve göremiyoruz.  

Amaç katılmaktı dediğim pek çok iş görüşmesindeki gözlemim ile, özgeçmişte bulunması gereken en temel özellik genel ilandan öte, istenilen işe göre özgeçmiş oluşturmaktan geçiyor. Yazı yazmayı iletişim kurmayı sevmeyen biri medya sektöründe mutlu çalışamayacağı gibi, Kanunların teferruatları ve bentleri arasında kaybolup yüzdeki benle karıştıracak birisinin de hukukçu olamayacağı, veyahut kan görünce bayılan birisinin hemşire olmaması kadar doğal bir durum yoktur.( Masa başı iş yapan hemşirelerimize saygılarımla.)

Ancak ilanda belirtilen şartlara uymayıp başvuran aday sayısı toplam başvurunun yarısından daha fazla, ama üzülmeyin artık devir kaç devirli bilmem ama, buhar makinelerinin icadından sonra başlayan teknoloji devri ile adayların ilanları karşılayıp karşılamadığı yapay zeka içeren yazılımlar ile inceleniyor. Haliyle BİZ SİZE DÖNEMİYORUZ oluyor.  

İş arayanların yarış atı misali burun farkı ile yarıştığı bu kapitalist ve bir bakımdan da emperyalist düzende 24 ocak kuralları misali işverene serbestlik sağlayıp hem ücreti işverenin belirlediği hem de serbestlik ile beğenmiyorsan şartları çalışma kardeşim dercesine, çalışanın statüsünü işverenin netleştirdiği kölelik mi yoksa açlık sınırının altında, deniz seviyesinden yukarıda ve de dünya da tek kıskanılan özelliğimiz,  asgari ücret ile dünya da tek oluşumuz mu ? Her şeye rağmen eğer hazırsak uygun aday listelerinde yer almak ve aradan japon balığı misali süzülmenin yolları… 

                Eyyyy işveren beni neden aramıyorsun dersen ?  

Söylediklerini de yersen, derseler ki sana. Eyy iş arayan, işsizken sen sen değilsin. O zaman gelsin Rahmetli Cem Karaca’ dan “Tamirci Çırağı” şarkısı… 

Her neyse işsizler konumuza geri dönelim ;   

  • Aranılan pozisyon da AUTOCAD programında harikalar yaratmak ve SAP’ de ata sporlarımızdan biri olan Cirit atamıyorsan ilana başvurmanın bir anlamı da yok. Staj veya en alt kademeden yani işin mutfağından başlamalısın. Hele bir de 30 yaş altı, 10 yıl tecrübeli askerliğini yapmış olmak şartı ile, mühendis aranıyor ve sen yeni mezun veya stajyer isen, hacı Mevlana bile olsa kurban olim sen gelme der. Bir de işvereni düşün az maaş, çok iş, çok tecrübe, sayısız yetenek sonra da derya kuzusu bunlar diye balık tezgahındaki hamsi kadar işsiz üniversite mezunu iş için kıyasıya yarışıyor. Başka değişle iş az nitelik çok ya deveyi güdecek nitelik kazanacaksın ya da yeteneğin olmayan işe başvurmayacaksın. 
  • İş ilanında hizmet sektörü gibi genel işler veya her daim iş bulabilecek bir mesleği icra etmiyorsan, ilanda istenilen becerilere uygun anahtar kelimelere odaklı bir özgeçmişin olmalı. İş tanımına uygun olmasının yanı sıra özgeçmişteki ön yazını ilanda istenilen şartlara uygun yazmalısın.  
  • Yazımız özgeçmiş hazırlama yazısı olmasa da içeriğinde söz konusu Bussiness olan “biz” in geri geri dönüşü olduğundan da bahsetmek gerekiyor. Artık dijitalleşen teknoloji ile yazılımların yükselişi sonrası özgeçmişiniz de taranıyor ve aradaki boşluklar karakter aralıkları, daha önceki kariyer geçmişindeki gün ay yıl zaman diziminin doğru yapılması elzemdir. 
  • İş aramanın kendisi bile başlı başına bir iş olup, bu dahi tecrübe gerektirir. Bunu fark ettiğim gün kariyer basamaklarıma yenilerini katarken yaptığım hataları yazmaya karar verdim. Sonuç ortada, hangi şartta hangi pozisyon da fark etmeksizin ilanları ilk görüp başvuran olmaya, haliyle sabah uyanmaya çok önem ver. Erken çıktığın yol senin emekliliğin tamamlayabileceğin yolculuğun başlangıcı olabilir. Erken başvuru yaptınız yetmedi ama, evet yanılmadın yeni bir şey daha var yayınlanan ve başvurular yapıldıktan sonra işveren ilan detaylarını güncelleyebiliyor. Son bir detay kurumsal veya yarı kurumsal işletmeler dahi artık sizlerle görüşmeden önce mail adresi ve telefon numaranızı Google de ve sosyal medya platformlarında aratarak, verdiğiniz bilgiler ile yaptıklarınızın örtüşme oranını kontrol edip ona göre iyi izlenim alırsa görüşmeye çağrılıyorsunuz…   

                                                                                          Buda başka tüyo olsun.  

Hani Cem yılmazın AROG’ Ta bir sözü varya, “Kurduğun tuzağı hayvan fark etmeyecek” işte sözüm meclisten AUT siz fark edilen olacaksınız.  Kim bunlar dediklerinde Kurt gibi çalışkan gençler diyecekler…. 

  • İlgilendiğin işletmeleri sıkı takipte ol. Her ilanlarını ve en ufak bir bilgi güncellemelerine göre sende stratejini güncelleyerek zamanında hamleni yap.  
  • Özgeçmişine nitelik kazandır, daima eğitimlerle güncel kal ve internet ve sosyal medyayı verimli kullan, hatta blog yazarak rüyanda bile hayal etmediğin kuruluşların sana iş teklif etmelerini sağlayabilirsin.  
  • Özellikle https://www.linkedin.com/feed/ sitesinde üyeliğin olmalı. Görünür ve temasta ol, fakat temaslı olma karantina süreci zorlu geçiyor. İş başvurusu yapmayı düşündüğün kurumdan tanıdığın varsa ona danış eğer yoksa da halka açık bir işletme ise, mesela ben çalıştığım yapı markette önce müşteri gibi detaylı görüşmeler yapmış ardından iş başvurumu (kazara da) olsa yapmıştım.  

Hayli uzun bir yazıyı katlandığınız için size minnettarım. Ancak bu işin başka oluru da yoktu… 

                                                    Yazının Sözü Uygulaması  :  

Biri sizi arıyorsa her zaman işi düştüğü için değil, bazen iş vermek içinde olabilir. 

Problemli durumu lehinize çevirmenin yolları

Uzakta da olsa o köy de yolda bizim önemli olan uzakları yakınlaştırabilmek, uzun virajlı yollar dalgalı denizler uçurumların kenarları hepimiz için uygun olmasa da bazılarımız kenardan kuytudan geçmek konusun da biraz daha yetenekli olabiliyorlar.  Her zorluğun bir kolaylığı daha doğrusu doğru bakış açısı ile kazançlı çıkabiliyoruz. Zorluklar farklı çözümleri geliştirebilmek için önümüze sunulmuş imkanlardır. Alman filozof Friedrich Nietzsche’ nin çok güzel bir sözü var. Der ki Hacı Nietzsche “ Seni öldürmeyen şey güçlendirir. Kendimce edindiğim tecrübeler de hata yanlış ve hatalarımızda bunun bir bedeli olduğunda canımız yandığı için aynı hatayı tekrar etme ihtimalimizin neredeyse hiç olmadığını görebiliyoruz.  Veya bir işletme de yaşanan bir kriz de anlık olarak sürece müdahale edildiği vakit problemin en kısa sürede çözüldüğünü zararın en aza indirildiği hatta hatadan fayda sağlandığını görebiliriz. Fanta’ nın hikayesi  buna bir örnek olabilir. Merak edenler için bilihare yazarım. Her alanda ve konuda krizler olabilir önemli olan krizden kazançlı çıkarak fırsatı değerlendirmektir. CORONA geldiyse maske ve dezenfektan ihtiyacının zirve yapması kadar doğal bir durum yoktur. 

Önce önünüze çıkan engeli tanıyacak ve onu anlayacaksınız onun yöntemine göre ilerleyeceksiniz. Aklınızdan geçen çözüm önerilerinde ön yargısız ve tarafsız, özverili ve sizin gücünüzün ve de etkinizin dışında gerçekleşen ve değiştiremeyeceğiniz olayları olduğu gibi kabul edin. Bu başka bir deyimle önünüze çıkan setlerin size açılan kapılar olduğudur.  

Krizleri fırsata çevirmenin bilge adımları 

  • Sakin ve öfke, telaş ve de soğukkanlı olmak zorunda olduğunuzu unutmayın. Ahlamak vah- lamak yerine başkasının ettiği zarar sayesinde edindiği tecrübeyi nasıl değerlendirebileceğinizi hesaplayın. 
Fırsatçı bir arkadaşı görmüş olduk.
  • Daha önce yapılanın “TEKRAR ETMEK” herkesin yapabileceği en basit çözümdür. Düşünce yapınız “ zor başarılır, imkansız zaman alır” şeklinde olmalıdır. Eğer şartlar yapacağınız işe uygun değilse şartları değiştirin. Mesela bahçesinde ağaçların altında  çay içmek isteyen biriyseniz, önce o bahçenin olacağı evi satın almalı ve oraya ağaçlar dikmelisiniz.  
  • Herkes işine geldiği gibi günlük menfaatini haklı haksız ayrıt etmeden sunmaya ve dayatmaya çalışıyor. Bu sanıyorum ingilizler’ den dünyaya yayılan bir gelenek halini aldı.  Kendi eksik ve hatalarından kaynaklanan sorunlarda sizi muhatap ederler. Ülkemizde de genellikle 3. kişinin sorunlarını konuyla alakası olmayan kişi ile paylaşıp onu da sorunun ana paydaşı ilan eder alakasız kişi sürece müdahil olmayınca da düşman ilan edilir. Tüm dünyada böyledir. Bu nedenle başkalarının istemediği bir işi yaparken kurallara ve yasalara uygun kılıflar bulmalısınız. Bizim muhteşem bir atasözümüz var.  

            Der ki ; “minareyi çalan kılıfını hazırlar. Aklıma işyerinde bir iş arkadaşımın mantığı geldi. Başka bir bölgedeki şubemize göndereceğimiz koli’ li ürünleri, hiç ihtiyacımız olmasa da paletlere dizmişti. İlk başta anlam veremedik ve erken düşünüp herhalde düzenli olması için yaptığını zannettik. Aslında durum çok farklıydı. Elimizde ihtiyacımızın  çok üstünde palet vardı ve onlardan kurtulmak için resmi olarak ürünlerin altına yerleştirip çıkışlarını da yaparak paletlerden kurtulmaktı. Çok zekice ve kılıfına uygun bir hamleydi.  

İşte bu olaylara stratejik bakışın pratizmin sürrealizim ile kaynaştığı noktaydı. Gözümüzün önündeki fazlalık olan palet sorunu ile göndermemiz gereken transfer ürünlerin bizden çıkışını beraber yaparak, krize ve probleme çözümü aleyhten leyh’e çevirmeyi başarmış olduk.  

Yazının Sözü Uygulaması :  

Problemler çözümünü, kendisiyle beraber getirir. 

Hizmet sektöründe geri bildirimin önemi

Dünyada çalışan nüfusun yarıdan fazlası hizmet sektörü çalışanı olmasına rağmen okuduğum araştırmaların çoğunda sadece yönetici olmaktan bahsediliyor. Ülkemizde de azınlıkta da olsa bazı işletmelerde hak ederek çalışarak tanıdığı olmadan bir mevkii’ ye gelen insanlar da var. Sadece onları eleştirmekten kendimizi geliştirmeye vakit bulamıyoruz. Yeni nesil kuşaklarda gözlemlediğim en temel düşünce yapısı, üniversiteden mezuniyetini belirten A4 kağıt parçasını aldığı an üniversitenin kapısında onlarla çalışmak için can atan şirket yöneticileri olduğunu düşünmeleri, yeni mezunlar için iş hayatını daha da çekilmez bir hal almasına neden oluyor. Yeni mezunum ve tıp hukuk hemşirelik gibi diğer mesleklere göre daha kolay iş bulabilen bir bölümün mezunu değilim, ancak çalışmak istiyorum işe alımlarda tecrübe gerekiyor kimse işe almazsa nasıl tecrübe edineceğim diyorsanız cevabını yazımda okuyacaksınız. 

Öncelikle belirtmeliyim ki, en kolay iş bulabileceğiniz işlerin tamamı hizmet sektöründedir. Hizmet ile hizmetçi tabirini çok iyi idrak edememiş bir millet olsak ta, hayatın bir aşamasında müşteri öteki aşamasında hizmet sektörü çalışanı olduğumuzu unutmadan hareket etmeliyiz. 

Müşteri yorumları bilinen ismiyle geri bildirimleri veya NPS oranları kurumsal işletmelerin mağazacılık sistemlerinde oto kontrolünün de teknolojik boyutu olarak değerlendirebiliriz.  Bu kelimeler farklı ifadeler olsa da aynı işlevi görev pazarlama tabirleridir. İşverenin çalışanına  çalışırsan NPS çalışmazsan memnuniyetsizlik olur. Her ikisinin sonucunda da sana da ben bir geri bildirim sunarım demenin kibarca ifadesidir. Bu şekilde bildirimler sayesinde işletmeler sattıkları ürünlerin ve çalışan ekip arkadaşları aracılığıyla müşterilerine yansıttıkları müşteri deneyimi konusunda yaşanan süreçleri geliştirebilmek için fırsat edinirler.  Unutmadan eklemeliyim ki, iş arayışındaki adaylar da veya yeni mezun gençlerin en kolay iş bulabilecekleri  iş kollarının genel adı hizmet sektörüdür. Artık tecrübe sorununuzu da çözümlemiş olursunuz. 

Pek çok işletmenin adını dillerden düşürmediği ancak nasıl yapılır uygulanır bilemediği uygulamaları sizler için özetlemeye çalışacağım. 

Öncelik dinlemekle işe başlıyoruz. 

Öncelikle geri bildirimi doğru okumalı, anlamalı ve cevabınızı doğru uygulamalısınız. Geri bildirimler 50 TL üstü alışveriş yapan müşterilerinize üç ayda bir gönderilmesi en olağanıdır. Doğru mesaj her zaman kelimelere aktarılarak yazılan  değil. Müşterinin yeterli göremediği ihtiyaçlarını da barındırabilir. İstediği ürünü müşteri internet sitenizden siparişini oluşturmuş ancak, ürün elinizde olmadığı için gönderemiyorsanız, hele ki mağazacılık deneyimi edinen bir işletmeyseniz stoklarınızı doğru yönetemediğiniz var olan stoğu gerekirse mağazalardaki stoklardaki ürünleri stoklardan çıkararak sadece merkez depo ve tedarikçi firmalardan edinebildiğiniz ürünleri internet satışına sunarsanız belki o günkü satışı kaybedebilir belki de o alışverişe özel rakip firmaya müşteri kazandırırsınız fakat, şirketinizin itibarını zedelemezsiniz. Üstelik müşterinizin kargo ücreti ödemeden teslim almak istediği için mağazanızdan “sipariş ederek” temin ettiği ürünlerde de aynı durum geçerlidir. Temin edilemeyen ürünlerden müşterileriniz personelin sorumlu olduğunu düşünecek ve bu durum sonrasında personelinizin verimi ve iş hevesi azalarak sizin iş kaybınıza hatta stoksuz üründen kazanacağınızdan fazlasını kaybetmenize neden olacaktır. Müşterilerden ve çalışanlarınızdan  alacağınız sahada uygulamada yaşanan aksaklıklarla ilgili geri bildirimler ve fikirler süreç geliştirme ve operasyon kanadında işletmenizin sürdürülebilirlik ve karlılık oranının arttıracaktır. Satış oranlarını yüksek tutmanın yolu müşteri beğenisine uygun ve ihtiyaca cevap veren ürün ve de hizmet sunumundan geçer. Bunun da ilk adımı müşteri ve çalışanlarınızı dinlemektir. Özellikle her sektörde anahtar bir kelime vardır. Fiyat ve performans istikrarı…  Bir perde ihtiyacı varsa fiyatın uygunluğu ve ölçülerin de pek çok açıya uygunluğu önem arz eder.  

Apple, Microsoft, Apple, Twitter, Facebook, Nissan, Groupon, Google, Dawning, Netflix, Zynga, Epocrates, Alibaba.com, Amazon.com gibi çok bilinen işletmeler temel özellikleri dünyada en yenilikçi ve her zaman müşterilerinin istek ve ihtiyaçlarına kulak verdiğini bu sayede ihtiyaca yönelik oluşan ürünlerin satışlarının yüksek olduğunu fark etmişsinizdir. Sözlerine değer verilen müşteriler gelecek üretimlerdeki ürünleri sadece marka değeri olduğu için dahi sadık müşteri olarak satın alma eğilimine giriyorlar.  

Yeni veya eski bir işletme olun müşterileriniz var oldukça sizlerde varlık gösterirsiniz. Müşterilerinizle her kanaldan iletişime geçerek hizmet sağlayıcısı olarak, memnuniyeti daima kontrol etmeniz bunu yaparken de müşterinizi sıkmadan bunaltmadan yapmalısınız. E posta gönderin, periyodik olarak telefon açın. (Rehabilitasyon kurumlar çok sık yapıyorlar.) web sitenize küçük anketler koyun. Yemeksepeti.com sitesi bu alanda kendisini geliştiren bir site olmakla birlikte mobil sistemi pek çok hatalar barındırıyor. İşletmenizin hizmetleri ve hizmet çeşidinize göre mobil uygulamanızdan bildirimler paylaşın. Hatta mobil ekipleriniz aracılığı ile ziyaretler yaparak belki de sipariş ve dağıtım kanalı yapılandırmasını uygulayabilirsiniz. SÜTAŞ Şirketi bu sistemi çok iyi uyguluyor.  Tüm hizmetlerinizde geri dönüşler kademeli veya yıldızlı  olursa, işletmenizin süreç dahilinde müşterilerinizde bıraktığı intiba’ yı daha net gözlemleyebilirsiniz. 

En iyi tecrübeyi size satış deneyiminizin karşılığı olan müşterileriniz sunarlar. Soruyu farklı bir biçimde soralım, müşterilerden neden geri bildirim almamız gerekir ?  

El cevap : Yaşanan müşteri deneyimini en üst düzeye taşıyarak, müşterimizin daim ve bol memnuniyet içeren alışveriş yapmasını sağlamak için.  

Aslanın midesinde öğütülen bu yarı posa olmuş ekmeğin, rekabetin kıyasıya olduğu bazen kendi işletmemiz içerisinde dahi rekabetin kızıştığı dönemler yaşarız. Örneğin Migros Şirketi İstanbul ilinde 15 Metre mesafeli iki mağazası var. İki kilometre içerisinde benim sayabildiğim M JET mağazaları dahil yaklaşık 10 mağazası var. Uzun vadede fayda maliyet analizine göre bu durum şirketin kendi satışlarını baltalayarak zarar etmesine maliyetlerin artmasına neden oluyor. Problemi geç fark ettilerse de müdahale edemiyorlar çünkü ekmek aslanın midesinde ve oradaki mağazayı kapattıkları an, rakip firmalardan birisi oraya kendi mağazasını açarsa bu hiç iyi olmaz. Bunu da örnek olarak paylaşmak istedim. Bu ve benzeri nedenlerle müşteri memnuniyeti her şeydir. Bu sayede mevcut müşterilerimiz sıkça bizi ziyaret ederek ihtiyaçlarını giderirler memnuniyetlerini paylaştıkça bizim de mutluluğumuz artar. Unutmamak lazımdır ki, mutluluk (Pirim) paylaştıkça artar.  Böylece rekabet kelimesi sizin için sadece bir kelimeden öteye geçemez. 

Müşteri memnuniyetinin sırrı nedir ?  

Müşteriyi iyi dinlemek onun ne istediğini iyi anlamak, ardından bu amaçla istikrarı devam ettirerek farklı zevklere uygun ürün ve hizmetler sunmaktır. Asıl nokta, rakiplerinizden farklılığınızı farkındalığınız ile ortaya koyarsanız müşterileriniz size sadık kalır. Ve başka şirketlerin onlara sunduğu cazip fırsatları dahi göz ardı edebilir. Mesela bir yapı market Taşlama sipral’ i satın alan müşterisine yanında hediye adıyla bir keski taşı veriyorsa bunu ücrete dahil etse dahi müşteri psikolojik olarak ücretsiz geldiğini zannederek onu tercih eder. Fakat siz onlardan daha farklı önceki alışverişlerinde müşterinize farkındalığınızı fark ettirirseniz bunu bilse dahi müşteriniz sizi tercih edecektir. ( Bire bir yaşayarak tecrübe ettiğim bir örneği paylaşmak istedim.)  

Müşteri işletmenin bel kemiğidir. Eğer sizden alışveriş yapması için sizden değişim ve dönüşüm bekliyorsa sizin bu gelişmelere ayak uydurmanız zorunlu değil mecburi bir durumdur. Eğer sattığınız ürünlerin geliştirilmesini talep ediyor hatta üründe şöyle bir özellikte olsa çok işimize yarar şeklinde ifade ediyorsa o özelliği gerekirse icat etmelisiniz. 

Çünkü ;   

Müşteri haklıdır ve müşteriniz velinimetinizdir. 

Müşteri nimettir ve öpüp baş üstünde taşımak gerekir. Ve maalesef her zaman haklıdır.  En iyi pazarlama ve PR çalışmasının temel ve en uygun fiyatlandırmalı noktası, etkili ve verimli bir referans ağı oluşturmaktır. Aslında bu aklıma nereden geldi hemen aktarayım. Yazımı yazarken bir danışan bir arkadaşım sendikalar konusunda beni arayıp fikrimi aldı. Sonra işveren şirketin eski sendika değil de yenisine geçiş konusunda baskı yaptığını da iletip, yeni sendikanın tanınmış hiçbir kurumsal şirket ile anlaşması olmadığını da ekledi. İşte burada aklıma gelen kelime “Referans” bahsettiğim hamili kart yakınımdır yazısı değil. Siz müşterinize öyle hizmet sunun ki sizin pazarlamacınız müşterileriniz olsun. Belki de başka müşteriyi işletmenize kazandıran ve sürekliğini sağlayıp iyi işler yapmanızı sağlayan müşterilerinizi kar ortağı da yapabilir belli oranlarda “iskonto” imkanı da sunabilirsiniz. Böylece ücretsiz reklam kampanyası da yapmış olur, sattığınız ürün ve hizmetleri hem benimseyecek hem de gönüllü referans kefiller ile sürekliliğinizi sağlarsınız.   

Bununda yöntemi yazımın her noktasını da ifade ettiğim gibi müşterimizi misafirimiz kabul ederek, geri bildirimlerini iyi analiz ederek başarabilirsiniz. Yapacağınız anketlerde size yüksek not veren müşterilerinizle iletişime geçin ve gerekirse onlara ek jestlerde bulunun. Böylece kazan kazandır metodu ile başka bir değişle yahudi tekniği ile, her iki tarafta ticari kazanç sağlasın. Müşteri yorumlarını yapmaları konusunda cesaretlendirin ve sizce cesaretli olun. Sunduğunuz hizmet ne kadar iyi ise, bu müşteriler de size her yerde o kadar iyi kefil olurlar. 

Yazının Sözü Uygulaması :  

Başarı ve memnuniyetin odak noktası dinleyebilme yetisinden geçer.  

Bir şirkette havuç yöntemi ile çalışan sadakati nasıl sağlanır ?

 

Hepimizin çok iyi bildiği bir atasözü olan meyve veren ağaç taşlanır, sözü iş hayatında da geçerli. Ama o ağacın meyvesini değerlendirirseniz ve ya sizin meyvelerinizden en kötü meyve suyu yaparlarsa, onunda sizin için nimet sayılabileceğini düşünmek gerek. Birey önem görmek ister. İster çalışan olsun isterseniz de müşteri, değerli olduğu ve terfi, kıdem mekanizmasının aktif olarak anlam kazandığı iş geliştirme süreçlerinde şarap gibi  zaman geçtikçe tecrübe ile değerlendirilmek ister. 

Yapılacak görev paylaşımlarında yapılan işlemler olmazsa olmaz statüsünde olamasa bile, sözlü veya yazılı bir teşekkür, ödüllendirme şeklindeki bir motivasyon havucu olaya bakış noktasını değiştirir. Tüm çalışmalarına emeklerine karşın, onlardan daha kıdemsiz birisini daha iyi noktaya taşırsanız, yaptıkları iş ve emeklerin hiçleştiğini gördükçe motivasyonları düşecektir.  

Bütün mesele motivasyon ve lider ruhlu yönetimdir. !  

Lider tarafından ne kadar değer görür yani takdir edilirse personel, çalışma azmi o kadar artacağı hepimizin bildiği bir şey, ancak bizlerin atladığı temel nokta şudur, göreceği takdir ile yaptığı işe bağlılığı artacak ve para talebi azalacaktır. Para ya da diğer beklentiler eğer yapılan hizmetin farkında olduğunu hissediyor ve hissettiriyorsanız ikinci hatta üçüncü planda kendisine sıralamada yer edinirler.  Başka bir değiş ile verdikleri hizmetin farkında olduğunuzu ve memnuniyetinizi dile getirmeniz işletme yetkilisi olarak size bir şey kaybettirmez ancak, çalışanınızın işine görev bilinci ile bağlanmasını sağlar.   

Her işin kendine göre kademesi vardır. Uygulanan güç arttırdıkça,  verilen değer arttıkça, başarılı sonuçla, duyulan güven ve gururda artar. Birey  yaptığı işte, harcadığı emeği ve  ilerleyen vakitsel süreci, oranında sunduğu hizmete ücret değeri biçer. İşin zorluğu zahmeti hizmetin / ürünün maddesel değerini şekillendirir. Emeği sergileyen kadar hiçbir kişi aynı değeri biçemez. Önemli olan anlamlandırdığımız düşünce kalıbıdır. 

Bazı değerler evrensel olsa da milletimizin her bir davranışı kendine göre evrenseldir. Batı medeniyetlerinin bizden öğrendiği medeniyet ile, insanlığı eklediğimizde milletçe fazla havuca ihtiyaç duymadan da sakatimizin sonsuz olduğu işimize bağlı olduğumuzu hissettirmek ve bu yolla da olsa insanlara yardım edildiğini bilmek bize huzur ve motivasyon sağlar. Yaptığınız işin uygulandığı süreçte yaşadıklarınız size işinizde daha çok motivasyon sağlar. Mesela satışında görev aldığınız bir el aleti olan matkap ile duvarını delen bir misafirimiz dolabını kendi kendine duvara L demir ile monteleyerek deprem anında kendini güvence altına alabilir. Bunun sonucunda eğer bu hayat kurtarıcı hamlenin sonucunu öğrenme imkanınız olursa bu da sizin işinize ilginizi arttırır.   

Eğer çalışma arkadaşlarınıza yaptıkları işin ürün satışı veya ticareti de olsa bir nevi yardım etmek olduğunu aşılayarak motive ederseniz, performansı da artacaktır. Mesela bir cafeterya işlettiğinizi varsayalım. Covid- 19 tedbirlerini de ekleyerek, orada tovaletlere iki farklı yazı asalım. Birine “El yıkamak sizi hastalıklardan korur” . Ötekine de “El yıkamak çevrenizdeki insanlara hastalık bulaştırmanızı engeller.” yazarsanız, insanlar başkasına yardım etmenin mutluluğunu yaşayarak kişisel temizliklerine de dikkat etmeyi ekleyerek, aslında yapmaları gereken davranış modelini uygularlar. 

Testiniz negatif yorumunuz Pozitif olsun. Böylelikle beden dili performansı da artar. 

Her bir hareket ekip içinde farklı anlamlar taşısa da her anlama çekilmeye müsait güzide Türkçemiz’ de de olsa, bedensel hareketler evrensel olarak aynı anlamı taşırlar. Gülümseyen birisinin nefret edebilmesini hayal edebiliyor musunuz ? Psikopat değilse zor bir durum olsa gerek.  

Karşınıza aldığınız ekip arkadaşınıza asla tasvip etmediğim bir şekilde, kaş çatıp öfkeli bakıp hatta kollarınızı iğne vurmayı bekleyen hemşire gibi, silah çatan asker misali bekleyin. Bu durumu siz yaşasaydınız diye empati ile kendiniz ile sesli düşünmeye başlayın. Sonuç ürkütücü olmalı.

Olumsuz davranış modelini tecrübe eden ekip arkadaşlarınız, motivasyonu düşecek ve iş yapma, insiyatif alma sorumluluk isteme gibi istekleri de düşecektir. Birde tam tersini hayal edin. İşte ekibinize vereceğiniz en temel havuçlardan biri de olumlu düşünme ve pozitif davranış modelidir.  

Yaptığınız işte gördükleriniz ve yaşadıklarınız size ve ekibinize performans arttırıcı gibi etki edebilir. 

Şöyle düşünün,  

Ben ilk okulda iken, iş eğitimi adında bir dersimiz vardı. Müfredat güncelleme adıyla onu da kaldırdılar. Haliyle el becerisinden yoksun düz yolda yürümesini beceremeyen bir nesil türedi. Ders içeriğinde el becerimizi geliştirecek vazo çizimi de olurdu. Origami yapımı da, gerçi biz kağıda genelde tüfeksiz asker çizerdik. Hep nöbette olurdu, o asker. ama olsun ödevimizi de yapardık ?  Bir derste, öğretmenimiz büyük ve küçük hayvanlar içeren  yıldız şeklinde kesilmiş kartondan canlılar getirmiş ve bunları çizmeyi denememizi istemişti. İlk önce, büyük boyutlu ayı, gergedan, at, zürafa gibi hayvanları çizmeyi denedik, çünkü onlar bize daha kolaymış gibi geldi. Ama sonrasında fark ettik ki hayvan büyüdükçe, ayrıntısı da büyüyor. Ama zorlansak’ ta tecrübe edinmiştik. Sonra ikinci aşama olarak küçük hayvanlardan olan kuş, yılan, fare, ördek resimleri çizmeyi denedik. İkinci resimlerde de benim çöp adam kadar becerim olmasa da pek çok arkadaşım güzel bir çalışma hazırladılar. Bunun nedenini çok sonraları anladım. Küçük olan daha sempatik ve sıcak geliyor, böylece pozitif enerji yayarak bizleri sınıfça motive etmişti.  

Özetle eklemek lazımdır ki,  ekibinize ne sunarsanız onu alırsınız. Tavşan havuç sever ama yeşillik içerisinde yaşamayı da çok sever. 

Yazının Sözü Uygulaması :  

İşletme yönetirken ektiğiniz tohumun meyvesi olursa pozitif olmazsa negatifir. Ama o tohumu sizin ektiğinizi unutmayın. 

İyi bir kariyer için etkili satışın temel noktaları

Aslında her ticari faaliyetin arkasında bir satış vardır ve bu olayı da gerçekleştiren de  bir satış danışmanı vardır. Ülkemizde en rahat iş bulunulan ancak, en zorlu süreçleri barındıran çalışma iş ünvanıdır. Asli başarı için temel kuralların uygulanması gerekir. Süreçte asıl önemli olan müşteri olarak görüştüğümüz kişiyi misafir olarak kabul edip, ona göre davranış sergilememiz gerektiğidir. Tek bir ürün satın almasa dahi gösterilen ilgi alaka ve alanınızdaki samimi içten davranışınız müşteri ile sizin aranızda görülmeyen bir bağ oluşturur. O gün orada her iki tarafta istediğini elde edememiş olsa da müşteri deneyimimin’ den memnun kaldıysa da bunu çevresine elbette anlatacaktır. Memnuniyet nedenli farklı şehirden geldiğinde bana uğrayıp benden ürün temin etmek isteyen müşterilerimde oldu. Bunun sebebi, onlara gösterdiğim ilgi ve samimiyetten başka bir şey değildi.  

Size ürün sormaya gelen kişi satın almak için geliyordur. Sizde ona ihtiyaçları ve ek ihtiyaç olabilecekleri sunarken sizin için kendisinin önemli olduğunu hissettirmelisiniz. Çünkü bir ihtiyacı var ve temin etmek istiyor. Bunu yaparken siz bundan para kazanıyorsunuz. 

 Müşteri değer ve önem ister. 

Bahsettiğim şey, müşteriye ürün verilip hayırlı olsun denilmesi değildir. Bunu her işletme yapıyor sizin bir farkınız olmalıdır. 

Siz sadık sözünüz güven veren duruşunuz ile önem veren ilgi alanızla görevinize hakimiyet ilginiz ile size daima gelecek düzenli müşteriler kazanabilirsiniz. Önemli olan müşterinin işletmeye attığı adımda hoş geldiniz ile karşılayıp yolcu edene kadar güler yüzle ilgilenip, istek ve sorunlarına çözüm bulurken, ona özel olduğunu ve burada bulunma sebebinizin kendisi olduğunuzu o olmazsa sizin de orada olamayacağınızı da hissettirmelisiniz.  

Hatrınızdan çıkarmayın, siz de başka işletmede müşterisiniz, haliyle ne görmek istiyorsanız öyle davranın. 

İnsan olmanın güdüsünde üstün olma ego sahibi olma, onaylanma isteği ve de bende buradayım dediklerimi doğrulayın yoksa yanınızda duramam mesajını ilettiğinde onu anlamanızı hep isterler. Onlar özel olmasa da özel hissetmek isterler, maalesef bazen dünyayı onların etrafında döndürmeniz gerekebilir.  Mesela onlara yapay işlemcili KİOKS ekranı dediğimiz dokunmatik ekranlardan istediklerini verebiliriz. Bu genellikle yapı marketlerde olan bir uygulama olarak bilinse de, başlangıcı Almanya ve bir çok Avrupa ülkesinde hizmet veren büfelere de verilen isimdir. Ülkemizde de belediyeler aktif olarak vatandaş ile iletişim kurmak için kullanmakta, aslında konu dışına çıkmadım sadece, KİOKS un bilgi ve ihtiyaç karşılayan bir sistem olduğunu örneklerle ifade etmek istiyorum. İnsanlar bu cansız sistemlerde dahi, bir insanın onunla ilgilenmesini ilgi ve alaka göstermesini isterler.  Kullanılan anahtar kelimeler birlikte anlam kazanırlar. İnsanlara KİOKS ekranı gibi davranırsanız onlara bir şey satamazsınız.  

Etkili müşteri ilişkilerve onlara özel hissettirmeniz sizin tercih edilmenizin sonucudur. 

Müşteriler daha önce bahsettiğim gibi yanlış ürünü ifade etseler de, istedikleri ve ihtiyaçları farklı da olsa cümleyi farklı kurup farklı şey anlatıp sizin çok başka şey anlamanızı beklese de, kendilerince haklıdır. Çok sık yaşadığım bir durum olduğu için artık bu durum çok sıradan gelmekte, mesela ben bir yapı markette çalışıyorum bana adaptör conta var mı dediğinde tesisat ürünü olan adaptör contayı gösterdiğimde hayır ben bunu istemiyorum siz bu işi bilmiyorsunuz neden buradasınız diyebiliyor. Sonradan resim gösteriyor ve 3*15 metrik vida ve somon ihtiyacı olduğunu fark ediyoruz. Bazen pul olarak ifade ettiğimiz içi delik çivi, vida girebilmesi için kullanılan bir başka malzeme ile bir arada tutunmasını sağlayan kısma da conta dediklerine şahit oldum. Ama aklınızda bulunsun tesisat alanında conta kullanılıyor diğer alanlarda da adını bilmediğiniz ürünlerde varsa resim göstermeyi deneyin.   

Bunlar tabii belli bölgelerde yaşanan yerel nitelikli işletmelerde yaşanan olaylar birde kurumsal açıdan incelemek lazım. 

Müşterilerinizin özel günleri olan doğum günleri çeşitli olaylarının yıl dönümlerini  veritabanlarına kaydettiğinizde ülkemizde bankaların daha çok kullandığı bir yöntem olsa da çok etkili olan onlara özel günleri kutlamak, işletme modelinize uygun ise indirim kampanyaları kişiye özel müşteri bazlı faiz oranları veya paket hizmetler de çok etkili olabiliyor sigorta şirketleri ve bankalar bu konuda çok etkinler, mesela maaş bankam bana doğum günü pastası hediye etmişti. Bu yöntemler hem satış ve hizmet artış oranlarınızı etkiler hem de müşteri memnuniyetinizi en yüksek düzeyde tutar. Belli sektörlere ve kategorisel hizmetler veren bir işletmeyseniz, eşantiyon mantığında sizin işletme bilgilerinizi taşıyan flash bellek, kalem veya kartpostal hediye edebilirsiniz. Kart postal eskidi diyebilirsiniz ama, e- mailden daha çok samimi geleceğine ve gülümseteceğine emin olabilirsiniz.  

İlgi her zaman şart, ama bu ilginin de bir düzeyi olmalı. 

Gelen misafirimizi mutlu etmenin yolu yollarına serdiğimiz kırmızı halıdan geçsede bundan daha etkili çözümlere ihtiyacımız var. Elbette bunu yaparken yarım doktor candan yarım satışçı işletmeden eder. Sözünü eklemek lazım. Bazı satıcılarda gözlemlediğim gözüyle müşteriyi yakalayıp hemen verelim ürününü gitsin mantığı bazı noktalarda işe yarasa da, her zaman işe yaramayabiliyor. İşletmeniz fiziki bir işletme ise hoş geldiniz ile başlayabilirsiniz. Ancak işletmeniz web sitenizden hizmet veriyorsa, müşterinize e- posta bombardımanları ile baskı ortamı oluşturmayın. Böyle bir durumun sonucu her vadede işletmeniz için olumsuz olacaktır. Müşterilerinize bir telefon kadar uzakta olun ki, geri bildirimlerini rahatça yapabilsinler sorularını sorabilsinler ki, sonraki aşamadaki siparişlerini araya ekleyebilelim. 

Onlara ayrıcalıklı olduklarını hissettirin ve geri bildirimlerini her zaman not alarak çalışın. 

Bir işletmenin varlığı müşterilerinin varlığına bağlıdır onlara bunu sıkça hatırlatın ve sen yoksan biz bir eksiğiz mesajını verin. Ayrıcalıklı müşterileriniz için ayrı bir listeniz olsun. Mesela çalıştığım işte benim USTA yetkilisi olarak, beraber iş yaptığımız ustaların  bilgilerini içeren bilgilerin olduğu dosyam var. Onlara özel bir toplanma organize edebilir, ürün tanıtımı yapabilir, kampanyalı ürünlerinizi what Sapp mail gibi uygulamalar  aracılığı ile onlara bildirerek ürünleri satın almalarını ve onlara değer verdiğinizi gösterebilirsiniz. Hatta gerektiğinde işletmenizi özel müşteriler için, mesai saatleri dışında da açabilirsiniz. Elbette işletmeler için tüm müşterileri değerlidir ancak, en çok alışveriş yapan müşterilerinize bu şekilde de bir teşekkür edebilirsiniz.  

Onlardan gelecek geri bildirimlere çok önem verin ve bunu onlara sıkça hatırlatın, çalıştığım bir ketcap şirketinin kapağında yaşadığı sorunu aktaran müşterim için şirketin üst yönetiminden müşterim için özel görüşme ayarlamıştım. Belki ayda 4 kutu ketçap sattığım müşteri için bölge müdürünü çağırmam garip olsa da o görüşme sonrası tüm ambalajlarda eksik ve hatalı işlemler son buldu haliyle müşteri şikayetleri de son buldu. Toplanacak basit bilgilerle müşterinizin ihtiyaçları ve isteklerine göre çözümler üretebilirsiniz. Eğer küresel bir işletme iseniz, bölgesel hatta kıtasal değişimler ve moderniteler oluşturmanız anlık güncellemeler yapmanız gerekir. Mesela, ülkemizin tekstil sektörü firmalarından biri olan ZARA markası ürünlerini dönemine özgü ve ortalama üç ayda bir moda belirleyerek veya magazin haberlerinde tanınmış bir kişinin üzerinden görülen bir kıyafetini örnekleyerek ve de  kombinasyonları ile birlikte satıyor çanta, kıyafet ayakkabı bir arada şeklinde hazırlayarak, müşterisine zamandan tasarruf ettiriyor, ücreti en yüksek ve en güvendiği ürünlerini mağazanın girişine koyarak iddalı bir satış stratejisi  uyguluyor ve gerçekten çok başarılı. ZARA işletmesinde en çok dikkatimi çeken şey ise, örneğin Türkiye istanbul’ da  bir mağazasında tercih edilmeyen ürünleri Singapur’ daki mağazasında bulabilirsiniz veya Avrupa’ nın herhangi bir köşesinde belki de  balkan ülkelerinde bulabilirsiniz. Ve bunları ortalama 2 3 ayda bir değiştirdiğini düşündüğümüzde çok etkili olduğunu gözlemledim. Pek çok işletmede özellikle iş yeri önüne malzemeleri sergilemek için koydukları sergi düzenlerini aylarca aynı yaptıklarını gözlemledim. Bir süre gözlem yaptıktan sonra ben de çalıştığım işletme de de bunu gözlemleyince yerlerini değiştirmeyi ve yeni ürünler eklemeyi denediğimde sonuç etkileyici derecede müşteri ilgisini çekmeyi başarmış ve satış oranlarımızda ciddi bir artış sergilemişti.  

Kısaca yaşadığım örneklerden de ekleyerek, etkili ve verimli satıştan bahsetmeye çalıştım umarım sizin için de etki ve verim sağlamıştır. 

Yazının Sözü Uygulaması :  

Ticaret evlilik gibidir, iyi günde kötü günde iş ortaklarınızın iş paydaşlarınızın ve de çalışanlarınızın yanında olmalısınız ki, ihtiyaç duyduğunuzda onlara sizin yanınızda durabilmeleri için bir fırsat verebilesiniz.  

YABANCI DİL NASIL ÖĞRENİLİR VE GELİŞTİRİLİR ?

Ülkemizin en büyük dertlerinden ve en çok eğitim verilen alan, evet üşenmedim hesapladım. Yeni dönemle birlikte bazı kreş ve anaokulları da çocuklara İngilizce öğretmeye başlamış ki, genellikle ilk okulda ikinci sınıftan itibaren başladığını da eklersek 7 yıl ilk ve orta okul 4 yıl lise ortalama 4 yıl da üniversite eğitimi sayarsak, toplam 15 yıl İngilizce eğitimi alıyor ve görüyor ama başaramıyoruz. Bunları yazan birisi olarak benimde İngilizce bilgim yeterli değil. Bunun nedenlerini kendimce sorgulayarak düşünmeye başladım.  Ve uygulamadığımız tekrar etmediğimiz her şeyin unutulduğunu bir kez daha hatırladım. Ve sonra döndüm ve baktım ki iş sadece bundan ibaret değil, İngilizcenin dil yapısı ile bizim dil yapımız çok farklı ve dili belirleyen en önemli faktör de kültür yapısıymış. Tabii bireysel yatkınlık alınabilen ek özel dersler, yurtdışı imkanları da bunun için çok ayrı bir tecrübe imkanı diyebiliriz. 

Maalesef ülkemizde dahi pek çok ingilizce öğretmeni ingilizce bilmiyorlar. Bunu bana bir öğretmenim demişti. Sebebini merak ettim. Lisede almanca öğrendik benziyor diye sonra üniversitede ortaya karışık yapıyorlar. Müfredatta da  Simple past tense. Past tense gibi zaman kalıpları harici birşeyde yok mecbur aynı şeyleri tekrar ediyoruz. Kültür yapımız uymadığı için de bir düşünün arkadaşınızla konuşuyorsunuz.“Naber hiç görünmüyorsun gibi ilginç cümleleri üreten bir eğitim sisteminden mezun oluyoruz”. 

Çok iyi düzeyde yabancı bir dil bilmesem de, bugüne kadar neden öğrenemediğimi çok iyi biliyorum. Yaptığım hatalarımdan çıkardığım dersler ile şuanda uyguladığım ve verim almaya başladığım taktikleri paylaşmak istiyorum. 

Sözlük kullanın. ?  

Evet şaka yapmıyorum hatta münkün ise, resimli sözlük kullanın ki zihninizde zihni sinir sistemiyle canlansın. İster basılı cep sözlük ister kocaman bir sözlük isterseniz cep telefonunuza sığan cep telefonu sözlük yeter ki size lügat veya kamus görevi görsün. Örnek cümleler ile şekillendirilmiş anlamlar daha çok fayda sağlar. Ben çocukken Türkçe kelime sözlüğü okumayı çok severdim. 

Tekrar edin ve her an öğrenmeye hazır olun. ?  

Önce kulak dolgunluğu olmalı, ben podcast dinlemeye Türkçe alt yazılı flimler izlemeye, çalıştığım şirkette yabancı müşteriler ile konuşarak pratik yapmaya özen gösteriyorum. Önce dinleyin, okuyun ve en son da yazmaya bakın. Basit kelimeler kullandıkları için ilk önce çizgi flimler ile başlayın. Sonra haber çevirileri yapmayı deneyin, hatta iddalı bir söz diyeyim gündelik tutun tabii cümle hatası içerebilecek olduğunu da unutmamak lazım. Günlük dediysem bir cümle veya kısa bir olayı yazmanız dahi size etkili olacaktır. Asla ara vermeyin çok bunaldığınız zamanlarda dahi bunun zorunluluk değil ihtiyaç olduğunu hatırlayın. Ve son bir not kendinize özel bir kelime defteriniz olsun. Telefon defteri gibi kelimeleri ve yazılış ile okunuşlarını not alın.  

Farklı dilleri konuşmak için farklı insanlarla iletişim kurmalısınız. ?  

Bir dili etkili ve verimli kullanmak istiyorsanız bunun yolu o dili aktif bir biçimde kullanmaktır. Teknoloji gelişti çok sayıda çevrimiçi sohbet ve arkadaşlık uygulaması sosyal medya grupları var. Yabancı dil konuşmak isteyen insanlar birbirlerine dillerini öğreterek karşılıklı etkileşim içine giriyorlar. Ama gördüğüm en etkili yol uygulayarak öğrenmektir.  

Aksan, söyleyiş biçiminizi kültür yapısına göre şekillendirin. ?  

Dilin temeli kelimedir, doğru ifade etmekte her şeydir. İngilizce de bir çok fiil  ve kelime okunuşuna göre çok farklı anlamlara gelmektedir.  Yüksek sesle telafuz ederek birilerinin sizi düzeltmesini isteyin. Bir çok İngilizce kursu dil bilgisi konuşması ek dersleri sunmakta, ben bir kurumdan eğitim alırken konuşma pratiği hocasına Türkçe öğretmiş ama biz İngilizce öğrenememiştik. 

Kusursuz olamazsınız hata yapmaktan korkarsanız hata yaparsınız. ?  

Eksik ya da hatalı sadece sağlıkta candan ediyor, pek çok sektörde maldan ediyor. Ama dil öğrenimi öyle değil, sürekli pratik sürekli tekrar haliyle azalan hatalar demek oluyor. Mükemmelliyetçilik’ ten öte elinizden geleni yapın. Yanlış ifade ettiğinizde birileri size gülebilir, umursamayabilir hatta amacınızı sorgulama gafletine düşebilir. Sizin amacınız belli… Ya bu dili öğrenirsiniz ya da bu dili konuşursunuz. Asla alınmayın küsmeyin o gülenler eğlenenler sizden daha iyi durumda olsalar da ilk zamanlar sizlerle aynıydı, şimdi sizler de onlar gibi olabilirsiniz.  

Ek not : Çok sık denk geldiğimiz ama, mizah amaçlı paylaştığım bir eleştiriyi de dil eğitimimiz için paylaşıyorum. 

 Basit bir cümle ile, bir arkadaşınıza ben geliyorum demezsiniz.  

Geliyorum dersin biter. 

Ama İngilizce konuşurken illla ki kalıp ben geliyorum. 

I am coming 

Bir ingiliz bunu demez.  Coming der geçer. 

Dil bilimde gelin dediğimiz coming bile çok komik bir halde… 

 Yazının Sözü Uygulaması :  

Dil öğrenimi bir bebeğin doğuşu kadar zor, emeklemesi ve yürümeye başlaması kadar heyecan vericidir. 

Çalışırken iş zorbalığına maruz kalmak.

Hepimiz iş hayatına farklı pozizyonlar ve farklı ücretlerde başlasakta hepimizin ortak bir ismi var. Söylemeyin ben diyeceğim “ iŞÇİ” çalışabilmek için iş bulabilmek, sonra bir çok silsile ile  başladığımız işyerinde, sayısız zorluklar bizi kapının girişinde bekliyorlar.  

Her yeni doğuş yeniden başlangıç yeni kolaylıklar barındırmadan önce zorluğun zirvesini tattırır.  

Zafere giden yoldaki çetin zorluklar olarak kendimizi bu süreci sıradanmış gibi görmek alışkanlığımız maalesef daha iyisini görmediğimizdendir. İki önceki işimde asgari ücretten 500 – 600 Tl fazla kazandığım için insanlar nasıl geçiniyor. Çok iyi durumdayım diyordum. Fakat şuan ki işimdeki maaşım bu işin çok çok ötesinde diyebilirim. Hayatımda sayısız şey değişti ama ben size bu yazıyı yazarken tesadüfen fark ettim. Haliyle mevcut şartlarımızın her zaman en iyisi olmadığını söylemek istiyorum.  

Yaşamın her kesiminde olduğu gibi, İş hayatında da, arkadaş çevresinde de hatta aile ortamında bile ihtiraslar gücün iktidarın yetkinin şanın şöhretin güzelliğin yakışıklılığın paranın güç sayıldığı ve maalesef sanıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Birbirimizi kıskanıyor hatta çekemiyoruz. Her insan Türkcell kalitesi ile çekemiyor ne yapalım. İşte burada devreye daha önce bahsettiğim “duygusal zeka”  söz konusu giriyor. Normalinde ekip liderinin yapması gereken şeydir bu. Ama burada çalışansanız direnç gösterme zamanı size geldi demektir. Bununda yolu çelik ile güçlendirilen sinir sistemiyle hayatın gelgitleri, stres ve yaşanan bin bir aksilikleri olduğu gibi kabul ederek sıradanlaştıran bir düşünce sistemi olan “Duygusal Çevikliktir”. 

Yapılan her davranışın her zaman kasıtlı olmadığını düşünebiliriz, bazen iş ve sosyal arkadaş çevremiz iç dünyasındaki bir problemi hırçınlaştığını fark etmeden yansıtabiliyor. Çalıştığım kuruluşu Alman ama sonradan çok uluslu bir işletmede, işletme müdürünün benim hakkımdaki olumlu sözlerini hazmedemeyen kategori yöneticisi hanımefendi üzerime saldırarak başımıza müdür mü olacaksın ? 10 senedir buradayım benim hakkım demişti. Eğer işinizi düzgün yapıyorsanız bu çok sık karşılaştığınız bir durum olabilir. Bu tür durumlarda amaçlarınızı aklınıza kazımalı size yöneleceğine emin olduğunuz mobing unsuru olan baskıların neler olabileceğini ne tür duygusallıklar yapabileceklerini kurmacalar yerine tahmin ederek stratejiler geliştirmelisiniz. Zorluklar amacınıza ulaşmada birer açık kapıdır. Tecrübedir. Genellikle işyeri zorbalıklarında sizi muhatap alabilecek bir yönetici bulmanız zordur. Kurumsallamayı tamamlayarak hazmetmiş işletmeler ülkemizde oldukça azdır. Bunlardan başlıcaları Koç , Sabancı holdingleri ve alt şirketlerine bağlı işletmelerdir.Bu tür kurumsal yapılar değerler disiplinini çok iyi anlamış ve analiz ettiklerine inanıyorum. Ve gözlemliyorum.  

Asıl mesela olaylara bakış açımızdır. 

Duygusal gelgitlere uğramadan belli sorulara yanıtlar vererek, iş yaşamlarına belli bir aşamaya kadar,  bu tür olayları ciddiye almadan devam edebilirler. 

  • Ne oldu da bana böyle söyledi / davrandı  
  • Ben bu durumda ne hissettim Duygusal hissetmek.  
  •  Ne düşündüm  / olayın bana verdiği etki ve gelişimi  
  • Mobing hissiyatı beni nasıl etkiledi Huzursuz ve isteksizlik motivasyon düşüklüğü oldu mu?  
  • Davranışsal etki / Duygu hali beni nasıl yönlendirdi.  
  • Tüm bu yaşananları belirleyebilseydim ne olurdu Sonuçları değişebilir miydim ?   

Tüm bu sorular ve soru kalıpları bizim duygusal boşluğumuzu olaylardan etkilenmemizi, verim düşüklüğünü ve bununla nasıl mücadele edeceğimize dair ipuçlarını bulmak amacıyla sorulacak sorular ve sorgulardır. Olumsuz duyguları dinamik duyguyla karşılayabilirsek, daha etkin ve mantıklı sonuçları ortaya çıkarabiliriz. Her şey bizim elimizde değildir, keza planlıda değildir. Direnç ve dayanma sınırlarımızı yaşayarak tecrübe ederiz zamanla kendisine yeni bir kabuk bağlayan bu duygular, artık olaylar karşısında etkilenmekten öte etkileyici unsur olurlar. Zorlu ve stresli anlarda sergilenilen bu performans bir sonraki hayalimize ileri ya da geri adım atmamızı belirleyecek nihai hedeftir.  

Göstereceğimiz bu direnç, aslında pek istenmeyen bir yöntemle kazanılan stratejik bir güçten ibaret. Çok travmatik ve zorlu süreçler ile yaşanılan acı tecrübelerin sonucunda edindiğimiz birikimlerin mevcut gelişecek duruma göre analiz edilmesi ile oluşan bir farkındalık. Bu duygusal direnç mekanizmasının uygulanmasıyla artık birer “ hacı yatmaz” misali ayakta duracak ve zorluklara gögüs gerebileceğiz.  

Bu soruların elbet bir cevabı ve de bir sonucu vardır, baskı halinde baskıyı uygulayan kişinin bunu neden yapmak istediğini iyi anlamalı. Buna yönelik stratejiler geliştirerek, duygusal direncimizi yüksek tutmalıyız.  

Çünkü; amacımız yolumuz sonuç noktamız belli. Zafere giden yolda dikenli yollar, mıcır taşlı yollar hep olmuştur olacaktır. Mobing uygulayıcıları mevcut kurulu düzeni devam ettirmek isteyen şahsi amaç ve gayesine yönelik davranan ve de kendisinden daha iyi becerikli insanları hazmedemeyen amacına ulaşamayacağını fark ettiğinde başkalarının da aynı acizlikte olacağını sanan zavallılardır. 

Bizlere düşen de yılmadan bıkmadan yorulmadan hedefimize ilerlemektir. 

Yazının Sözü uygulaması :  

Başarı dikenli yolların sonunda bizi bekleyen kaktüstür. 

Kariyer hedeflerinde Seni sen yapacak olan altın kurallar

  • Ekip içerisinde lider ile ekip üyeleri hep ben derse bu bencillik olur. Ama hep ekip biz derse, birbirini dinler, duyar duymakla kalmaz hissederek anlayıp ona göre çözümler üretirlerse yapılan iş ne olursa olsun. Her hâlükârda başarıya ulaşacaktır. 
  • İşletmeler çeşitli pozisyonlar da personel alımı yaparlarken, bizlerden bazı sosyal beceriler ve kazanılmış edinimler isterler. Bunların en çok bekleneni SAP, AUTOCAD, OFİS, SQL  gibi programlardır. Yazı sonunda bu programların ne işe yaradıklarını genel olarak ekte paylaşacağım.  
  • Bu programları istiyorlar ama iletişim, enpati, yaratıcı üretici düşündürücü, motivasyon sağlayıcılık, ikna, işbirliği, olaylara uyumlandırılabilirlik ve duygusal zeka dediğimiz karşımızdaki ile bütünleşerek onun ihtiyaçlarına çözüm olduğumuz düşünce tipini belirlemeyi hep unutuyorlar.  

Her yerde duyduğumuz, temel bir sözcük var. “EMPATİ” basitçe karşımızdaki kişiyi anlama onun duygularını, isteklerini düşüncelerini hissederek onu anlamaya çalışan, kendimizi unun yerine koymaya onun gibi düşünmeye çalıştığımız modern yaşamın bize direttiğini sandığımız ama Türk töresi ve kanunlarında açıkça yeri olan kişiye ve topluma saygı örfünün bugünkü adıdır. Bir de bu işin duygusal kısmı var. Paradan bahsetmiyorum. O kısım işte işin mutfağı profesyonelliğe atılan adımı oluyor. Bu adımı şu ana kadar uygulayabilen iş arkadaşım olarak tek bir kişi gördüm. O da çalıştığım ekibin abisi, kardeşi dediğimiz İsmail bey’ den başkası değil. Ekibimizin ilk kademe yöneticisi olarak, bizi anlayan, ve ona göre bize yön vererek, halimizi duygularımızı hisseden kendisini bizim yerimize koyarak hüznümüzle üzülen, sevincimizle neşe saçan bir insandan bahsediyorum. 1 Mart 2020 Öncesi  bahsedilen çevrenizde pozitif insanlar olsun. Sözünün uygulanmış biçimi de diyebiliriz. Uygulayarak edindiğim tecrübelerimi aktarmak istiyorum. 

Bu işin genel adı sosyal beceridir. Adı olmayan ama basit bir stratejik hamle ile günü haftayı ayı hatta yılı kurtaran ve kalıcılık sağlayarak verimi ve yanında çalışan bağlılığı düzeyini yükselten süper güçtür. 

  • Daha önce gıda sektöründe saha yetkilisi olarak çeşitli lokasyonlarda gezerek sorumlu olduğum markaların müşteri ve bayi ihtiyaçlarını sipariş ve tedarik zinciri problemlerini gözlemleme imkanım oldu. Daha sonraki işimde vazifelerimden birisi İçecek sektöründe stok yönetimi ve ölü stok dediğimiz satışa uygun ama, yeniden paketlenmesi gereken ürünlerin satış zinciri halkasına eklenmesini sağlamaya çalışmaktı. ikinci ayımdan itibaren satış ve finansal fayda oranı artınca yıllardır zarar eden bölüm nasıl kar ediyor sorusunun cevabı ortaya çıktı. 3. ayımda düzeni bozduğum için işime son verdiler. Şuanda da onların hiçbiri orada çalışmıyor. 

          Gelelim konumuza,  şuan ki işimde de müşteriden geri bildirim alarak ihtiyaçlarını anlamayı, yeniden farklı versiyonlarda satış strateji politikası geliştirmeyi öğrendim. Bu yöntemi ilk uyguladığımda çalıştığım işletmede benden kumbara isteyen müşteriyi ikna ederek çelik kasa alması konusunda ikna etmiş , kasa içerisinde kullanabilmesi için ayrıca pili müşteriye önermiş ve de dolap içi monte edeceği çelik kasası için de, kendisinin monte edebilmesi için bir matkap alması montaj yapabilmesi için vida setini ve de çelik dübel seti alması konusunda kendisini ikna etmiştim. Sonuç olarak benden işletmemin beklentisi ürün satışı yaparak hedef ciroyu arttırmamdı. Bende vazifemi yaratıcı farklı bir strateji ile uyguladım.  

  • Aslında üretici de dolaylı olarak satıcıdır. Çünkü öylece dursun menül menül baksın diye değil, sadece satıcıya gitmeden önceki aşamayı gerçekleştirip satıcıdan önceki ilk satışçıdır. Haliyle iş piyasasının temeli de önce üretmek sonra satmaktır. Bunun da yöntemi ikna ve iletişim becerisidir. Asıl noktalama operasyonu etkimiz altında bırakmaktır. Bununda yolu işimizi çok iyi bilmemiz, müşterimize istediği kategoride rakiplerimizi tanıdığımız için onlara karşı üstün yönlerimizi sunarak kendi içimizde olaya yönelik SWOT analizi yapmamızdır. Canlı bir örnekle pekiştirecek olursak, yine çalıştığım işletmeden örnek vereyim ; 

Çelik kasa almaya gelen müşteriyi iyi dinleyerek amacına yönelik en yüksek ücretli ürünü almasını ikna etme yöntemim şöyleydi. Çelik kasalar genel olarak üç çeşittir. Fason üretimlerimiz olan kendi markamızın kasası, ve bilindik dünyaca ünlü iki farklı marka’ nın kasası tabi ki bol miktarda çeşitleri de  var.  Birincil kasalar evde basit kullanımlar için derleme toparlama amaçlı kullanırlar. Güvenlik düzeyleri çekiçle kırılacak kadar zayıftır. İkinciller ise Türk malı ve son olarak’ ta yabancı menşei olan ürünlerdir. Önceliğim her zaman Türk malından yana olur. Çünkü yerli ve millidir. ayrıca, servis olanakları tüm ülkemiz genelinde hizmet vermektedir. İşte bu anahtar kelimedir. Çelik kasalarda problem yaşandığı pek gerçekleşen bir durum değildir. Ancak yaygın servis garanti kelimeleri müşterinin ürünü tercih etmesi için yeterlidir.  

  • Yüzyılımızın gelişen teknolojiye rağmen en temel ihtiyaçları işbirliği, uyum ve iletişimdir. Her başarının ardında bir ekip vardır. Elbette her başarısızlıkta bir ekibin mahsülüdür. Bir ekip farklı beceri ve yetenekleri olan uyumlu ve iletişimi kuvvetli çalışanlara ihtiyaç duyuyorlar. 
  • Her işte ve işletme de anlık krizler ve problemler her zaman olur ve olacaktır. Önemli olan bu sorunları en kısa sürede en az zararla atlatmaktır. 

Hatta yapılabilirse ; zararı faydaya dönüştürmektir. Mesela, aldığı iki basamaklı merdiveni iade eden müşteriye, aldığı ürünün 3 katı ücretli bir ürünü değişik bir ürün olarak satın alması konusunda ikna etmiştim.  

  • Son anahtar ipuçlarını da açıklıyorum hazır mısınız  ?  

Gençlik iksiri enerjisi denilen bir şey var. Bunun fiziki yaşla aslında sanıldığının aksine pek fazla ilgisi yok. Bana kalırsa bu kişisel bir uyarı sistemi, çalıştığım her günün sabahları alarm kurmama rağmen, alarmdan beş dakika önce biyolojik saatim beni uyandırıyor. Bu bir disiplinin ayak sesidir. Başarmaya ilerlemeye yönelik kişisel bir dürtüdür. Yaşayarak edindiğim tecrübeler ile istisnai durumlar haricinde, öğrenme ve kendini çalışma başarma ve ilerleme konusunda hedeflerini baz alarak hedef belirleyenlerin inanarak yaptıkları ve ekip içi ve liderince de sözlü yazılı olarak çalışmalarının ödüllendirilmesi kazanılan pirim ve alınan maaştan çok daha etkili olduğunu çalışan bağlılık düzeyinin artışını sağlayarak görebiliriz. 

Lider yöneticinin, ekip üyelerini yeteneklerine ilgi alanlarına ve öğrenme biçimlerine göre onları anlayarak onlara bende sizden biriyim mesajını vererek ekibini koordine etmesi sonucu, personele güvendiğini göstermesi gerekir. Benim bağlı bulunduğum yönetici İşyerinde kendisinin kurumsal adıyla işlem yapabildiğimiz tabletini hiç tereddütsüz bize verebilmesi ciddi bir risk ve güvenin işaretiydi. Elbette tekrar o bilgiler onay sürecinden geçiyor ancak, böyle bir hatanın üst yönetime bildirilmesi zor bir durumdur. Personelin beceri ve yeteneklerine göre, belli bir plan dahilinde öncelik sırasına dizilimi ve performansa göre olayların kurgulanmasıdır. Planlayarak harcadığınız bir gününüz size bir yıl kazandırabilir. Örneğin ben kişisel blogger web sitemi 12.12.2020’ de faaliyete alma planım vardı. Size bu yazıyı yazarak yayına aldığım tarih 15.04.2021 yani 31.12.2019 da hizmete giren bloğum bugün itibariyle, bir yıl üç ay 15 gündür yayında. Uzun süredir planladığım ve birden uygulamaya geçtiğim çalışmam. 

Unutulmamalıdır ki; işletmenize gelen müşteri sizin misafirinizdir. Evinize gelen misafir nasıl ise ona da aynı ilgi alaka ve saygıyı göstermelisiniz. 

                                                         Yazının Sözü Uygulaması :  

Tüm sektörlerin satış ve yüksek para aracı kazanmaya odaklandığı bu süreçte, İyi bir satışçı insan ve vatan hariç her şeyi satabilmelidir. 

Ek Bilgi :  

Şirketlerin iş koluna göre sizden beklentileri ve türleri   

  • İşletim Sistemleri: DOS, Microsoft, Apple, Mac OS, Linux, Unix, Pardus… 
  • Grafik Programları: Adobe Photoshop, İllüstratör, Coreldraw, 3D Studio Max, Freehand Firevorks 
  • Çizim Programları: AutoCAD, Solidworks, Çatia, Inventor, MasterCAM, Unigraphics, Pro/ENGİNEER, 3D Studio Max, Blender, ArchiCAD, Allplan, Maya… 
  • Veri Tabanı: Filemaker, SQL, PostgreSOL, Orancle, Sybase, MsSOL, Berkeley, Firebird, Ms Access Ooo Veri Tabanı… 
  • Muhasebe Programları: ETA, LOGO, NETSİS, LKS, ORKA, MİKRO, LUCA, AXASOFT, AKINSOFT, CESASA, VERİM TİCARİ, DEMSOFT, TİLASOFT, TÜREV, NETADAM, BASECOM, ASYASOFT, NİSA, DİA 

İş – te mülakatın türleri ve bana kalan hatıraları…

İş hayatında ekmeğin aslanın midesinde eritildikten sonra kalan posası için dahi ciddi bir kapışma olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Aslında konuya ortasından girmiş olabilirim. Bunu her zaman yapamıyor olsam da bu defa buna ihtiyacımız var. Çünkü okullar ve sonraki dönemin yüksek öğretimi üniversiteler bizi iş hayatına özel sektöre kurum içi iletişime ve de kurumun dış yüzündeki 100 kasa 500 sermaye mantığındaki muhasebesine alıştırmadan bizi direkt olarak saldım iş hayatına, tecrübe edine diyerek kendisine yol çıkarıyor.  Haliyle iş az rakip çok, haliyle istenen çok becerilen edinilen beceri az, üniversitelerde grafik tasarım bölümünde öğretim görevlisi olunması için Osmanlıca bildiğine dair belge istendiği dönemleri gördüğümüz için, bazen bilgi ve deneyimimiz olsa da ne yazık ki bir anlam ifade edemiyor… 

Yüzlerce belki de binlerce birilerine göre başarısız kendime göre ise tecrübe edindiğim iş görüşmeleri ile iyi bir birikim sahibi oldum. Bu dönem içerisinde mülakatlar ve istenenler ile yöntemleri de işe sektöre ve pozizyon’ a göre kendilerini güncelleyerek, iş arayanların karşısına çıkıyor, biraz da onlardan bahsetmek istiyorum. 

   Grup çalışması mülakatları 

Daha çok hizmet sektörü görüşmelerimde deneyimlediğim bu görüşme modeli, kurumsal marketlerde ve firmalar için çalışan merchandiser hizmeti veren taşeron aracı firmalarda  çok sık kullanılıyor. En çok vasıfsız personel ihtiyacının olduğu bu sektör, en çok verim alacağı işini hak ettiğinden daha çok fazla yapacak personelini karpuz seçimi yapar gibi yapmaya çalıştığı yöntemdir. Genel olarak kurumsallaşmaya orta seviyede devam eden işletmeler, ve kurumsal yapıda olup, bazı hizmetlerini ajanslar ile gördüren genelde finans kuruluşları olmak üzere, çeşitli pozizyonlar için birden fazla adayı değerlendirerek hangisine daha yatkın verimi yüksek gözüyle bir bakıma Hollanda ineği mantığında değerlendirecekleri grup mülakatlarını tercih ediyorlar. Bunu yaparken de Covid – 19 öncesi, 20 – 25 iş arayanı koyun sürüsü mantığında bir odaya alıp kasıtlı olarak heyecandan gerilen gençlerin “elektirikli yılan balığına” kapılmış gibi bir hale gelmesi ile, süregelen bir mülakat sürecidir.  

Adaylar öncelikle grup içerisinde teker teker kendini tanıtır, ardından söyleyeceklerini iyice dinledikten sonra da, rasgele aday sayıları eşit olacak şekilde gruplara ayrılarak adayların ekip içi bireysel  ve ekip içi nasıl çalıştığı üstünkörü 15 – 20 dakikalık süreçte gözlemlenir.  Adayın problem çözme, analiz etme, istek, coşku, kararlılık, liderlik ve işletmeye maliyeti sonrası getireceği faydaları irdeleyerek bir grup mülakatı tamamlanır.  

İnsan kaynakları yöneticilerinin kullandığı belli stratejik hamleler vardır. Bazılarını tecrübe etme imkanım oldu bazılarını ise, İK yöneticisi arkadaşımdan taktik yok bam bam sloganı ile kopya çektim.  

Değerli işsiz veya stajyer adın her neyse önemsiz,  önemli olan mevcut halinin çalışmaya, öğrenmeye anbiyane tabirle ameleleliğe mecburen hazır olmandır.  

  • Sakin ve kararlı olarak bu işi ben alacağım dediğin an o iş senindir bu isteğin gözlerinde TL olarak yansıdığında, hele ki bir satış pazarlama hizmeti söz konusu ise, gözlerindeki Türk Lirası simgesini ateşler eşliğinde göstermelisin. 
  • Lise dönemlerinden beri stajlar ve kısa zamanlı işlerde çalışman sana hem para hem de özgüven kazandıracaktır. Unutmadan bu çalışmalar esnasında sigortan yattığı için, emeklilik pirimi de işyeri tecrübende kanıtlanabilir şekilde artıyor.  Bunları söyleyen ben yüzlerce iş görüşmesinden elim boş dönsem de şu anki çalıştığım işletme dahil dört işyeri tecrübem oldu. Ve şu anki dahil her birini her yerde referans gösterebiliyorum.  
  • Mülakat esnasında aktif katılımda bulun, mülakatı yapanlar senin bir şey bilmediğini biliyorlar ama hiçbir şey bilmediğini bilmiyorlar. Asla geri planda kalma. 
  •  İlk hedefiniz İşyeri ileri… 
  • Kendinle birlikte diğer pasif kalan adayların aktifleşmesini sağlamaya çalış. Böylece birleştirici ve yönlendirici liderlik özelliğini grup mülakatında öne çıkararak kolaylıkla sivrilebilirsin. 
  • Asla hiç kimseyi eleştirme sen işine odaklan. Kimse ile yarış yapmıyorsun saygı ile dinle, sen konuşurken de başkalarının dinlemesini sağla.  Ama her ne yaparsan kibarca ve AŞK’ la yap.    

                                                En çok denenen grup mülakat denemeleri 

  • Play back olarak aklımda kalan bir kelime var. İngilizcedeki anlamı geri çalma demek. Aklıma yerleşmesinin temel nedeni ise, bir uzman çavuşun askerlik vazifemi yaparken bölüğümüzde topluca koro halinde marşlara ses vermeyen ama ağız oynatan arkadaşlar için kullandığı ifadelerdi. Türkçeye biraz daha yontmaya çalıştığımda, taklitçilik ve tekrarlayamamak gibi anlamlar çıkarmaya çalıştım. Birbirinden farklı ifadeler olsalar da,  bu meselede asıl konu grup mülakatında verilen görevlere göre misyon yüklenip rol yapmak, tiyatronun bir parçası olmaktır. Her aday verilen görevi süper Mario gibi tamamlayarak, bir sonraki aşamaya geçişi sağlıyor. İçlerinde aranılan yeteneklere sahip olanlar bir sonraki eleme aşamasında kendilerini bulabiliyorlar. 
  • Denge sağlayıcıları, aslında bu da benim kendime göre tanımladığım bir kelime buradaki nihai amaç fiziken görevler vererek el becerilerinin ve birbirini tanımayan insanların dakikalar içerisinde ekip çalışmasına uyumlu olup olamayacaklarını öğrenmeye çalışan bir sistemdir. 
  • Münazara : Maalesef genç nesiller bu kelimeye birazcık yabancı kaldı. 2006 yılında katıldığım izcilik kampında ilk kez duyduğum bir kelimeydi. Farklı görüşlerin kelimeler eşliğinde cenk etmesi de diyebiliriz. Benim kelimem senin kelimeni döver olayının edebiyat bilimindeki ismi de diyebiliriz.
  •   Belli bir Stratejik Plan Dahilinde, grubun görüşlerini ortaya koyarak mantıklı bir sonuca en kısa sürede ulaşması istenir. Amaç fikri hür vicdanı hür çalışanların özgür ve bağımsız karar alabilmesi, işletmenin faydası için nitelikli ve kaliteli fikirler geliştirmesidir. 
Görüşme esnasında her iki tarafta diğerinin aklından geçeni merak eder.

Buraya kadar her şey tamam…  

Da eksik olan bir şeyler de yok değil sanki ;  

Grup mülakatı da tuvaldeki resme senin atabileceğin rengarenk fırça darbeleri ve farklı kalınlıktaki uçlarının bıraktığı izleri de ana temada birleştirerek sanat eserine çevirdiği noktadır. Bu nedenle bazı anahtar kelimeler senin işe giriş ve istediğin süre kadar kalıcılığını belirleyecektir.   

Elbette birisi söz alacak ve bir şeyler söyleyecektir. Sen de onun çizdiği yol haritasını kılcal damarlara ayırmadan, detaylandırmaya bak. Buradaki temel faktör az kelime ile nokta vuruşu vurgu yapabilmektir. 

Peki onun fikrine alternatif sunmak istiyorsak ne yapmalı dersek te, onun fikrini ezmeden benim şahsi fikrimde bu şekilde diye ekleyebilirsin. 

Unutmadan ;  

Tüm konuşmana ilaveten, diğer adayın fikirlerine alternatif fikir sunduktan sonra da diğer adaylara da düşüncelerini sorarak hem onların fikirlerine saygını hem de ekip çalışmasına uyumunu göstermiş olursun.  

Hepsinin sonunda ;  

Tüm bu aşamalardan geçebilirsen bireysel görüşme süreci başlar, önce İnsan kaynakları yetkilisi ile başlayan süreç, işletmeye göre yetki tanımları güncellense de prosedür kurumsallaştıkça benzerlik gösterir. İK yetkilisi, kategori uzmanı, veya departman sorumlusu, işletme müdür yardımcısı, İşletme müdürü tabii ara süreçlerde kurumsal şirketlerde sıkça uygulanan online kişilik – karakter analizi sınavı süreçlerini tamamlamak ile işe sözleşmeli olarak kabül töreni başlamakta… 

 Bazen becerilerinizi sunmanız insanları ikna etmeniz hipnotize edici bir iletişim tekniği uygulayarak kelimelerin gücüyle insanlara hükmetmeniz gereken işler olur.    

Metropollerde yaşayanlarımız bilir, toplu taşımada özellikle metrobüs ve  şehir içi yolcu taşınması esnasında insanlara konuşarak yol istemek çok zor bir durumdur. Durakta durmak için, düğmeye bastığımı gören ve kırmızı yandığını fark eden biri sırf rahatsız etmek için belki de kendi rahatsızlığı da olabilir. Tekrar düğmeye basmamızı istediğinde ben direkt basıyorum hiç durumu anlatmak için enerji harcamıyorum. Çünkü söze başlamadan o yol bitmiş olacak. Ama iş hayatı böyle değil maalesef. 

Özel sektörde yeni mezun ve hiçbir tecrübesi olmayan dayısı, amcası, kuzeni olmayan bireyler için en rahat iş bulunan iş kolu hizmet sektörüdür. Daha basit ismiyle marketler, fabrikalar dönemsel veya proje bazlı personel alımı yapılan işletmelerdir. Burada yapacağınız genel olarak iki iş vardır. Ya bir ürünün tanzim tanıtım sergilenme satış öncesi sonrası gibi hizmetlerinde hizmet vermek ya da bu satış yapılırken al ver ekonomiye can ver mantığında patronunuzun kasasına para koyan kasiyer olarak yer edinirsiniz.  

Hangisinde olursanız olun misafiriniz konumundaki müşterilerinize, en kısa sürede en iyi hizmeti sunmalı, ikna etmeli ve sürekliliği üretirken zor problemlerine kısa sürede kalıcı çözümler bulmalısınız. 

Genellikle sizden uygulamada beklenen anlık olarak ürün tanıtımını yapabilmeniz olsa da, bazen özel durumlar sonucunda ppt. Uzantılı dosya hazırlayabilirsiniz. Genellikle önceden haberiniz olur ama bazı ultra kurumsal işletmeler iki ayağınızı bir papuca sokmak için son dakika şaşırtıları (sürprizleri) yapıyormuş. Asıl amaç sizin sunumunuzu dinlemek değil, tavşana kaç tazıya tut demekmiş. Sizin panik olup olmadığınızın kontrolüymüş. Yaşadım ve mülakatı yapmak isteyen kişinin benden daha az bilgi sahibi olduğunu fark edip, görüşmeden nezaket kuralları eşliğinde müsaade isteyerek ayrılmıştım. 

Umarım senin için faydalı ve farkındalık yaratan bir yazı olmuştur. Yazarken hiç düşünmeden yazdığım aklımda birleşen kelimeler ile çatışarak bir araya getirdiğim Çin seddi gibi cümlelerim dolayısıyla affına sığınırım.  

Unutmadan ekleyelim ;  

Sunumu ister görsel notlar eşliğinde ister sözel olarak yapın. Belli noktalara dikkat etmelisiniz. 

  • Sunum konu ve ana hedeften sonra sırayla sonuca ilerle. 
  • Kısa net cümleler varsa görsel ile dinleyicinin aklına yerleş. 
  • Sunumda yer almamış ama şaşırtı sorulara karşı hazır ol. 
  • Sakin ol ve göz temasını sakın kaybetme. 
  • Sesin tüm dinleyicilere eşit olsun. Kendinden emin ol. Senin anlatacağını en iyi sen biliyorsun. 
  • Önceden belirlenen sürede tamamlamalısın, bununda yolu tekrardan geçer. Ve imkanın var ise, son 5 dakikanı soru cevap için ayırarak sunumu riske alarak kendi lehine çevir. Kaçamıyor isen, sayısal veriler harici yuvarlak değişken bilgiler sunabilirsin. Akademik savunmamda çok faydasını gördüm. 

 Yazının Sözü Uygulaması  :  

Hayatının sözünü kontrol sende olduğu sürece sen yazarsın, bunun için ilk hedef kendi potansiyelini tanımak ve kendine koyduğun sınırları kaldırmaktır. 

YAŞAMINIZI GÜÇLENDİRMENİN YOLLARI

Güç hepimizin farklı anlamda düşündüğü, ama aynı anlamda kullandığı ilginç bir ifade kimimiz burjuvazinin güç olduğunu düşünürken, kimimiz bilgiyi güç ve hazmın merkezine koyuyorken bazılarımızda zararlı faydalı, gerekli gereksiz, ayrıt etmeden sorgulamadan düşünmeden anlık istekle hareket ettiğinde bunun güç olduğunu düşünüyorlar. Elbet beni tanıyanlar bilir ama sizin içinde bende kendi gücümü yazıma ilintileyerek paylaşayım.  

Benim gücüm ; her sıkıştığımda herhangi bir şeye ihtiyacım olsun, olmasın fark etmezsin yanımda beliren, kilometreler ötesinden teknolojinin getirdiği imkanlar ile karşılıklı çay içip sohbet edebildiğim dostlarımdır. Bugün ciddi bir iş yapmaya niyetlenecek olduğumda, Ata vatanımın dört bir yanında sınırlarında uçlarında beyzadeler gibi duran dostlarım olduğunu yaşayarak tecrübe edebilmek, bana inanılmaz bir güven sağlıyor. Sizler için de siz gençlere yönelik eklediğim notlarla, yaşadığım anıları da ekleyerek iş ve sosyal yaşamda başarılı kalabilmek için birkaç ipucunu paylaşıyor olacağım.

Maddi güçlenmek için ; 

  • Borçlarını biriktirmeden, mecbur kalmadıkça taksitlendirmeden ve de bekletmeden öde bitsin. 
  • Kazandığından kalanı değil, kalandan kazandığını yatırımlarına ayır.  Maaşınızı aldınız borçlarınızı ödediniz, kalmıyor ki dediğinizi duyuyorum. Siz de İphone plus 12 Kullanmayın da, aynı özelliklere sahip Samsung kullanın. Ben LG Q6 model telefon kullanan biri olarak bunu söylüyorum. Harcamadan kalanlar olacak onun bir kısmını da yatırım için ayırmanız gerek. Elbette bunu yaparken yatırılan miktarı tamamen kaybedebileceğinizi hesap ederek risk maliyet hesabı yapmanızı öneriyorum.
  • Ek bir gelirin olsun. Bir arkadaşım ek iş olarak 2.el çocuk puseti, arabası satışı yapıyordu. Sebebini merak edip sorduğumda yılın 12 ayı çocuk oluyor dediğinde gerisini sormadım.  
  • Para kazanmak güzel bir olay ama harcarken etkin ve verimli harcamakta sadece ihtiyaca yönelik harcamalara odaklan. 
  • Her ne yaparsan yap AŞK’ la yap. En iyisini yap. Ve sevgi ile yap. 

Bilgi ve tecrübe açısından güçlenmek için ;  

  • PDF veya basılı hiç fark etmez hitap oku. Yeter ki oku. Hiçbir şey yapamıyorsan günlük gazete oku. Dinimizdeki ilk emir dahi *”OKU”* dur.
  • Gördüğün duyduğun yaşadığın ve hissettiğin her şeyi birinci kaynak öncelik olmak üzere araştır. 
  • Yol gösterici bir tecrübe paylaşıcı kişiyi her zaman hayatında bulundurmaya çalış ve onun uyarılarını ciddiye al. 
  • Kendini yapabileceklerini, yapamayacaklarını her şeyini iyi bil ve tanı. 
  • Her zaman öğrenmeye ve gelişime açık ol 

Etkili bir liderlik ile güçlenmek için ;  

  • Asla taklitçi olma, en kötüsünü de yapsan sen yap. 
  • Neye nasıl neden değer verdiğini bil. 
  • Sizi her zaman destekleyecek yetişmiş kadrolarınız olsun, bu kadroları önceden kendiniz yetiştirin ve mecbur kalmadığınız sürece, iş bildiğini düşünenlerle çalışmayın. Çekirdekten yetiştirme her zaman etkili bir yoldur. 
  • Sosyal ve karizmatik bir tip olun. İnsancıl yönünüz her zaman ağır bassın. 
  • İnsanları etki altında bırakmayı ve yönlendirmeyi öğrenin. 

Sağlıklı ve güçlü olmak için ;  

  • Beslenmeye dikkat etmeli. 
  • Her gün düzenli olarak en azından basit kondisyon hareketlerini yapmalı. 
  • Sağlıklı yemeğin içinde ne olacağını bilecek kadar dahi olsa yemek yapmayı bilmeli. 
  • Alkol, sıgara gibi insan sağlığına zararlı maddelere, hayatınızın hiçbir anında yer vermeyin. 
  • Dengeli ve düzenli beslenin 

Beyin ve zihinsel olarak güçlü olmak için ;  

  • Ekip içerisinde bireysel başarı olmaz. Eğer başarı varsa tüm bireylerin kendine göre bir katkısı vardır. 
  • Yapılan her iyilik için minnettar ol. Yapılan iyiliği asla unutma. 
  • Disiplinli ve planlı yaşa. 
  • Büyük hayallerin ve hedeflerin olsun yapamasan bile küçük hedefleri olanlardan daha fazla ileride olursun. 
  • Kimsenin işine karışma, kimsenin sorununu onun yerine çözmeyi deneme. 

Sosyal yaşamda güçlü olmak için ; 

  • Sivil toplum ve diğer sosyal ortamlarda, nitelikli ve akademik bir çevre edin. 
  • İnsanlarla olan bireysel ilişkilerini daha da iyi seviyelere getir. 
  • Özel sebeplerin yoksa sosyal medyayı etkin ve doğru kullanmalısın. 
  • Çocukları , gençleri insanları toplumu dünyayı sevin sevgi ile aşılamayacak mesele yoktur. 
  • Aşk dipsiz kuyu olsa dahi, inancınızı kaybetmeyin hiç beklemediğiniz anda karşınıza çıkabilir. Hiç olmayacak dediğiniz olaylar yaşanabilir. 

Bunları neden yazdığıma gelirsek, tüm yazılarımda gördüğünüz temel bir üstup var, bireysel tecrübelerim ve yaşadıklarımı ilintileyerek, olayların yazılı olduğu kağıtla asılı olduğu tahtanın birleşimini sağlayan raptiye gibi bir yaşamım var. Yazmış olduklarımı, birebir farklı olaylarda tecrübe ederek yeniden düzenledim. Amaçsal olarak, ülkemiz şartlarında en asgari şartlarda yazmış olduğum yazımı sizlerle paylaşmanın haklı gururunu yaşıyorum. 

Yazının Sözü uygulaması :

Düşünebilmek, bir işin başlanmasına planlama öncesi vurulan ilk çekiç darbesidir.

Hayat boyu öğrenerek başarılı olmak…

Konuya bizzat şahit olan kendimden başlayarak, sekiz yıl ilk okul, 1+4 yıl lise, 2+2 şeklinde tamamladığım Lisans eğitimim, üstüne 2 yıl da yüksek lisans eğitimimi eklediğimde matematiğin başımı döndürmesine izin vermeyerek ve 19 koskoca yılımı eğitim alarak heba ettiğimi fark ettim.

Çünkü, ders veriliyor ama geriye kalan eğitim oluyor. Halbuki bizim eğitim sisteminde bardak dolsa da dolmasa da doğru alan olsa da olmasa da dolduruluyor.

2020 yılı bitimine kadar 28 yaşında olduğumu da ekleyince çocukluğum ve gençliğime 9 sene ayırabildiğimi fark ediyorum. Bu gençlik ve çocukluk yıllarımın içinde bir de çalışmak için yaşadığım sigortalılık 4A sürecini de ekleyince geriye bolca zaman kalıyor. Her şeye rağmen 4C ‘li olmadığım için Allah’a ne kadar şükretsem azdır.

Yazımı yazarken sıkça sohbet ettiğimiz , İŞKUR Beyoğlu İş kulübü lideri Cihat YANMIŞ beyefendi’ den gelen e-maili fark ettim. Bir cümle dikkatimi çekti ve olduğu gibi buraya ekliyorum tanıdık ama doğru bir eklenti, “Tecrübe başına gelenlerin toplamı değil ondan nasıl dersler çıkardıklarınla alakalıdır”  

Daha basitçe açıklarsak da, diplomayı alınca bir şeyler öğrenmiyoruz eğitim sonrası uygulamalarla başarı gösterdiysek bir şeyleri başarmış oluyoruz.  İşte kırılma noktası burada başlıyor.

Okul, eğitimin neresindedir? Bana göre eğitimin tam ortasındadır. Çünkü, kişi içinde istek yoksa o zatı alıp Harward Üniversitesi’nde de eğitsen sonuç hüsrandır. Ama bana göre ülkemizde diplomanın meslek icra ettiği iki meslek vardır; birincisi muhasebecilik çok nadir kuralları değişir, bir de imamlık… Mevzuat hiç değişmedi.

Dünya genelinde en zengin insanlara baktığımızda hepsinin liseyi zor bir şekilde tamamladığı, üniversite eğitimlerini ya hiç bitirememiş ya da sonradan tamamladığını fark ettim. Ben de liseyi zor bitiren birisi olarak bunları öğrendikçe zengin olacağıma dair inancım artmaya başladı… Ülkemizde çokça sıralanan bir söz var “alaylı mı mektepli mi” diye.. Alay çıraklıktan yetişmek anlamında kullanılan bir ifade, yoksa alayınızı sevgi ve saygıyla selamlayan bir durum söz konusu değil.

Bu alanda tecrübe ettiğim için gençlere yani yazıyı okuyan ruhu ihtiyarlaşmamış tüm gencolara tümden gelim sözüm, iyi kötü az çok demeden her tecrübeyi edinin. Mesela garsonluk yapın, çay taşımayı, insanları bu çizgiden gözlemlemeyi, berberde ya da kahvehanede çırak olup her iş konusunda tecrübeleri dinleyerek mektepli iken, alayı ve alaylı olmakla tecrübe kazanmayı da başarabilirsiniz. Mesela ben; uzun süre gıda market işlerinde çalışarak “artık büyük zincir marketlerden alışveriş yapmamam gerektiğini, yapacaksam da nasıl çok uyguna en iyi kaliteyi elde edebileceğimi” öğrendim. Kitapçıda çalışarak dosyalamayı, sıralamayı, düzeni, sistemli çalışmayı ve bedavadan kitap okumanın keyfine vardım.

İşte aldığınız bu keyif ve edindiğiniz izlenimler, size hayat boyu öğrenerek tecrübe edinmenizi sağlayacak; size başarının kapılarını, COVİD- 19 tehlikesine karşı altın eldivenle açmanıza yarayacak…

A- Hayatımın sonuna kadar öğrenince başım göğe doğru uzanacak mı bari?

     Tüm hayatımız her aşamasıyla bir eğitim ve maalesef sınav süreci ile devam eden hiç aklınıza gelmeyen bir sualin, sizi bir adım öteye taşımasına yol açabiliyor. Mesela ortaokulda iken okulumun bilmediği için ikinci olduğu sorunun cevabı, bana Harp okulu kapılarını açmıştı. Ve geçer not 70 iken 100 tam puan ile sözlü sınavları geçmeyi başarmıştım. Bugün üniformam olmasa da, yaşadığım tecrübeler o sınavı geçip en sevdiğim şeyden vazgeçebilecek kadar, öğrenmeye ve tecrübe edinmeye ihtiyacım olduğunu kanıtladı.

Yıllar önce köy enstitüleri vardı.

Orada birkaç yıl eğitim alan her konuda uzman olabiliyordu, hem de gerçekten uzman oluyordu. Günümüzde bu işler, işletme yüksek lisans veya doktora eğitimi alıp ekonomist olarak, ulusal kanallarda cirit atmakla olmuyor. Fakat artık internet var ve bilgiye erişim çok hızlı. Bugün doğru olan yarın yanlış hatta hiç yaşanmamış olabiliyor, aynı anlık değişen insani duygular ve hazlar gibi… Bu nedenle sürekli yenilenmeli, güncellenmeli ve değişen çağ ve şartlara uygun hale gelmek için modernize olmalısınız.. Sürekli kendinizi güncelleyerek ve öğrenerek..

Doğru iletişim ve doğru strateji ekip içerisinde sizi etkili lider yapar. “Müdür” değil, “Başkan” değil, “Lider” olursunuz. Halk arasında entelektüel veya ilginç de olabiliyorsunuz. “Yaşadım gördüm tecrübe ettim”. Bu sizi daha çok insanın merak etmesi, tanışması ve haliyle daha geniş bir çevreye ulaşmanızın önünü açar. Bir problem anında çevrenizdeki bağlantı ve hinterland ile kısa sürede yepyeni çözümler üretirsiniz. “Bağımsızlık benim karakterim” diyebilecek kadar özgür olursunuz.

Birçok harikulade yeteneğiniz olabilir ama bunlara sürekli yenilerini ekleyebildiğiniz sürece yaşlanmazsınız. Bir probleminiz olduğunda kimseye muhtaç olmazsınız. Çünkü biliyorsunuz bilgi güçtür. Öğretmenlerin tembel öğrenci için kullandıkları “zeki ama çalışmıyor” yalanı da bir yere kadar.. Zira zeki insan akıllı olmak zorundadır, akıllı insan kendini geliştiren öğrenen ve öğretendir.

Akıl ve beden sağlığınızı korursunuz. Böylece kaliteli ve keyif dolu bir yaşamın kapılarını kırarak içeri girdinizi anladığınızda aldığınız keyfin yanında Emes veya Alzheimer gibi hastalıklara karşı da direnciniz artar böylece, artık yeni dönem başlamıştır. Benim de hafızam aslında iyi değildir ama beni hala diri tutan gerçek, daima bir şeyler öğrenme isteği oluyor. Böylelikle tecrübeleri sayılarla ifade etmek yerine olaylara çok farklı bakıyorum.

Hayatımın hiçbir evresinde rakamları ve geometrik şekilleri sevemedim. Lisedeki “Uzay Geometrisi” dersi hocam bana “konu çok basit bakmak ve görmek, sen sadece bakıyorsun haliyle yapamıyorsun” demişti. Bu dahi bana her bir olaya farklı gözlemler yapmamı birçok yanlış anlaşılmayı önceden fark etmemi sağladı. Bir kitabın satırları, doğada veya şehir içinde gezerken, sohbet ederken bir kelimeyi yanlış ifade ettiğinizde dil sürçmesinde belki de çok farklı anlamlar ve bağlantılar keşfedeceksiniz. Ben bu şekilde yanlış anlama ile “yüksek lisans” konusu belirlemiştim. Önemli kararları yangından mal kaçırır gibi almayın lütfen.

Dünya hakkında ne kadar çok şey bilirseniz hayatta tadabileceğiniz tecrübelerin sayısı da artar. Zira sıradan bir olaya bile farklı gözlüklerle bakmayı öğrenmiş olursunuz. Okurken, gezerken, konuşurken farklı çağrışımlar ve farklı bağlantılar kurarsınız. Böylece baktığınız şeylerin arkasındaki boyutları da anlayabilirsiniz. Kısacası daha zengin bir hayat sürersiniz, dünya hakkında bir şeyler öğrenmekten vazgeçmediğiniz sürece.

B- Sürekli öğrenme konusunda kendimize sunduğumuz başlıca bahaneler.

    Günümüzün yasal uyuşturucusu olan sosyal medya profilleri en çok bilinenleri yüz olarak yakışıklı erkekler, güzel kızlar.. Ahlaki çöküntünün merkezi haline gelen sosyal medyada, resimler, yazılar (içeriği dönemin siyasal jargonuna göre ya da kişinin sallayabilme kapasitesine göre değişebilen) malzemelerdir. Her insanın kendine göre zaman ayırması farklı olabilir. Kişi her an müsait olamaz. İş hayatı nedenli ailesine bile vakit ayıramıyor olabilir. Ama öğrenmek belli bir zaman sürecini kast ederek yapılan bir şey değildir. Facebook’ ta geçiremediğiniz 15 dakika için kimse sizi ayıplamaz ama kültürel bir bilgiyi bilmiyorsanız, bir toplum içinde zor durumda kalabilirsiniz. PDF kitaplar, sesli kitaplar ile geçireceğiniz 15 dakika içinde, belki de hayat kurtaran bir bilgi edinebilirsiniz. Ben tecrübe edindim. Yol uzun müzik iyi gidiyor da diyebilirsiniz tabii ki.. Ben şahsen günlük git – gel 60 kilometre yol yapıyorum. Biraz daha uzun olsa ramazan ayında seferi sayacaklar diyebiliyorum. Tabii bu işin mizahı ve yorumu diyanet işleri fetva birimine havale edelim.

Her gün 60 kilometre dile kolay. Ancak, bardağın dolu tarafına bakınca da, müzik dinlemek veya bir şeyler okumak için bulunmaz bir boş zaman.

Gençlerle konuşurken bir de üstüne “paramız yok alamıyoruz” diyorlar ya öyle şaşırıyorum ki.. Oysa ben yüzlerce ücretsiz PDF ve sesli kaynağa çok rahat ulaşabiliyorum; yeter ki Google amcaya söyleyin kırmaz, sizin için saçlarını yolar getirir. Ben izleyiciyim içici değilim diyorsan da Youtube, Ted gibi kuruluşlar var.

Sonuç olarak öğrenme süreci gerçekten istenildiğinde, zaman, mekân ve maddi şartlardan bağımsızdır.

Yazının Sözü Uygulaması:

“Eğitim, Derslerde Öğrendiklerinizi Unuttuktan Sonra Arta Kalandır”

Albert Einstein

İş hayatında tasarruf edebilmenin basit yöntemleri

Her işletmenin hedefi kar elde etmek kazancını katlamak , yapabildiği en iyi ciro ile günü haftayı ayı hatta seneyi hedeflerini tutturarak horizon programındaki yeşillerle boyalı alan sayısını arttırmaktır. 

Bunları yaparken hizmetin kalitesinden ödün vermeden de kazanç sağlanabilir bunun yolu satın alma konusundaki maharetinizden etkin ve verimli kullanımınızdan başka değişle de tasarruflardan geçiyor.  

Satın alma deneyiminizi iyileştirmelisiniz. 

Bir taraf satış pazarlama ayağını yürütürken diğer taraf alıcı rolündedir. Ofis malzemeleri, temizlik ürünleri, kağıt ya da teknolojik aletler, satın alırken dikkat edilecek bir çok detay olsa da, tekil veya toptan alışverişlerde iyice araştırmak aynı ürünün farklı satıcılarda çok farklı fiyatlandırılmış olarak bulmak münkün. Eğer internetten alım yapıyorsak karşılaştırma imkanı veren www.n11.com, www.cimri.com veya www.akakce.com gibi internet sitelerinin iyice incelenmesidir. Fiziksel olarak görerek alışveriş yaptığımızda ise bilinen satıcıların aynı dönemdeki veya satın alma dönemimizdeki söz konusu ürün kampanyası takip edilebilinir. Yaşadığım bir tecrübeye göre, eski çalıştığım işimde büyük market zincirlerini yerinde ziyaret ederek satış destek personeli olarak çalışırken, 48 TL olarak gördüğüm PAREX marka bir temizlik ürününü farklı rakip bir zincir markette üç adedini 38 TL ‘ ye satın almıştım.  

Ayrıca satın alım deneyimlerinizde satın alabileceğiniz işletme seçenekleri kısıtlı ise, tedarikçilerle pazarlık yapabilirsiniz, indirim isteyerek bunu değerlendirebilirsiniz. Hatta, örneğin bir ofiste kesinlikle kullanacağınızdan emin olduğunuz A4 kağıtlar gibi ürünleri yıllık sözleşme yaparak ek indirim imkanlarınıda değerlendirebilirsiniz. 

Proje bazlı part time personel çalıştırmak 

Personelin etkin ve verimli çalışamadığı odaklanamadığı zamanlarda olur ama öncelik onlara baskı kurarsanız bu baskı süreci verimliliği daha da düşürecektir. Fakat global ekonomi şartları sert olduğu için belli dönemlik kısa projeler ve ofiste çalışmadan da iş yapabilecek kişiler için kısa süreli çalışan bulundurabilirsiniz. 

Tasarruf tedbirleri uzun vadeli planlandıkça anlam kazanır. 

Çalışmadığınız dönemlerde açık kalan bilgisayarlar ve fişe takılı unutulan adaptörler yazıcılar, aydınlatmalar, televizyonlar size elektirik su ve doğalgaz olarak eklendiğinde TRT payının’ da ekte bulunduğunu unutmamak gerekir. Ofis aydınlatmalarının seçimleri, bol ışık alarak gündüz vakti ışıklar yanmadan da aydınlatılabilen bir ofis, ve de ışıkları yayma özelliği olan boya renkleri kullanabilirsiniz. 

Teknolojik sisteme geçişle çıktı maliyetini azaltarak, çevrimiçi ortak belge çalışma yöntemlerini kullanarak belge saklayabilir, iş gereği çok fazla veri çıktısı almanız gerekse tek kullanımlık yerine doldurulabilen tonerler kullanmalısınız. Dolar ile değişen ve sürekli artan teknolojik malzemelerin alımını azaltmak için uzun vade sizi idare edebilecek ikinci el ürünleri alarak sonuç odaklı gidişerek işleve odaklanabilirsiniz. 

Iletişim@mesutaydeniz.com 

Yazının Sözü Uygulaması :

“Ak akçe kara gün içidir”. sözü ile tecrübenin önemini yedek akçe‘ nin her zaman her alanda ihtiyatlı olmanın gerekliliğini hatırlatmak istedim.

Ekonomik yatırım nedir, ne değildir, nasıl yapılmalı?

Aslında hepimizin duyduğu ama, ülkemizde uzmanım diye çığırtkanlık yapan birçok kişinin adını gazetelerden duyduğu bir kelimedir. Şirket işletmecilerinin özel sektörle kamu kaynak kullanımında verim ve verdirim kelimelerinin aynı yelpazede şekillendiğine göre kredi puanı oluşturulan sistemdir. Resme tanımsal olarak baktığımızda ise Ekonomi; üretim, ticaret, dağıtım ve tüketim, ithalat ve ihracattan oluşan insan etkinliğidir. İnsanın ihtiyaçlarını karşılamada yapılan her türlü faaliyeti içerir. Ekonomi belli bir bölge içindeki ekonomik sistemden oluşur. (Vikipedi)  

Peki bizde yatırım nedir?  

Beklemeye, birikime bırakabildiğimiz veya üretime katılması için vade bekleyen işlemlere bence tanımlarımla, yatırım diyoruz. Başka deyişle yatırabildiğimiz gerekirse nadastaki işlem plan ve parasal değer ayırdığımız olaylar örgüsü de denilebilir. Bunları bir araya getirip harmanladığımızda tanımsal olarak ekonomik yatırım ortaya çıkmakta. 5N1K’lı açıyla bakalım;  

5N1K Açılımı: 

5N; Bu sorular, “nasıl”, “ne”, “nerede” “neden “ne zaman” ile ilgili soruları kapsar. 1K; bu soruların “kim” tarafından olduğunun veya yapıldığının sorgusudur; 

  • Ne oldu? 
  • Nasıl oldu? 
  • Neden oldu? 
  • Nerede gerçekleşti? 
  • Ne zaman gerçekleşti? 
  • Kim hakkında? 

Peki burada nasıl bakacağız, aslında nasıl göreceğiz bakmak yetmiyor sonuçta ekonomiye işletmeci bakanlarda var- dı, iktisatçı bakanlarda.. Keynesyen bakanlar da.. Hatta iktisadi tecrübesi olmadığından machiavellist bakanlar da….   

Her bir şeyi bir köşeye bırakırsak yatırım denilince varlık, mal mülk veya para kazanmak için kullanılan bir enstrüman olarak bilinse de bunun için her zaman burjuvazinin merkezinde olmanıza gerek yoktur. Her bütçeye uygun yatırım yapılabilir elbette, tüm yatırım çeşitlerinin kendine göre dezavantajları da vardır. Özellikle borsaya yatırım yaptıysanız, zirve ile dip arasında sizin açınızdan fark yoktur. Ünlü birçok yatırımcının ortak görüşünü analizle araya iliştirelim; satın alınan hisse bono ve tahviller çok nadir satışa çıkar. Bunları elde tutarak uzun vadede oralardan para kazanmak en etkili çözümdür. Yatırım için en güvenilir görüş, kaybettiğinizde en az iki katını elinizde tutabilmişseniz gerçekten bir yatırım söz konusudur. 

Yazımı yazarken taslaklarımı paylaştığım genç bir arkadaş, adam kumar oynar sonuçta onda da aynı risk var demişti. Aradaki farkı onun için sizlere söylüyorum ki o da anlasın. 

Yatırım uzun vadede meyve bahçesine dönüşür. Mesela altın piyasası genel itibariyle müdahale olmazsa kışın düşer yazın artar. Ama bizim yazımız ile dünyanın öteki yüzünün yazı aynı vakte denk gelmeyebilir.  Kumarbazlıkta ise, sadece maddi değerli şeyleri kaybetmezsiniz. 

Her iş zordur, Ancak zorluk, doğru stratejiyi uygulayana kadardır.  

Tekrarlarsak, yeni kazanç elde etmek amacıyla, eldeki mevcut kazancı risk etmeye yatırım adını veriyoruz. Ana tüyo, kaybettiğimizde canımızı acıtmayacak bir oranı yatırıma ayırmamız gerekliliğidir. Efsanevi iş adamı Warren Buffett, yatırım kavramını “gelecekte daha fazla kazanabilmek için şimdi bir miktar parayı harcamak” olarak tanımlar. 

Önemli olan yatırım yaptığımız menkul kıymetin ne zaman değerinin artacağını / düşeceğini, nasıl etkin ve verimli değer kazandırılacağını isabetli tahmin etmektir. Böylece hayalini kurduğumuz, hak ettiğimize inandığımız hayatın mihenk taşlarını rahatça döşeyebiliriz. 

Uzun vade yatırımlarında ünlü yatırımcıların en sık kullandığı, riski az yöntemde yatırımdan kazanılan kazançların, yeniden yatırıma dönüşümüdür. Kazanılan her birim değer, tekrar bu kazançla harcadığından size geri gelecektir.  

Elbette hepimizin öncelikleri farklıdır. Geçmişten bugüne ister fiziksel ister dijital olsun tüm yatırımların temelinde teknoloji vardır. 

Teknoloji şirketlerinin hisseleri kâr payı dağıtmasa, bile polarizasyonun (kutuplanmanın) bu kadar yoğun yaşandığı ülkemizde de uzun vadede her zaman kazandıracaktır. 

Kendimizi, ihtiyaçlarımızı, önceliklerimizi, temel yargılarımızı ve hedeflerimizi iyi tanımalı; sınır ve beklentilerimizi de bunlara ekleyerek doğru ve mantıklı adımları atmalıyız. 

Bu kadar yatırımdan bahsetmişken çeşitlerinden bahsetmemekte olmaz.  

Değişen şartlar gelişen metotlar ve yaşanan tecrübeler ışığında, yeni ekonomik yatırım tür ve kazanç iradeleri sahnelerde boy göstermeye başladılar.  

Sayısız kazanç kapısı varken, kazananı sınırlı bir borsa sistemiyle getiriden gelen kazanç ile yatırım risklerinin toleresini yapabilecek kadar, farzı misalinin öngörüleriyle bazı örneklemeler… 

Genişten alalım dar zeminde açıklayalım ki, kendi göletinizde yüzmeyi öğrenip, okyanus borsasında da tecrübelerinizi pekiştirebilesiniz. Yatırım ortaklıkları, şirket hisse sahibi olmak, borsa yatırım fonları, gayrimenkul, kapalı uçlu yatırımlar, borsa yatırım fonları bunlardan en sık bilinenleridir. 

Tahviller; Tahvil faiz karşılığı alınan borç paradır. Yapıcı kurum kuruluş (Devlet)  ipin ucunu kaçırırsa yönettiği kuruluş elinden de gidebilir. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti belli dönemlerde, bu yönteme başvurmuş ve devlet tahvilleri çıkararak satmış ve karşılığında faiz ödemiştir. Tahvilleri devletler, belediyeler, Anonim ortaklığı olan şirketler hatta neredeyse her iki ayda bir tahvil satıp halka arz nidası ile boy boy reklam veren Türkiye İş bankası dahil… 

Tahviller, maddi getirisi üzerinden genellikle komisyon ve vergi gibi kesintilerle daha çok satışa arz edene kazandırabilmektedir. Anonim ortaklıklarda ise, kazanılan faiz tutarı toplam tutar üzerinden vergiye tabiidir. Tahvil satın alınma süreci şirket hissesi ile benzerdir; sıfırdan veya ikinci el piyasadan da alınabilir. Rüşvet ve yolsuzluğun ağır bastığı ülkelerde karaborsası bile görülebilir. Kazançlardaki artış ve düşüşün en temel göstergesi faiz oranına orantılıdır. Başka bir açıyla dersek, faiz artarsa tahvil değeri düşer. Faiz düşerse tahvil değeri artar. 

Yatırım fonları; Aslında bu türler içerik olarak birbirine çok benzese de parmak izimiz gibidirler. Benzerler ama bir yerde ayrışırlar mesela, hisse senedi gibi gün içinde alınıp satılır yeter ki borsa kapanmasın. Dünya’daki gece gündüz dengesi nedenli borsa 7/24 açıktır. Bir farkı ise, işlem günü sonunda satımları gerçekleşen standart yatırım fonları (Bireysel Emeklilik Sistemi – BES) türünün aksine yatırım fonları açıkken değerlendirilir. Ufak bir araştırma ile kaldıraçlı borsa hizmeti veren Robo Danışmanlık türü (Robo Danışmanlık genel olarak “yatırım tavsiyeleri sunan dijital platform ve uygulamalar” olarak tanımlanıyor.) hizmetler sunan birçok şirket söz konusudur. 

Hisse senetleri; benim en sevdiğim en basit *gözüken* yöntemdir. Bir şirketten hisse alarak, o şirketin hisselerinde artacak olan değerden hakkınızı alabilir, dönemsel genelde senede iki defadan az olmamak kaydıyla hesabınıza ödenecek kâr payı dediğimiz temettülerin tadını çıkarabilirsiniz. Bununla birlikte imtiyazlı hisse senedi sahipleri kar payı ödemelerinde normal hissedarlara göre daha çok kazanç elde edebilirler. Hissedar olarak herhangi bir tasfiye likitidasyon sürecinde de şirket varlıkları konusunda tam yetkilidir. Hissedar toplantılarında oy kullanabilir, görüş bildirebilir, ama imtiyazlı hisse sahipleri oy kullanamazlar. 

  1. Yatırım fonları; Kısaca bahsedersek, bir yatırım yöneticisince vekaleten idare edilen “ortak” yatırım aracıdır. Bu fonlar aracılığı ile hisse senedi ve tahvillere de yatırım yapılabilir. Borsada gün sonu itibariyle fonları değeri belirlenir, sonrasında da hisse alım satımları değerler belli olduktan sonra gerçekleşir. ‘Robot Asistan’ türevleri ile yazılım desteğini de alarak yapay zekâ ile sizi yönlendirecek ve duygusallıktan uzak kalacağınız yatırımlarınızı objektif değerlendirebileceğiniz yöntemler de söz konusu. 
  1. Yatırım fonlarının asıl tercih edilmesinin esprisi, temettü ödemeleri başka bir deyişle kazançtan edinilen payın hissedarlara dağıtımından edinilen faiz ya da ekonomik diğer getirilerdir. Elbette bu paralar vergi cenneti (!) ülkemizde de dünya ülkeleri gibi çeşitli oranlarda tüm gelirinize ve giderinizden de ayrı ayrı değişen oranlarda vergi alınmakta… 
  1. Taktik basit piyasayı doğru okur, alım satım işlemini doğru zamanda yaparsanız kazanır. Acele ederseniz kaybedersiniz.   
  1. Bütçesi kısıtlı ama meraklı genç katılımcılar için genellikle önerdiğim, portföy türü sepettir. Yani ortaya karışık yap sonuçla melemen yapıyoruz; biberi pişmediyse, Dolar kazandırmadıysa altın kazandırabilir diyebiliyorum. (Bunun için konunun uzmanları riske karşı tedbiren “sepette en az 3 ayrı mal tutun” derler.) 

Mesela ülkemizin bilinen şirketlerinden Ülker markasının hissesini aldığınızı varsayarsak, aslında İngiltere merkezli Pladis Foods Limited’in hissesini satın almış oluyorsunuz. Bu şirket dünyanın en büyük çikolata üretici ve satıcılarından birisi. Ama size daha da ilginç bir bilgi vereyim; 

2018 yılında Yıldız HoldingÜlker şirketi hisselerinin %51’ lik kısmını yani yarısından çoğunu başka bir deyişle, Ülker bisküvinin ana sermayesinin %30’una denk gelen 102.6 milyon adet hisseyi 2 milyar Lira karşılığında yine Yıldız Holding’e bağlı İngiltere merkezli Pladis Foods Limited şirketine sattı. Teknik boyutlar bir yana, hem dünyanın en büyük çikolata üreticilerinden biri olan şirkete, hem o şirketin ortak olduğu şirketlere, hem de ülkede Yıldız Holding ve onun tüm alt şirketlerine ortak oldunuz.  

Yiyin gari… 

Alternatif olarak;  

Ülkemizde daha yeni yasal alt yapıya kavuşan ama yaklaşık 35-40 senedir faaliyet gösteren gayrimenkul ve araba yatırım ortaklığı şirketlerini bilmeyeniniz yoktur. Mantık basit, tüm müşterilerin parası hisse mantığında toparlanır. Ortak para ve sıra ile belli şartlarda kâr payı mantığında istenen hizmet alınır veya sunulur. Ayrıca bu paralar fonlarda da değerlendirilebilinir. Türkiye’ye özel söylemek gerekirse de bu yapılan işin İslami yönden sakıncası da yoktur.  

Bu iş çok iyi gözükse de handikabı, yatırdığınız parayı vadeye yatırıyor olmanız, o belirtilen vade gelmeden asla çekemeyecek olmanızdır.  

Değerli okurlar, kendi üslubuma göre kısa, öz hatta özet dediğim bu yazımı, anlaşılır basitçe yazmaya ve paylaşmaya çalıştım. Umarım geri dönüşlerinizi en kısa sürede benimle paylaşırsınız. 

Iletişim@mesutaydeniz.com 

Yazının Sözü Uygulaması:  

Olmaya Devlet Cihanda bir nefes sıhhat gibi” diyen, bence daha mantıklı söylemiş. Sağlık varken para kazanabilirsiniz ancak, gerisini siz anladınız. 

Yazının hazırlanmasında Yenisfikirleri.com İnternet sitesindeki verilerden yararlanılmıştır.

Alışverişte yeni usül eskinin yerini tutar mı ?

Eski bir söz vardır, silah icat oldu mertlik bozuldu işte böyle bir dönemi ülkemizde de 1960 yılındaki bir çok köklü değişiklikle birlikte araya sıkıştı ve geliverdi… 

Tabii zamanla kendisini güncelleyerek ilerledi, internet alt yapısının gelişimiyle birlikte artık internette satışa odaklanamayan bu altyapıyı kullanmadan uzakları yakın edemeden yaşanan bu süreçle birlikte değişen belki de gelişen alışkanlıklarımızdan birisi de internetten alışverişin diğer adı E- ticaretti. 

Eski geleneksel usül nasıldı ? İnsanlık olarak Ilk önce takasla başladık, sonra para yerine geçen madeni eşyalar ile devam ettik, bazı dönemlerde çalışmak için yaşayan bir nesilde oluvermedik desek yalan olur. Neyse ki süreçte kendini olgunlaştırdı, Türk insanıda kendisini internetten alışverişe odakladı ki, alışveriş sitelerini ve işletmeleri kendi çatısı altında toplayan yepyeni E- Ticaret portalları ortaya çıktı. Bunlardan bazılarının adını verecek ve neredeyse sürekli internetten alışveriş yapan birisi olarak bu alışveriş sitelerinden birisi ile yaşadığım bir iletişim diyaloğunu paylaşacağım. 

Bu alışveriş sitelerinin ortak özelliği her tür ürünü satmaları ve belli bir alana odaklanmamış olmalarıdır. 

Ülkemizde hizmet veren ihtisas odaklı olmayan internet siteleri olarak belirtebileceklerimin bazıları  

https://www.gittigidiyor.com/

En eski alışveriş sitelerinden olan gitti gidiyor ilk internet alışverişi yaptığım siteydi. Harici HDD almıştım.  

https://www.n11.com/

Web sitesinin tasarımı hantal ve grafiksel görüntüsü itici olsa da, ülkemizin en bilinen sitelerinden biri ve yerel esnafa öncelik vererek iç piyasanın hareketlenmesine önem veren bir imaja sahip, ülkemizin bir çok köklü kurumu n11 sitesini kamu ihtiyaçları için değerlendiriyor. 

https://www.hepsiburada.com/

Hepsi burada derken özellikle İzmir depremi ile sosyal ve yardımsever yönünü bir kez daha ortaya çıkaran hepsi burada ailesine teşekkür etmek amacıyla alışverişlerimizde değerlendirmek gerektiğine inanıyorum. Sıkça alışveriş yaptığım bir site ve hizmetleri etkileyici. 

https://www.trendyol.com/   Alışveriş yapmanın yılan hikayesine döndüğü site de diyebiliriz. 

Alışveriş nasıl yapılamaz, müşteri ile iletişim nasıl kurulamaz halkla ilişkilerin nasıl yapılamaz aldığınız ürünün arkasında garantisi olmayan bir site sorarlarsa cevap olarak Trendyol diyebiliriz.  

Burada yazan ve yazmayan bir çok alışveriş sitesinden alışveriş yaptım ve yapıyorum. Ama trendyol.com deneyimim acaba bir daha internetten alışveriş yapar mıyım ? Eski usülün neyi vardı da dolanbaçlısını istedim diye düşündürttü. 

Ortalamayla günlük 4 saat bilgisayar başında zaman geçirdiğim için özellikle geceleri ses yüksek çıkmasın düşüncesiyle kendime trendyol sitesinden JBL Marka T500BT Kablosuz Kulaküstü kulaklık satın alma gafletine düştüm. Ürün Aras kargo Poyraz şubesi aracılığı ile adresime teslim edileceğini beklerken, kargo şubesi çalışanı beni aradı ve adresi tekrar söylememi istedi. Ben evde değilim lütfen Aras kargo şubesine bırakın ben oradan alayım dedim. Evinize gidip bulamayınca isterseniz uygun gördüğünüz birine  bırakıyoruz cevabıyla karşılaştım iyi siz bilirsiniz annem evde kimlik kontrolü ve imza karşılığı teslim ediniz dedim.  

Adresi kolay bulacağınız şekilde tarif edebilirim dedim. Gerek yok adres yazıyor biz işimizi biliriz şeklinde bir cümle ile karşılaşınca, neyse diyerek telefonu kapadım. Akşamleyin eve vardığımda kargoyu annem bana teslim etti ve senden kimlik istedi mi diye sorduğumda Aras kargo Poyraz şubesi rezaletini öğrendim. Ürünü binadaki komşumuza vermiş o sırada birde Aras kargodan kendisi aldı maili ve sms mesajını da görünce umarım daha beteri olmaz dedim ki, bu sadece başlangıçmış… 

Trendyol ile görüşmemde öğrendiğim bilgiye göre tüm bilgisayarlara uyumludur diye satılan ürün, benim bilgisayarıma uyumlu olamadı. Bilgisayarımdan kaynaklı hata olabileceğini düşündüğüm için başka ürünleri de telefonumu da denedim. Hiçbirinde sorun yaşamadığım için bilgisayarda kullanmak için satın aldığım ürünü trendyol’ a iade ettim. İadeyi red ettiler gerekçeleri ise paketin açılmış olmasıydı. Açılmadan bir ürünün arızalı ( Bilgisayarda çalışmaması ve teknik olarak yönlendirebilecek personellerinin olmayışı ) olup olmadığını tahmin ederek bilmemi bekliyorlarmış.  

Tabii bende ilk önce trendyol sitesinin tüm resmi kanallarını yazılı ve arama yoluyla iletişime geçmeye çalıştım. Her defasında samimiyetine emin olduğum ve hala dava açmama sebebim olan müşteri temsilcisinden öteye gidemedim. En son 27 Ekim 2020 tarihinde bana önceden verdikleri iade koduyla trendyol’ un kendi talebi ile ürünün teknik kontrolü için JBL markası teknik servisine göndermek için aradığımda Tüketici hakem heyetine gideceğimi söyleyince biranda her şey değişmeye başladı ve kendileri servise göndermek istediler. İade kodu verdiler ki kendileri de bilmiyormuş iade kodu 2 kez verilebiliyormuş. Üstelik bana bahsettikleri teknik servis onlarla çalışmayı aylar önce bırakmasına rağmen koskoca Trendyolun bundan haberide olamamış, bunu söylemek için kendilerini aradım. Günler oldu henüz dönüş yapamadılar aslında yapmadılar  ve müşteriyle muhatap biz değiliz. JBL servisi veren servisle sizin aranızda, bizi parayı aldıktan sonrası ilgilendirmez diyorlar. 15 günlük iade sürecinin dolmasını bekliyorlar böylece iade hakkım yasal olarak son bulacak. Bu süreçlerden yaklaşık 10 gün sonra servis için iade kodu verdiler kod 7268290657387 ve COVİD 19 tedbirlerini düşündükten sonra ben ürünü servis için iade etmedim bile… 

Çünkü benim kaybım  400 TL onlar ise, benim gibi çok sık  bilgisayar başından internet siparişi ile alışveriş yapan aktif bir müşteriyi kaybettiler. 

Bunları neden anlattım sorusuna cevaben bir internet sitesinden alışveriş sonrası iade süreci yaşandığında neler yaşanıyor bilin istedim. Ama muhatabınızı ve satın aldığınız ürünü bizzat görerek başka değişle eski üsülle alışveriş yapıldığında kolaya kaçılan internet alışverişin “ucuz etin yahnisi olmaz” misali durumunu paylaşmak istedim. 

Dünyaca ünlü ve genellikle ucuz işçiliği nedeniyle Çin ve Amerika devletleri sınırları içerisinde üretilen ürünlerin satıldığı internet alışveriş siteleri… 

https://www.amazon.com.tr/

https://www.alibaba.com/

https://tr.aliexpress.com/

Ucuza mal ettiğim için tüm elektronik ve mekanik ihtiyaçlarımı kargo süreci günleri ayları bulacağını bilsem bile vazgeçemediğim internet alışveriş deneyimlerim diye kısaca bahsetmiş olayım. 

https://www.ebay.com/

Ebay.com sitesi Ülkemizde PalPay ödeme sisteminin kullanıma kapatılması sonucu alışveriş yapılması zor olsa da iyi bir site. Hiç alışveriş yapma imkanım olmadı ama aklımda kalacağına alışveriş sepetimde kalsın isterim.  

İşin püf noktası işte bu örneklerde verdiğim siteler en bilinenleri, bu alışveriş sitelerinde Türkiye içerisinde hizmet veren genel kategorisel olarak ürün sunan sitelerin ücretlerinin karşılaştırılabildiği alışveriş siteleri örnekleri  bulunuyor. 

https://www.cimri.com/

https://www.akakce.com/

Tüm bu yazılarımı okuduktan sonra Covid – 19 tehlikesinide eklerseniz umarım beni anlarsınız. 

Yazının Sözü Uygulaması : 

Tüfek icad oldu mertlik bozuldu, gayrı kılıç kında paslanmalıdır.” 

      Köroğlu Ruşen 

Türk tarihinde bugün…

1884 – İstanbul Erkek Lisesi açıldı. Okulun ilk adı “Şems-ül Maarif” idi. 1896 yılında resmi okullar arasına dahil edildi.

  • 1996 – Yayınına uzunca bir süre ara vermiş olan Son Havadis gazetesi, yeniden çıkmaya başladı.
  • 1997 – Basında promosyonu yasaklayan yasa TBMM‘de kabul edildi.
  • 2001 – Vikipedi yayın hayatına başladı.

Yılbaşı Özel yazım

Bugün dönüp arkama bakınca kişisel blogger sitemi kurduğum güne geri döndüğümü fark ettim. Tam tamına koskoca bir yıl geçmiş hiç’ te farkına varamadık, Dık- Çünkü ;  

Arkama bakmaya ne zaman niyetlensem ya gözüm perdelendi ya da arkamda beni koruyan teknik gözleri hep, nefesleriyle hissettim.  31 Aralık 2019 bir hengame koşturuyorum. Arayan bir büyük 70’lik yenilerden hemde,  ilk önce dedim herhalde yanlış görüyorum.  

0850 ile başlayan bir numaraydı. İlk önce cep telefonumu aradığını sandım. Ama  arama yönlendirmeli yazınca benim 0850’ li numaramı aradığını fark ettim. 

Sadece Efendim “ŞEF” diyivermem ile bağırarak “Bu saatten sonra senle mi uğraşacağız ? Herkes seni konuşuyor ama, hakkında hiçbir şey yok, her yerdesin ama hiçbir yerde yoksun. ! 

“Kartvizit bastır evladım” dediğinde, sadece “ben  makamsızım” makamlara karşı ama görevlere talibim dedim.  

O zaman sana artık makamsız ama herkesin içinde olma imkanı veriyorum dedi ve ekledi.  

Web siteni ne zaman açacaksın ? Sessizlik sonrası, 

 Host ve domain alındı hayırlı olsun artık bloggersin. 

 Dedi ve telefonu kapadı. 

İşte web site kurulumu yönetimi ve blogger’ lik nedir bilmeden maceraya böyle atıldım. Bugün itibariyle 54 farklı internet sitesi çeşitli konularda yazılarımı kaynak göstererek paylaşmakta, yola çıkarken kendim yazar kendim okurum hayaliyle çıktığım yolda Türkiye’ de ilk 15.000’ leri görecek kadar ilerledim. Sonraları bu sıralama çok değişsede ben amacıma ulaşmış olduğum için önemli değilde sonuçta, bu hedefimin çok üstüydü. Buna da “Hayaldi gerçek Oldu” diyorum. Olur mu öyle şey dediğim her şeyin olduğunu görüyorum. 

Günü geldiğinde her şeyin gerçekleşeceğine inancımı’ da her zaman hatrımda sayarak…

İlk üç ay sıfırdan web site yapımı, yazı yazma, edebi üstuplar, blog kurma ve yönetimi, SEO ( Arama Motoru Optimizasyonu (SEO), Web sitelerinin arama motorlarında daha iyi performans göstermesi için yapılan çalışmaların tümüne verilen isimdir.) alanında uygulamalı ve videolu eğitimleri günlük 4 saat uyku ile hatmederek yazı yazmaya başladım. İşte bugün sene- i devriyesi… 

Aynı zamanda da İslamın Kalesi Mekke’ nin fethininde 1390. Yılı kutlu olsun. 

Yazının Sözü Uygulaması : 

Bugünü önce hayal etmekten korkuyordum, şimdi ise başardığımda sonraki hedeflerimi de başardığımda bu başarının getireceği yalnızlık kaygısı ve heyecanı kaybetmekten korkuyorum. 

Türk tarihinde bugün ne oldu  ?  

  • 1960 – Demirköprü Barajı ve hidroelektrik santrali hizmete girdi. 
  • 1977 – Türkiye’de ilk kez gensoruyla hükûmet düşürüldü: 218 güvenoyuna karşılık, 228 güvensizlik oyuyla İkinci Milliyetçi Cephe (MC) iktidarı devrildi. 
  • 1989 – Dünya Azerbaycanlılarının Dayanışma Günü 
  • 1998 – DanıştaySincan‘da düzenlenen Kudüs Gecesinin ardından İçişleri Bakanlığınca görevden alınan ve yargılama sonucunda 4 yıl 7 ay ağır hapis cezasına çarptırılan eski Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız‘ın Belediye Başkanlığını düşürdü. 
  • 1999 – Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, ani bir kararla istifa etti ve görevini Başbakan Vladimir Putin‘e devredeceğini söyledi. 

Sosyalim ama yeterince aktif miyim ?

KİME NEYE GÖRE sosyalim?

Sosyal medyada aktif olmak nedir ne değildir?

Sosyal medya dipsiz kuyu ve bilinen belli başlı sohbet ya da resim, yazı paylaşma uygulamaları dışında milyonlarca bilinmeyen türevi olan ve sayısız güvenlik açığı barındıran; bazılarının “Durmaz” dediği davranışları yapmadan durmayacaklarını gösteren bir sanal platform.

Unutmamalıyız ki sosyal medyada aktif olmak demek, gerçek anlamda sosyal olmanın önündeki en büyük engeldir. Aynı oda içerisinde birbirlerine WhatsApp’tan mesaj atarak “su isteyen” insanlardan olmamak dileğiyle.

Sosyal medyayı kullanmak zorunda kalanlar için gözlemlerime dayalı bazı tespitlerimi paylaşmak istiyorum.

1- Profil resmi, özellikle İnstagram ve Facebook’ta gizli profillerde yabancı birinin sizi eklemesi için “beni ekle” mesajının yansımasıdır. Bu nedenle, doğru açıdan çekilmiş bir fotoğrafınızın olması gerekiyor. Hatta “kişilerim” seçeneği seçilmemiş ise, WhatsApp’ta da sizin numaranızı ekleyenlerin karşısında etkileyici bir fotoğrafla çıkmanız, her zaman size iyi bir puan getirecektir.

Ara not: Doğru çekilmiş fotoğraf nasıl olmalıdır sorusuna cevaben, yüzünüz açık net ve güneş ışınları veya karanlık tarafından baskılanmamış, vücut bütünlüğünü bozmadan çekilmiş ve de mümkünse öğleden sonra çekilmiş ya da kapalı mekân fotoğraflarını tercih etmelisiniz.

2-Paylaşılacak fotoğraf çok iyi bir fotoğraf kamerası ile çekilmeli; sonradan yüklenerek görüntü filtreleri ile farklı bir atmosfer oluşturulabilinir. Sosyal medyada canlı yayın yapmadığınız sürece, sonradan paylaşmanız görüntünün kontrolü ve kalitesini çok etkileyecektir.

3- Tatillerde günlük 2-3 hikâye paylaşmanızı anlayabiliriz ama bunu resim paylaşımı yaparsanız bunun bıktırıcı bir etkisi olur.  Tüm paylaşımlar yüksek çözünürlük ve çok iyi düzeyde görüntü kalitesine sahip olmalıdır.

4- Paylaşım demişken paylaşmanın usül ve kurallarından da bahsetmek gerekiyor. ülkemiz şartlarında sosyal medyayı en çok kullanan kitlenin “işçi kesimi” olduğunu düşünüyorum. Ekonomik düzeyi yüksek olan holding patronları, evrak imzalamaktan sosyal medyada gezinti yapmaya fırsat bulamıyor olabilirler. Başka bir deyişle, zengine 10,000 TL ver iş kursun, fakire 10,000 TL ver de yeni İphone alsın. Hayatını vardiyalı düzende geçiren işçi kesiminin sosyal hayatı da vardiyalı olsa gerek…

5-Öğlen yemek arası vakitleri 12:00 ile 13:30 arası genellikle olsa da bazı işlerde yemek saati esnek olabiliyor. Mesela benim çalıştığım işyerinde sabah vardiyası çalışanları 13:30 ile 15: 30 arasında sosyalleşebiliyor, yani yemek molasına çıkabiliyor. Bu süreç 30 veya 60 dakika ile sınırlı olsa da sürecin sosyalleştirebildiği düzey, sadece cep telefonunda mesajlara cevap yazabilmek ve resim paylaşmak veya beğenebilmekten ibaret kalıyor…

Tabii bu işin akşam vardiyası çalışanları için yönü de var. Genellikle uykucu kesim olan bu kişiler, akşam 21: 30 ile 24:00 arasında sınırları zorlayarak, heyecan, aksiyon ve gerilimleri Facebook ve İnstagram’dan hatta WhatsApp hikayelerini izleyerek kendilerince heyecanlı bir şekilde yaşıyorlar…

Unutmadan yaptığım sosyal deneylere göre de, paylaşımlarınız da yazılı ise, resimli, kısa, öz ve net yazıların öncelik olması; Pinterest, İnstagram gibi “beğenilerin fotoğraf odaklı olduğu” uygulamalarda ise, bizzat kendi fotoğrafınızı ya da en fazla üç kişilik fotoğraflar paylaşabilirsiniz.

Ek bilgi olarak, İnstagram sayfalarında belli bir kitleye ulaşmanızın ardından belirlediğiniz dakika aralıklarında otomatik paylaşımlarınız yayına girebiliyor.

Her gün bir şey paylaşmak zorunda değilsiniz.

Spor yapıyor olmak “her gün sporda olduğunuzun gazete ilanına dönüşebileceği” anlamına gelmiyor. Bu durum kısa bir süre sonra insanların sizi takipten çıkarması için ciddi bir sebep olacaktır.

Tabii bunun da yapılabilmesinin bazı yöntemleri de yok değil…

Mesela ben “Amatör telsizciliğe” meraklıyım. Konuyla ilgili resim veya videolarımızı paylaşabilir, basitçe açıklamayı da yaparak hashtag dediğimiz etiketleme mevzunu konuya vidalayabiliriz.

Hep kendiniz olun ama duygularınızı sizden daha iyi ifade edebilen yazar ve çizerlerin hakkını da vermek gerek.. Hashtagler eşliğinde onların sözlerini de paylaşarak “ben farklıyım” diyebilirsiniz.

Fotoğraf ve videolarda farklı stiller kullanabilir onları efektlerle zenginleştirebilir; hatta başka hesaplara yorum yazmak ve paylaşımlarını beğenmek suretiyle onların ilgisini çekerek, psikolojik olarak “ben de ona yapmalıyım” kartını açmalarını sağlayabilirsiniz.

Unutmadan albenisi olan renklerin önemini de ihmal etmeyelim. Renkler çok önemli ve anlamlarını yeterince bilelim…

Yazının Sözü Uygulaması:

Dünyadaki düzen tamamen alacak verecek üzerine kurulu olsa da bazı şeyler veresiyedir.

Tarihte Bugün Ne Oldu ?

1853 – Sinop BaskınıKırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi.

1909 – Osmanlı tarihiyle ilgili bilimsel çalışmalar yapmak amacıyla Tarihi Osmani Encümeni kuruldu.

  • 1988 – Tek tip elbise giyilmesine karşı cezaevlerinde yapılan açlık grevleri, beş cezaevinde anlaşmaya varılması üzerine sona erdi.
  • 1990 – Zonguldak‘ta 43 bin maden işçisi greve başladı.
  • 1997 – Genel nüfus sayımı ve seçmen yazımı gerçekleştirildi. Türkiye’nin nüfusu 62 milyon 865 bin 574 olarak belirlendi.
  • 1999 – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi PKK terörist grup sözde lideri Abdullah Öcalan için verilen idam cezasına ihtiyati tedbir kararı aldı. Mahkeme, Strasbourg‘daki yargılama sonuçlanana kadar infazın ertelenmesini istedi.
  • 2007 – İstanbulIsparta seferini yapmakta olan, Atlasjet Havayolları‘na ait 4203 sefer sayılı,MD-83 tipi yolcu uçağı, Isparta’nın Çukurören ve Kılıç köyleri arasında kalan Türbetepe mevkiinde düştü. Uçakta bulunan, 50 yolcu ve 7 mürettebattan kurtulan olmadı.

Eyy yeni mezunlar…

Biraz geriden başlarsak eğitim sürecinin bitimi ile çalışma hayatında kendimize yer arıyoruz. Ama önceliğimiz aramak ile başlıyor. Kimimiz lise eğitiminin bitimine mütakiben, kimimizin ki de, çok ayrı bir macera oluyor çünkü, üniversite mezunu olup, bizi şehrin girişinde noluur gel, bizimle çalış diye yalvaran iş sahipleri ya da müdürleri olduğunu varsayarak ben üniversite mezunuyum. Mühendisim, Mimarım, İnsan kaynakları uzmanıyım, veya sağlık bölümü okudum iş neki ben  işe gitmem iş bana gelir diyorsanız bu yazı tam size göre…

Yıl 2011 liseden yeni mezun oldum. Öncesinden kısaca bahsedeyim. Yazı yazmayı sevmez, okumayı sevmez, ilk okulu bitirse mucize sayılmalı… Denilen okuma yazmaya bile 4. sınıfın başında telsiz merakı keşfedilip oyuncak telsiz alındı diye geçen okumaktan ve yazmaktan hatta konuşmaktan nefret eden asosyal bir çocuktan bahsediyoruz. Bin bir ilginçlik ile bu çocuk 2011 yılında lise bitirdi… Nasıl mı ?  

Hakkımda söylemekten hoşlanmadığım bir sır vereceğim çünkü başkalarının araştırıp bulması yerine kendime dair açıklarımı kendim deşifre etmeyi tercih ediyorum. Zaten okumayı sevmiyor diye ilköğretim öğretmenlerimin zorlaması ile, evime en yakın meslek lisesine kaydımı yaptırılmasına razı göstermek zorunda kaldım. Lise 1. sınıf Çin işkencesi gibiydi bugün bile ızdırap kelimesi ile lise hayatımı tanımlayacak kadar iyi hatırlıyorum. Dönemimde 2,50 ortalama sınıf geçme ortalamasıydı. Sırf okulu sevmedim diye devamsızlıktan kalırım diyordum ama bu nasıl bir modelse neredeyse hiç devamsızlığım olmadı. Yıl sonu 2,49 ile sınf tekrarı dedikleri ana kadar her şeyi boşlamış ve dünyayı umursamıyordum. Ta ki arkadaşlarımın ben sınıfı geçsem bile bir sene önce mezun olacakları gerçeğini anlayana kadar… 

Bilişim teknolojiye merakımı fark eden bilgisayar öğretmenlerim Sinan  Bayram ve Emil Çay bendeki yeteneği fark edip bana sahip çıkana kadar da diyebiliriz. İşte o vakit bende bu işi yaparım dedim, görende ülke kuruyorum sanacak, gözümde büyüttükçe de büyüttüm… Ertesi yıl 2,51 ile mezun oldum. Ama gurur yaptım kendimce ve kendimi düz lise denilen liseye kayıt aldırdım. ( Okul süper lise idi sonradan Anadolu lisesi olunca bende mezunu olmayı başardım. Yoksa keramet bende değil.) Oradaki öğrencilik hayatım apayrı bir fiyasko oldu. En sonunda yeter artık kurtulalım diyen kıl payı 1 – 2 puanla sınıf geçtiğim bir süreçle birlikte hocaların zorlaması ile okuldan mezun olmayı başardım. Mezun olduğum esnada bir Bilişim Teknoloji alanında bir derneğin İstanbul Şubesi adına, Türkiye de ilk Liselerde bilişim projelerini yöneten koordinatörü sıfatınıda alarak mezun olmuştum. Çekirdekte olsa ekipte bilişimci olmayan tek kişi olarak’ ta kendime yer edinmiş o günden sonra Türkiye de neredeyse hiçbir alanda konu uzmanının konuşmuyor olmamasını da yadırgamaz olmuştum. 

Unutmadan eklemeliyim ki, liseyi 5 yıl okumama rağmen hazmedememiş olacağım ki, üniversite ek tercihleri denilen bir olayın varlığını tesadüfen mezun olduktan bir sene sonra öğrendim. ( Lise 3. sınıfa geçtiğim yıl yani 4. yılımda liseler 4 yıl oldular. +1 ile lise 5 sene sürdü ama bana oda yetmedi resmi mezuniyetim üniversiteye yerleştiğim kesinleştikten sonra oldu.)

Devamında zaten çalışmadığım üniversite sınavına uzun yıllardır yaşadığım görme problemlerini de ekleyerek girdiğim sınavda aldığım düşük puanla sadece tercih yapmak için yapmış olduğum tercihlerde es kaza diğer ilgi alanım siyaset ile alakalı “ Mahalli idareler ve yerinden yönetim programına kayıt yaptırarak kırılma noktasına geldiğimi fark ettim. Okul sürecini hızlıca geçeceğim ancak, hocalarım ile tatlı atışmalarım ile okuldan normal süresinde mezun oldum. Örneğin genç bir hocamız ile bize yerel yönetimlerde televizyon kanalları ve sosyal belediyecilikten bahsederken ben bu kanalların frekansları konusunda hazırlamış olduğum bilgileri paylaşıyordum. Resmen hocam ile yarışıyordum her geldiğinde yeni bir şeyler öğrenip kendisine sunuyordum ki… 

En sonunda bir gün yanına çağırıp, bak senin yüzünden ders işleyemiyorum derse gelme zaten ödev ve sınav notların iyi diyene kadar bu böyle devam etti. Ondan sonra birkaç derse girememiş olsam da sonrasında sessizce dinlediğim için hiç problem yaşamadım. Her şeyi ile ilginç anılarla mezun oldum.  

Derken, asıl eğitim merkezi olan hayat okulunda kendime yer edinmeye aralara sıkışmaya aslında sıkışmaya çalışmak dışında bir yol kalmadığını anlamaya başlamamla yeni bir dönem başladı… Televizyon dizilerindeki o şaşalı lüks hemen iş bulan sınırsız anlık istek ile yaşayan gençlikten eser kalmadığını gerçekler tregetyası’ nın başladığını yaşayarak öğrendim. 

İstanbul’ a tekrar sürgün için tekrar döndüğümde aylarca iş bulamadım. Gerçi iş nasıl bulunur nasıl başvurulur ? Ne söylenir nasıl söylenir bilmiyordum.  

Tüm umutlarımı yitirdiğim bir gün bir akrabam beni arayıp çalıştığı şirkette personel ihtiyacı olduğundan bahsettiğinde işi sormamama rağmen işin zorluklarını ve üniversite mezunusun çalışabilecek misin çalışanlar ilk okul mezunu bile değil dediğini hatırlıyorum. Gurur ego yapmanın değil çalışmanın zamanı diye buluşma takvimini soruyordum. İşin gıda içerikli olduğu dışında hiçbir şey söylemeden beni görüşmeye aldılar… 

Şirketin İsmi Düzey A.Ş o dönem şirketin çalıştığı A grup isimli taşeron şirkette görüşmeye girdim. İlk soru beni tanımak istemeleriydi. Yaklaşık bir dakika bekledim kendim hakkında hiçbir şey diyemedim. Görüşmeye giren bir hanımefendi vardı. Hadi o zaman adın ve nereden oturduğunla başlayalım dedi. Kekeleyerek büyük bir heyecanla çok büyük bir iş yapıyormuş gibi onlara kendimi anlatmaya çalıştım. Sonra süt içer misin dediler. Evet Pınar süt içerim dedim, durdular neden tercih ediyorsun dediklerinde yağ oranını beğeniyorum dedim. Bundan sonra “SEK” içer misin dediler. Alkole karşıyım dedim. Meğerse “SEK”  süt ve yoğurt markasıymış. Ardından bildiğin çikolata markalarını say dediler başladım Nestle, Ülker, tedelle, şokella diye sıralamaya birisi atıldı Nutella’ yı en sona bıraktın galiba diye… 

Kısaca yok ben Nutella yemem hiç denemedim diyiverdim. Bu kişi iyice sinirlendi ama neye kızdığını anlayamadım. Oradaki Hanımefendi tamam Mesut sen çık dışarı seni haberdar edeceğiz dedi.  

Yani “Biz seni ararız”  

çıktığımda orada tanıştığım bir kişiden öğrendim ki Sek ve Nutella’ nın da içinde olduğu bir dizi ürün için görüşmeye gelmiş ürünleri istemeden kötülemişim.

Yine olmadı diye hayıflanırken eve geldim. Ertesi günü O hanımefendi Ayşe hanım beni aradı ve Mesut sana bir  liste gönderiyorum onları hazırla yanıma gel dedi. Tek cümle sordum Benim iş olayı ne oldu belli oldu mu ?  

O kahkahasını hala unutmuyorum. Sen evrakları al gel anlatırım dedi. 

Ilk işime işte böyle başladım. İnsan bu kadar saf olabilir mi diyebilirsiniz. Ailenin aşırı koruması hazır para ile yaşam beni bu acımasız dünyaya böyle hazırlamıştı. 

Sonradan öğrendim ki görüşmemiz tamamen düzmeceden ibaretmiş, ekip liderimiz Suha bey, o akrabamı tanıdığı için işe alınmamı istemiş ve alınmışım. A Grupta yaklaşık üç sene çok renkli bir çalışma ve de tecrübe edinme imkanım oldu. Ekipler içerisinde benimle aynı işi yapan 100 – 150 civarı çalışan vardı ve aralarında beni farklı kılan aktif mail kullanıyor olmamdı. Unutmadan what sapp uygulamasını da şirketin verdiği telefon sayesinde tanıma imkanım oldu şaka gibi ama gerçek.. Keşke tanımasaydım da bu kadar zamanım israf olmasaydı… 

Ve başladım çalışmaya o sırada Lisans eğitimimi de tamamlayarak askerlik vazifesi zamanı gelene kadar çalıştım. Askerdeyken çekpas ile paspasın neler olduğunu farklarını da öğrenmiş oldum ki hiç işime yaramayacak olsada bana milat oldu diyebilirim. Ve orada öğrendim ki “ yaşamam mucizeymiş her sakallı dedem değilmiş” 

 Sonrasında madem bunlara sabrettim en dibi görmeden yukarıya çıkmanın resmi olarak tek yolu, tanıdık torpilmiş olduğunu hayat yüzüme çok sert bir şekilde vurarak anlatıyordu.  

Edindiğim tecrübe ile kimseyi araya koymadan ne yapabilirim diye düşünürken kek almak için alışverişe gittiğim A 101 Marketlerinde hiçbir tanıdık olmadan işe girdiğimde çok sevinmiştim. 15. gün istifa ettim.  Sebebi ne iş yaptığımın belli olmaması ve kasada başarılı olamayışımdı. Zaten iki yıl istifa etmeden kalabilen bölge müdürü olabiliyordu.   

İstifa etmeye karar verdiğim gün, haşlamalık mısır satın almaya gittiğim Metro Gross markette çalışma düzeni disiplinli oluşu dikkatimi çekmişti. Kurumsal bir yer ve Alman disiplininin uygulandığını hayal ederek zaten aramazlar doldur gitsin diyerek iş formunu doldurmaya gittim. Doldurduğum gibi personel ihtiyaçları varmış beni işe aldılar. Dedim bu iş oldu en bim bam bom rüyalarım gerçek oldu… 

Hayaldi gerçek oldu dememek lazımmış en sonunda hayal olarak kalıyormuş ;

Rüyalar taki İşletme müdürünün tüm personeli eğitim ve şirket hedefleri konusunda toplantıya çağırmasına kadar yani 2,5 ay kadar sürdü.  İşletme hedefleri stok çeşitleri tedarik zinciri sıcak soğuk satış satış kanalları gibi konular hakkında kopyalar içeren bir kağıdı elime verip toplantıya gönderdiler.

Toplantı esnasında mağaza müdürü bunlar ve benzeri tamamen işletme ve yönetimi ile ilgili sorular sordu. Bende sazan gibi atlayarak hepsini cevapladım. Ve eski personele dönüp 2 aylık stajyer bunları biliyor siz 10 – 15 senedir hala öğrenemediniz dediği an atılıp, – Ben İşletme yönetimi alanında Tezli yüksek lisans öğrencisiyim yani bu alanda eğitim aldım bu nedenle biliyordum deme ihtiyacı hissettim.

Toplantı sonrası endişelenmeye başladım ve samimi gördüğüm bir yöneticiye hata mı yaptım dediğimde hayır aramızda kalsın senin için Nisan dönemi yeni yapılanmada terfi yolu açıldı demesiyle, seviniyordum ki departman sorumlumuz hanımefendi bana hışımla gelip, geldiysen artık sohbeti bırak çalış diye sesini yükseltti. Iki aydır melek olan kişi neden böyle olmuştu dedim bunun sebebini birkaç gün sonra öğrendim. 

Bizim toplantı sonrası yöneticiler toplantısında beni terfi edebilme ihtimalim onu huzursuz etmişti.  Üzerimde Mobing (İşyeri zorbalığı) yapılmaya başlandı. Çalışmamı engellemek için bazı personellerce saldırgan tavırlarda eklenerek giderek zorlu bir süreç haline dönüştü ki, 3 gün sonra çalışırken birden üstüme gelip beni iten resmen üzerime yürüyen departman sorumlusu ben 10 yıl burada çalıştım terfi ettirilmedim istifa edip, tazminatımı yakıp 1 sene şurada şura da çalıştım diye sayıp sonra sen benim üstüme mi geleceksin dediği an ben her şeyi anlamıştım.  Anlamam ve işten çıkarılışım arasında bir hafta geçmedi… 

Çalıştığım süreçte, şirketin satış politikaları gereği içinde bir ürün hasar görünce tüm kolinin sapasağlam olsa bile direkt çöpe atıldığı ama resmi olarak kurumlara bağış yapılıyormuş gibi gösterildiği bir durumu yakinen gözlemleme imkanım oldu. Fakat bir çok ürünün satılabilecek hale getirerek satışa sunduğum için, bölüm cirosu ( Satış oranı karı) artışı da iyice göze batınca çalışmıyor gibi gösterip işime son verdiler. Ben çıkartılırken İnsan kaynakları yetkilisinin mahcubiyetini hala unutamıyorum. Çok iyi bir insandı.  

Bu yazıyı yazmadan 10 gün önce ortak tanıdıklardan aldığım bilgilerle yazabiliyorum ki, işimden olmama sebep olan Departman sorumlusu dahil tüm çalışanlar çeşitli nedenlerden dolayı artık o şirkette çalışmıyor.

Ve Özel sektörde yerden bir çöp aldıysanız ben çöp aldım diye bas bas bağırmanız gerekiyor- muş… 

Edindiğim tecrübeler kazandığım paradan daha çok şey kazandırdı… 

Bundan sonraki süreçte kısa vadeli günlük bir iş bulup çalışmayı bir başka değişle Part- time ( Kismi süreli) çalışmayı denemeye karar verdim. Tezim için kaynak amaçlı kitapçıları gezerken Bakırköy ilçesinde bunan Beyaz Adam isimli çok eski bir kitapçıda personel alım ilanını görüp başvurdum. Birkaç gün sonra görüştük ve başladım.  Üç aylık sezonluk anlaşma yapmamıza rağmen 4. ayımda hala çalışıyordum bu kitapçının diğer kitapçılardan en büyük farkı sahiplerinin ve çalışanlarının çoğunun Ermeni kökenli olmasıydı. Ben bir Azerbaycan Türk’ ü olarak ve onlar bunu çok iyi bilmesine rağmen, bana kendilerinden biriymişim gibi ayırmadan kendi kardeşleri gibi davrandılar. Hatta müşterimiz olan bir “Peder” beni de onlardan zannedip ayine neden gelmediğimi sormuştu. Müslüman olduğumu söyleyince çok şaşırmış bize bu kadar uyum sağlaman çok sevindirici demişti. ( İnsana ve dine çok saygılıydılar müslüman çalışanlar için müslüman bir aşçımız bile vardı.) Tez savunmama zaman ayırmak için istifa etmek istediğimde bana izin verelim çalışmaya devam et diyecek kadar samimi ve içtendiler. O gün istifa ettim onların devleti ile biz savaş halindeyiz ama, savaşları devletler ordular yapar insanlar bu işin sadece mağdurlarıdır. Hala onlarla dostluğumuz devam ediyor ve edecekte… 

Ve bu uzun yazının sonucunda bugüne gelmenin vakti geldi, bundan altı önce ampul alabilmek için bir yapı marketler şirketine alışveriş amaçlı girdiğimde alacağım üründe Yapı kart’ la geçen indirimden faydalanmak için ücretsiz şekilde temin edebileceğim söylenince hemen müşteri hizmetlerine doğru yöneldim. 

Önümde sırada bekleyen iki kişi iş başvurusu formu istemişler, bankodaki personelde benim iş başvurusu için geldiğimi zannedip bana da form verdi. Şaşırsam da kısmette varsa ekmek bize de yemek düşer diyerek doldurdum. Özetle altı aydır kurumsal bir şirkette çalışıyorum ve emeklerimin ekmeğini zahmetlerimin sonucunu görmeye başladığıma şahit oluyorum. Unutmadan 15.11.2020 Yani bugün itibariyle şirket içi kariyer yapabilmem için yol açılarak yeni çalışma yerime atandım. Varsa bir ihtiyacınız Kağıthane Fix’e bekleriz.

                                      Yazının Sözü Uygulaması : 

             Gerçek hayat, minik değişiklikler meydana geldiğinde yaşanır. 

                                            Lev Tolstoy 

Yazar notu :  

Değerli editörüme bu yazıyı hiç göndermedim çünkü; aşırı uzun yazılar okuyucu çekmezler ancak, bu yazıyı yazarken sadece içimdekileri yazmış olmak için yazdım. Kimse okumasa bile ben bunu hislerimle yaşadıklarımla beni yakından tanıdıklarını düşünenlerin görseler inanmayacakları değişimlerimin nereden nereye geldiğini ve hakkımda ilk defa bir yazı yazdığımı hatırlatarak paylaşmak istedim. 

Yukarıda bahsettiğim yazıda anlattıklarım tamamen gerçektir. Dünyadan bu kadar uzak birinin yaşadığı evrimi yazmaktan nefret edip blog yazarlığına nasıl başladığının özetidir. Anlatmak istediğim, yeni mezunsanız ve staj bile yapamadan mezun olduysanız, iş dünyasına yabancıysanız, kısmetinizde varsa o iş sizin olacaktır. Ama  kısmette olan iş kariyer sitelerinde bilgisayar başında, eş dost tanıdıktan haber bekleyerek değil, gerekirse iş yeri iş yeri gezip yorucu veya zahmetli diye ayrıt etmeden bir yerden başlayarak olur. Büyük holding kurucuları da bir yerden başladı hiçbiri oturduğu yerde ona iş teklif etmedi. Hesaplarına dolgun maaşları durduk yere göndermedi. Siz başlayın eğer gerçekten altın iseniz ve o şirket sizi hak ediyorsa O İŞ SİZİNDİR ! 

Metro grosmarkette üst yönetime tanınan hakların çok daha fazlası şuan çalıştığım Holding şirketinde sıradan bir personel iken bana sağlanıyor. Neyin iyi neyin kötü olduğunu zaman gösterir. 

Türk tarihinde bugün ne oldu ?  

  • 1638 Osmanlı ordusu Bağdat’ı kuşatmaya başladı.  
  • 1937 Dersim Harekatı ilk adımı tamamlandı.Dersim İsyanı lideri Seyit Rıza ve 6 arkadaşı Tunceli’de idam edildi.   
  • 1942 İki fiyatlı ekmek satışına başlandı. Memurlar 14, halk 27 kuruştan ekmek alacak.   
  • 1956 Orta Doğu Teknik Üniversitesi kuruldu.  
  • 1967 Kıbrıs‘ta üç Türk köyüne saldırarak işgal eden Rum tedhişçiler, 28 Türk’ü öldürdü, 200’ün üzerinde Türk kayboldu. Olağanüstü toplanan Bakanlar Kurulu, genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları ile durumu değerlendirdi.  
  • 1975 İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu kuruldu.  
  • 1977 Türk atleti Veli Ballı, Pakistan’da yapılan uluslararası atletizm yarışmalarında ”Maraton” dalında birinci oldu.  
  • 1983 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi.  
  • 1988 Başbakan Turgut ÖzalTürkiye‘nin Filistin Devleti’ni tanıdığını açıkladı. ( Hani her fırsatta ermeni ve yunan sevicisi ve pkk’ ya terör örgütü diyemeyen  filistin’ i tanımaktan bahsediyor.)   
  • 1995 Türkiye Millî Futbol Takımı İsveç’le berabere kaldı. Böylece, ilk kez Avrupa Şampiyonası’na katılma hakkı kazanıldı.  
  • 2012 – Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk millî muharebe tankı Altay‘ın tanıtımı yapıldı.

Türkiye’ nin Güneyi Karabağdır !

Ulu önder ATATÜRK’ün 30 Ağustos 1922’de “Askerler ilk hedefiniz AKDENİZ İLERİ!..” emri sonrası, bambaşka bir boyut kazanan ülkemizin güney sahilleri neden önemliydi?

İzmir işgal altındayken neden Ordu’ya “AKDENİZ” parolası söylenmişti?

Bu emir Kahraman ve Gazi Türk Ordusu’nun, 350-400 Km’lik bir alanı Afyon- İzmir arasını dokuz gün gibi kısa bir sürede geçilmesini sağlamıştı. Ayrıca Yunanlıların yüzme alanında madalya kazanmalarının sebebi olarak dünya tarihine yazılmıştır.

Önüme “Mavi Vatan” haritasını açarak baktığımda, “Akdeniz neresi İzmir neresi” diye düşünmeden edemedim. Dünkü düşmanların bugün yine düşman, dünkü maşaların yine bugün maşa olduğunu bir kez daha hatırlayınca, tarihin tozlu raflarında araştırmaya koyuldum.

15 Mayıs 1919 tarihinde maşalık vazifesini paşalıkla karıştıran Yunanlılar! İzmir’i işgal etmiş ve döneminde yüzbaşı olan “Gevur Mümin” (Aksoy) gibi birçok kahramanın, vatan için vatan haini olan evlatların olduğunu unutmuştu. Düşman Osmanlı devletinin içinde bulunduğu durumu fırsat bilerek, işbirlikçi Damat ülkenin tüm maddi ve manevi gücünü yıkmaya and içmiş gibi halkı kandırırken, Yunanlılar Anadolu’nun içlerine kadar ilerlemiş ve Ankara’yı tehdit eder hale gelmişti. İşte kırılma noktamız burada başladı. Osmanlı arşivlerindeki coğrafi bilgilere baktığımızda ise ilginç bir gerçek bizi karşılıyor. Anadolu’yu kuşatan deniz; İstanbul boğazına kadar Akdeniz, İstanbul boğazı çıkışında ise, kalan tüm bölgenin Karadeniz olarak adlandırıldığını öğrenmiş oldum. Haliyle Adalar denizi, Akdeniz’in, Marmara denizi ise, Adalar denizinin iç körfezi durumundadır.

Dönemin şartlarında Harbiye’de öğretildiği gibi tanımlayan ATATÜRK… O “Akdeniz” derken, bugünün Akdeniz’ini kastetmemiştir.

AKDENİZ’in geçmişine bakarken bugününe geldiğimizde, Ata Türkiye’nin Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırlarında doğalgaz bulması, ardından Yunanlıların yüzücülükteki maharetlerini kanıtlama isteği sonucu, NAVTEX üstüne NAVTEX ilan eder olduk…

İt dalaşları, göçmenler meseleleri derken bugünkü Akdeniz’in Türk sahası olduğunu zor da olsa kabullenen Yunanlıları susturduk ki…

Yaklaşık bir ay kadar önce, eldeki maşayı değiştirenler, ASALA terör örgütünü hortlatamayınca Erivan’daki Ermenileri telef etmeyi tercih ederek, Can Azerbaycan’ ın sivil halkına saldırılarda bulundurtmuş ve de Aslen Azerbaycan toprağı olan ve Rusların Ermeni ismiyle işgal ettiği KARABAĞ toprağının işgalini de ekleyerek kahpece saldırmıştır. Tüm bu yaşananlar,

“Tarih tekerürden ibaretse tekkerrür ettirmeyin.” diyen Mehmet Akif’in sözünü bir kez daha gündeme taşımıştır.

1) Yunan tekrar yüzme kurslarına katılacağını anlayınca, ekonomiye yönelmiş sesini kesmiştir.

2) Erivan’daki zibiller ise; kaçacak delik aramaktalar.

Anlayacağınız Türkiye’nin Akdeniz’i Karabağdır ! 

Açın haritaya bakın…

Azerbaycan sınırları karalar bağlayan Karabağ’dan ilerleyerek Erivan’ın İran’dan aldığı desteğin kesilmesi anlamına gelen, Karabağ ile Nahcivan arasındaki işgal topraklarının Azerbaycan’a fiziken katılması ile Erivan’ın dünyayla bağlantısı Türkiye, Gürcistan ve Rusya’dan ibaret olacak ki Rusya ile kara sınırı da yok. Türkiye zaten kapı açmaz. Gürcistan da hava sahasını kapattı. Böylece maşa olup kendini paşa sanan bu Ermeni topluluğu, Azerbaycan olmazsa nefes alamayacağını bir kez daha hatırladı…

Yine de unutmamak lazım, ekmek yediği kaba pisleyen fırsatını bulur yine pisler… Sonuçta çift dil sadece yılana özgü bir özelliktir.

Türkiye olarak bizim için Karabağ nedir sorusuna cevaben, “Karabağ Turan’dır Vatandır, Vatan Anadır Namustur. Yaşamak için ihtiyaç olan nefestir..”

Karabağ neden böylesine önemlidir derseniz de, Karabağ’dan geçen Azerbaycan, Türkiye’ye doğru ilerleyecek, kendine bağlı Özerk muhtariyet Nahçıvan’ı da kanyon (şehir) yaparak, Türkiye ile sınır kuracaktır. O vakit görülecektir ki, enerji koridoru nasıl oluşturulur, ticaret nasıl yapılır, yeni ticaret yolları nasıl üretilir..  Hepsinden ötesi ORTA ASYA TÜRK CUMHURİYETLERİ ile TÜRKİYE’nin karasal hatta tren yolu ile bağlandığını hayal edin şimdi.. Gözünüzde canlandı mı Karabağ neresidir?

Haritada da görebileceğiniz gibi Türkiye ile Türk Orta Asya Cumhuriyetleri ile Türkiye’ nin kara bağlantısını ermenilere Ruslarca verilen ve yönetilen toprak parçasının engel olduğu açıkça ortadadır.

Ayrıca net olarak gösteremesekte, Güney Azerbaycan ile karabağ’ ın fiziki yakınlığını göz önüne aldığımızda İran’ ın terör örgütü pkk ve terör devleti erivan yönetimine yardım etmesindeki açık gayeyi görebilmekteyiz.

Karabağ bizim kızıl elmamızdır.

“Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan…

Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir: Turan!..”

(Ziya Gökalp)

Yazının Sözü Uygulaması:

Kınında duran kılıcın kestiği görülmemiştir.

Ek not : Bugünkü sınırlarda Nahcivan ile Türkiye cumhuriyeti arasında kalan 68 Km’ lik alan Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsi malı olduğu için işgal edilse dahi başka devlet el koyamamaktadır. Bununla birlikte, Nahcıvan Cumhuriyeti’ ni Şehit Enver paşa’ nın ağabeyi Halil paşa ve 300 gönüllü askeri askerlikten istifa ederek bölgede Osmanlı devleti’ nden apayrı bir ihtilal yaparak yeni bir Türk devleti olarak kurmuşlardır.

Aynı teşkilat, Hatay devleti ve Batı Trakya devletlerini de kurmuşlardır.

Türk tarihinde bugün ne oldu ?

  • 1919 – Sedat Simavi tarafından çıkarılan siyasi mizah dergisi Diken yayınlanmaya başladı. 
  • 1920 – Kars‘ın kurtuluşu: Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki Ordu büyük bir zafere imza attı.( Daha sonradan DP yöneticisi Hüsamettin CİNDORUK İsmet paşa asker kaçağı diyecek ve halk buna inanıp sokaklara dökülecekti.)  
  • 1923 – Mustafa Kemal Paşa, Başbakanlığa İsmet Paşayı (İnönü) atadı. 
  • 1937 – Ankara Gar binası törenle açıldı. 
  • 1961 – Türkiye ve Almanya resmî işçi alım anlaşmasını imzaladılar. 

BİTTİ DEMEDEN BİTMİYOR !

Ben bitti demeden bitmez dememiş miydim? 

Derken bir de baktık ki biten ve yiten; kendimizi unuttuğumuz yuvarlak dünyanın düzlemde kaybolan gölgesi, ömrü saadetmiş. 

Sosyal ilişkilerde sosyal medyanın ve de Covid- 19’un da etkisiyle artık bilemez olduk, kim kimdir? Malum artık duygular, istekler, amaçlar hatta sanal duygusallık aldı başını gitti.. 

Ve o zaman soruyoruz tabii ki ilişki bitişiyle aşkla beraber ömür de biter mi? Sormadan edemedim doğrusu, malum halk olarak her geçen gün artan oranlı biten; şampuana, süte hatta benzine su katan bir topluma dönüştük. Hepsi yetmezmiş gibi bunlara “Yetmez ama evet dedik” yetmedi de zaten.. 

Sanki hiç bitmeyecekmiş, gitmeyecekmiş gibi alışılmış rutinin dışına hiç çıkamadık. Mesela her gün taze süt aldığımız sütçüden vazgeçip, marketten pastörize süt almadık, korktuk?

Çünkü alışılmıştan uzaklaşmak, gözlerimiz bağlıyken atletizm şampiyonluğuna hazırlanmak gibidir. 

Peki, bu insan ilişkilerinde rol model seçiminde kimler kimlerdir? 

Hiç bitmeyecekmiş, hep kalacakmış gibi olan o rol modeller.. 

Mesela bir evladın ailesinin gözünde hep çocuk olarak ellili yaşlarını, ak saçlarını görebilmesi gibi… 

Hayatta kendince ilginç bir seremoni müzikali; 

Cinsdeş ve türdeş olamayanlar; insanlar ve olaylar “olur mu öyle şey” dediğimiz her şeyin olduğu olaylar bütünleşmesi,  

Hayata bir katılan, bir çıkan, başa gelen olayların sıralı silsilesi, art arda süregelen, “şu taksiyi takip et” denilen sahneler gibi…   

Hayat dediğin; sonu gelmez bir memleket yoludur. Sıla hasreti gibi, gelse de monotonlaştığı sırada değişebilen dinamik bir olaydır. 

Megakent’te çalışma hayatında hep olmayanı isteyen, her istediğinin anında olmasını istemesine rağmen sonraki adımını düşünmeden, sonucu olumsuz olunca talimatı uygulayanı sorumlu tutan anlayış geleneğinde yetişip, sonra “bu gömlek olmadı kot pantolona geçelim” diyen insanlar veya da geçmişten uzaklaşamayan orta çağ tezahüründe kalmış iletişimin dersini lisede alamadan mezun olmuş yöneticiler ve müşteriler, neler neler… 

Bunu gördüğümde ilk aklıma gelen şey Zahide hocamın “İnsan ticari bir maldır” sözüdür. Haklı olduğunu bir kez daha anladım. 

Sizi anlayamayan sevgili veya eş, ilgi bekleyen ama alamadığında yaramazlık yapan çocuklar, kendi bencilliğini fedakârlık gibi sunan aileler, neler neler… 

Bu insanlar her defasında, “ne yaparsak yapalım bize katlanmak zorunda, bizden vazgeçemez” diye düşünerek, aynı hataları tekrar etmiyorlar mı?

Sonra onları mı suçlu göreceğiz? Asla, onlara bu fırsatı veren bizim önce bir falakadan geçmemiz gerek… 

Veyahut da “ben ölene kadar hep kalır, beni yalnız bırakmaz bu kek, dankek cepte” dediklerim onlara ne oldu ki? 

Kendi adıma demem gerekirse cennet ülkemin en büyük şirketlerinden birisinde, basit, zahmetli ve bir o kadar da teferruatlı işlerinden birisiyle meşgul olurken, insanlarla iletişimimi de sağlamlaştırmak adına kendimce çalışıyorum. Bunları yaparken, beni işime en çok bağlayan olay ise   her an, gece yarısı dahi telefonla ulaşabildiğim lider yöneticim, ekibimizin abisi olan ve motivasyonumu yüksek tutmak için adeta iş hayatının sıkıntılarını “kahvede keyif” haline dönüştüren bir ekip liderim olması.. 

O olmasaydı belki de tüm bunların hiçbiri de olmazdı..  

Hayatımın her anında, eş güdümümde, bir elmanın yarısı olduğum insanlar, tatlı dilli, hoş sohbetli, kalbi yüzüne vurmuş insanlar da olmasa ve hep birlikte bu işlerin altından kalkmasak, ne yapardım kim bilir?  

Aslında bazen her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğu bu kocaman ama bir o kadar iğne deliği aralığı kadar bir anlık süreçte, ne yaparsam yapayım onlar da gidiyorlar…  

Her şey benim elimden kayıp giden ömre benziyor, sudan çıkmış balığa dönüşüyorum, başkaları genellikle masalda kabak olurken, ben suyun dışındaki kaya balığında kendime yepyekün vücut buluyorum. 

Hazıra eklediğim karışık özelliklerimle, hayatıma giren iyi veya kötü hatta etkisiz insanların, yaşanan olaylar ve sonuçlarının aslında neyi- nasıl- ne şekilde tercih ettiğim ve nasıl yapabileceğimle ilgili detayların, iyiliğe atılan her adımın ve yaşanan her anın, kendine göre bir anlam bulduğuna dair tüm inancımı hiç kaybetmedim. 

Kaybetmeyeceğim !  

İşte o zaman asıl konu başlıyor. Nereden başlıyor, nerede bitiriyor, kim kimdir, nasıldır? Şimdi yapılacak tek şey kararsız kalmaktansa hata yapmayı göze alıp, yani risk üstlenip, bir yerden başlayarak sonuca doğru hareket etmektir…  

Yazının Sözü Uygulaması :  

Her şeye su katan bir millet olarak, mayasını, hamurunun olgunlaşmasını beklemeden ekmeği fırına sürdüğümüze yanarım ki, ne yanarım.. 

Tarihte Bugün:  

15 Ekim 1927 Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi kurultayında “Büyük Nutuk”u okumaya başladı. Nutuk’un okunuşu 6 gün sürdü. 

15 Ekim 1937 Yeni harflerle basılan ilk kağıt paralar tedavüle çıktı. Üzerinde Atatürk’ün resmi bulunan 100 liralık banknotlar 1942’de tedavülden kaldırıldı. 

15 Ekim 1970 İstanbul’da kolera salgını olduğu açıklandı. 

15 Ekim 2003 İlham Aliyev, babası Haydar Aliyev‘in yerine geçerek, Azerbaycan Devlet Başkanı oldu. 

İşten ayrılacağım derken başınıza iş almayın !

Sosyal hayatın dengesini sağlamak amacıyla hayatta kalabilmek ve de oksijenin bile yakında litosferin katmanlarına çıkan uzmanlar tarafından parayla satılacağı dönemlere yaklaşırken İş bulmanın da  aslanın midesindeki eritilmekte olan ekmeğin yemek kadar zor olduğu süreçleri gün geçtikçe daha net yaşayabilmekteyiz.



Genel olarak alışılagelen yazım şeklinden uzak anlatımım ile iş nedir ? Bulurken nasıl bir psikolojide oluruz konusunu irdeledik.

Meslek sahibi olabilmek Türkiye’nin şartlarında oldukça zor bir durum, elinize verilen A5 boyutlu rulo şeklinde kavgaya gitsen yarı yolda koyacak bir kağıt parçası olarak duvarımızı süslemektedir.

İş bulmanın belli başlı yaklaşımları olarak ;

Halk kültürümüzdeki tanımıyla torpil ya da dayısı vardı yöntemi en etkili ve yetkili çözümü olarak karşımızda tabii başka ekstra yöntemlerde yok değil. A partisi B şirketi yöneticisi tanıdığı gibi bunlarında da dışında bir yöntem elbette var. Eğer diploma sahibiyseniz ve işsizler kervanında fazla beklemek için zamanınız yoksa hizmet sektöründe özellikle, marketing alanında rahatlıkla ter akıtarak para kazanabileceğiniz bir iş sahibi olma imkanına sahip olabilirsiniz.


Olur da bir şekilde işe girmeyi başarırsanız da bir de resmi çıkış hakları gibi durumlar söz konusu ;


Askerlik, evlilik gibi durumlarda cinsiyet fark etmeksizin sizi iş yeri işten çıkarıyormuş gibi yasal olarak tazminat hakkınızı alabiliyorsunuz.

Çoğu çalışan bilmesede bu süreçte kıdem tazminatı ve diğer sosyal haklar kuruşuna kadar alınabilinir.

Normal istifalarda ise ; herhangi bir neden belirtmeksizin yaptığınızda unutmamak lazım.Ben işi bıraktım derseniz bu istifa olmaz her yaptığınız işi belgeye dayandırmanız gerekmektedir.

Başlıca ayrıntılar ise dilekçeyi veriş tarihi (Örneğin üç yıl işten ayrılmama anlaşması yaptıysanız) İmza biçimine ve de dilekçenin verilme nedenine kadar ayrıntılandırırılır. Eğer anlaşmanızda istifa etme haklarınızda şartları taşıyor iseniz istifa edebilirsiniz.

İşçi istifa dilekçesini yazdığında işçi sözleşmesini tek taraflı fes ettiği anlamına gelir. Fakat adli süreçlerde işçinin iş feshinin kanıtlanması işverene aittir.

İstifa dilekçesi imzalandı ama yürürlülüğe girmesi istenmiyor ise ;

Türkiye’de pek rastlanan bir durum değildir. O zaman işçinin baskı altında imzaladığını belgelendirmesi şarttır.

İstifa dilekçeleri yargıtay’da hangi hallerde kabul görmez ?

İçeriği yazmayan veya boş bir sayfaya atılan imza ile istifa süreci yapılamaz. Ayrıca hukuksal olarak boş kağıdı imzalı olarak ele geçiren kötü niyetli kişilerin sizlere yapabileceklerinin sınırı yoktur. Boş senete imza atmak ile boş kağıda imza atmak arasında fark yoktur.

Evraklar arasında çelişkili bilgiler söz konusu ise ;

Mesela İşveren veya siz mahkemeye başvurduysanız işveren mahkemeye dilekçesini sunmuş ise, siz işsizlik maaşı almaya başlamış veya işveren işçiye tüm haklarımı ve olabilecek muhtemel haklardan vazgeçtim, aldım gibi ifadeler ile evrak imzaladınızsa bunun haricinde İşveren işçiye çek,

Senet verdiğini iddaa ediyorsa (İşverenin işçiye borçlu olma durumu) süreçlerinde istifa dilekçesi kabul görmeyebilir.

Tabii tüm kanunlar işverene destek olsun diye yoklar. Mesela, İstifa ettiğiniz tarih 18 Mart 2020 Diyelim. 19 Mart 2020’de işleme alındı ise ;

SGK iş çıkış tarihinden bunu teyyid edebilirsiniz. Mahkeme İşverenin davasının dilekçesini veya davasını kabul etmez. İşveren Çalışana tüm haklarının tamamını ödemekle mükelleftir.

Bu durumun istisnası olarak ise;

Şarta bağlı istifa kabul edilmiyor. Örneğin kıdem tazminatı ödenmesi şartıyla istifa ediyorum şeklinde bir dilekçesi varsa, Yargıtay bu davaları kabul etmez. Örnek durumdaki emsal karar ise, çalışanın tüm haklarının ödenmesi ile sonuçlanır.

Konuyu özetlersek;

Çalışan hakları Avrupa Birliği standartları sayesinde arttırılmıştır. İstifa ederken dahi bir çok haklarını alabiliyorlar. Ama bunun yolu işçi sözleşmenizi ayrıntılı olarak bilmekten geçmektedir. İş hukukunu iyi bilirler ise, mağdur olmazlar. Ve son olarak eklemeliyim ki, istifa dilekçesi usulüne uygun olarak yapılırsa işçi alacaklarını rahatlıkla tahsil edebilir.

Unutmadan İşçinin haklarını iş çıkışından itibaren işveren en geç 30 gün içerisinde işçinin banka hesabına havale etmek zorundadır.

Ve bu parada zaman aşımı beş senedir. İşçi hakkını beş sene içerisinde alamazsa hükmen bu hakkını kaybeder.

Yazının sözü uygulaması:

Beklenen gün, zafere doğru giden kısa adımlardır.

Demir Parmaklık (Barolar) yasası üzerine…

Matematik ağırlıklı fen bilimleri, hesaplamalar içerisinde belli kurallar neticesinde her defasında aynı sonucu çıkarırlar. Ama her doğru kişiye özel olup, her bireyin kendi açısından kendine göre hakkı ve düşüncesidir. Bunun en temel özelliklerinden birisi de savunma ve eşitlik hakkıdır. Bunun da temelinde hukukçu olmanın ilk adımı olan “Avukatlık” mesleği yer alır.

İşte orada siyaset ve hitabetin müdahillik dönemi başlar… Milletvekillerinden aşiret ağası olmayanların, hatta neredeyse tamamının avukat olmasının nedeni de işte bundandır.

Hukuk kişisel değilse, kişiye, döneme ve finansal kredi raporuna göre şekillenmediği sürece hukuktur. Dünya Jandarması Amerika’da dahi, vergi kaçırmak vatana ihanet kapsamındayken, ülkemizde kaçırmayanın vatan haini olduğu bir sürece şahitlik etmekteyiz. İşportacıdan vergi istiyoruz; bunu da bölge halkından oluşan zabıtayla halkımızı karşı karşıya getirerek istiyoruz, fakat holding patronlarının borçlarını da bir çırpıda silebiliyoruz.

Eğitim önemli, Türkiye gelişmeli, öğrenciler özgür hareket etmeli, girişimci olmalı diyor ancak, Kredi ve Yurtlar Kurumu ‘öğrencilerin ödeyemediği burs borçları’nı vergi borcuna dönüştürüyor. Bunun da ötesinde icra yoluyla tahsil edilmesi hukuk devletinin normu halinde görülüyor. Sosyal adalet ve eşitliğin olmadığı Hukukun A görüşü, B görüşü veya C görüşünden olmak zorunda kaldığı, dışarıda kalan radikal kesimlerin ise ilginç ittifaklarda yer almak zorunda kaldığı bir düzenin, “diktanın ayak sesleri” geliyor.

Temel soru hepimiz bir arada olamaz mıyız? İlle de birilerini temsilen onların maşası olmak zorunda mıyız?

Delice sorular; bir baro başkanı haliyle avukat olmak zorundadır, katıldığı mahkemede hakim tarafsızca davayı sonuçlandırabilecek mi? Yasalara uyduğu durumda ise, hakimin haritadan yer beğenmesi gerekecek mi? Avukatların davalarda başarılı olabilmesi için o günün şartlarında iktidar olanla yakın ilişkide olması şart mı? Eğer öyle ise koalisyon dönemi yaşarsak vay ülkenin haline…

Genel olarak bahsedersek;

Sağ nedir sol nasıldır? Yoksa ortacı var mıdır?

Aslında bu kavramları hayatımıza Dünya’daki her şeye kendi penceresinden Fransız bakan Fransızların ortaya çıkardığı gerçeğini unutarak bir görüş savunur hale geldik.

Adaletin kadın ismi bile olamadığı, medeniyet kelimesinden dahi barbarca bahseden bu milletin, haksızlıklara karşı gelen ve kişiye özel mahkeme kararlarının karşısında olanların, o anda boş olan koltuklara oturması ile solcu olduklarını görüyoruz. Dönemin kralı veya günümüzde hükümet dediğimiz kavramları ile menfaatleri doğrultusunda beraber oturanlar ise mecburen meclisin sağ tarafında kalmışlardır. Kimileri Fransız kimileri İngiltere dese de her iki medeniyetten uzak, sömürgeci zihniyetin ezdiği, sömürdüğü halk, kendi tarafını seçmiş ve adına sağ veya sol adıyla yer bulmuştur.

Düşünceler su gibi kalıplara göre şekil almaz.

Nazi kamplarında işkence edilemez.

Matematik gibi formüllere dayanmaz.

Çoğu yönü ortak olsa da ortak olmayan benzeşmeyen kısımları elbet olur.

Çoğunluğun değil haklılığın esas alındığı bir düzen ile devlet yönetilmelidir.*

Her şeyi, kendi mutlak doğrularının kabulüne ön şart görenler, istediklerini elde edemedikleri için, öfkeli ve zararı “ne, nereye, ne zaman, neden, nasıl ve kime” olacağına bakmaksızın sadece şahsi menfaatleri doğrultusunda bir sistem hayal ederler. Bir fikrin oluşmasına, özgür düşünceyle ve tarafsız bakabilmeyi beceremesek de, dinleyecek kadar saygı duymak da önemlidir. Fikirler hapishanelerde değil, düşünce merkezlerinde analiz edilerek; ‘Milli Strateji Teşkilatları’ ile araştırma konuları olarak, ulusal sistemin gelişimine katkı sağlamalıdır. Her fikri hapishaneye tıkarsak, hapishaneler felsefeci ve aydınların buluşma ve kaynaşma noktası olur.

İnsanların fikri tercihlerini sıralarken temel iki görüşün yeri her zaman daimdir.

Sağ ve Sol!..

Peki nedir bu görüşler, neyi simgeler, farkları neler, tamamen karşıtlık üzerine mi varlık gösterirler; yoksa, ortak yönleri var mıdır?

Çok ilginçtir ki her şey sağla başlar solla biter. Namazda meleklere selam verirken, askeri yürüyüş komutları veya tüm dünya ve Türkiye’deki çoğunluk kurulan iktidarların oy oranlarında hep sağcılar çoğunluğu almıştır. Devasa projelere mücahit giren sağcılar müteahhit olarak çıkarlar. Üç, dört dönem sağ iktidar döneminde başlanan proje sayısı bilinmezken, o yarım projelerin bitirilmesi sol iktidarlara nasip olur. Ülkeyi sağcılar kurar solcular ihtilal yapar. Klasik, fakat bir o kadar da ilginç böyle seremonilerden geçmedi mi bu ülke? 

Her bir olayın kendine göre bir meşruiyeti vardır.

Mücahitler müteahhitliğe alışamadığından, çalınan çimento ile binalar yamuktur, belediyeden izinsiz ve bir o kadarda eksik malzemesi vardır. Her vurucu deprem sonrasında görmüyor muyuz tüm bunları?..

Bu kadar bahsetmişken “demir parmaklık” yasalarından da bahsetmek gerekir.

Yasalaşan teklifle getirilen önemli düzenlemeler şöyle:

Avukat sayısı 5 binden fazla ise, 2 bin avukat birleşip yeni bir baro kurabilecek. Tabii çoklu baro sadece Ankara, İstanbul ve İzmir’de kurulabilecek. Aslında diğer şehirlerde 2 bin avukat bulmak zor olduğu için değişen çok da bir şey olmayacak. Barolar ‘Noter’ler gibi anılarak sıralanacak.

Her baronun kuruluşu ve yönetimi dernekler kanununa benzer biçimde, 2 bin imza ile 4 kurucu avukatla 6 ayda tamamlanacak.

Her avukat hangi baroya kayıtlı olduğunu büro tabelasına yazmak zorunda kalacak. Aynı büroda 2 veya daha fazla avukat olduğunda avukatın siyasi görüşüne göre, müvekkil bulabileceği bir ortam oluşacak.

Tabii bu yeni açılacak baroların çok kolay kapanabilme gibi bir handikabı da olacak. Rakamsal olarak, 2 bin avukatın altına düşmeleri ve 6 ay içinde bu sayıyı bulamamaları, yeni açılacak ve siyasi görüşe göre oluşturulacak baroların tasfiyesinin’ de önünü açmaktadır.

Barolar (Demir parmaklık yasasının en beğendiğim kısmı ise) genç avukatların mesleklerinin ilk 5 yılında hangi baroya kayıtlı olursa olsun “maksat ayağın alışsın” der gibi %50 daha az aidat ödeyecek olmaları…

Bunların sonucu olarak Ankara, İstanbul ve İzmir de delege sayısı düşmekte, her baro Türkiye Barolar Birliği seçimine baro başkanı, başkanın yakın 3 arkadaşı (Siyasal hale dönüştüğü için bu ifadeyi kullandım) ve ilave olarak 5 bin Avukata bir delege düşecek biçimde temsil edilecekler…

TBB’nin 477 delegesinden 138’i İstanbul, 53’ü Ankara, 30’u İzmir Barosu seçimlerinde belirleniyor. Teklif aynen yasalaşırsa İstanbul’un delege sayısının 14, Ankara’nın 7, İzmir’inse 5’e düşeceği tahmin ediliyor.

Peki Barolar siyasallaşırsa ne olur?

Hukuk ve adalete güven kalır mı? Baronun gönderdiği C görüşündeki avukat, A görüşündeki mağduru tarafsız bir biçimde savunabilir mi? Hele ki siyasi bir dava ise bunun sonu nereye varır düşünmek gerek? Bir dönemler, polis teşkilatındaki Pol-Der veya Pol-1 gibi aynı ayrışmayı orduda da yaşamıştık; ki bu yönlerden bizim çok acı tecrübelerimiz var. Aynı tecrübeyi umarım barolarda yaşamayız.

Yazının Sözü Uygulaması:

Adalet gözü kapatılan kadın heykelinin neden gözünün kapatıldığının açıklanması yerine, herkese eşit bir göz açıklığı sunan eşitlik sistemidir.

Tarihte Bugün Ne Oldu ?

1656Köprülü Mehmed Paşa sadrazamlığı kabul etti.

1910Osmanlı Sosyalist Fırkası kuruldu.

1918Nuri Paşa ve Mürsel Bakü komutasındaki Osmanlı, Azerin, ve Dağıstan birliklerinden oluşan Kafkas İslam Ordusu, Bakü Muharebesi sonucunda Bakü‘yü Rus ve Ermeni işgalinden kurtararak şehirde Osmanlı bayrağını dalgalandırdı

1923Türkiye‘de ilk yüzme yarışı, Galatasaray Kulübünce İstanbulBüyükada‘da düzenlendi.

1927Eskişehir Bankası kuruldu.

1955 – Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkındaki kararname yürürlüğe girdi.

Ne zaman vazgeçebilecek kadar özgür oluruz ?


Her vazgeçiş bir başlangıcın ayak sesidir.
Mesut Aydeniz

Kaybederken kazanmak eylemiyle başlayan bir hayat, aslında gelen bebeğin yanındaki yoldaşına da anne rahminde bakılıyor, büyütülüyor ama doğum sonrası o bir et parçası olarak toprağa gömülen tıbbi bir atık iken, bebek ise zamanla büyüyen geleceğin çocuğu tanımıyla başlayıp, neslin devamı olarak kendisini gösteriyor. İşte hayatta böyledir yaptıklarımız veya yapmadıklarımız bize yeni yollar veya kavşakların açılış noktasında döndürür durur..

Bizlerin önünde iki seçenek vardır. Ya başarmak ya da başarıya giden yolda umutsuz vaka adındaki umut olmak…

Ben kendi adıma sözüme başlarken ulusum adına yani sizler adına “Ulusun korkma!.. medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar..” diyerek, sosyal mesajımı vermek istiyorum.

***

Bizlere hiçbir zaman vazgeçmemeyi öğrettiler; tabii uçurumdan aşağı düşerken ben gidersem sende aşağı düşersin düşüncesini aklımıza destur koyarak değil. Vazgeçmemeyi yorulmamayı ve çalışmayı öğrendik. Amerikan cenaplarının kendi kullanmadığı, zararlı dediği süt tozu, margarin gibi ürünleri tüketmeye başlayarak, tarımsal üretimi, hayvancılığı kısıtlayana kadar çok çalışkan bir millet idik. Sonrasında ne mi oldu? Tarım arazileri ekilemediği için işsizlik oldu, hayvancılık yapılamadığı için et sadece bayramlarda halkın gramlarla alabildiği bir gıda haline dönüştü. Çünkü biz milletçe vazgeçmemeyi öğrenmiş ama “hazırı var ne de olsa” diyerek hazıra konmuştuk da, ona da dağlar dayanmadı.  

783.562 km² toprak hepimize yeterdi ve artardı da malum. Çevreci insanlarız, her yıl “Kıbrıs” toprağımız kadar toprak parçası denize karışmakta haberdar bile olamamaktayız. Yanlışıyla doğrusuyla biz vazgeçmemeyi öğrendik sonucunu düşünmeden adsız kahramanlıklar yaptık. “Vazgeçmek pes etmektir yenilmeyi baştan kabul etmektir” dedik? Ne oldu bize ?

***

Yıl 2020.. Post modern tekniklerle yönetilen dünya’da kendimize bir yol aldık, ilerledik. Kimimiz çok iyi eğitimler alamadık, eğitim alanlarımız ise, İŞKUR kurumunun günlük 89.40 kuruş ile insani yaşam düzeyi olan asgari ücretinin altında yaşam savaşına dahil olmaya çalışarak hayatta kalmayı nefes almak zannı ile devam ettiriyor. Bazıları genç yaşta evlenebilirken, bazıları hiçbir zaman bu hayaline ulaşamıyor. Bazılarının inandıkları, gördükleri, yaşadıkları ve yaptıkları birbirine hiç benzemiyor. Halbuki birebir aynısını kopya etmişlerdi..

Bazen başardık bazen de başardığımızı sandık, belki de hiç başlayamadık bile..

Bazen bir yerden sonra bir dönüm hatta medyatik ismiyle PİK noktası bularak durup, “bundan sonra ben yokum” diyebilmeliydik. Her şeyi bir köşeye bırakmak, kendimize dur diyebilmek, “artık yeter yoruldum” diyebilmek hiç mi olamazdı. “Ya sonrası?..” dedik sevdiğimiz insana.. O kadar alışmıştık ki ya benim ya da kara toprağın dedik ve öldürdük o aşkları.

Sevgi ne zamandan beri ölüm getirir olmuştu? Ne zaman bu kadar garip insanlar olduk? Düşünmeden sorgulamadan konuşan harcayan davranan canlılar olduk. Belki de “tamam işte bu kadar” diyebilmek tüm dertlerimizin panzehiriydi…

***

Neden yapamadık, halbuki çok istiyorduk, hem de her şeyden çok.. Bunu geçen yıl yaşadığım bir “muhabbet” ile kısaca özetleyeyim.

Bir genç üniversite sınavı için tercih yapacak süreçte, sordum ne yapacaksın?

El cevap; “Kuzenime söyledim sen geçen yıl üniversiteye yerleştin, benim tercihi de sen yap”

Peki dedim ne yazacak?

“Bilmediğini ama sağlık içerikli bir bölüm yazabileceğini konuştuk” dedi.

Ve orada durdum ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü, yirmili yaşlarda bir gencin okuyacağı bölümün olasılıklarını bilmeden geleceğini şekillendiren kendisi hariç herkes olduğunu gördüm. İşte bunun nedeni, vazgeçmek de vazgeçmemek de, bırakmak da devam etmek de sadece bir tercih meselesiydi.. Önemli olan neden yaptığını bilebilmekti..

Bu tercihin sonuçları zahmetli olacaktı mesela tarlada çalışarak, mahsulü satmak zorunda kalıp sonra toparlamak sonrası anızını yakmak vs. bir sürü işi var. Hele ki devlet tarafından çok karşı olunmasına rağmen başka cenaplara beğenilme kaygısı ile yasaklanan, bir çok ilaçta da kullandığımız “haşhaş” gibi tarımsal ürünlerin yasaklanmasıyla, oldukça zorlu bir süreç bizi bekliyordu.

***

Biz ülke olarak vazgeçtik; bu tercihimizin zahmetli sonuçlarına kısa ve orta vadede katlanamadık. Ama uzun vadede dünün torunları olan biz yeni nesil bunun bedelini ödüyoruz, bizlerden sonrakiler de ödeyecekler. “Milli” tarım ve hayvancılık politikalarına geri dönülmezse ödemeye devam edeceğiz. İşte bunların hepsi bir tercih meselesi. Bu dönem nesli o günün şartlarında en rahat çözümleri seçerek tembelliğe alıştılar. Eğer yapabilseydik neler kazanırdık siz düşünedurun. Ben size vazgeçebilmenin de nasıl bir bağımsızlık mücadelesi türü olduğunu anlatayım. Neyden nasıl hangi şartlarda vazgeçilmiş, sizler de tarafsız yazılan tarih kitaplarından analiz edersiniz….

Bazen vazgeçersiniz ama bazen yine kim olduğunuzu hatırlarsınız.

Sevmediğin kişi ile birlikte olmak onunla zaman geçirmek, iş yerinde veya sosyal alanlarda onlarla aynı “Kare” yi paylaşmak, ifade-i meram tezahürünü etmek bir yana dursun, insanı kürek mahkumu eder. Bunun sonunda mutsuzluk ve verim düşüşü ile başlayan süreç, bir çivi’nin önce nalı, sonra atı, sonra bahadırı ve sonunda “Vatanı” nasıl uçuruma sürüklediğini geçmişten bugüne yaşadık, gördük ve maalesef yaşamaya devam etmekteyiz.

***

O çivi disiplinsiz bir nalbant’ın görevini tam ifa etmemesi ile çıkmaya başlamış olacak. Ancak, bu durumda ülkemizdeki kişiler iş ortamını bırakmak istemez. Makam mevki sıcak sebzeler tatlı gelmekte.. Nasıl ve neden mi? İş sahibi olmanın ve her ay düzenli maaş almanın psikolojik rahatlığını, güven dolu bir yaşamı neden bırakmak istesin?

Mutsuz iken yaptığı ile devam etmesi kadar, işi bırakması ve sevdiği işi yapabilmek için yaptığı girişimlere yönelmesi de risktir. Bu nedenle, küresel şirketler çalışanlarına çok iyi maaş ve sosyal haklar verirler ki onlara daha çok kazandırsın ve hayallerini ötelesinler…

Riski alabildiğinizde, aslında bu rahatınızda konfor alanınızdan uzaklaşmayı göze aldığınızda, gözleriniz kapalı uçurum kenarında yürürken, ÖZGÜRLEŞİYORSUNUZ !

Ağız tadıyla da vazgeçemiyoruz gerçekten de öyle mi ?

Aslında her vazgeçiş pes etmek değildir. Mesela hedefinizdeki noktaya yükseldiğinizde daha iyi bir noktayı kaçırabilmeniz söz konusu olabilir. Bunun geçmişten bir örneğimi yok sanki, on iki ada meselesi yıllardır tartışıla durur. Yunana verdiler vs vs. 4,000 askerle komutanı olarak Kars gibi kritik illere üsteğmen bile koyamadığımız hatta bazı yerlerde çavuş rütbesi ile alay komutanlığı vekili atadığımız, yiyeceğin giyeceğin yakacağın olmadığı bir dönemde neden savaşmadınız da on iki adaya otel odası gibi yunanlılar yerleşti yorumları var, umarım yorumlayanlar arasına bir gün tarihçiler de katılır. Bir zamanlar terörle mücadele programına manken Tuğçe Kazaz’ı çıkardıklarını hiç unutamam.

Ülkemizin son yıllarda neden dinlemeyen, sorgulamayan, soru sorup cevabını dinlemeden yola çıktığının cevabı işte burada; kimse kendi uzmanlık alanında konuşmuyor. Sağlık konuşulacaksa bunu doktorlar konuşmalıdır.
Siz bunu mühendise anlattırırsanız halk bir süre sonra artık benden bu kadar der ve

 VAZGEÇER….

Vazgeçmek bazen daha çok şey kaybetmenizin yolunu açar; bugün bir şeylerden vazgeçemezseniz yarın paranızı biriktirip daha iyi bir araba alamazsınız. İstemenin de reddetmenin de, hatta vazgeçebilmenin de bir zamanı vardır. Hali hazır durumun tüm harikuladeliği ve gösterişi ile vazgeçebilmek. adsızlığı nam ederek giden cesaretin namzedidir. Hiçbir zaman ben vazgeçmiyorum diyenler aslında o andan itibaren vazgeçebilmek hakkından vazgeçerek her şeye başlamışlardır. Önce bir yalan bulmuş sonra ona kendilerini ikna etmişlerdir. Bilinmelidir ki ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla çıkılan yollar zafere doğru giden adımlardır.

***

Menfaatimize hizmet eden her yol mübah değildir. Ki her kişinin, kurumun ve olayın alternatifi vardır. O giderse kurum çökmez yerine yenisi gelir.

Aslında sokağa çıkarak, ekmek almaya giderken bile birkaç alternatif vardır. Belki de ekmeği çaprazda duran bakkal amcadan alacaktık. Fırına gitmeye gerek duymadık. Olamaz mı?

Aynı çözümü farklı zaman ve şartlarda denemek yerine, güncel yeni stratejilerle uzun vadeli planlarla kendimize yeni yollar çizmeliyiz ki, milli tarım ve hayvancılık gibi politikalardan vazgeçtiğimiz antlaşmaların bedelllerini, torunlarımızın çocuklarıyla beraber ödemeye devam etmeyelim. Eğer tek hedef üzerinden, sorgulamadan ilerlersek, tabii tek hedef o olur. Ama, o plan gerçekleşmez de doğru seçenek başka ihtimallerde saklıysa? Günümüzde insanlar at gözlüğünü taktıklarını hayal ederek, alternatifsiz hayatı diretiyorlar. Aslında elindeki sonucu zaten elde edebileceğini bilerek, kaybetmeyi göze alıp daha iyisini başarmak için alternatif üretmektir. Unutulmamalıdır ki hazır ve mevcut olandan vazgeçmek veya ertelemek asla kaybetmek değildir.

İşte öyle bir gün, 30 Ağustos 1922

1071Malazgirt Zaferi‘nin ardından Alparslan‘ın komutasındaki Türkler, Anadolu‘ya girmeye başladı.

1922Türk Kurtuluş Savaşı: Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa‘nın bizzat yönettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi, Türk Ordusu‘nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu Başkomutanı Nikolaos Trikupis ve kurmayları esir edildi.

  • 1924Türkiye İş Bankası, ilk işlemini yaparak faaliyetlerine başladı. Bankanın kuruluş sermayesi 1 milyon liraydı.
  • 1925 – Mustafa Kemal Paşa, “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyyedir” dedi.

Yıl dönümünde hiçbir şey’den vazgeçmediğimiz sadece alternatifleri değiştirdiğimiz, bir Vatan dileğiyle….

Yazının sözü uygulaması :

Zehir ile ilacı ayıran dozdur.  Paraselsus

Yazımı okuduktan sonra değerli ve uzman editörümüz gibi düşünülebileceğini fark ettiğim için açıklama gereği duydum.

Yazar notu : Söz konusu yazımda, destek veren editör dostumun önerileri benim için çok önemli ve değerlidir. Yazım biraz uzun ve karmaşık konuların iç içe geçmesi ile şekillenmiş yazılar şeklinde gelişim gösterdi. Kendisi yazı dizisi önerdi. Fakat, benim bu şekilde yapamamamın sebebi geçmişte vazgeçemediğimiz ihtiraslarımızın bugün bizlerin sosyal ve kültürel boyutu başta olmak üzere ne kadar bilinçsiz bir davranış biçimine yöneldiğimizin kültürel yozlaşmanın dikkatli olmanın ve çınarın ardından gelen, bir asırlık genç bir devletin devamında kurucu nesilden bir sonraki kuşaktan itibaren bozulan millet kültürünün tembelliğin temel kural olduğu bir düzende her şey bitti diye düşünen dostlarımıza “Su akar yolunu bulur” demenin yolu olan bu yazı çocuktan başlar üniversitelerden devam eder, Ve zafer bayramında son bulur demenin yeni nesil versiyonudur.

30 Ağustos 2020

Evde mesleki çalışma yaparken motive olmanın ipuçları

Evdeki yeni ofisinizi kurmaya başlayarak ilk adımı atın. Ofisteki ortam eve gelmeli.

Gelişen teknoloji ile televizyona dönüşen tabletler, cep telefonları ve bilgisayarlar var olsa da, şimdi hepsini bir kenara bırakmanız gerekiyor. Yoksa ay sonunda kirayı nasıl ödeyeceğinizi kahvehanede tartışmak zorunda kalabilirsiniz. Malum çoğu yerde kapalı, hane halkı ile iyi geçinmek gerek. Evde oturup ayakları uzatırken veya dere kenarında oturarak çalışmayı elbet hepimiz isteriz. Ancak her istediğimiz her zaman olamıyor. Başka bir bakış açısıyla, ‘televizyon karşısında çalışabilirim dikkatim dağılmaz’ diyorsanız, konsantrasyon alanında “Melih Safi Duyar’a meydan okumanız” anlamına geldiğini unutmamanız gerekiyor. Malum yıllardır Dünya hafıza ve konsantrasyon şampiyonu…

Çözüm açık net ve basit, kendinizi COVİD- 19′ tanısı konulmuş bir hasta gibi çalışmanız gereken süreçte tüm dünyadan izole etmelisiniz. Tabii bu durumda 14 gün beklemenize gerek yok 🙂 Pazar alışverişi gibi balkonda mahsurda kalmayacaksınız 🙂

Ev ahalisine “artık ben yokum, başınızın çaresine bakın” demeyi bilin.

Eğer gerçekten evde çalışmaya karar verdiyseniz, o odaya sadece çalışmak için girin, cep telefonu, youtube veya bilgisayar oyunları hatta aileniz bile gelse kapınızı çalsa orada olduğunuzu bilse bile evde yoksunuz. Gerçi bu da apayrı bir irade işi, ben “gelmeyin” diye kapıya yazı asıyorum, “neden gelmeyelim” diye sormak için geliyorlar 🙂

Unutmayın ki; televizyon karşısında sadece spikerler dikkati dağılmadan çalışabilirler.

Bir süre dünyaya izole olup, kendinizle tanışın, belki iyi birisi olabilirsiniz. Aynı şirinler gibi olduk biz de..

Hayatı vardiyalı yaşamak mümkün olmasa da kendinize özel bir vardiya düzeni oluşturun.

Hayatın kendisi dahi dün, bugün ve yarından ibaretken, neden biz hayatımızı vardiyalı, düzenli ve disiplinli olarak yönetemiyoruz ?

Türkiye’de (TÜİK istatistikleri) 24 Ekim 2019 tarihi itibariyle, 2018’e göre girişimlerin %43.5’i hizmet, %36.1′ i ticaret sektöründe yer aldı. Hizmet sektörü toplam istihdamın %37.5’ini oluştururken sanayi sektörünün istihdamdaki payı %27.5 olarak gerçekleşmiş. Buradan nereye bağlamak istediğime gelirsek, duble yol kavşağı bile çıkar. Yeter ki yolu bulacak dirayet ve niyetimiz salih olsun.

Türkiye’de çalışan kesimin patronlar haricinde kalan kısmına genel olarak “işçi” adını verdiğimiz malumdur. İşçi her zaman işçi kalmamalı, bir bayrak yarışına sahne olmalıdır. Rahmetli Cem KARACA ve kardeşi Barış MANÇO’yu da buradan anmak gerekir. İşçi, sabah 06:30 ile güne başlayan, sabah akşam ve aracı versiyonlarıyla zor bir sistemde çalışan kişidir. Başka bir deyişle “vardiyalı, planlı, disiplinli” şartlarda çalışandır.

Kısa çalışma ödeneği sonrası çalışanların işe dönüşle birlikte psikolojileri…

Evde kısa çalışma ödeneği kapsamında, maaşınızı devletten alarak ulaşılmaz birisi olamayacağınızı hatırlatarak, her sabah saat kaçta kalkıp kahvaltı hazırlıyor iseniz, o saatte kahvaltınızı hazırlayarak yolda geçirdiğiniz vakti de kahvaltı sürecine ekleyebilirsiniz. Kahvaltı süresini biraz uzatmak gibi küçük yaramazlıklar kıyameti yaklaştırmaz. Uyanın, kahvaltınızı yapın ve çalışmaya başlayın. Çalışan kazanır…

Tekrar edilmeyen her iş unutulmaya mahkumdur, bir ayağı kırılmış ata benzer.

Dün geçti ve bugün yeni bir yaşamın içindesiniz. “Tez yazarken okula gidermiş gibi hazırlanırdım, kıyafetlerimi (Zırhımı) giyerek, kahvaltımı yapar, atom karıncanın uçma serüvenine doğru, hazır olan çayımla birlikte masama geçer, son işimi tekrar edip ısınma turu sonrası motivasyonumu tekrar kazanarak yazmaya, çalışmaya başlardım..” Unutmamalısınız ki önemli olan tekrarı doğru bir zamanlama diliminde yapmaktır.

Planlı çalışın eğer planlayamıyorsanız, iradeniz ile savaşınızı gözden geçirin.

En az bir gün önceden günlük planı hazırlarken, muhtemel süreçlerde haftalık ve aylık iş planınızı da hazır tutmanız faydanıza olacaktır. Mesela neler yazabilirsiniz? Mail gelen kutunuzu açılır pencere yaparak mailleri gözünüzün önünde tutarak, unutmazsınız; keza yapışkan kağıtlarla aranacak kişileri de karşınızda tutabilirsiniz. Elbette evden çalışan kişilerin 7/24 nöbetçi subay gibi müsait olmalarını beklemek doğru bir davranış değildir.

Verdiğim eğitimlerde bunu anlattığım genç bir arkadaş beni telefonla aramak için whatsapp’tan randevu teyitiyle aramaya başlamıştı. Bu ilginç gelse de çok hoşuma gidiyor. Buna benzer uygulamalarla telefon konuşmalarımı %80 daha az sürede tamamlamaya ve kendime zaman ayırmaya başladım. O %80’lik sürecin % 20’sinde ‘bloggerlik’ yapıyorum. Her şeyi olmasa da çoğu şeyi başarabilirsiniz; elbette ki öncelik sıranızı doğru yapabilmeniz şartıyla…

Hep çalışacak mıyız? Elbette ki dinleneceğiz.

İşyerinde de kahve, çay, yemek gibi belirli süreli ve ağırlıklı süreçlerde, nasıl kendinize dinlenmek için zaman oluşturduysanız, aynı rutin ve planlamayı ‘esnek çalışma modeli’ olarak evinizde de tekrarlayın.

İlgi dağılıyor ve motive olamıyorsanız.

Çalışırken bir anda instagram’daki komik videoları iş içeriğine eklediğinizi fark ettiyseniz, işleri takip için whatsapp açık olmalı, ‘telefon yanımda ama bakarken dikkatim dağılıyor’ diyorsanız, https://web.whatsapp.com/ İnternet sitesi bilgisayar ekranınızdan size whatsapp ekranı sunduğu için bu bahaneniz ortadan kalkıyor. Sosyal medya uzmanı olarak çalışmıyor iseniz, diğer sosyal medya adreslerine ihtiyacınız zaten kalmıyor 🙂

Çalışma masamdan sevgilerimi iletiyorum.

Haliyle telefonu yanı başınızda mezar taşı gibi durdurmanın da bir anlamı kalmıyor. Çok zor oluyor ama ben başardığım için sizlere öneriyorum. Yapmadığım başarmadığım hiçbir işi, ne ekip arkadaşlarımdan ne de danışmanlık yaptığım kişi ve kurumlardan istemiyorum. Öncelik kendi irademle sonsuz savaşımı kazanmak!

Benim kadar inatçı iseniz bilgisayar başında uyuyakalabilirsiniz. Elbet kazara ekrandaki yazıları silmemeniz gerekiyor. Çok acı bir süreç birkaç defa yaşadım. Haliyle, ekranla aramdaki normalde 30 cm olan mesafeyi 55-65 cm arasına uzatmayı alışkanlık edindim. Tabii bu süreçlerde dik oturmaya ve gerçek anlamda rahat olmamaya özen göstermenizi sağlık açısından öneriyorum.

Baktınız olacak gibi değil, kendinizi zorlamayın, bu molanın adı ‘uyuma zamanı geldi zili’dir. Veya Yepyeni bir kahvenin çekirdeğinin kokusu eşliğinde balkonda biraz hava almak ya da bir dostunuz ile “yüz yüze” edilen sohbet sorunuza çözüm olacaktır.

Yazının sözü uygulaması:

Esnek çalışma modelinde, maksat işinizin evde yapılabilecek kısmını evde yapmaktır, evinizi işyerine taşımak değildir.

15 Temmuz 2016 Hain Cunta girişiminde haberleşmenin önemi

Hain ve kahpe Cunta girişiminin üzerinden dört yıl geçmiş ve vatansızlara karşı operasyonlar tüm hızıyla sürerken, ülkemiz bir çok badire ve faciaların merkezi haline dönüşmüştü. Kesintisiz demokrasi deneyimi bir asırlık genç Türkiye Cumhuriyeti’nin hayali olmaktan öteye gidememişti. ‘Demokrasi ve Adalet’in karşısında, Türk Milleti’nin düşmanları çeşitli isimler altında ülkemizin bağımsızlığını işgal ve engelleme faaliyetleri içine daha fazla girdiler. Bunlardan bir kısmı hain ve kahpece Türk Milleti’nin kanını dökerek, amaçlarına ulaşmaya çalıştılar. Oysa dün olduğu gibi bundan sonra da bu tür girişimlerini deneseler de, milletçe dik duruşumuza çarparak yok olacaklardır.

Ancak, çeşitli “kumpaslarla sivilleştirdikleri” Kahraman ve Asil Türk Ordusu’nun, herşey rağmen gönüllü neferleri ile daha da güçlendiğini, “ordusu olan bir millet değil, milleti olan bir ordu” olduğumuzu sürekli görüyorlar. Söz konusu “vatan” olunca, yaşamın bir önemi olmadığının bilincinde, nice adlı ve atsız kahramanlar gerektiğinde hep karşılarına çıkıyorlar…

Asil Milletimiz;

İyi ki varsın Eren! dediğimiz genç evlatlarını, kınalı kuzularını, Türk vatanı toprağı için şehit olmadı diye, evlatlıktan red eden analarını, tarihin hiç bir zamanında unutmayacaktır.

İYİ Kİ VARSIN EREN !

Onlar hiç vazgeçmedi, biz de ülkemizi korumaktan hiç vazgeçmeyeceğiz.

Değil Temmuz Haziran, yılın on iki ayı gelseler Türkiye Cumhuriyeti Milleti olarak; yani Türkmeni, Kürdü, Lazı, Çerkesi, Doğulusu, Batılısı, Karadenizlisi, Egelisi ile tek vücud bir Türk Milleti olarak, devletimizin yanında ordumuzun içindeyiz. Üniforma çıkınca askerlik biter sananlar; (üniformasını çıkarmak zorunda kalsa dahi) her daim Türk vatanı için son damla kanına ve son nefesine kadar asker kalanları görüyorlar, görecekler de…

Onlar hiç vazgeçmedi, biz de ülkemizi korumaktan hiç vazgeçmeyeceğiz. Değil Temmuz Haziran, yılın on iki ayı gelseler Türkiye Cumhuriyeti milleti olarak; Türkü, Kürdü, Karadeniz’lisi, Egelisi ile, devletimizin yanında ordumuzun içindeyiz. Üniforma çıkınca askerlik biter sananlara, üniformasını çıkarmak zorunda kalsa da her daim Türk vatanı için son damla kana kadar asker kalanlara…

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.

(Hüseyin Nihal ATSIZ, Kahramanlık şiiri 1. dörtlük).

İşte Kahramanlığın ete kemiğe bürünmüş hali ;

Ve hepsinden de öte, Türk Milleti’nin “Asker Millet” olduğunu, 15 Temmuz hain Cunta girişiminde olduğu gibi milletçe daima hatırlatacak ve devletimiz için daima set olacağız.

Gelelim “hain cunta girişiminde haberleşme” konusuna;

Haberleşme kelimesi İletişim terimi olarak bilgiyi elektriksel yollarla göndermeye, almaya, işlemeye verilen isimdir. Hain Cunta girişiminde en kritik hususlardan birisi de haberleşme idi.

Bilindiği üzere hainler; halkımızın haber, almasını engellemek amacıyla, ilk önce TRT ve TÜRKSAT gibi stratejik kurumları kendilerince ele geçirip, halkın haber almasını engellemek istediler. Ancak, unuttukları bazı şeyler vardı. Memleketin her kurumunda hainler olduğu kadar kahramanları da vardı. Örneğin, Özel Kuvvetler komutanlığında, Bir HALİSDEMİR çıktı. Adaleti sağladı.

Şehit Astsubay kıdemli Baş Çavuş ÖMER HALİSDEMİR / ÖZEL KUVVETLER KOMUTANLIĞI

ŞEHADET TARİHİ 16 TEMMUZ 2016
Rahmet minnet ve saygıyla önünde eğilerek…

Ve milyonlarca vatan evladı can siperhane biçimde sokaklardaydı. Çatışmalar bittiğinde, zafer Asil Türk Milleti’nin idi.. İşte o gece anlatılmayan, destansı görev yapan, sesleri çıkmayan, yıllardır var olan ama hiç kimsenin görmediği, komşularının garip biri olarak değerlendirdiği ve deli gömleği giydirdiği bir avuç vatanperverden bahsedeceğim.

Amatör telsizciler; Öncelikle amatör telsizcilik nedir diyerek kısaca özet geçeyim. Ulaştırma ve Altyapı bakanlığının gözünde hem var hemde yok olan, Kıyı emniyeti genel müdürlüğünce belgelendirilen ama yasal yönetmeliği dahi uygulamadan kaldırılan, hiçbir menfaat gözetmeden gönüllülerden oluşan, haberleşme operatörlerinin icra ettiği vazife uğraşıdır.

O karanlık ve bir o kadarda puslu gece yaşananların sadece haberleşme boyutundaki, kısımlarına dair özet geçmenin faydalı olacağına inanıyorum.

Teknoloji, sanayi çağının başlangıcından itibaren hızla gelişti. Savaşların da en önemli kısmı muhabere halk dilindeki sözcüğü ile, haberleşme’ dir. 1. ve 2. Dünya savaşlarının ülkemizin yaptığı her işin temelinde haberleşmenin güvenliği stratejik bir anlam ifade etmekteydi. Araya girerek yanlış iletilebilen bir haber binlerce masum insanın hayatına, hatta ülkelerin geleceğine şekil vermesine sebep olmaktaydı. İşte öyle bir gün 15 Temmuz 2016 Cuma. Yeryüzünün mahşeri Türklerindi. O gece bir avuç vatan evladı her zaman hobi olarak QSO (iletişim konuşması) yaptıkları, çeşitli frekanslarda ve bir çok rölede de milli Kuvvetlerin haberleşmesi amacıyla frekanslarını kamu hizmeti için hazır tuttular. O gün bu kadar hainlik ve kahpeliğe karşı “Onurlu Millet Başı Dik Devlet” sloganını en gür şekilde söyleyen birileri vardı.

TB1MAD- Amatör telsizci, Mesut Aydeniz

“Biz buradayız” mesajını en sosyal biçimde vermiş oldular. 15 Temmuz 2020 olarak, Cunta girişiminden dört yıl sonra tekrar hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Bir kaç kupona alınmadı bu vatan!

Bundan sonra ne yapmalı nasıl yapmalı? Öncelikle üç tarafı denizlerle ve dört bir yanı hainlerle çevrili ATA VATAN Türkiye’nin, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı içeriğinde bir bakanlık kurarak “Sivil Haberleşme”yi destekleyen ve yöneten / yönlendiren bir pozisyona geçmesi gerekir. Bunun yanı sıra, tüm vatandaşların eşit olduğu, her işin istişare ile kararlar aldığı koordinatör bir kabine ile devlet sisteminin dengelenerek, kuvvetler ayrılığının da eşitlenmesi sağlanmalıdır. Kalabalık nüfusu ve oy oranları olduğu düşünüldüğü için, hiçbir gruba, zümreye, cemaate ve tarikata, üniter yapımızı bozmak amaçlı (küresel güçlerce oluşturulan) gruplara, gençlerimizi kaptırmamak ve devlet kadrolarında onları barındırmamak önemlidir.

Halkımızın böyle durumlarda iletişimi güçlü ve sağlıklı kurulması için gerek okullarda, gerekse camilerde ve üniversitelerde dersler verilmeli. Ana akım iletişim kanalları kapalıyken, devlet ile millet iletişimi asla kesilmemeli. Liselerde “Milli Güvenlik” dersleri yeniden ders programlarına eklenmeli, asker halk arasındaki yakınlık arttırılmalıdır. Demokrasiye yapılan saldırıları, dün olduğu gibi devlet ve millet el ele verip bertaraf etmelidir. Bunun da yolu öncelikle eğitim iledir. Ülkemizin gençlerinin eğitimine teknik alt yapılarımıza Ar- Ge projelerine süratle önem vermeli. Ülkemizi katma değerli ürünler ile zenginleştirmeliyiz. Yani “Bilim ve irfan yolunda birer mücahit olmalıyız..” Gençlerimize “MİLLİ SERVET” gözüyle bakmalı; Gençliğe hitabenin neden yazıldığını her an düşünmeli ve eğer ipin ucunu kaçırırsak, tekrar istiklal marşı yazacak şairi aramak zorunda kalacağımızı unutmamalıyız.

Milli bir devletin temeli, milli ve manevi duyguları yüksek vatan evlatlarının omzunda yükselecektir.

Bedeli ödendi ve tekrar kazanıldı. 

Bu vesile ile Gazilerimizi saygıyla, Şehitlerimizi de minnetle anıyorum.

Yaşasın Vatan ve Yaşasın Türk Milleti !

TB1MAD Amatör Telsizci, Mesut Aydeniz.

Azerbaycan Türkü olduğum için bizim lehçeden bir muzik eklemek istedim.

Yazının Sözü Uygulaması :

” MUHABERESİZ MUHAREBE OLMAZ ” Mustafa Kemal ATATÜRK

COVİD- 19 İle hayatımıza Dahil Olan Espriler…

?Uzun süre sonra bugün ilk defa çöp atmaya çıkacağım o kadar heyecanlıyım ki ne giyeceğimi bilemiyorum.
?Şu karantina bitsin hepinizi pikniğe götüreceğim siz etleri ayranları alın, ben ormanı ayarlarım.
?Berberler kapalı diye herkes kafayı 3 numaraya vurmuş, memleket Isparta Komando Tugayı gibi.
?Fıkra gibi ülkeyiz testi pozitif çıktı diye tüm köyle sarılıp kucaklaşıp helalleşti, şimdi bütün köy karantinaya alındı.
?Oturma odasına İzmir, mutfağa Ankara, yatak odasına da İstanbul ismini yazdım, şehir şehir dolaşıyorum ohhh.
?Tarihte ilk defa dünyada tüm ülkedeki kadınlar kocalarının nerede olduklarını biliyorlar.
?Sevgilisi olup da evde eşiyle karantinada olanlara da geçmiş olsun dileklerimi sunarım.
?Korana’dan korunmak için 200 TL’ye muska yapan sahtekarlara itibar etmeyin ben size 100 TL’ye yaparım.
?Kolonya şişesini çamaşır suyu ile, çamaşır suyu şişesini kolonya ile, kolonya şişesini sirke ile siliyorum, çıldırmama az kaldı.
?20 yaş altı sokağa çıkmasın, 65 yaş üstü evde kalsın…. yok edilmesi planlanan hedef kitle biz miyiz ne.
?Yüzyılın son kabadayısı korana adam, Dünyada ne kadar bar pavyon kumarhane varsa tek başına kapattı saygılar korona.
?Çin’den kaç gündür hiç ses çıkmıyor mahallenin delisi gibi ortalığı karıştırıp kenara çekildiler.
?2021’e girersek o bizi kutlasın, siz 2020’den nasılsa çıktınız diye.
?İstanbul adliyesine girerken kapıda güvenlikler gülümseyerek kolonya tuttular, bu samimi ev ortamı havasına kapılarak ayakkabılarımı çıkarıp terlik rica ettim, iki kolumdan tutup dışarı attılar.
?Yeni gelen arkadaşlık isteklerini 14 gün karantinada bekleteceğim, içerideki arkadaşların sağlığını düşünmek zorundayım.
?Devletimiz tedbir amaçlı güzellik salonlarının kapatırsa koranadan daha korkunç şeylerle karşılaşabiliriz.
?Millet şimdi dışarı çıkamıyor ya, her şey altüst oldu. Yaz kızım 9 ay sonra doğum patlaması yaşanmazsa ben de bir şey bilmiyorum.
?Deprem var içeri girmeyin, virüs var dışarı çıkmayın, hayırlısıyla bir öleydik, bu ne yaaaa.
?Korona virüsüne yakalanırsam bütün kavgalı olduklarımla öpüp barışacağım, hayatta küs kalmamak lazım.
?Bazen evde o kadar canım sıkılıyor ki, kapıyı açıp “ooooo kimler gelmemiş” deyip kapatıyorum.
?Soylu bizim cenahı evde tutmanın kolayını buldu, “dışarı çıkarsanız istifa ederim” desin. Açlıktan ölürler de dışarı çıkmazlar.
?Ürdün’de bir adam aracın içinde koranadan öldüğü için aracı ile birlikte defnedildi, malını öbür tarafa götüren ilk insan olarak tarihe geçti.
?Anneme virüs var biraz alışveriş yapalım diyorum, oda dur belki ölürüz masraf yapmayalım diyor.
?Korkudan sadece sokağı değil, tartıya da çıkamıyorum.
?Ev kızı isteyenlere müjde, şimdi bütün kızlar evde.
?Kadının biri kocasının telefonunu kurcalarken korana diye bir numara kaydedilmiş görür, numarayı arar ve kendi telefonu çalar.
?Eskiden virüs telefona bilgisayara girmesin diye uğraşıyorduk, şimdi bize girmesin diye uğraşıyoruz.
?Eskiden biri hapşırınca çok yaşa denirdi şimdi hapşırıldığında “git ileride hapşır vallahi 155’i ararım” deniyor.
?Bütün ülke Ali vefa gibi olduk, temas yok.
?Şimdi de Çin’de hanta virüsü çıkmış, Cengiz Han’ın mezarını bulup çıkarın laaa, biz bu Çinlilerle başa çıkamıyoruz.
?Şok kampanya!!!! sadece 3500 tl den başlayan fiyatlarla sizi korona olmuş gibi eşinizden alıp sevgilinize götürüp 14 gün sonra tekrar evinize teslim ediyoruz kimse şüphe etmiyor.
?Ne eğlenceli bir gün, dur biraz da şu koltukta oturayım, sonra diğer odaya geçer duvarlara falan bakarım, olmadı bir de salon yaparım.
?Hastaneye gittim o kadar kalabalıktı ki bir türlü bana sıra gelmedi ben de yüksek sesle doktor bey ben Çin’den yeni geldim çok hastayım dedim, ilk beni aldılar özel ilgiler odalar falan, her şey temiz çıktı gayet iyiyim evde dinleniyorum, bitmezdi ki o sıra.
?Yüzük partisi
Çiş partisi
Bebek geldi partisi
Bebek geliyor partisi
Cinsiyet belli oldu partisi
adım adım sapıtıyordunuz, şimdi düğün bile yapamıyorsunuz.
?Az önce marketdeydim, muazzam kalabalık vardı, şöyle bir içeriye bakıp “Veli amca Allah kabul etsin ne zaman geldin umreden” dedim markette kimse kalmadı,
?Bakıyorum da sokakta el ele gezen çift göremiyorum, hani ölümüne seviyordunuz?
?Yaz geliyor fit olayım derken, karantinaya girdim fil gibi oldum.
?Ay sonuna kadar kuaförler açılmazsa sarışınların yüzde doksanı yeryüzünden silinecek.
?Bana evlen evde kalacaksın diyordunuz, hepiniz kaldınız mı evde? etme bulma dünyası işte.
?Salgın bitince parayı kıracak 3 meslek
1 psikiyatristler
2 diyetisyenler
3 kadın doğum uzmanları.
?Yıllarca bizi üç harfliler çarpacak diye korkuttular meğerse o cin değil Çin miş.
?Evde durmaktan canınız mı sıkıldı? eşlerinizle telefonlarınızı değiştirin hayatınız renklensin.
?O değil de bu sene mart ciddi ciddi kapıdan baktırdı.
?Yarın hava güzel olacakmış, çocuklarıda alıp salona geçeyim diyorum.
?Bu Çin’den gelen her şey şimdiye kadar çakmaydı, bi korona virüsü orijinal çıktı iyi mi.
?Ailecek balkona çıkıp kahve içtik, babam diyor ki geç oldu artık eve gidelim.
?Beyler sakın ola evde eşinizle kavga etmeyin gidecek yerimiz kalmadı.
?Allah’ım dünyayı gezmek istiyorum dediğim için çok özür dilerim, mahalleyi gezsem yeter.
?Yeminle fıkra gibi bir ülkeyiz.
Borçka niçin karantinaya alındı? Artvin’in bir köyünde testi pozitif çıkan birinin ailesinden ve bütün akrabalarından helallik isterken hepsine sarılması ve şapur şupur öpüşmeleri neticesinde bütün köy ve ilçe karantinaya alınmış.
Not: Adam giderken yalnız gitmeyeyim, dedi herhalde.
? Ulan korana bizi eve hapsettim kendin dünyayı geziyorsun, ayıp oluyor ama.
?Bu gidişle evde kalsak Bakırköy, dışarı çıksak tahtalıköy, Allah hayra çıkarsın sonumuzu.
? Şekerimizi kolonyamızı aldık, görücü bekleyen gibi oturduk evde virüs bekliyoruz.
? Durum vahim binlerce erkek virüsten değil, evde kadın dırdırından ölecek.
?Kim akıl ettiyse çok doğru söylemiş, dışarı çıkana para cezası değil de evinde kalana para ödülü verirse biz 5 güne kalmaz bu virüsü yeneriz.

Yazının Sözü Uygulaması :

Bir hastalık bize bunları yaptıysa kadınların yapabileceklerini hayal bile edemiyorum.

Bu yazı anonim olup, sevdiğim bir dostumun ricası ile paylaşılmıştır.

İşletmelerde Gelecek Beklentileri ve Atılması Gereken Adımlar Nelerdir?

Geleceğe yönelik hızlı adımlara başlarken ;

İşletmelerde COVİD- 19 krizi sonrası müşterilerle doğru iletişimin yakalanması ve işletmenin gelecek stratejileri doğrultusunda yönetimsel beklentileri ve atılacak adımlarını, belirli bir planlama ile aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

1- Uzun vadeli risk planlaması yapılmış ve kamusal yönetim beklentisi mevcuttur. Ancak, süreç yönetiminde etkin ve verimli olmayı başarayamayan işletmeler kriz sonrası yeni bir yönetim modelini ortaya sunmalıdır. Tüm iştirakları kamu düzeninden beklemek ülke ekononomisine külfettir. Bu nedenle ekonomik külfetin işletmenin gücüne nazaran eş paydaş olması fonlamayı rahatlatacaktır.

2- İş yaşamından sosyal hayata kadar katı kuralların, yeniden yazılacağı performans ve kalıcılık odaklı yeni bir çalışma düzenine geçilerek zamandan mekandan bağımsız, daha esnek ve hızlı şekillenebilen iş süreçlerinin oluşumu ve buna odaklı iş yerlerinde işlerin yeniden tanımlanması süreci söz konusu olacaktır.

3-Covit-19 salgını sonrası dünyadaki yeni iş dünyası akımında ” birlikte başaracağız ve önceliğimiz insan ” mesajını veren yeni bir Dünya düzeni söz konusu olacaktır. Mesaj ters bir mesaj gibi olabilir. Bencil Dünya ve Avrupa öncelik hedefler sonrasında insan demeye devam edecektir.

4-Bu durumun sonucunda da “Ben gidersem devlet, kurum çöker”. mantığından sıyrılarak, asla olmaz tüm ihtimalleri hesapladık dedikleri süreçleri hesaba katmalı, katı kuralları esnetmeli, aksi halde işletmenin çalışanlarında memnuniyetsizlik ve sadakat süreçlerinde dolayısıyla da verimliliklerinde azalma gözlenecektir.

5- Yaşanan pandemi seviyesindeki krizlerde görüldü ki, Sokağa çıkma yasağı gibi hallerde toplumsal baş kaldırıların olmaması, insanların marketlere akın etmemesi, kriz anında ne istenmiyorsa gerçekleştiği bir dönemece doğru gidiş söz konusu olmaması için, daha planlı, her türlü krize daha duyarlı ve esnek çalışan yapıları ile bölgesel kriz masalarıyla hızlı aksiyon alabilen ve çekirdek mahalli yapıları ile hazır bir yapılarının oluşturulması zorunluluk haline gelmiştir.

6- Corona krizi sonrası Migros, Boğaziçi kolonya, Domestos, Eyüp Sabri Tuncer, Ace, şirketlerinin kriz fırsatçılığı yapmayarak “Sorunu hep beraber çözebiliriz”. toplumsal mesajıyla birlikte, tüketicilerin kalbinde çok daha büyük yere sahip oldular.

7-Neredeyse tamamen bitme seviyesine gelen, giyim sektörü, artık sosyal medya ve online satış kanallarını kullanarak, corona sonrası satış patlaması yaşayacaklarına dair sinyaller söz konusudur..

8-Markalar sosyal sorumluluk projeleri, kişisel farkındalık ile doğa ve sürdürülebilirlik mesajlarını markanın sosyal mesajı ile süsleyerek, yeni bir dijital satış ivmesi yakalayacaklardır.

9- Gençlik kendisini yansıtan, ona dokunan ve güven veren, bunun yanında kurumsal sosyal sorumluluk çalışmaları ile halkın yanında olan markalar tüketici ile bağını kuvvetlendirecektir. Mesela DEFACTO…

‘BIZ BIZE YETERIZ TURKIYEM’ KAMPANYASINA DESTEK OLACAGINI ACIKLAYAN HAZIR GIYIM MARKASI DEFACTO, 1 MILYON MASKE BAGISI YAPACAGINI DUYURDU.

Yazının Sözü Uygulaması :

Her kriz fırsata dönüştürülemez, belki kriz olması etik değerleri yeniden sorgulamanız açısından bir fırsattır.

COVID-19 halk adıyla Corona sonrası, hayatımız nasıl olacak ?

Corona hastalığı hayatımızda pek çok şey değiştirdi; binlerce ölüm, hastanelerin acil servisleri, yoğun bakım üniteleri kapasitelerinin çok üzerinde çalışmak zorunda kaldı. Maalesef ülkemizde de çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Bunun için ‘dahiliye servisleri’ni kapatıp ‘cahiliye servisleri’ni açmak gerekebilir. Yaşanılan süreç sonunda kısa süreli dünya hayatındaki can korkusuyla ahirette hesap verme dürtüsü ile günahlarından arınmış geleceğin potansiyel günahkarları olma yolunda devam ederek, sadece “başımız sıkıştığında andığımız” yüce Allah’ı, salgın sonrası günahlarından arınmış ve de yeni tövbeler için arınmış kullar olarak, anmaya devam edeceğiz.

CORONA Öncesi ve sonrası Dünyada yaşam…

Yaşanan olaylarda gözlemlerimiz ile birlikte, en temel korku ve endişelerimizin nedeni uzun süreli belirsizliktir. Peki ya sonrası? İnsanlar bu durumu sonsuz şekilde bilim kurgu romanları gibi süsleyerek, korku imparatorluklarına dönüştürebilir. Çok ciddi hayal ürünleri kurarak durumu daha da zorlaştırabililir, yeter ki istesin! Neresinden bakarsak bakalım, şu an hayatta olan insanlığın yaşadığı daha önce benzeri bir olay olmadı. Ama insanlık bunları yaşadı.

Hala sosyal yaşama etkileriyle birlikte, çalışma hayatını ev ofis çalışması ile e- ticareti canlandıracak gibi gözüküyor. “Böyle de yapılıyormuş” diyorlar bizim çocuklar, “uzaktan eğitim madem yapılıyordu yıllarca okula neden sabahın köründe yola çıkıp da gittik” dediler. “Haklısınız” dedim çocuklara…

İnsan beyni cevize benzediği gibi fiziki olmayan yapısı da ‘ormanlık alan’ gibidir. Yaşadıklarını, düşüncelerini ve hayallerini sentezleyerek çevresindeki insanların yorumlarıyla birlikte belirsizlik ve korku imparatorluğunu çok kolayca kurabilir.

Genel geçer bir görüş der ki ;

“Korku hastalığı gerçek mandemiden daha büyük nükseder”.

Salgın Sonrası favori Korkular

1- Kalabalık ortamlarda bulunmak:

Hayatımız Corona Öncesi ve Corona Sonrası diye ikiye ayrılıyor. Eskiden olduğu gibi eğlence merkezleri, toplu iç içe ziyaretler artık hayatımızda eskisi gibi olmayacak şeylerin başında geliyor.

2- Hastahanelere gitmek:

Hasta olsak bile hastaneye gitmeye korkan bir millet olacağız. Kahraman doktorlarımızdan korkar olacağız. Sanki nöbetçi Corona yayar. Muamelesi yapacaklarmış gibi saçma hislere kapılanlar olabilir. Bu özellikle acil servis doktorlarını çok memnun edecektir.

3- Yurt dışı sehayatleri:

“Havadan kuş geçti, hadi uçalım İtalya’ya gidelim” muhabbeti son buldu. Size orada dondurma veren amca ve torunları artık orada yok. Artık her attığınız adımla birlikte zorunlu olmayan seyahatleri de azaltacaksınız.

4-Toplu taşıma kullanmak:

İstanbul’da ciddi bir problem oluşturacak olsa da bireysel silahlanmaya benzettiğim, her bireyin araba alma yarışı sağlık endişesi ile minübüs ve belediye otobüslerinin yarı kapasiteyi bile doldurmakta zorlandığı bir dönemi yaşayarak görmemizi bize yaşatıyor.

5- AVM’ de alış – veriş:

Gezerken “bunu da alacağım ama limitim doldu” dediğimiz şeyler vardı. Ya da sonsuz paramız ile “aldıklarımız gelecek ay öderiz”ler.. Artık onlar yok çünkü, yarın sabah uyanıp uyanamayacağımızı, ölüm yayan ama bunu fark etmediğimiz bir dönemin içinde geziyoruz. Bu gezintimiz Sanal Mağazacılığın yükselişini bizlere gösterecek.

6-Cafeterya ve restoranlar:

Hani o İtalyan restoran vardı. Bugetti feronelli bilmem ne? İşte hayatın ondan ibaret olmadığını paranız olsa bile, size oksijen sağlayamadığını yaşayarak gördük. Sosyalleşmenin konuşmaktan geçtiğini aynı ortamda oturup biri telefona bakarken biri muzik dinlediği veya bir kahveye 15 TL vermenin, bir anlam teşkil etmediğini anlamış olduk.

7-Markette alışveriş yapmak:

Temel ihtiyaçlarımız arasında parfümler, saç düzleştiriciler varken, tokken açın halinden anlamazken, 48 saatlik sokağa çıkma yasağında medeni yamyamlara döndüğümüzü fark ettik. Hele temel ihtiyaç olarak cips ve cola alan vatandaşlarımızı görünce gururlandım. Neymişiz biz, sonuçta ümmeti Muhammet burada… Umarım bu salgın Müslümanların yüce Allah’a inanmasına vesile olur. Müslümanlar İslam kelimesinin sadece erkek adı olarak kullanılmadığını öğrenirler.

Alışveriş psikolojisi

Öncesinde rahatça harcıyorduk, “kazanıyorum babalar gibi harcarım kart limitim 10,000 harca harcayabildiğin kadar. Ay sonu öderiz” vardı. Şimdi ise, üretim yok, satış yok, para yok ama harcama var. Bu nedenle alışveriş piramiti içerik değiştiriyor. Kontrollü olarak alışveriş yaparak bankaya ödeyebildiğimiz kadar para harcamaya başladık. Hatta maaşlarımıza artık el sürmeyecek hizmet ödemelerimizi online internet ödemesi ile yaparak, paranın mikrobu ile de tanışmadan sağlıklı kalacağız. Çoğumuzun korktuğu elektronik alışveriş hatta elektronik kelepçe muamelesi yaptığımız bu işlem ile tanıştık, sempati duyar olduk.

“Temassız al gülüm ver gülüm” olarak, değerlendirdiğimiz bu süreç, daha da gelişecek ve insanları küçük kartvizitler sonrası küçük kartların hakimiyetinin yükselişi ile tanıştıracaklar. Dünyada muhtemel Dante sonrası önemli yere sahip olan 35 yaş grubu, (Türkiye’de Necip Fazıl Kısakürek modeli) bakmadan almam ve daha tecrübeli yaşlardakiler ise, tanımadığımdan dokunmadan görmeden almam prensipleriyle uyum sürecinde biraz bocalayacaklar. Tabii bu durumu fırsata dönüştüren ahlaksız şirketlerin de bunda katkısı çok yüksek.

Tabii tüm esnaflar ve işletmeler fırsatçı değil bunların başlıcaları:

Üstün sevk idare ve ürün hizmet bedelinin fırsatçılık ile değiştirmeyen kötü gün dostu vatansever işletmelere Domestos, Eyüp Sabri Tuncer, Ace, Boğaziçi kolonya ve Migros şirketlerini ekleyebiliriz.

Neler değişti?

Corona hastalığına yakalanıp ancak, bunu kabul edemeyen, başımıza iş açma diyen aile reislerinin olduğu sonra aile içinde virüs çıkınca da bizim günahımız neydi sorusunun muhatabı aranmakta.

Hastalığa yakalanıp, yorgan döşek yatıp iyileşip hala farkında olmayan binlerce vatandaşımız olduğuna kesinlikle eminim. Bu haliyle birkaç ay daha misafirliğini sürdürüp azalarak, kontrollü adımlarla ülkemizden ayrılacağına inanıyorum. Elbette etkilerinin en az on yıl daha sürmesi kadar doğal bir durum da yok. Gitse de etkileri bizimle…

Corona’ da insan gibi kendisini birkaç aya unutacağız ama yaşattıklarını asla….

Bundan sonra herşey kontrollü olacak… Mesela yani ?

  • Sosyal mesafeyi koruyan arkadaşlıklar.
  • Japonya imparatoru Narihito gibi yaşamaya başlayan insanlar… Yani, Sadeleşen abartıdan uzak ve yüksek farkındalık sahibi hissederek yaşayan insanlar.
  • Aynı binada ve aynı evde beraber yaşadığımızı sandığımız ama bugüne kadar fark edemediğimiz, insanların sağlıkları ve onlarla ilgili diğer her şey… mesela bizim evde çay şekerini sadece ben kullanıyormuşum.
  • Hayatın kısa olduğu ve zaman biteceği bilinmeyen, geldiğinizde bulamayabileceğiniz, ömürleri yaşayan aileniz mi yoksa yola çıktıktan sonra, tanıştığınız cafeterya kültürü adını verdiğiniz arkadaşlarınız mı ? sorunun cevabı olabilir.
  • Ceza evine girmeden ya da bir hücreye kapanmadan, anlayamadığımız doğal özgür ve bol oksijenli bir hayatın değerini eve hapsolduğumuz bir kaç günde anlamadık mı ? Ki bizler balkona ve kapı ağzına çıkabiliyorduk. Güneş ışığının parladığını hatta rengini unutan yaşamlar olduğunu da hatırladık değil mi ?
  • Artık güvenli alanlarımızı kaybettik ve her an serseri bir mayına basmaya hazır bekliyoruz. Bu psikoloji ile yaşantıyı hayal edebiliyor musunuz ?
  • Güven duygusunun yeniden tanımlanması gerekmekte, o beni korur dediğimiz çevremizdeki insanların bile bir virüslük canı olduğunu öğrendik.
  • Ülkemizde Corona krizinde Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlığı harici tüm kamu kuruluşlarının süreç yönetiminde etkin başarısızlığı, İnternet altyapıları, devlet kurumlarının çalışma biçimleri, sağlık politikaları, eğitim politikaları, alanında yaşanan uygulama eksiklikleri açısından birer ibret haline geldiğini gördük. Elbette dünyanın bir çok sözde medeni Avrupa ülkesinden ve Amerika’ dan çok daha iyi süreç yöneten sağlık bakanlığını da görmezden gelemeyiz.
  • Yaşanan ölüm korkusu ebedi hayat başlangıcı ile, Corona sonrası geçmişe nazaran, ruhani hassasiyetlerin artışı, her gün yaptıkları doğru, yalnış davranışları sorgulamak, düşünerek konuşmak gibi bir çok değişikliğin başlangıcı da gözlemlenmeye başladı.

Ve bunun sonucunda ;

“Özgürlüğün” en temel yaşam hakkı olduğunun gerçeğinin hatırlanması kadar doğal bir durum söz konusu değildir. Kendimizle ve ailemizle tanıştığımız bu izole sürecinde, kendi isteklerimizi fark ederek bunları hayata geçirmenin keyfini sürebiliriz.

Yazının Sözü Uygulaması :

Korku hastalığı gerçek pandemiden daha büyük nükseder.

Başarıyı sorgulamak

Hayat macerasında başlangıçla sonun arasında sıkışan bir neslin geçirdiği zamana ömür adını veriyoruz. Konuya direkt girdim doğru söylemek gerekirse alengerli işler pek bana göre değiller.

Doğduk büyüyoruz derken eğitim hayatı’nın ortasında buluyoruz kendimizi…. Ve gelecek kaygısı ile devam eden bir ömür telaşesi…

Bunları yaparken kaygılarımız ve de yaşadığımız panik , Stres duyguları da tabii bunun tuz ve biberi olarak hayatımızda yer edinmeye devam ediyor.

Karar verebilmek heleki sağlıklı karar vermenin ayrıntılarla boğuşarak bir yerden kazanacakken bir kaç yerden kaybetmenin  akla getirdiği olasılıklar ile hayat macerası etkisi ile bir düzeni yeterince oluşturamamakta….



Öncelikle her işin  başı sağlık ve de istişaredir lider yönetici pozizyonundaki kişi kendine aşırı özgüven sahibi olduğu için etrafına gözlerini kapatır böylece yalnız başına kalarak başarısızlığı kalıcı hale getirir.

Özellikle siyasi oluşumlar ve şirketlerin karar mercilerinde yönetimsel bir çok hata ortaktır. Kararlar bahsedilen yapılanmanın makro ve mikro dengeleri içerisinde en üst düzeyde verilirse ;

alt kısımdan bağımsız ve onun saç ayaklarına hitap etmediği ihtiyaç ve eksikleri göremediği için başarısız olur.

Elbette her karar uygulanırken silsile ile uygulanmaz ise örnek olunmazsa baş nereye gitmek isterse ayaklar oraya gitmez.

Bu nedenle uyumlu ortak ve benzeri düşünenlerle alınan ama içlerinde yalnış karara bu yalnıştır diyebilen kişilerle alınan kararlar başarının ayak sesleridir.

İkinci ksımda ise bu uzlaşı ile sorunu ya da krizi farklı açılardan farklı görüşlerle bağımsızca görebilmekten geçen bir yol olmasıdır.

Farklı bakış açısı farklı çözümleri beraberinde getirir mesela Fatih Sultan Mehmet’in gemileri karadan yürütmesi gibi…

Asıl tehlike de ise ekip içi farklı düşüncelerin kabul görememesi ve çogunluk kesime göre hareket edilerek , kararın uygulanması için yapılan baskıdır. Grup yöneticisi denge ve eşitliği sağlamaz ise ekibin devamlılığı zayıf düşecektir.

Unutulmalıdır ki ister isletme ister sivil toplum kuruluşu isterse siyasi oluşumlar olsun adı ne olursa olsun ortak bir amaçta toplanan bireyler ekibi oluşturur.

Başarı da başarısızlıkta ekip işidir.

Yazının Sözü Uygulaması :

Başarı onu istemeyi bilenindir.

Yaşanan bu süreçle birlikte, home office olan iş hayatımızda nasıl verimli oluruz ?

Dünyanın malum gündemi ortada, peki özel sektörde ülkemizde bu durum bize nasıl bir yansıma sağladı. Öncelikle, coronavirüs’ ün daha fazla yayılımının engellemesi amacıyla, bir çok şirket çalışanlarını evlerinde çalışabilecekleri açıklaması ile evlerinde çalışmaya yönlendirdi.

Peki evde çalışmak ne kadar münkün ?

Çağrı merkezinde çalışıyorsanız, bir tablet ya da bilgisayar yardımıyla evden çalışmaya devam edebilirsiniz. Fakat herşey umduğumuz gibi ilerleyemeyebiliyor.

Evden çalışmaya çalışmanın, problemleri nelerdir ?

1- Çalışma saatleri mesai kavramıyla uyuşmamakta, çalışanlar ne zaman çalısıp ne zaman mola verdikleri iş planlamasını uygulayamamaktalar.

2- Ev ortamı mola saatleri çocuklarla geçen zaman dilimi gibi faktörler doğru zaman yönetimini etkisiz hale getirmekte.

3-Uyku süresinin uzaması bir çok probleme sebep olmakta.

4- Birazdan yaparım düşüncesi ile işler birikmekte,

5- işe gidiş geliş sürecinde geçen zaman diliminde ne yapacağını bilemeyen, bu nedenle zamanı verimli kullanamayan ve de haliyle iş verimi düşen bir iş süreci ortaya çıktı.

6- İş disiplini ve işletme örgüt kültürü kavramlarında zayıflama ve ortak bilinç zayıflığı oluştu.

Bilinen ama nereden başlanacağı bilinmeyen çözüm önerileri…
1- Yeni bir çalışma ortamı oluşturun.
  • Başka bir değişler işyerinizdeki ortamı evinizde disipline edin.
  • Çalışma yeri yatağınız değildir.
  • Uyuduğunuz yer ile çalıştığınız alan birbirinden farklı odalar olmalı.
  • Molalarınız ve günlük mesai dışı zamanlarınızı geçirdiğiniz sosyal alanlar birbirinden farklı olmalı. Böylelikle, evi işe işi de eve getirmemelisiniz.
  • İşlerinizi işyerindeymiş gibi yazarak ve planlayarak tamamlayın.
2-Zamanı Doğru Yönetin
  • Gününüzü iyi organize edin.
  • Evdeyken zamanın hepsi sizin zannedebilirsiniz ama öyle değil.
  • Plansız çalışırsanız hergün yapabildiğiniz işin yarısını dahi tamamlayamazsınız.
  • Çeşitli zaman çizelgeleri, telefon notları, hatırlatıcı yazılımlar ve klasik yöntem kağıda yazarak görünür bir yere koyarak zamanınızı programlayabilirsiniz.
  • Çalışırken organize olduğunuz kadar online olarakta olsa, ekip çalışması yaparsanız ya da ortak sayfalarda çalışabilirseniz verimliliğinizi yüksek tutarsınız.
  • İletişiminiz açık olsun. Yalnız kalırsanız sosyal hayatınızın zayıflaması nedeniyle depresyona girebilirsiniz.
  • Evden çıkamamak iletişimi sınırlar ama bitirmez.
  • İş ve sosyal çevrenizle sosyal online platformlarda iletişim halinde olabilir veya görüntülü görüşmeler yapabilirsiniz.
Yazının sözü Uygulaması :

İletişim varsa, geriye kalanları var edecek ham madde vardır.

Covid- 19′ un Tüketici Algısındaki Değişime Yansıması.

Yaşanan ve Dünya Sağlık Örgütü (İLO) ‘nün salgını kasıtlı olarak saklamasından sonra, ki malum Dünya Sağlık Örgütü’ nün yetkililerinin neredeyse tamamı Çin’ li bu korkunç bilgiyi’ de görmezden gelemeyiz. Gün geçtikçe ülkemizde de önlemler gecikmelide olsa uygulanmaya başlandı. Tabii eşsiz bir kriz yönetimi şeklinde, halk marketlerde cips kola kuyruğuna girdi.

Dünya genelinde sokağa çıkma yasakları yapıldıgında ise, gönüllüler yaşça tecrübeli vatandaşa yardım ediyor. Orta yaş grubuda olabildiğince ;

E- Ticaret sitelerinden alışveriş yapmaya özen gösteriyorlar. Dünya genel tarihi COVİD- 19 Öncesi ve sonrası diye yeniden yazılacak. İnsanlar her bulduklarını paraları olduğu için alabiliyorlardı, Artık paranın bir anlam ifade etmediğini, fark etmek için düşünme aşamasına gelen hatrı sayılır kişiler var.

Tüketici üretilirse alırım mantığından, ihtiyacım varsa alırım mantığına doğru evrilmeye başladı. İhtiyaçlar zorunlu ihtiyaçlar olmasa da yaşayabildiğimiz ihtiyaçlar olarak yeniden sıralandı.

Panik ve korku ile temel yaşam malzemelerinde rekor düzeyde satış artışı yaşadı. Bununla birlikte, kılık kıyafet ve teknolojik harcamalarda ciddi oranda azaldı.

Covit- 19 Pandemisi sonrası satışı artan ürünler

1- Tek kullanımlık maske ve eldivenler.

2- Temel Gıda Malzemeleri, (Makarna, çorba, pirinç, bulgur. baklagiller,)

3- Evde ekmek üretim için kullanılacak malzemeler, ( Un, maya türevleri.)

4-Teknolojik ürün olarak ekmek yapma makinesi.

5-Temizlik ürünleri kategorisinde ise ;

Kagıt havlu, tovalet kağıdı, el sabunu, el dezenfektanı ve kolonya rekora koşmakta.

İşin birde diğer boyutu “Home Ofis” çalışmaları içinde, çalışma masası, bilgisayar, klavye ve mause ciddi bir satış ivmesi yakaladı.

Satış Oranları Azalan Ürünler

Türkiye ve Dünya da seyahatler ve iş gezileride neredeyse sıfır düzeyine indiği için haliyle bavul ve turizim hizmetlerinde azalma görülmesi normaldir. Tabii iş dünyası süprizlerle dolu.

Tatile gidilemez ise cep telefonları satışlar kayda değer etkilenmese de, kamara ve fotoğraf makinesi satışlar ciddi bir azalma eğilimine sahip oldu.

Eğlence sektörü birince, sektörde en çok kullanılan ürünlerde haliyle satış oranlarında gerilemede kendisine sıra buldu. Bunlardan başlıcalarını paylaşıyorum :

6- Plaj havlusu, mayosu, terliği

7-Gelinlik, damatlık

8-Spor ayakkabı

9-Kadın ve Erkek ayakkabı, bot, terlik vs.

10-Çocuk giyim, ayakkabı vs.

11-Aksesuar ve çeşitleri

12- Kışlık kaban, mont vs.

13- Kamp ve tatil malzemeleri

Şeklinde örneklendirilebilinir.

Yazının Sözü Uygulaması :

*Tüm veriler son iki aydır devam eden şahsi gözlemlerime aittir.*

Üniversiteler neden nitelikli bireyler yetiştiremiyor ?

Peki neden böyle söyledim acaba ?

Ben zati muhterem Türkiye’ de akademik eğitime eleştiri getirenlerden birisiyim ki ; 

Yeni tamamladığımı düşündüğüm ve de henüz senesini doldurmayan, ülkemde “Yüksek Lisans” dünya’ da “Master“  adını verdiğimiz bir olay söz konusu. Hazır bitmişken sıcaklığı ile birkaç konuda fikir beyan etmeden geçemeyeceğim.

Kısadan hisse, yaşanılan tecrübeler ışığında aynı hataların tekerrür etme yarışmasını yapmadan, bir soluk almak yanlısıyım.  

Tabii bu işin doktora kısmı da var hatta, bütünleşik doktora denilen sosyal bilimlerde ağırlık kazanan bir türü dahi var olsa da, ben henüz tecrübe etmeye fırsat bulamadım. 

Gelelim akademik eğitimin başlangıcına, ama önce Türkiye’ de akademik eğitimin başlamadan bittiği nokta üniversitelerdeki uygulamanın yanlış olduğu bilinen ama üşendiği için kimsenin düzeltmediği ve milli iradeye kasıt olan eğitim sistemine, evet milli irade dedim sebebi şudur ki ; 

Her şey de yerli ve milli olmamız gerektiği gibi eğitimde de yerli ve milli olmalıyız nasıl mı ? 

3,200 civarı ön lisans bölümü var. Bilindiği gibi meslek yüksek okullarında verilen bu eğitimde yüksek öğretim kurumu veya ölçme, seçme ve yerleştirme merkezinden başkanları ve yetkilisi kim varsa sorunuz bu bölümleri süre sınırlaması olmaksızın 50′ den fazlasını sayamaz. Evet doğru okudunuz 50 adet üniversite bölümünden bahsediyorum.

Bir ara süt ve ürünleri teknolojisi bölümü görmüştüm. Bu bölüm mezunu arkadaşlar acaba ne yapıyor diye merak ederken bölümün ülke genelinde bir çok üniversitemizde olmasına rağmen, tercih edilmediği de ortaya çıkmıştı.

Ya da aynı işi yapan ama harf farklılığı olduğu için farklı kodu olan bölümlere ne demeli ? 

Veya çağımızın teknolojisi üzerinden bir örnekleme yapalım. 

Fen bilimlerinden örnek verelim. 

Bilgisayar Operastörlüğü

Bilgisayar Operastörlüğü ve teknikerliği

Bilgisayar programcılığı

Bilgisayar Programlama

Bilgisayar teknolojileri ve bilişim sistemleri

Bilgisayar teknolojileri ve yönetimi

Bilgisayar teknolojisi

Bilgisayar teknolojisi ve programlama

Bilgisayar ve enformasyon sistemleri

Bilişim sistemleri ve teknolojileri

Bilişim ve iletişim teknolojisi

Yönetim bişilim bölümü

Yukarıda adı geçen bölümler aynı işi yapan farklı isme tabii bölümlerden sadece bir branşa örnek sayılabilinir. Ve bunların hiçbiri denk değil. sadece ismi farklı ama hiçbirinin içeriği yok.

Sosyal bilimlerden de bir örnek vermek gerekirse. 

Büro hizmetleri ve yönetici asistanlığı

Büro yönetimi

Büro yönetimi ve sekreterlik

Büro yönetimi ve yönetici asistanlığı

Veya ; 

Kamu yönetimi 

Kamu yönetimi ve siyaset bilimi  

Siyaset bilimi 

Yani ayrı ayrı tutmanın ne anlamı var ? 

Hepsi bir yana Ön lisans bölümlerinden mezun olan arkadaşlar dikey geçiş sınavı ile yerleştikleri lisans bölümlerinde kendi üniversitelerine gitseler bile dersleri sayılmıyor ve 6 – 7 yıl Lisans eğitimi alarak, ülkemize ve geleceklerine ömürden bekleyerek ölümü bekleyen bir canlı gibi sürümceli bir hayat sürüyorlar. 

 Peki Çözüm ne olmalı ? 

Bir kaç ay önce yüksek öğretim kurumu’ nun aldığı kararlar gereği aynı iş yapan bölümler konusunda bir çalışma yapılacağını duydum. 

Umarım  devamı gelir ve DGS mağduru gençlerimiz yani “ülkemizin gerçek milli servetlerinin” ömürlerini heba etmeyiz, ve hem ön lisans hem de lisans sonrası ve öncesi bu nedenlerle ülkemizden göçüp giden gençlerimizi tekrar kazanırız. 

Akıp giden su değil ömür ve zaman ve geri sar yeniden izle maalesef olmuyor. 

TİVİBU ile karıştırmayınız. 

Çeşitli lisans ve ön lisans bölümleri mevcut bende lisans “kamu yönetimi” olarak, kendi bölümümden örnek vermek istiyorum.  

Var sayalım sadece “Kamu Yönetimi” bölümü 30 farklı üniversitemizde var.  

Uygulamada 30 farklı üniversitede 30 farklı içerikte ders işleniyor. 

Başka bir değişle;  

Örnekleme olarak, Kütahya Dumlupınar üniversitesinde kamu yönetimi bölümünde olan bir ders olan “yerel yönetimler 1” adlı ders Muğla Sıtkı Koçman üniversitesinde hem AKTS hem de kredi puanı olarak karşılanmıyor.

Böylece öğrenciler çok farklı içeriklerde niteliksiz yetersiz ve  de sadece dört yıllık bir süreçte sadece bir kağıt parçası ile üniversite bitirmiş oluyorlar. 

Sonrası malum ülkemiz neden gelişmiyor diye televizyon programlarında tartışıyoruz ? 

Not : Bu yazımı Afet Haberleşme operatörü ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği bölümü öğrencisi TB3DNA “Necdet AKDENİZ ” den aldığım bilgiler ışığında güncelleyerek yazmış bulunmaktayım. Kendisine teşekkür ederim.

Yazının sözü Uygulaması:

Geleceğimiz geçmişimizde yaptığımız hatalar oranında bize fayda sağlar.

Hayatta ihtiyacım olan ekmek, su, akıl…

Bana göre hayat, insanın yeryüzüne, En el hak tarafından üflenmesiyle yani ruhun beden için Tanrının emriyle vucud bulması ile başlayan süreçtir.

Yer yüzünde ilk adımlarını atmaya başlayan birey boş bir bardağa benzer ne ile doldurursa, içerisinde ömür boyu onu taşır.

Ama ham haliyle yapamayacağı cahillik olduğunu sananlar ise, yanılırlar eğitimli bir cahil, eğitimsiz bir cahilden daha tehlikelidir. Zamanla tecrübeler ateşinde yanarak pişmeye doğru yol alır.

                                                      HAMDIM :

*Kendine yararı olmayan bir birey başkalarına da yardım edemez.

*Fazla konuşmadan çok dinlemek önemlidir.

*Bir hedefin var ise acele etme, acele edenin eceli gelir sabır yolunda yoğrulan hamur mayasını sağlam alır.

*Toplumda kabul edilmeme gibi korkuların var ise o toplumdan uzaklaş böylece aslında küçük bir kutuda boğulduğunu göreceksin…

                                                         YANDIM ;

*Eline,diline ve aklından geçenleri yaparken sabırlı ol zamanını bekle…

*Veren elin alan elden üstün olduğunu unutma.

*Asla hiçbir koşul ve şartta kim olduğunu ve nereden geldiğini unutma…

*Eğer önünde insanlardan oluşan  çok engelin var ise ; anla ki doğru yoldasın.

* Özellikle milli meselelerde  başarıların hiçbir zaman cezasız kalmaz ama nitekim unutulmaz da…

*Unutma yapayalnızsın kimseye gerektiğinden fazla inanma ve güvenme… Bunu yanma sürecinde yanarak tecrübe edeceksin.

*Eğer ekibi başarılı bir lider olmak istiyor isen ekip arkadaşlarına sadece kaldırabilecekleri kadar sorumluluk yükle ki başarıya ulaşabilsinler. Ancak aşamalar dahilinde zorlanacakları işlerde görsünler ki, isterlerse neler yapabileceklerini de fark etsinler.

*Bir ekipte lider olmak istiyor isen lider yetiştirmeyi de bileceksin.

                                                                PİŞTİM ;

*Dünyanın geçiciliğini ve asıl yaşayanların mezarlık’ta olduklarını sandıklarımızın olduğunu öğrendim.

*Kilin ancak, güneşte üflenerek şekil alacağını öğrendim.

* Ne olduğumdan çok ne olacağımın önemli olduğunu öğrendim.

*Varlıktan çok yokluğun değerli olduğunu öğrendim.

*Hayatta asıl kaybettiklerimizin bizim için sayılı günü olan bu dünyada bir kazanç olduğunu öğrendim….


Ve öğrendim ki hayat denilen bu filim karesinde Son perde ölüm değildir…..

Yazının sözü uygulaması :

Şuan farkında değilsin ama, hayatına anlam yükleniyor…

Ancak; hayatın sana giydirdiği haki yeşil yıkandıkça kendini bulacaksın.

İş ve sosyal hayatta başarı için beklemeyin…



*Nazik olabilmek için karşınızdakinden önce gülümseyin…

*Karşıdan beklenilen her hareket umutsuz vakaları bekleyen doktor gibidir.

*Sevmek için sevilmeyi beklemeyin, sergi varsa elbet er ya da geç karşılığını alırsınız.

*İnsanları değer yargılarıyla oldukları gibi kabul edin.

*Bir arkadaşın değerini anlamak için yalnız kalmayı beklemeyin…

*Çalışmaya başlamak için en iyi işi beklemeyin. Unutmayın ki daha iyi bir iş için altyapıdan yetişip iş tecrübesi sahibi olmanızı ve ast üst arasındaki iş ahlakından haberdar olmanızı isterler…

*Biraz paylaşmak için, elinizin aşırı derecede bol imkanlara sahip olmasını beklemeyin. Sevgi de mal mülkte para da paylaştıkça çoğalır.

*Büyüklerce verilen öğütleri hatırlamak ve hayatınızda yer vermek için illa düşmeniz gerekmediğini fark edin.

*Duaya inanmak için başınıza felaket gelmesini ya da zor da kalmanız acı çekmeniz gerekmediğini bilin…

*Yardım edebilmek için diğerlerinin acı çekmesini beklemeyin…

*İnsanların size ya da sizin sevdiklerinize karşı yaptıkları için, affedebilmek amacıyla karşılık olarak başınıza gelenleri tecrübe etmelerini sağlamayı ya da başkalarının size bu yolda yardım etmesini beklemeyin.

*Özür dilemek için, kalp kırılmasını etkinin kangren olacak psikolojik yaralara dönüşmesini beklemeyin…

*Ne küsmek için bir bahaneyi ne de barışmak için ayrılığı beklemeyin…


Sevgi Tanrı’ nın yarattığı en sonsuz ve en yüksek duygulardan birisidir. Eğer yukarıdakileri yapamam ya da yapmakta zorlanırım alışkan’ ım diyorsanız ;

ALIŞKANLIKLARINI OLMAZSA OLMAZ GÖREN KİMSE İÇİN, OLMAZSA OLMAZLAR KARŞISINDA YENİLGİ KAÇINILMAZDIR.

 Bu söz alışkanlık yaptığınız davranışların sonucu olarak görebilirsiniz…

Yazının sözü uygulaması :

Bir işi ilk yaptığınızda, yardım ediyorsunuzdur.

İkinci yaptığınızda, yardımcı olmak gerekliliğine inanıyorsunuzdur.

Üçüncü defada ise; artık o yardım adında yaptığınız iş sizin asli vazifeniz olmuştur.

Olaylara bakış açıları ve değerlendirmeler

Ünlü bir sanayici sahibi olduğu, çelik kazan üreten fabrikada yeterince üretim yapamamak ve daha ucuza mal edememekten şikayetçiydi. Bir gün çok güvendiği usta başını yanına çağırarak bunun nedenini sordu.

Sanayici : Senin kadar bilgili ve tecrübeli birinin yönettiği işçiler neden bu kadar zayıflar neden bu kadar az üretim oluyor neden bu kadar az verim var diye sordu ?



Ustabaşı : Bütün işçileri çok çalıştırdım sabaha kadar hep iş yerin de tuttum. İşten atmakla tehtid ettim. Ama başarılı olamadım.

Sanayici : Hemen yanındaki işçiye dönerek bugün kaç adet kazan üretildiğini sordu aldığı cevap altı idi.

Hemen bir tebeşir parçası alarak yere  koskocaman bir altı yazdı. Ardından fabrikadan ayrıldı bir kaç saat sonra akşam devresi başlamıştı. Gelir gelmez bu altı rakamını sordular onlara bugün sabahçıların altı adet kazan ürettiğini öğrendiler. Ertesi gün sanayici fabrikasına tekrar geldi altı rakamı silinmiş yerine yedi yazılmıştı. Bu defa gündüz işçileri yedi rakamını görünce akşam işçilerinin daha çok çalıştığını gördü. Bu günlerce devam etti. Her iki grupta kendilerini birbirlerinden daha çalışkan olduğunu kanıtlamak için daha çok çalıştılar ve birkaç gün sonra yere on rakamı yazılmıştı. Bir kaç ay içerisinde fabrikadan alınan verim bölgedeki diğer fabrikalara fark atacak kadar artış göstermişti.



Peki başarı nasıl gelmişti  ?


Bir işte yüksek verimlilik almak için rekabet hissini uyandırmak gerekir. Amaç herkesi mücadele etmeye sevk etmek değildir. Onları birbirinden üstün gelmeye daha iyi performansı sergileyebilmek adına kendilerini kanıtlamaya fırsat verebilmektir. Üstün gelebilme hissi insan ruhunu çoşturacak yegane çalışma azminin temelidir.

Yazının sözü uygulaması :

Baktığınızda görebiliyorsanız önünüze engel olan her bir barikat kendisini aşmanız için size yol gösterir.

Ticarette neden kaybederiz ?

Ticaret yaparken iflas edebilmek !


İş hayatında varlığını sürdürmek ve kazanmanın temeli, yapılan işte kazanç sağlamaktır. Kazancın sürekliliği de şirketin varlığı şirketin müşterilerinin memnuniyetine bağlıdır.

Başka bir değişle ürün ürettiniz ancak ;  bunu satın alacak müşteri kitleniz yok ise, siz iş dünyasında bir anlam ifade edemezsiniz.

Unutulmamalıdır ki ; değerli Zahide AY YILDIZ ONARAN hocamın ender bulunur sözü, bu duruma çok iyi uyuyor. ” İnsan ticari manada bir maldır ve malı ve hizmeti temsil eder.” buradaki kelime garip gelebilse de olaya bir de şöyle bakmalı…

Her ay işinize göre belli bir maaş karşılığında, iş yapıyorsunuz ve patronunuza kazandırıyorsunuz böylece hayallerinizi ötelemek için bir rüşvet alıp sus payınız’ la geçici haz ile tanışıyorsunuz.

Elbette her ticari kurum gibi sizde, müşteri kitlesi kazanmak zorunda olup, onlarla iyi geçinmek zorundasınızdır. Ticaret’ te yapılan en büyük hatalardan birisi de, ticari iş yapılan müşterinin sadece tahsilat birimi olan ilişkileri ile yapılan muhataplıktır. Haliyle şirket müşteri ilişkileri de alışveriş sonrası tüm irtibatını kaybeder. Fakat konu bu kadar basit değildir. Gelen müşteri önce tanınmalı çay, yemek ısmarlanmalı ki, gönlü hoş olsun elbette sizin ikramlarınızı satın alabilecek parası var,

Fakat, Sizin harcayabileceğiniz 5 tl çay parası 150.000 Tl’ lik otomobil satışından aldığınız pirimin yanında hiçbir şeydir. Müşteri kendisini değerli hissedecek ve kendisini borçlu hissedip bir bardak çay karşılığı 150,000 Tl’ lik otomobili satın alacaktır. Siz yeter ki doğru pazarlama yeteneği kazanın… Şirketiniz çaycısını da tutar fayda maliyet analizini de yapar…

Asıl mesele müşteri ürünü satın aldıktan sonra başlar…

Satış sonrası da müşteri ile bağ sosyal seviyelerde halkla ilişkiler kapsamında devam ettirilmeli , bağlar sıkı tutulmalı ve müşterinin tekrar size dönüş yapmasını ve de kalıplaşan bir müşteri pörtföyü oluşturmasını sağlamak zorundasınız.

Edinilen bilgi ve araştırmalara göre yeni müşteri edinmek yerine sizden daha önce alışveriş yapmış olan eski bir müşteriye satış yapmak ( Halk ağzıyla ayak alışkanlığı) Yeni müşteriye göre 5 kat daha kolay olmaktadır.

Bu nedenlerle; hem mevcut müşterilerinizi kaybetmek , ticaret cironuz ve şirketinizin geleceği açısından tehlikeli olmakta ki ;

Günümüz ekonomik koşullarında mevcut müşterilere odaklanmak , yeni müşteriler kazanmaktan çok daha fazla öneme sahiptir. İşi işte kazanmazsanız iş başkasının olur.

Hedefi sımsıkı tutmak gerekirse hedefe ağırlık olmak gerekir.


Peki mevcut müşteri pörtföyünü kaybedenler neden kaybediyorlar ? 

1. Müşteriyle Doğru Zamansal İletişimi Kuramamak.

Zaman doğru kullanılamazsa, israfı büyük ve hiçbir geri dönüşü olmayan bir ögedir. İşinizde zarar edebilirsiniz daha sonra daha kazançlı iş yapar kazanırsınız ama doğru zaman bir anlıktır.

Buna şöyle bir örnekleme verelim, açıktınız ve Dominos markasından iki adet orta boy pizza siparişi verdiniz. Normal sipariş süresi 30 dakikadır. Ama ürün size 2.5 saat sonra buzdolabında bekletilmiş gibi çok kötü bir biçimde geldi.

Alır mıydınız ? İşte müşteride hizmete böyle anlık dönütler bekliyor. Zamanında sahip olmak, ulaşmak ve karnını beynini doyurmak istiyor.

Müşteri sizi arıyor ama siz telefon başında değilsiniz hem de, mesai saatlerinizde.

Unutmadan; mesai dışı zamanlar için telesekreter, nöbetçi çalışan veya size bildirim yapacak başka bir sistemi devreye almanız gerekmektedir. En kısa sürede hatta anlık dönüş müşteriye önem verdiğinizi gösterir peki ya tersi olursa ?

Size pizzayı 2.5 saat sonra getirdiklerinde olsun yerim diyebiliyorsanız problem yok. Whatsapp business uygulamasında, bu gibi durumlarda KOBİ’ lere odaklı bir uygulamada mevcut.

Küçük Olamam Büyümek İstiyorum KOBİ 🙂

Sonrada neden Pizza Hot pazar payını büyüttü diye Dominos yöneticileri düşünce suçu işlesinler.

Özellikle E-ticaret işi yapıyorsanız, bu geri bildirimler online olarak gerçekleşir ve diğer müşterilerinizde durumdan haberdar olurlar. https://www.sikayetvar.com/

Eğer müşterinin sorununa kulak tıkarsanız müşterileriniz de işletmenize de pamuk tıkarlar.

2. Her Müşteri Değer Taşır

Müşteri müşteridir. En yakın arkadaşınızda olsa, yoldan geçerken size iş olarak gelen, problemli biri de olsa müşteri her zaman birinci sınıftır ve her biri birbirine denktir.

Aksi durumda şüphesi dahi müşteri ve onun aracılığı ile gelen potansiyel müşterilerle birlikte o güzel otomobillere binerek, rakip firmaya çay içme ziyareti ile başlayan süreci başlatırlar. İktisad’ ta havuç olarak adlandırdığımız sisteme göre müşteriye bir parça bal çalmak zorundasınız. Bununda, halk dilindeki tercümesi iskonto, promosyon, hediye çeki gibi ufak şeylerle müşterilerin genelini hedef alacak ufak havuçların desteği ile iş yaşamınızı devam ettirebilirsiniz.

Her müşteri özel ve değerlidir. Ancak, bunu hissetmek isterler. Bazıları iş ve dostane ilişkiler ile daha da özeldir.

Ancak, bu özelliklerinin başka müşterilerce bilinmemesi sizin faydanıza değildir.

3. Müşteri Memnuniyetinizi Güncel Tutmaya Önem Verin.

Müşteri memnun olamıyor ise, sizde işletme olarak memnun olamazsınız. Bunu anlamanın yolu, müşteriden çalışanlarınız, şirket politikalarınız, ürünleriniz hizmet ve mağaza düzeni dahil, aklınıza gelecek her konuda fikirlerini ve de yorumlarını öğrenmelisiniz.

Şirketiniz müşteri memnuniyeti ölçüsünde size para kazandırır. Eğer müşterinin memnun olmadığı bir konu var ve siz bundan bihaber işinize devam ediyorsanız, öncelikle yaprak dökümü şeklinde müşteri kaybı ile başlayan bir süreci başlatır. Ardından sayı arttıkça şirketiniz için ciddi bir kriz oluşturur.

4. İşi sahiplenmek – Saygı ve Toplumsal Kurallara Riayet

Personeli işe alırken sadece kişisel iş becerisinde de öncelik toplumsal nezaket kurallarına uyabilecek kişiler seçilmelidir. Bu her şirketin başına gelebilecek sıradan bir durum olsa da, hiçbir müşterinin başına gelmemelidir. Aksi halde, müşteri ile süreci istişare etmeli ve konunun şirketçe sizin kontrolünüzde olduğunu hissettirerek gereken yolu çizmelisiniz.

Bu durum tekrarlayan bir süreç oluşturduğunda personelin görev ya da işyeri değişikliği gündeme gelmelidir. Marka değeri ve de İtibarı oluşturmak yıllar, yıkmak ise dakikalar sürecektir.

5. Müşteri Şaşırtı (Sürpriz) Sevmez.

Bir müşterinin en temel ihtiyacı ekonomik krizler yaşansa da fiyatı sabit ürün almaktır. Tabii bu her zaman çok münkün olmuyor. Böyle durumlarda müşteriye fiyat geçişkenliklerini anlık olarak bildirerek müşterinin daha özgür hareket etmesini sağlayabilirsiniz.

Eğer sürpriz fiyatlandırma görecek olursa, size olan güvenini kaybedecek ve başka işletmelere yönelecektir. Sizin şirket olarak, imajınız kazanacağınız paradan çok daha önemlidir. Çıkacak faturayı kesinlikle doğru tahmin edemeyebilirsiniz. Ancak, muhtemel olasılıkları müşteriye anlatmak sizin vazifenizdir.

Aksi halde müşteri “kazıklandığı” hissine kapılabilir.

6. Doğru İletişim Stratejisi

İşletmemizin en önemli varlık sebebi patron değil, aksine sadece müşteridir. Bu nedenle iletişimde stratejik davranarak olumsuz bir durumu da faydaya dönüştürebiliriz. Kısa net ve sonuç alıcı ziyaretler ile müşteriye olumlu imaj bırakabiliriz. Ve müşteri ne sorarsa sorsun gerektiği kadar ayrıntı ile sözlü ve yazılı olarak bilgilendirmek bizim vazifemizdir. Aksi halde, işletmemiz dolayısı ile bizim için kötü günler yaşanabilir.


Yazının sözü uygulaması :

Dünyadaki tüm sorunlar insanların birbirini dinlememesinden kaynaklanmıştır.

Mesela Japonya’ ya atılan atom bombaları bir harfin yalnış tercümesi nedenli barış savaş olarak okunmuştur. Ve on binlerce insan hayatını kaybetti.

Kişisel gelişimde sosyolojik etmenler


Yazın öncesi sosyoloji bilimi ve sosyolojinin ne olduğu nasıl bir disiplin  ile ilgili olduğu konusunda  bir kaç kelam etmek faydalı olacaktır. Sosyoloji, insan toplumlarını bilimsel, sistematik ve eleştirel olarak inceleyen sosyal bir bilimdir. Bu sosyolojinin en genel düzeyde tanımlanmasıdır. Peki ya Sosyoloji ülkemizde ne yapar nasıl bir gelişim gösterir ve nasıl toplumsallaşır ?

Öncelikle bakış açısı olarak toplumsal olaylara yaklaşımı bakış açısı nasıl incelediği ve genel farkları olarak bakmalıyız.

Özetle, tek cümle ile toplumsal bağlamda olan gelişmelerin sosyal davranışlara etkisini inceleyen bilim dalıdır. İnsanlık var olduğu andan itibaren, topluma adapte olmak zorunda olduğundan sosyolojinin de oluşumu bir o kadar eskidir. Ancak ülkemizde sosyolojinin kurucu babası olarak tanınan 1924 yılında hayatını kaybeden Diyarbakırlı Türkoloji uzmanı ve eski vekil milli eğitim bakanlarımızdan olan Ziya Gökalp hocamızı da rahmet ve saygıyla anmadan edemeyeceğim.

Mezarı Çemberlitaş’ ta bulunan 2. Mahmut Türbesi önünde Türk ocağı İstanbul şubesi karşısında bulunmaktadır.”

Üstada göre sosyolojinin aşamaları aşağıdakiler gibidir.

1- İnsanlar sosyal varlıklardır.

2- Sosyal davranış öğrenilir.

3- Toplum insanların ait olduğu en geniş gruptur.

4- İnsanlar tek boyutlu değildir. Bu nedenle sosyal davranışta çok boyutludur.

5- Birey davranışlarındaki ilişki toplamı açısından incelenir.

Bana göre ise doğru kullanılır ise Sosyoloji bir dövüş sporudur. Beyin jimlastiğidir.

Bunlara girmemizin hemen ardından velhasıl konumuza drekt girişler yapalım.

Birey doğduğu an itibari ile aile denilen sosyal ortamda ilk gelişimini tamamlar ta ki oyun oynayabilecek arkadaş edinebilecek yaşa gelene kadar hatta çok kapalı bir toplumsa okula gidene kadar sosyalleşme kavramından bihaber yaşarlar. Yeri gelmişken sosyalleşme asla üniversite okumak gibi algılanmasın üniversite hayatım öncesi bende öyle sanıyordum ki, gördüklerimden sonra vazgeçtim.İnsanlardan soğudum diyebilirim tabii bunlar öznel yargılar kişiden kişiye değişebiliyorlar.

Okul döneminde de eğer aile yapısı bir cemaat ya da grup veya bir oluşuma mensupsa (Kastım asla dini olarak islam adına yapılan yozlaşmalar değildir. Onlar apayrı bir cehalettir.İslamı kendi akıllarından geçtiği gibi şekillendirebileceklerini sanan toplulukların var olma savaşıdır.) Vay onun haline muzik dinleyemezsin, spor yapamazsın , dışarıda kız ya da erkek arkadaşın selam verse ardından sen bizim şerefimizi iki paralık ettin gibi cümleler bazende katliamlar suçsuz yere öldürülen insanlar ve bu zülümlerin islam adına yapıldığını söyleyen kara cahil toplumsal meczuplar….

İşte böyle bir ortamda yetişen bireylerin sosyal bir birey olabilme şanslarını siz değerli okuyucular tahmin edersiniz elbette… Kendi kararlarını veremeyen başkasının adına nasıl bir karar alsın ki ?

İleri de Anne Baba olacaklar çocuklarına ne öğretecekler.Tabii onlarında kendilerine göre düşünce ve yapıları var söylendiği gibi çokta sıkı değiller. Eyüp sultan camisinin arka tarafında bir parkta bir arkadaşımla oturmaya gitmiştim bundan birkaç ay önce bir fark ettim çocuk parkı ve  parkın hemen yanı mezarlık, aslında çok sade ve mantıklı geçici dünyada  olduğumuzun vurgulu mesajıydı.

Karşımda, bir anda iki genç gördüm biri çarşaflı bir bayan yüzü bile gözükmüyor diğeri ise şalvarlı sakallı sofu tipli bir gençti yaşı çok olsa 19-20 ya vardı ya yoktu çok edepli bir biçimde genç bayanla bir şeyler konuştuğunu düşünüyordum. Huyum olmadığı halde ilk defa görmenin şaşkınlığıyla uzunca takip ettim onları en az yarım saat karşılarındaydım birbirlerinin gözlerine bile bakmadan evlilik yapmak zorunda kalıyorlardı, aileleri uygun görmüş ikisi de isteksizdi ama mecburdu. .Senle evlenmem Allahın emri diyordu çocuk düşündüm evet haklıydı evlilik Allahu Talanın emridir ancak ; zorla da olmaz ki, bu kişi olmaz başkası olur. Ama bana da düşen bir şey yoktu ya neyse…

Yanımdaki arkadaşımı da bir kenara koyup istemsizce onları izlemeye başladım. Konuşma devam ettikçe olayın özeti gün yüzüne çıkıyordu. İki genç ailelerinin uygun gördüğü konusunda hem fikir olmak zorunda bırakılmış ve ayrıntıları şekillendiriyorlardı gibi gözüküyordu. Ama işin aslı cümlelerin sonunda ortaya çıkacaktı. Nasıl mı ? 

 Evet aileler önermiş ancak siz evleneceksiniz şartı yoktu, başta bende  öyle ön yargı ile bakmıştım onlara ama konuşmaları uzadıkça olayın hiçte öyle olmadığı ortaya çıkıyordu. Sonra izlemeye devam ettim tevazu ve saygı ile bakıyorlar ve konuşuyorlardı. Bu insanlara gerici cahil yakıştırması yapan bazı arkadaşlar olabilir, bir de şöyle düşünün.

İnançlı bir insan oldugunuzu var sayalım. Başka değişle biri sorunca kendini müslüman tarif eden arkadaşlar için ifade ediyorum. İki genç  ateş ve barut misali gençlerin durumunu biliyorsunuz. Bu durumları yaşamış kadın ya da erkek fark etmeksizin evlenmek ister miydiniz ?

Daha da ilginç olanından bahsedecek olursak, Türkiye’ de boşanma davaları istatisliklerin de ilk sırayı sevgili süreci yaşayarak evlenen bireyler rekora koşmaktalarmış. Böyle karşılıklı konuşarak istişare ile anlaşarak evlenme kararı alan bireyler’de ki her görüşme evlilik olacak diye bir şartı yokmuş, bende görüştü ise evlenecek sanıyordum öyle değilmiş. 

Sonuç olarak ; mutlu olunda nasıl olursa olsun lakin her ne yaparsanız yapın pişman olacağınız anlık duygular ile hareket etmeyin ailenizle , dostlarınızla ve sevdikleriniz ya da sevilebilecekler listesindekilerle saygı ve sevgi çerçevesinde istişare etmeyi unutmayın.

Yazının sözü uygulaması :

Lisede çelenkli Öğretmenimin dediği gibi

” Her sakallıyı dedeniz zannetmeyin”.

Psikolojik Savaş Teknikleri İle Harekete Geçirmek.


İnsan psikolojisi yönetmeye hazır olduğu kadar yönlendirmeyede açıktır. Bunu çok değişik yöntemleri olsa da  bunun sırrı psikolojinin tanımında gizlidir.



Peki nedir bu psikoloji ?



Bana göre insanı yaptıklarını,düşündüklerini yaşayışını her türlü yaşamsal ve sosyal faaliyetini besleyen düşünsel faaliyetler toplamıdır.

Peki insanları yönlendirmek ya da yönetmek konusunda ne biliyoruz ?
Geçmişte ne oldu ? Ne yolla insanlar yönetildi ?

Öncelik olarak Siyasal ve partiyal faaliyetler kapsamında ikna faaliyetleriyle hız kazanan radikal taraftar toplamaya imkan sağlayan bu faaliyetler en büyük sıçramasını 1.Dünya savaşı ile kazandı.


Tabii amaçtan çok uzaklaşmamak adına, konuyu hemen sivil sosyal hayata çevireceğim. İstek olur ise tabi ki eksik olduğum alanları tamamlar yazmak için can atarım.


Stratejik yönetimin esasları, göz önünde duran ama göremediğimiz ayrıntılar

a)  Eğer bir kişinin kişisel veya sosyal bir amacı var ise ; menemen yapması için yumurta, biber, domates verin demiyorum ama yumurtasını kırmak ya da biberini, domatesini doğramasına yardım ederseniz hatta onları su da bile yıkasanız vefa örneği olarak bir gün bunlar size elektirik, su, doğalgaz olarak dönüş sağlayacaklardır.

b)  İnsanların sizinle aynı paydayı paylaşmalarını sağlamak için Onların olaylar arasında bağ kurmasını engelleyecek kadar hızlı konuşun. Böylece düşünmeye imkanı olmayacaktır. Tabii etkilenecek kişiye göre az konuş etki et ya da çok konuş artık kabul edeyim ne olursa olsun kısmı da çok ince bir ayrıntıdır. Ve bunun yanında eğer siz pazarlamacı taktiği ile adım atacaksanız yavaşça uygun bir tonlama ve ara ara sıklaşan örneklerle amacınıza daha kısa sürede ulaşabilirsiniz .Böylece hem sizinle aynı ekipte olacak hemde süreç dahilinde, sizin yaptığınız hareketleri sorgulamayı bırakacaktır. Resmin tamamını bilir ise ; sizin isteklerinizi yerine getirmeme olasılığı artar ancak resimdeki ördeğin tek kanadının ucunu görüyor ise, verimin daha çok arttığını görebilirsiniz.


c)  İnsanların daha çok kendine benzeyen onlar gibi hareket eden ama yeri geldiğinde sürüden ayrılan ama sivrilmeyen kişilere karşı sempati duyduğu da bilinen bir gerçektir. Buna psikoloji’de  olduğu nesnenin rengini alan ona benzeyen bir canlı olan, Bukalemun etkisi adını takmış durumdalar…


Bu zamanla sıradanlaşarak sizin konu hakkında bir uzman gibi görünmenize bile yol açabiliyor.

ç)  Bunu ticari – iş dünyasında rakamsal sınıflandırmadan örneklemek gerekir ise ;

Siz ne satın bilemedim ama T ürünü 1.000 tl, U ürünü 750 tl R ürünü 500 tl K ürünü ise 250 satış fiyatı ile satıldığını düşünelim amacınız tabiki hepsini satmak ama en çok karı en pahalı üründen alacağınız da ticari bir sır değil. Bu kadar çeşit ve ürün yelpazesi varken siz sınırlı bütçe olmadığı sürece hangi ürünü alırdınız ?

Başka bir bakış açısıyla da bakarsak  ;

 pahalı bir ürün var ise ; daha pahalı bir ürünü sadece bu satışı arttırmak için sürümden kar amaçlı da satabilirsiniz ?

d)  Bir ekip içerisinde tartışmaları azaltmak ve pazarlık ile onları etkileme gücünüzü arttırmak için resmi ofis yerine onlara sosyallerin de çalışma imkanı sunabilirsiniz. Mesela Sevdiklerinin resmi masalarında olabilir, hatta şirket imkanları izin veriyor ise; home office uygulamarı yapılabilir.


Bu siz ve çalışanlar arasında rekabeti azaltır, Global dünyada rekabet daha çok verim daha çok para demek olabilir elbette fakat ;


Rahat çalışılamayan bir yerde daima verim ve sağlıklı bir başarı beklemek  tren garında vapur beklemekle aynıdır.
Onlara başka bir psikolojik etki yapmak isterseniz başka bakış açısı ile etik kurallar iş yaşamını profesyonelleştiriyor bunu nasıl yaparız ? Çalışma ofisinde birden fazla çalışan var ise ; içinde insan tablosu olan,canlı renklere sahip ya da görsellikte takip hissi veren objeler olduğunda çalışanların daha temiz ve düzgün çalıştığı kanıtlanmıştır.

e)  İş yerinde ya da herhangi bir alanda yardıma ihtiyacınız olduğunda bir yandan da  amacınız o kişiyi denemek ise ;

İş bitiminde yorgun ve halsiz iken destek isteyin. Zaten mecali kalmamış olan arkadaşınız düşünmeye fırsat bulamayarak sizi ret bile edemeden sizin peşinize  takılacaktır.

f) Soru sorarken sorunun şekli ve tarzı sizin alacağınız tepkimenin şekli ve sonucunu da etkileyecektir. Eyleme değil olaya odaklanın ki doğru soru ve istediğiniz yanıtı alın böylece sizin istediğinizin onun isteği sanmasını sağlayabilirsiniz.


Hafta sonu piknik’e gitmek senin için önemli mi? 


veya 


Hafta sonu olması gereken piknik hafta içi olsa olur mu ?
arasındaki farkı siz değerli okurlar değerlendirebilir.

g) Son olarak insanların endişe, korku ve telaş duygularını hissetmelerini sağlayarak sizin istediğiniz yönde ters psikoloji mantığı doğrultusunda hareket ederek istediğiniz cevapları verdiklerini göreceksiniz. Bunun temel nedeni o anda kaybedebilecekleri ile neleri gözden çıkarabileceklerini değerlendirecek durumda olmalarıdır.


Yazının sözü uygulaması :

Hırçınlık iki ucu keskin bıçaktır ya kesilirsiniz ya da keserken kesilirsiniz.


Türkiye’de Coronavirüs’ ten “korunamazsak” ne olur ?

Coronavirüs Çin halk Cumhuriyetinde ortaya çıkışından sonra, İran’ nın kum kentinde başta olmak üzere, olan dini eğitim ağırlıklı üniversitelerinde yetişen Çin asıllı öğrencilerin önce ülkelerine sonra da İran da temasları ile geniş bir yayılma imkanına sahip olan COVİT-19 virüsü, İran da bürokrasi de ve diğer kamu kurumlarında yetişen molla zihniyetinin haber duyulursa ve virüsün İran’ ın dini eğitim veren kurumlarından yayıldığı ortaya çıkarsa bir çok işimiz deşifre olur endişesiyle saklaması sonucu, tüm ülkeye yayılan ölümcül bir hal aldı. Tespitlere göre; ( Virüs yayılım haritası who) İran üzerinden, İtalya ve diğer dünya ülkelerine yayıldığı iddaası söz konusu… Her şey bir yana bugün anlıyoruz ki ;

Yüz binlerce ölüme sebep olan COViT-19 Halk arasında adıyla CORONA, adlı dünyanın yeni misafiri İtalya’ dan çıktığı Dünya Avrupa turunu tüm dünyada büyük bir yayılımla tamamlayarak yaklaşık on gün öncede ülkemizde bizzat sağlık bakanlığımız tarafından misafir edildi.

Kendisinin konforu ve rahatı için yaz aylarında öğrencilere sunulamayan KYK yurtları ve özel vakıflara ait öğrenci yurtları tüm bölgelerde hizmet vermekte, bununla birlikte v,rüs için her şey düşünülmüş, sadece CORONA Virüsü için ayrılan hastaneler ve yepyeni malzemeler ile kendisi Türk misafirperverliğini yakından görüyor.

“Malum italya’ da tencere tava ile halk müzik yapıyorlar.”

Ülkemizde de durum maalesef her geçen dakika ilerlemekte, vatandaşlarımız Sağlık bakanı Sn. Fahrettin KOCA beyfendi’ nin uyarılarını ciddiye almayarak hastalığın yayılması için inanılmaz bir emek vermekte, Çocuklar gençler arasında yayılmasın diye üç hafta “ARA VERİLMESİ” Bakınız TATİL kelimesinden bahsetmiyorum. AVM’ ler de kapanınca, çimlerde bayırlarda halkımızın kendisini SUMO güreşçisi sanmasına vesile oldu. Hamdı senalar olsun.

Vakka sayısı heran artıyor. Bu nedenle kesin bir şey söyleyememekle birlikte, Uzun yıllar boyunca dünya genelinde bu kadar vahim bir durum yaşanmadığı için pek çok ülke bu salgına hazırlıksız yakalandı diyebiliriz. Şükür ki ülkemizin burnu beladan kurtulmuyor halkımız daima hazır !

Elbette her ülkede şartlar aynı değil bizde o el o ele değecek başka türlü görüşmekten keyif alamıyoruz, anlamsız oluyor bir araya gelmek. Tabii bu bireyselde böyleyken iş hayatı bu kadar bağımsız değil.

iş hayatı açısından bakarsak Çin Halk Cumhuriyeti Cenin yemekten islamın farzlarını ezberleme evresine geçişle birlikte;

Ekonomisinide şaha kaldırmak için ilk şokunu atlatmayı başardı ve tespit edilen vakaa sayıları bir önceki günlere göre hayli azalıyor.

Aslında meselemiz Çin değil, ülkemizde yaşanabilecek benzer bir krizde nasıl önlemler alabiliriz konusunu irdelemektir.

1. Durumu Heran Kontrol Altında Tutun

Kriz demek fırsat demektir. Çincede Fırsat anlamına gerçek manada gelmese de Çin devleti bu işi fırsata çevirdi.

Peki biz ne yapıyoruz ?

Kriz dinamik başka değişle değişken bir süreçtir. Her an hazır olmalı, kriz planlarınızı hazır tutmalısınız. Krizde ilk şoku hemen atlatmalı durumu anlamaya, daha sonrada planlamaya, stratejik davranmaya ve ayağa kalkıp tüm bunları bir araya getirip ders çıkarma aşamasına geçilmelidir.

Olabildiğine hızlı ve şirketin en yetkili ismi süreci bizzat yönetmeli böylece krizi yönetirken daha büyük krizlere engel olunmalıdır.

Her şey olayı iyi kavrayarak doğru stratejiyi doğru zamanda hızlıca uygulamaktan ibaret.

Mesela, Corona virüsünden örnek verelim. Temel gıda malzemesi olarak market ürünleri satışı ile ilgili faaliyet yapıyorsak, virüsün etkilerine göre öncelik sıralaması yaparak, istif ve karaborsa yapılabilineceğini tahmin ederek ürünümüzde toptan ve parekende satışlarını asgari düzeye indirerek, daha iyi kontrol edebileceğim e- Ticaret sisteminden kimin ne kadar ürün aldığını stok durumunuzu da kontrol ederek, kontrollü biçimde satış gerçekleştirebiliriz.

Peki sonucu nasıl olur derseniz ? Tedarikçileriniz’ den kaynaklı sorun yaşamaz iseniz;

Krizden etkilenir, ancak zarar görmezsiniz. Ve kriz bitiminde elinizde hala stoklu ürün olduğu için şirketiniz hisse değerlerini hızla arttırır.

2. Katı kurallar ile İşletme Yönetilmez

Planlama ve stratejiyi üst kadro ile hızlıca belirlenebilir ancak, herşey öngörülemez bu nedenle alt kademedeki personellere de insiyatif yetkisi verilmelidir. Başlar ayak olmadan yürüyemezler ayaklarda başın direktifi olmadan nereye gideceğini bilemez.

Hepimizde akıllı telefonlar var basit bir what sapp grubu ile tüm şirketin görüşlerini alabilir veya talimatları oradan iletebilirsiniz.

3. Çalışanlar Bilgilendirilmelidir

Kriz anında bilgi kirliliği de had safada’ dır. Her an yeni bilgi sizin adınıza rakiplerinizce sahaya sürülebilinir. Devletin kurumları da resmi açıklamalarda gecikebilir. Suları bulandırmak isteyen zihniyetler olabilir. Kısacası kriz müdahale edilmezse tarhana çorbasına dönüşebilir. Bunu engellemek için çalışanlarınıza gerektiği kadar bilgiyi ve iletişimi süreç dahilinde vererek sağlamanız gerekiyor.

Mesela açıklamalarınız yazılı ve resmi web sitenizde açık ve net olarak yazılmalıdır. İşletmenizin durumuna göre çalışma saatleri, çalışma esnasında dinlenme süreçleri ayrıntıları gibi süreçlerin takibi ile Korona vrüsü olabilecek çalışan ve de ailesinin süreçlerine kadar ayrıntılı şekilde açıklanabilir. Böylece coronadan çok kolay korunmuş olursunuz.

4. Görev Paylaşımını Tekrar Yapın

Corona gibi bulaşıcı hastalıkları tetikleyebilecek iş yerleri mesela oteller günlük işleyişine devam edemezler. Personeli işten çıkarmak yerine farklı görevler vermek, hatta şartlar elveriyor ise, başka işletmelere geçici transfer edilmeleri söz konusu olabilir.

5. İşletmenizi teknoloji ile dönüştürün

Ülkemizde de bir çok işletme hatta bazı bankalar çalışanlarının evden çalışmasını sağlayacak sistemler kurdular. Örneğin üniversitelerde dersler artık uzaktan eğitim ile yapılmaktalar.

İşletme içi what sapp uygulamasında basit bir grup açarak rahatlıkla işletmenizi de krizinizi de yönetebilirsiniz.

İşletmeniz zaten dijital hizmet veriyorsa, krizi en az kayıpla atlatırsınız ancak, bir mağazanız var ise,

Tek şansınız işletmenizi dijitalleştirmek ve E- ticaretin nimetleriyle tanışmak..

6. Ayağa Kalkıp Hareket edin ve Krizi Fırsata Dönüştürün.

Krizi haberdar olduğunuz gibi yönetmeye başladınız her şey yolunda demektir. Ancak kriz sizi yönetirse vay o işletmenin haline, krizler sizi etkilemese de, daha etkili pazarlama ve satış teknikleri ile bu süreci atlatabilirsiniz.

Ticarette her sektör planını kendine göre ayarlamalı ve ona göre stratejisini güncellemelidir. Mesela Corona salgınında tüm sektörler etkilendi. Ancak gıda, hijyen ve sağlık ürünleri, işletmeler arası e-ticaret, uzaktan görüşme servisleri, sosyal medya bu salgından ekonomik anlamda karlı çıkan sektörler.

Mesela üniversitelere uzaktan eğitim vermeleri için gerekli olan teknik makineleri satan şirketler bu işten ciddi karlar elde ettiler. Veya Köfteci Ramiz Evde ısıtılmalık köfte hizmeti sunsaydı bu işi ciddi bir sektöre dönüştürebilirdi.

7. Stratejik Davranın ve İhtiyaca Eğilin

Krizden en az etkilenen olmak için yaptığınız işe göre yenilik çıkarmanız gerekiyor. Başka bir değişle eski köye yeni adet getirmelisiniz.

Mesela KFC / Biten Tavuk Eti Skandalı

Ünlü tavuk restoranı zinciri KFC, 2018’in başlarında Birleşik Krallık’ta büyük çapta bir stok krizi yaşadı. Yani kısacası, koca zincir mağazanın koca ülkedeki şubelerinde tavuk bitti. Birleşik Krallık’taki 900 KFC restoranının çoğu, geçici olarak kepenkleri indirdi.  Ülkedeki KFC restoranlarının yarısından fazlası sınırlı sayıda menü ve her zamankinden daha kısa süren çalışma saatleri dahilinde yeniden açılsa da birçok restoran uzun süre kapalı kaldı.

Peki KFC ne yaptı ?

KFC bu krizde kendisiyle dalga geçti ve tüm olaya esprili bir şekilde yaklaştı ve bir halkla ilişkiler kampanyası başlattı ve bu kampanya ile Cannes Lions 2018’de “Altın Aslan” ödülü bile aldı.

Krizler doğru okunduğu sürece avantajdır.

Kriz yeni ihtiyaç demektir. İnavasyon ile bunu fırsata dönüştürmek gerekir.

sigortacılık sektörü yaşlı ihtiyarlar gibidir. Katı kuralları olur ama Corona yerim sizin kurallarınızı dediğinden beri, Ant Financial adlı firma, sigorta kapsamına korona ile alakalı yeni bir sigorta türü daha ekledi. Şirketin Şubat ayı sağlık sigortası gelirlerinin %30 artması da bunun etkili olduğunu gösteriyor.

Bunlar ne anlama geliyor ?

Corona er ya da geç bitecek dünyada kalıcı bir mesaj bırakacak öyle bir güç var ki sadece fakir ölmüyor. Ölüm herkese canı veren istediği an milyonlarca canı da alır. En kötü durumdayken yeniden hayatta verir.

Global bir belirsizlik esnek yaklaşımların iş hayatına faydalarını CORONA hastalığı sayesinde öğrendik. İnsanlık Hz. İsa’ nın doğumunu başlangıç kabul ederken Corananın bitirilişine doğru evrilebilir.

Herşey geçse bile yaşattıkları hiçbir zaman unutulmayacak, hastalıklar ve toplu ölümlerin merkezi olan Çin Halk Cumhuriyeti daha önceki Kronik hastalık olan SARS’ ta E ticareti öğrendi. Şimdi bakalım ne öğrenilecek bizler ne dersler çıkaracağız ?

Örneklersek ;

Genel işler nasıl ilerler, robot teknolojiler nasıl uygulanır, yapay zeka nereye ilerler, Online eğitim ile ciddi tasarruf ve yeni bir sağlık sistemi nasıl kurulur gibi bir çok soru cevabını bekliyor.

Artık değişim ve dönüşümü inavasyon ile birleştirip sahaya sürmenin vaktidir.

Yazının sözü uygulaması :

Başlar ayak olmadan yürüyemezler, ayaklarda başın direktifi olmadan nereye gideceğini bilemez.

Coronavirüs hayatımızda neler değiştirdi ?

Bugün itibariyle ülkemizde de hayli yer edinen Corona virüs 3. nesilini geliştirerek şimdilik ve inşallah sadece Çin’ de Hanta adında yeni bir virüs türeterek şimdilik bilinen bir kaç ile dünya hayatımıza giriş yaptı. Hoş geldin ama umarım boş gidersin.

Bir çok virüsün aksine zengin fakir soylu ayrıt etmeden yayılan sayın Corona ve türev nesilleri, Öncelikle muhazafakar olmayan ve bir çok islam karşıtı uygulama yapan ülkelerin islamı simgelediği için yasakladığı bir çok şeyi Corona aracılığı ile artık yapmayana ceza veriyorlar. Sağladığı bu hoşgörü politikası için kendisine teşekkür ediyorum.

Öyleyse hayatımızda neler değişti veya değişecek ?
  1. Toplu ulaşımı kapsayan ve topluluk halinde olduğumuz her yer ya kapandı ya da artık topluluk kelimesi sayılı metrekareler üzerinden ifade ediliyor.
  2. Finans ve bankacılık sektörü başta olmak üzere hizmet sektörü aslında gerçek hayatta olması gereken, 12:00 – 17:00 veya 12:00 – 20:00 Saatleri arasında hizmet vermeye başladı. Unutmadan bankalar taksit ya da borç öteleme ve de paraya ulaşım konusunda birbirinden güzel eski köye ihtiyaç olan yeni adetler icat etmeye başladılar. Keşke Corona olmadan da olması gereken düzeylere gelebilseydik.
  3. İnsan ilişkilerinden sosyal hayata hatta yolda yürürken aile içinde mesafeler söz konusu olmaya başladı. İşin esprili yönü virüs sayesinde evinde oturmaya vakit bulan insanlar ailelerinde aynı evde yaşadıkları insanların ne güzel insanlar oldukları çaylarında şeker kullanıp kullanmadıkları gibi basit şeylerden dahi haberdar oldular aynı evde bir ömür ama birbirlerinden haberdar değillerdi…
Coronavirüs sonrası kapanan kahvehanelerin sayesinde babasını ilk kez gören çocukların tepkisi
  1. Yıllardır yaşamanın yükü omzunda biriken insanlar yani kahvehanelerde kumar masalarında ömür telaki eden bir çok kişi kahvehanelerin kapanması ile baba çocuk tanışmalarına sahne oldu.
  2. Sadece Müslümanlara değil, tüm dinlerin mensupları hatta ateist veya dehist insanlar dahi islamın farzları konusunda hiç bir şey yapamasa bile internet’ ten bakarak ve resmi dini inancı ateizim olan Çin’ de bile devlet televizyonu abdest alma eğitimi verirken umarım bir gün, namaz kılma videosunu da yayınlarlar.
  3. Alış – veriş alışkanlıkları yeniden düzenlendi ilk başlarda talan şeklinde kendini gösteren bu alışveriş yapma isteği günler sonra ülkemizde E – Ticaretin gelişimi ve kredi kart uygulamasının kullanımında artışlara sebep oldu.
  4. Seyahat Özgürlüğü kısıtlamasını da unutmamak lazım.
  5. Psikolojik etkisi sosyal dengeyi sarsması da bambaşka bir boyut…
Dünya’ yı sömüren zihniyet yaşattığını yaşarak, acı ızdırapla ölüyor.

Kredi kartı ile nereye kadar devam edebiliriz. Bence Limit bitmesini sınır kabul etmemek lazım. Malum benim limitim çok yüksek o riske giremiyorum.

Kredi kartı demişken söyleyeceklerime kulak verelim ;
  1. Kart kolik hastalığına yakalanmadan önlem almalı beyler maç kolik olamıyorlar siz değerli hanımlarını da Kart kolik yaparak kredi kart zade olmak istemezler.

En basitinden gidelim. Bugün ekmek fırınına gittiğimde 2 ekmeği dahi kartla alan bir vatandaşımızı gördüm. Bunun iki sebebi olabilir diyeceksiniz ama ben, konuşmalara şahit olduğum için nakit parayı harcamamak için karttan aldığına eminim. Neye göre söylediğime gelince fırıncı ilk başta parası olmadığını düşünüp, paraya gerek yok ihtiyacınız kadar alın demişti. Ama bizim insanımız her işte miktar fark etmeksizin olduğu gibi kart kullandı. Mesela ben de 10 Tl ve üstü tüm harcamalarımı kartla yapıyorum. Çünkü; harcamamı olduğundan yüksek tutup bu kriz anında KKB notumu yüksek tutmanın peşindeyim.

Peki bizler bu şekilde davranıyorsak çözüm nasıl olmalı ?

ÇÖZÜM:

  1. Ekstreni zamanında ve tamamını ödeyebiliyorsan harcama konusunda endişe etme.
  2. Gelirin asgari ücret ise asgari ücret miktarı kadar harcama yapma zorunluluğun yok. Ayaklarını yorganının dışına çıkarırsan üşürsün. Normal şartlarda gelirinin 4/1 ‘inden fazla harcama,
  3. Ekstreni iyi takip et ve her taksit ne zaman bitiyor kontrollü harcamak için ne yapılabilir hangisi zorunlu hangisi keyfi bunları sırala.
  4. İsteklerin ve zorunlu ihtiyaçlarını kategorilendiremezsen bankaların kırmızı ile kategorilendirdiği kısımda kendine hayli kategorili bir yer edinirsin. Almasaydım da olurdu dediklerini kendine ceza verirmişcesine listele ve onu aldığın için alamadığın zorunlu ihtiyacını da karşısına yazarak oklamayı unutma.
    1. Kredi kartı limitinin yüksekliği harcama özgürlüğü değil , zorunlu halde her ihtimale karşı bağımsız olma özgürlüğü verir.
    2. Müşterisi oldugun banka senin tüm ihtiyaçlarına cevap veriyor mu ? Yoksa rakip firma daha düşük faiz ve taksit imkanımı sunuyor ? Hangi banka sana ne kadar limit veriyor ?
    3. Kredi kartı ile ödediğin 399 tl ile nakit ödediğiniz 400 Tl arasındaki uçurumu fark ediyormusun ?
    4. Temassız kart ödeme limitini 250 Tl’ ye Sadece Corona için mi çıkardılar sanıyorsun ?
    5. Mesela 50 tl üstü haricinde kart kullan böylece miktarlar psikolojik olarak büyük gelecek ve gerçekten harcadığın miktarı fark edeceksin.


1. Kredi kartı borcunun tamamını ödeyebildiğin sürece harcamalarını kartla yapmanda sorun yok.
2. Ne olursa olsun gelirinden “Az Harca”.
3. Her ay ekstreyi incele. Harcamanı, taksitleri takip et. Hatta son 3 aya bak. Fazladan çekilen para var mı kontrol et.
4. Harcamaları istek-ihtiyaç diye ayır. Ekstrene bak ‘Almasaydım da olurdu’ dediklerini işaretle. Bu işaretli ekstrenin fotoğrafını çek. Bir şey almadan önce listeye bak.
5. Kredi kartının limiti senin için doğru mu? Gözden geçir.
6. Kredi kartıyla harcama yaparken beyin anlayamadan para ödeniveriyor. Bir de kartları
temassız özelliği de gelince, hiç düşünmüyorsun bile.
7. Kendine kural koy: Örneğin; 50 liradan az harcamalarda kart kullanma

Bu Kriz anında ev ekonomimiz için ne yapmalı ?

Türkiye ‘ de devlet idarecilerimiz ve isimsiz kahraman sağlık görevlilerimizin sonsuz emek ve çabaları sonucu, herhangi bir problem yaşamasakta dünya’ da bu durum öyle değil. Allah milletimize sağlık kuvvet versin. Hepimiz işin ucundan tutalım en basiti siyaseti bir köşeye bırakıp *Evde Kal* çağrısına kulak verelim. Önemli olan sorun değil çözüme ulaşmak meseleyi kimin çözdüğü değil nasıl çözdüğü önemli. Fiziki olmayan birlik beraberlik vakti…

Corona veya diğer krizlere rağmen ekonomik olarak bundan zarar görmediniz ve birazda birikmiş nakit paranız var ise, zorunlu olmayan harcamalara izin var.

Eğer Ekonomik belirsizlik söz konusu ise, harcamaları tamamen durdurmak ve parayı cebimizde tutmamız doğaldır ama bunu ülke politikası haline getirirsek ülkemizin ekonomik dengesi sarsılır. Ne panik ne de umursamazlık sadece önlem alarak süreci atlatmalı.

Maaşınız geliyor ama birikim yapamadıysanız, maaşınızı önünüze koyup kuşbaşı yapmadan önce kısmanın en asgari ve maksimum seviyelerini belirleyin. Ben olsam altı aylık genel giderler gıda, temizlik insani sosyal ihtiyaçlar, muhtemel faturalar vs. için gerekli olacak parayı bir köşeye ayırmak için sınırları zorlardım. Veya her bir aile üyesi için asgari ücret tutarında bir yedek akçe bulundururdum.

Hiç birşey yapamıyorum diyen arkadaşlar ise nargile ve sıgara için ödedikleri ücretleri ile bile bir ev geçindirebilirler.

Çalışamıyorsunuz ama birikim yapabilmişseniz ise sıkıntı yok kısa bir süre rahatsınız.

Çözüm formülü Biriken para / amortisman giderler / istekler eşittir Zaruri ihtiyaçlar Hani develer gibi düşünün suyu verimli kullanırlar bir depo dolumu Termus teknolojisi ise : MÜKEMMEL SU KULLANIM ÜNİTESİ: Develer, 10 dakikada ağırlıklarının üçte biri oranında su içerler. Bu miktar kimi zaman 130 litreyi bulabilmektedir.

Borcunuz var ise, borcu yiğidin kamcısı yapmak yerine ödemeyi tercih ediniz. Gerekirse Baba Bank ya da Emin Eller bank aracılığı ile telefon hatta iş zoraki hal aldıysa görüntülü borç isteyin. Yazılı bir plan planlamada etkin ve caydırıcı bir güçtür.

Hadi Mahmut amca sokağa çıkta görelim otur evinde sağlığın bizim için herşeyden önemli. :

Durumu duygusallaştırmadan ve devlet sırrı haline dönüştürmeden anlatın. Alacaklı banka veya kurumsal kişiler, sizden sadece sizin onlardan almış olduğunuz parayı istiyorlar bunu bir yere not edin.

Tüm çabalara rağmen gelir kesildi ve ödeyemiyorsanız samimi olun dürüstçe gerçekleri söyleyin faktoring şirketleri ve bankalar hariç tüm kurumlar sizi dinleyecektir. Tabii durumunuz müsaitse de, Küçük Olamam Büyümek İstiyorum diye sloganlarla caddeleri inleten KOBİ ‘lerimizin de esnafımızıda unutmayarak borçlarımızı ödeyelim.

Stok çılgınlığının halka açık ama görülemeyen sebepleri neler ?

İnsan denilen varlık duygusal ama bir o kadar da değişken ve ne yapacağı belirsiz bir varlıktır. Hele ki panik veya öfke halinde yapabileceklerinin sınırı yoktur. İşte alışveriş konusu da duygusal boşluğu kapatmak konusunda çikolota’ dan sonra en çok kullanılan yöntemlerden birisidir.

Her yapılanı işi kontrol etmek isterken, bunun yolunun alışveriş yapmaktan geçtiğini düşünen bir beyne sahibiz. Çünkü parası olmayan alamıyor ve üstünlük simgeliyoruz. Satın alarak psikolojik savaşımızı başlatarak, güç bende mesajını veriyoruz ve bunun devamında istem dışı olarak marketlerde sıkça görülebilen onlar aldı bende almalıyım türü sürü psikolojisi ile hareket edilmesini sağlıyor.

Gelelim “STOKCU” adını verdiğimiz kriz anında ortaya çıkan kitleye, kendilerini güvende ve rahat hissetmek için yaptıkları bu harcama onlar için “akıllı harcama” statüsünde sayılıyor. Panik halinde bize kalmazsa endişesi ile yapılan bu alışverişlerin büyük çoğunluğu israf olacaklar listesinde sıralanıyor. Başkaları yapıyor bende yapayım psikolojisi ile umarım bu durum sadece alışveriş ile sınırlı kalır. Çünkü toplumsal varlık olan insanlar birbirlerini gözlemleyerek davranış geliştirmesi yapıyorlar. Türkiye’den örnek verelim temizlik önemli hijyen korunmada büyük etken denilince, duş için kullanılan malzemeler, ıslak mendiller, dezenfektanlar, temizlik maddeleri satışları ciddi bir artış gösterdi. pırıl pırıl kokan metrobüslerimiz oldu daha önceden terden geçilmezken şimdi kolonyadan geçilmiyor. Korku duygusunun en büyük faydası burada ortaya çıktı. Büyükşehir insanı korku ile çalışıyor. Medya ve sosyal medya’da boşalan rafları gören vatandaş bana kalmayacak endişesi ile ihtiyacı olmayan ürünleri dahi almak zorunda hissederek alışveriş yapıyor.

Bazı durumlar vardır durur düşünür ama bir çözüm yolu bulamayız kime soracağımızı da bilemediğimiz bu zamanlarda, diğer insanların davranışlarını örnek alarak yol klavuzu tercih ederiz. Mesela sokakta yürürken önünüzden geçen hanım efendi aniden bir fare gördü ve bastı çığlığı korkmasanız bile artık korkmaya başladınız. *Korku bulaşıcıdır* . işte Koronavirüs etkiside budur. Bu alışverişlerin hepsini anlıyorum ama bu kadar tovalet kağıdı alımına anlam veremedim yerine kullanılabilecek ve bir çok amaçlı da olabilecek o kadar ürün varken, ilginç geliyor herhalde mantık süzgecini çalıştıramadılar. Gıda depolayın anlarım ama tovalet kagıdı sonuçta yemiyorsunuzdur umarım.

Eğer medya ve sosyal medya birlikte hareket etse yaşanan krizin sosyal hayatta ve stoklarda problem teşkil etmediğini çok önceden açıklasa bu şekilde panikle gıda yerine tovalet kagıdı stoklayıcısı bir tür ortaya çıkmayacaktı diye düşünüyorum.

Yazının sözü uygulaması :

Öldürdüğünden çok yaşatan virüsümüz var çok şükür.

Sonunda gördük öldürerek yaşatan Allaha hamd olsun.

Liderlik ve Yönetim

Güçlü Liderlik Güçlü Organiziazyon

Güçlü ekip ve yüksek performanslı ekip kurmak için yapılacaklar ;

1-Ekip ruhunun ne anlama geldiği ve nasıl uygulanacağı her eleman tarafından bütün detaylarıyla benimsenmelidir.

2-Değişik teccübeler, çok yönlü hünerler güçlü bir biçimde kombine (paylaşım) edilmeli. Sorumluluklar takım arkadaşları arasında onların hüner ve becerilerine göre paylaştırılmalıdır. Böylelikle şahsi düşünenlere karşı, daha çok ve iyi sonuçlar elde edilebilinir.

3-Görevi üstlenen ancak, başarısız olunan ekipte elemanları dışa atış veya işlev iptali söz konusu olamaz. Çünkü elbet yeniden denenecek ve tecrübe sağlanacaktır.

4-Ekip içerisinde vücut uyumu sağlanmalıdır.

Ekip : ”Birbirini tamamlayan görevlere sahip insanların ortak bir amacı gerçekleştirmek için karşılıklı sorumluluk duygusunu taşımalarıdır.” Şef bizi sorumlu tutuyor ile biz kendimizi sorumlu tutuyoruz. Arasındaki farkı düşününüz  burada birinci durum ikinciye ulaştırır. Fakat ikincisi olmadan kesinlikle takım olmaz. Performansı yüksek ve güçlü bir ekip için en kritik husus budur.



5-Zeki,becerikli ve problemli elemanların ekibe ve sisteme uyum sağlamalarının iki yolu bulunur.

a)Kontrol (Stalinin tavuğu) : Elemanın sıkı bir kontrolle eğitilmesi

b)Ödüllendirme

Aksi halde frenler ve dururlar.

6-Büyük hedeflere ancak değişik becerilerdeki insanların uyum oluşturup birlik meydana getirebilmeleri halinde ulaşılır.


7-Büyük başarılar küçük başarıların birleştirilerek kullanılmasından geçer.

8-Verilen söz eksiksiz yerine getirilmeli ve kattiyen doğruluktan şaşılmamalıdır. Enerjinin ve aksiyonun daha verimli kullanılmasını sağlayan karşılıklı güven üç şeyle artar…


a) Takım amacı : Takımın yapacağı tüm çalışmalar ortak motivasyon kaynağı taşımalı ve ortak hedefler olmalı.

b) performans hedefleri : En küçük aşamalarda dahi asla aşırı uçlarda hedef belirtilmemeli ulaşılması gereken noktadan 2 adım sonrası öngörülecek düzeye gelinmeden sahaya atı sürmemeli.

c) Yaklaşımların gerçekleştirilmesi : Kısa ve uzun vadelerde gerçekleşen planlar ile adım adım zafere giden kutsal yolda yer alınmalıdır. Başarı kadar başarısızlığında ekibin ortak sonucu olduğu benimsenmelidir.

Yazının sözü uygulaması :

Lider ile başkan arasındaki fark sahada ekibine sahip çıkması ile belirlenir.

Planlama ve Zaman Yönetimi

Bir kaç kelamlık sözlerime başlamadan :

”Zor iş, zamanında yapmamız gerekip’te yapmadığımız kolay şeylerin birikmesi ile oluşur.”
                                                              
                                                                                        Henry Ford

Zaman asla geriye gelemeyecek ve yerine ikamesi bulunmayan söz konusu bile edilemeyen neredeyse, tek olgudur. Toplumsal kavramların hayat bulduğu zaman doğru işlenme sürecine tabii olarak geçirilmediğinde, sosyolojik travmalar ve toplumsal sosyal bunalım gibi sonuçlarını önümüze çıkarmaktadır.

Bunun içindir ki ; geçmiş olaylarda keşke tabiri kullanılır. Fakat bu düşüncenin nasıl değiştirilebileceği üzerine kimse zekasını zorlayıp düşünce eylemini gerçekleştirmek istemez.

Bunları bilmemize rağmen geçmiş zamanlardan genellikle, okul öncesi 0-6 yaş grubu dışında hiçbir anımızdan memnun olmayız ki uzmanlara göre 0-4 yaş öncesinin hatırlanması münkün değil.

Ve lakin ;


Böyle durumlarda 0-4 yaş ile 0-6 yaş arasında gerçekleşen çok büyük fizyolojik etmenler içeren özellikle, sosyo/kültürel ve sosyo/psikolojik travmalara yol açabilecek, aile için şiddet gibi kavramların unutulmadığını gösteriyor. Velhasıl konumuz bu değil. Sadece zamanın neye benzediği ve zamanın gelmişini geçmişini diyerek, zaman konusun da bazı öznel değerlendirmeler yapalım istedim.

Örnekleme olarak, yıl 2013 tarih 26 Nisan Cuma bir daha gelmeyecek olan 2013 yılının bitmesine sayılı saatler kaldığını var sayıyoruz. Bu dönemde Öğrenci olarak hayatımı devam ettirdiğim den ki, ülkemizdeki en güzel meslektir ve ciddi manada, “parmaklıklar arasında” özel olarak kafeslerde korunabileceğiniz bir meslek çeşididir.

.


Öğrencilikten girerekte öğrencilik mesleğinin en önemli vazifelerinden biri olan ders çalışma ve diğer vazifelerini zamana bölerek zamanı doğru yönetmekten bahsetmeye çalışacağız.

Öncelikle plan nedir ve neden plan yapmalıyız ?

Plan ;  en az iki ve daha fazla işi, kısa zaman diliminde yapabilmek amacı ile düzenli hareket edilebilen esneklik oranı düşük olan zaman yönetimidir.

Bir işte başarılı olmak için yapılacak ilk iş,hedef belirlemek;

ikinci iş ise, belirlenen hedefe yönelik bir plan yapmaktır. Yapılacak işlerin belli bir süre ve düzen içine sokulmasına da plan diyebiliriz.

Modern eğitim sisteminde,başarıya giden yolda tek çare ”Çok çalışmak” değil ”Etkili ve verimli çalışmayı bilmektir.”

Peki nedir bu etkili çalışma derseniz ;

Zamanı, hedefleri ve saptanmış önceliklerin doğrultusunda programlı olarak kullanmaktır. Bu olaya da halk arasında planlama adı verilir.

Bir bina yapılırken, bir yolculuğa çıkılırken, bir alışverişe çıkılırken plan yapılır ya da yapılması gerekir yapmazsanız ya da üşeniyorsanız iki ihtimal vardır ya Melih Safi DUYAR hocamızın yanında kamp kuracaksınız ya da her unutulan iş için bir bedel ödemek.

Mesela alışverişte unutulan bir salça için tekrar markete yürümeniz gerekebilir.

Eğer; plan yapılmaz ise bina yıkılabilinir. Yolculukta hiç hesap edilemeyen aksilikler başa gelebilir, mesela paramız çalınabilinir, kaybolabiliriz vs. alışverişte üzerimize aldıklarımızı ödeyecek kadar para almamış olabiliriz.

Tabii bu örnekler konuyu kavramak için aslında nefes alıyorsak o bile bir plan dahilinde gerçekleşir.

Bu konuda Cenap Şahabettin’ in bir sözünü eklemeden edemeyeceğim.

”Bir başkası düştü mü ‘Çürük tahtaya basmasaydı.’ deriz. Kendimiz düşünce bastığımız tahtanın çürük olmasından şikayet ederiz demiştir.

Atılan her adımda başarıya doğru gidecek her hamle doğru plan ve stratejiye bağlıdır.


Öğrenciler genellikle, okulda öğretilen konuyu aynı gün tekrar etmek ve bol sürat’ la ödev kelimesinin anlamını unutan, sayıyı arttırdıkça egosunu tatmin eden, öğretmenlerin düşünce sistemi olduğunu düşünüyorlar. Bu durumda da bazı soruları içerisinde tilki kuyruğu gibi dolaştırıyorlar.

”Nasıl çalışsam, hangisine önce başlasam, ikisi bir arada gider mi ? hepsine zaman ayırabilecek miyim ve yetişecek mi? Bu gibi endişe dolu düşünce sistemleri gerçekte plansızlığın dile gelmiş çeşididir.


Okul eğitimi sınavlara hazırlık günlük iş hayatında ya da sosyal hayatta yapılması istenen olaylar ciddi bir hazırlık ve altyapı gerektirir. Planlanmış bir çalışma, hedefe yönelik yapılacak işlerin etkili biçimde yürütülmesini sağlar.

Plan ; ”ne zaman” ve ” nerede ”,” hangi derse” çalışılacağına karar vermektir.

Eski Yunan düşünürü ve felsefecisi aynı zamanda eski aristokrat ;

”Plansız çalışan kimse ,ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer.” diyor. Ama kim 🙂

Plansızlık kişide dikkatsizlik, yorgunluk, bitkinlik, isteksizlik ve dalgınlığa neden olur. Bu durum, ruhsal baskı, kararsızlık, çalışmaya motive olamama ve verimsiz çalışma gibi, olumsuz sonuçların davetiyesi olarak önümüze çıkar.

Bu sorunların aşılması ve planlı çalışmanın nasıl yapılması gerektiği çok iyi bilinmeli ve gerçekçi olunmalıdır. En mükemmel plan, uygulanabilir plandır. Bunun içinde iyi hazırlanmalıdır, bunun püf noktaları vardır.

Bunlar kısaca ;



*Başarılı bir plan esnek olmalıdır.

Plan içerisinde yapılacak aralar iyi ayarlanmalı ve adaletli olmalıdır. Eğer iş sektöründe yönetici iseniz; havuç yöntemi ile çok güzel verim elde edebilirsiniz.

Meraklısına ipucu : Havuç yöntemi küçük motivasyon ödül sistemidir. Genellikle parayla yapılamayacak tatlı söz ile çözülebilecek işlerden oluşur.

Ne kadar ders veya iş çalışılacağı konusunda, genel olarak standartlar bellidir.

Bir öğrenci açısından bakarsak; 45 dakikalık bir dersin sadece 20 dakikası işlenmesi için süre vardır. 10 dakika öğretmenin gecikip gelmesi, 15 dakika ise sınıfın derse girildiğini ayrıt edebilmesi içindir.

Bu nedenle ortalama 30 dakika çalışıp 5 dakika dinlenmeyi ben önerebilirim.


Şimdi kısaca neden bahsettiğimizi bir kez daha hatırlayalım….


Planda Esneklik : Peter Marshall ” yapılmış küçük işler, planlanmış büyük işlerden daha iyidir.” Derken, planın uygulanabilir olmasına dikkat çekmektedir. Planlamada amaç, verimli bir çalışmadır. Ancak, hazırlanan planla çalışma gerçekleştirilemiyorsa orada bir planlama sorunu vardır.”


Plan yaparken en sık düştüğümüz hatalardan biri, planlarının sınırlarını çok katı yapmış olmalarıdır. Yapılan planda sınırlar esnek olmayınca uygulamada zorluklar çıkmaktadır.

Bu durumda da öncelikle ümitsizliğe düşmekte ; Sonra da öz güvenini tamamen yitirmektedir.

Hayatımız da kontrolümüz dışında, o kadar çok faktör vardır ki, bunların bizim çizdiğimiz çerçeve içerisinde kalacağını beklemek yanlış olur. O sebeple, beklenmedik olaylar ve faktörler dikkate alınarak plana yerleştirilecek olan, etkinliklerin süreleri esnek tutulmalıdır.

Yapılması planlanan iki farklı aktivite arasında belli bir  süre pay bırakılmalıdır. Böylece, bitmesi  gereken bir etkinliğin elde olmayan, nedenlerden sarkması, diğer etkinliğin gerçekleşmesini etkilemeyecektir. Böylece etkinliklerden birinin geç bitmesi veya diğerinin erken başlaması durumunda plan bozulmayacaktır.


Günü verimli kullanmak, en iyi plan ve başarının anahtarı günü verimli kullanmaktan geçer.

Bir iş yaparken sürenin yetersizliğinden yakınılıyor ise,  orada bir eksiklik vardır. O da planlama eksikliğidir.

Bir çok kişi ise plan yaptığı halde gerekli öğrenmenin gerçekleşmediğinden şikayet etmektedir. Plan yaparken planın en verimli nasıl işletileceği veya en verimli çalışmanın ne şekilde yapılacağı bilinmez ise bu yakınmalar daima devam ederek zamanla saguya dönüşür. (Sağu : Sagular da savlar gibi eski Türklerin yaşam biçimlerinden doğan sözlü ürünlerdir. Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen cenaze törenine “yuğ töreni“, bu törenlerde söylenen şiirlere “sagu” adı verilirdi.)

Hiç oturup  bir gün içinde neler yaptığınızı ve yaptıklarınıza ne kadar süre ayırdığınızı hesapladınız mı ? Bir deneyin.

Eğer böyle bir hesaplama yaparsanız, farkında olmadan büyük bir zaman dilimini nasıl faydasız ve gereksiz işlerle geçirdiğinizi ya da hiçbir iş yapamadan zamanın ziyan olduğunu fark edeceksiniz. Bu hesaplama aynı zamanda da ne kadar çok vakit sahibi olduğunuzun da belgesi olacaktır.

Öyleyse herkes sahip olduğu zaman potansiyelini iyi değerlendirmelidir. Bir şey bütünüyle elde edilemezse, tamamen de terk edilmemelidir. Zamanı elden geldiğince iyi değerlendirmek başarının anahtarıdır.

Bir günümüz 24 altın değerinde bir hazinedir. Onu verimli kullanmak, bir plan doğrultusunda değerlendirmek en kazançlı yoldur. Bize verilen bu 24 saati iyi kullanırsak hedeflerimiz, karşımıza güzel bir ödül olarak altın tepside çıkar. Zaman tekrar dönüşü olmayan kazanılamayan tek servettir.

Bir de sağlık vardır, ama kısmen sağlık zamana göre geri döndürülebilir bir olgudur. Zaman iyi planlama ile genişleyerek içine çok fazla şey sığdırılabilir. İsraf edilince de olanca hızıyla akıp gider.

Bu konuda, Seneca : ”Hepimiz hayatın kısalığından söz ederiz de boş geçen zamanımızı nasıl kullanacağımızı  bilmeyiz.” diyor. Kişi günü nasıl değerlendirileceğini, planda hangi zamanı neye ayıracağını iyi bilmelidir.

Şimdi, yapılan analizlerden yola çıkarsak 24 saati en verimli nasıl değerlendiririz sorusuna cevap verelim.

Hayatta başarılı olmuş, Ömürlerine bir kaç insanın yapabileceği kadar çok işleri sığdırmış başarılı ve meşhur kişiler, sabah saatlerinin önemine dikkat çekmişler ve sabah erken kalkıp sonra uyumamayı başarıya götüren önemli bir etken olarak vurgulamışlardır.

Araştırmalar, ”Kortizol” gibi, uyanıklık veren hormonların en fazla salgılandığı periyodun sabah 8-11 arası olduğunu ortaya koymuştur.

Araştırmalarda bu saatlerin planlama,düzenleme ve ileriye dönük düşünce üretimi için en verimli saatler olduğu sonucuna varılmıştır. Öyleyse planlama aşamasında sabah saatleri münkün olduğunca öğrenmeye yönelik etkinliklere ayrılmalıdır. Bilimin verilerinden yola çıkarak öğle saatlerinin dinlenmeye ayrılması gerektiğini söyleyebiliriz.

Çünkü, yapılan araştırmalara göre hormonal denge açısından öğle saatleri vucudun dinlenmeye çekildiği periyodtur.

Bu saatlerde çalışmaya ara verilmesi ve münkün ise kısa bir uyku arasının plana yerleştirilmesi iyi sonuçlar verecektir.

Araştırmalar, yarım saatle iki saat arasında değişebilen bu uyku arasının bireye canlılık katacağı ve bu aranın sonunda güne yeni başlamış gibi zinde olacağını ortaya çıkarmıştır. Yapılan araştırmalarda vucudumuzda her gün gerçekleşen ve ”biyo ritim” aktiviteler zinciri içerisinde, öğleden  sonra 4-6 arası zihinsel canlılığın tekrar ortaya çıktığı belirlenmiştir.

Birey, kalıcı öğrenme istiyor ise insan zihninin en açık olduğu vakit olan sabah saatlerinde öğrendiklerini, öğleden sonra 4-6 arasında tekrar etmelidir

Yine araştırmalarda akşamüstü saat 5-7 arasının vucut sıcaklığının en yüksek olduğu zaman dilimi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bunun anlamı, fiziksel eğzersiz olarak seçilebilecek en uygun vakitlerin bu periyod olmasıdır. Gece uyuma problemi olanlar için bu egzersizler ciddi bir fırsat niteliğinde yatakta debeleneceğinize bir nevi uyku ilacı olan bu yöntem kullanılabilinir. Aksam üstü 19:00′ dan sonra ise, zihin yine  öğrenme faaliyetlerine açılır.

Üç saat süren bu aralık,çalışma için uygun ve verimli bir periyotdur. Eğer akşam yemeğinde kendimizi zorlayacak kadar yemediysek uykuda gelmeyecektir. Uzmanlara göre uyku için önerilen iki yol vardır.

Bunları basitçe bahsedecek olursak birisi genelde köy hayatında uygulanabilecek biyolojik saate göre uyuma ya da gece 10-11 aralığında uyumaktır. Unutmadan 18 yaş altı çocuklar için uyku saatinin 09 :30 olduğunu unutmayalım  ?

 Peki bir günü programlarken dinlenme araları nasıl olacak ?

Psiko-biyolog E.L Rossi’nin ”20 dakika ara” adlı eserinde ”Her insanın zihinsel ve fiziksel olarak verimli çalışabildiği belli bir periyodu vardır.” ve genellikle 1.5 saat civarındadır. İnsan bu periyodu aştığı zaman, vucut yorulma sinyalleri verir bu sinyallerin başlıcaları ise esneme, konsantrasyon zorluğu, algıda zayıflama, dalgınlık, dalgınlık gibi şekillerde kendini gösterir. Bu sinyaller hissedildiği anda çalışmaya kısa bir ara verilmeli ve dinlenilmelidir. Bu dinlenme, faaliyet değiştirerek veya 10-15 dakika gözlerini kapatıp sessizce bekleyerek yapılabilinir.

Gözleri kapatmakla amaçlanan beyne bilgi girişini azaltmaktır. Çünkü beyne ulaşan bilginin büyük çoğunluğu görme yoluyla elde edilir. Elleri ve yüzü yıkama, hafif fiziksel hareketler yapmada ideal dinlenmeye katkıda bulunur. Dinlenemeyen beyin öğrenemeyen birey demektir. Bu söz zatı alime aittir. Çalışmayı planlayan dinlenmeyi de planlamalıdır.

Ancak, dinlenme arasını uzatmak yapılan işten ya da eylemden soğunulmasıyla, dikkati dağılacak verim azalacak ve tembelleşmeye doğru bir yol izlenecektir. Dinlenme aralarında yemek molaları atıştırmalık olarak kabül görebilir ve de temiz hava dinlendirici olarak 40.senfoniyi önerebilirim.

Asla önermediklerim ise, Tv seyretmek, gazete kitap okumak, uyumak ya da özellikle telefon ve yüz yüze iletişimle değerlendirilirse bu olumsuz sonuçlara yol açar. Bunlar zihni yorar ve algıda seçiciliği azaltır.

Öğrenmenın başlıca düşmanıdır.



O kadar çok bahsettiğimiz ZİHİNSEL DİNLENME !!!!


Sanıldığının aksine bunun en bilinen yanlış uygulaması köşeye geçip oturmaktır. Aslında bu bireyi boşvermişliğe ve tembelliğe alıştırmanın pembe bir görüntüsüdür. Bu tür durumda ne yapacağımıza gelince ise eğer bir sorun üzerinde çalışıyor isek, yani beyin ile bir işlem yapıyorsak, fiziki aktivite eğer fiziki bir çalışma ise düşünsel ruhsal bir çalışma ile durumu dengeleyerek sorunları çözme imkanına sahip olabiliriz.


Her anın değerlidir, çünkü asla bir daha geri gelemeyecektir.


*Bir senenin değerini anlamak için, sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.

*Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bebek doğuran anneye sor.

*Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir editöre sor.

*Bir dakikanın değerini anlamak için, treni kaçıran yolcuya sor.

*Bir saniyenin değerini anlamak için, bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.

*Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan sporcuya sor.


Yazınımızın sonuna gelirken biraz birkaç kelam sözümü abarttığım için affınıza sığınır dinlenme ile zaman yönetimi kavramları ile zamanın nasıl doğru değerlendirilebileceği  konusunda bir fikir verdiğimi düşünmenin mutluluğuyla hoşçakalın…

Yazının sözü uygulaması :

Planlayamadığımız hiçbir, fikir süresinde yetişmeyecektir.

Günümüz’ de Doğru İletişim

Günümüzdeki iletişim konusuna gelmeden önce, iletişimin geçmişi ile ilgili biraz daha gerilerden başlamak gerektiği inancındayım.

Alexander Graham Bell ve yardımcısı Mr. Thomas Watson’ nun kazara yaptığı ilk telefon iletişimi ile başlayan bir süreçtir. Yazınımıza sesin iletimi ve telefonun nasıl işlevselleştiği ile başlayalım.

Konuşurken sesimizde boğazımız aracılığı ile yapılan titreşimler sonucu, ortaya çıkan ses dalgalarının ileri geri hareket ederek oluşturdukları hareketlerin duyulmasıdır

.

Ara not vererek, peki bu ALO’ da kim oluyor derseniz; Bell’ in çok sevdiği ama telefona karşı aşırı ilgisinden dolayı, terk eden sevgilisinin adının kısaltmasıydı. Allessandra Lolita Oswaldo.

Günümüzde ise ; Aşkım önce sen kapat, olarak kendisine yer bulmakta olan sürece verdiğimiz olaydır.

İşte size Alooo 🙂  Şimdi ise iletişim denilince sadece iki kişinin karşılıklı konuşması olarak ya da halkla ilişkiler kapsamında yapılan ve çoğu zaman ülkemiz’ de propaganda ile karıştırılan eylemler bütünü olarak algılanmaktadır.

Bana göre ise, ülkemizde işsizliğin en yüksek olduğu, siyasetle alakası olmadığı halde siyaset yoksa var olamayan iletişim fakültesi mezunlarını kapsıyor.

Teknoloji o kadar ilerledi ki, artık telefondan istediğiniz kişinin yer tespitini rahatlıkla yapabiliyor, maillerini okuyor, mesajlarını takip edebiliyor ve de konuşma kayıtlarını o bilmeden istediğiniz gibi izleyebiliyorsunuz… ( Özel sektör’ de yasalara uygun olarak kişilik ihlali yapılabiliyor.)

Bunlara örnek verecek olursak ;

Çalıştığınız özel sektör şirketi bilgisayarlarınıza yazılımsal bir program yükleyerek veya dış destekli “siber güvenlik” şirketleri aracılığı ile, ekranınıza ulaşarak, sizin çalışmalarınızı, yazışmalarınızı, ve de siz fark etmeden ekran fotoğraflarınızı çekerek masaüstü veya bilgisayarın herhangi bir dosyasındaki dosyaları siz fark etmeden kopyalayarak değiştirerek sizin bilgisayarınızda sizden çok yetkiye sahip olabiliyorlar.

Cep telefonları ortak kablosuz bağlantı ile, size ait olmayan yazıcıları kullanabilmenizi sağlıyor. veya daha da eğlencelisi açık kaynak kodlu işletim sistemi yazılımları ile cep telefonlarınızdan sizden habersiz fotoğraf çekimi ve ses kaydı alımı birilerini arama yazılı mesaj gönderme gibi işlemleri yapabiliyorlar.

Siber güvenlik eğitimi aldığımda bunlara bizzat şahit olmuştum. 2008 yılında sistem ve ağ uzmanlığı eğitimi aldığım dönemde, bulunduğumuz ofisten evdeki bilgisayarın sadece fişinin takılı olması sayesinde evdeki bilgisayarın açılıp işlemler yapılabilmesini uygulamalı olarak gördüğümde siber güvenliğin ne kadar önemli olduğunu çok iyi anlamıştım.

Bunları biraz kurcalarsanız bulmak zor değil. Ancak, etik ve yasal değerler gereği kendime eğlence aramak istemiyorum. Bu yaştan sonra, birde yuvamı yıktı diye anılmak istemem.


Toplumsal gerçekçi düzende insan ilişkilerinde ilk intiba ve adımlar her zaman önemlidir. Diyebilirsiniz belediyede çalışan temizlik personeli ile ne işim olur bence olur unutmayın. Onunla aranızdaki fark, sadece siz maddi açıdan çok daha fazla imkana sahipsiniz  siz olmasanız o yine yaşar ama, o olmazsa siz hayatınızı devam edemezsiniz.

İnsanlara günaydın demek çok zor geliyor ama bunun bilimsel araştırma sonuçlarına göre iş verimliliğini arttırdığını, kişisel öz güven sağladığını ve daha çok amirime ve kurumuma nasıl hizmet edebilirim, diye çalışan personele sahip olmanın önemini umarım sizlere anlatır.

Bir işletmede başarı istiyorsanız personel odaklı çalışmanız gerekiyor. Şirketin performansı personelin mutlu olmasından ve rahat bir çalışma ortamında bulunmasıyla başarılır. Google şirketi çalışma ofislerini incelediğimde yer çekimsiz ortamda havada uçarak, çalışan personelin rahatlığı hala aklımda ciddi bir yer kapladı. Ekibinize lider olmaya çalışın başkan olursanız, başarısızlık ile ilk işten ayrılacak siz olursunuz. Ve de, hepsinden öte insan olabilmek saygı görebilmek için saygı göstermelisiniz.

Yazının sözü uygulaması :

İletişim çağının başlangıcının sebebi bile kadınlar ise; onlarla iyi geçinmeye dikkat edin.

Kriz Nasıl Yönetilir ?

Liderlik kriz yönetmenin temel unsurudur. Etkili liderlik ise; doğru zamanda doğru kararların sürekliliğini tekrarlayarak kendisini gerçekleştirirken, ekibini de en yüksek performansta verimlilik derecesinin nirvanasın’ da organize edebilen liderlik türüdür.

Lider ile başkan ya da yönetici çok farklı kavramlardır. Yapılan işe göre liderlik türü şekil almaktadır.

En iyi kararları vermek için atılan adımlarda en etkili taktik grup halinde fikir telakisidir. Lakin bu durum siyasal ekiplerde başkan kısmında nedendir bilinmez tek başına karar alır ancak, grupça uygulanır. Bu aşırı güven uzun vadede ekip içi güvensizliğin temelini oluşturur.

Karar süreçlerinde iki durum vardır. Bunlardan ilki kararların üst düzeyde verilip alt düzeyde uygulanmasının istenmesidir ve başarısızlığın temel sebeplerindendir bir sorunu en iyi yaşayan bilir ve yaşadığı probleme çözümü sorunu yaşayan getirebilir,

Kaynak : www.diken.com.tr

İkincisi ise; en iyi kararlar istişare ile gelmektedir. Sorunun bir çok açıdan gözlemlenmesi yorumlanması ve fikirlerin üst üste konulmasını sağlar. İyi bir lider, yaratıcı gerilimi üretmek için, rakiplerden de yardım alabilir.

Fikir ortaya konulurken, beyin fırtınasının acelece bitirilmesi oldu bitti’ ye dönüşmesinin sebebi, üst yönetimden gelen baskılardır. Burada lidere düşen vazife iki taraf arasında sorumluluk alarak, takımın tüm açılarında idareyi ele alabilmektir.

Etkili ve verimli kararlar almak için önerilerim,

Daha önce başarı sağlamamış olsa bile, tekrar başarısız olacağı anlamı çıkmaz. Günün şartlarında eski çözümler yeni başarılar kazandırabilir.

Hızlı bir yol ile acele bir yol izlemek farklıdır. Acele ederek panik halinde hareket etmek, alınacak aksiyon için doğru soruların sorulmasını engelleyebilir. Eğer durum acil ise, bunu neyin etkilediğini sorun.

Tüm çözümler kalıcı ve etkili çözümler olmalı, günü kurtarmak için yarını feda etmeyin. Çok farklı açılardan bakmayı öğrenerek bizimle farklı düşünenlerinde haklı olabilme ihtimali olabileceğini düşünebiliyorum demeyi bilin.

Ekibinizin her bir üyesini doğru ya da yalnış hatta, mantıksız söylese bile dinleyin. Size olmasa bile ekip arkadaşlarınıza bir şeyler çağrıştırabilir.

Bilgi güçtür ama eğer doğru bilgi doğru yer ve zamanda elinizde ve siz onu kullanmayı biliyorsanız o vakit bir anlamı olur. Anahtar adımlarla, doğru bilgiyi kategorize ederek görev paylaşımı ile yönetebilirsiniz.

Bilgi doğru olabilir ancak strateji de doğru olmalı siz doğru planı yapsanız bile uygulamada sizden kaynaklanmayacak problemlere yol açabilir. En iyisini yapacağım derken normal zamanlarda yaptıklarınızdan da olmamanız gerekir. Her mükemmel iş kendisinde kusur barındırır.

Söz konusu kararın uygulanması oldugunda, etkili liderler kontrolü ne zaman alacaklarını ve bırakacaklarını çok iyi bilirler. Eğer ekipleri o başta yokken de başarılı iseler o gerçekten bir liderdir. Fakat sadece o varken başarı varsa bu gerçek manada ekip liderinin aç gözlülüğü ve beceriksizlidir.

Kaynak : www.hertaraf.com

“Liderin başarısı, her bir ekip personelinin onun yerine geçebilecek kadar yetiştirilmesinden geçer.”

Yazının sözü uygulaması :

En etkili çözümler son anda ortaya çıkan ve aşırı plan ve de kural içermeyenlerdir.