Her işletmenin hedefi kar elde etmek kazancını katlamak , yapabildiği en iyi ciro ile günü haftayı ayı hatta seneyi hedeflerini tutturarak horizon programındaki yeşillerle boyalı alan sayısını arttırmaktır.
Bunları yaparken hizmetin kalitesinden ödün vermeden de kazanç sağlanabilir bunun yolu satın alma konusundaki maharetinizden etkin ve verimli kullanımınızdan başka değişle de tasarruflardan geçiyor.
Satın alma deneyiminizi iyileştirmelisiniz.
Bir taraf satış pazarlama ayağını yürütürken diğer taraf alıcı rolündedir. Ofis malzemeleri, temizlik ürünleri, kağıt ya da teknolojik aletler, satın alırken dikkat edilecek bir çok detay olsa da, tekil veya toptan alışverişlerde iyice araştırmak aynı ürünün farklı satıcılarda çok farklı fiyatlandırılmış olarak bulmak münkün. Eğer internetten alım yapıyorsak karşılaştırma imkanı veren www.n11.com, www.cimri.com veya www.akakce.com gibi internet sitelerinin iyice incelenmesidir. Fiziksel olarak görerek alışveriş yaptığımızda ise bilinen satıcıların aynı dönemdeki veya satın alma dönemimizdeki söz konusu ürün kampanyası takip edilebilinir. Yaşadığım bir tecrübeye göre, eski çalıştığım işimde büyük market zincirlerini yerinde ziyaret ederek satış destek personeli olarak çalışırken, 48 TL olarak gördüğüm PAREX marka bir temizlik ürününü farklı rakip bir zincir markette üç adedini 38 TL ‘ ye satın almıştım.
Ayrıca satın alım deneyimlerinizde satın alabileceğiniz işletme seçenekleri kısıtlı ise, tedarikçilerle pazarlık yapabilirsiniz, indirim isteyerek bunu değerlendirebilirsiniz. Hatta, örneğin bir ofiste kesinlikle kullanacağınızdan emin olduğunuz A4 kağıtlar gibi ürünleri yıllık sözleşme yaparak ek indirim imkanlarınıda değerlendirebilirsiniz.
Proje bazlı part time personel çalıştırmak
Personelin etkin ve verimli çalışamadığı odaklanamadığı zamanlarda olur ama öncelik onlara baskı kurarsanız bu baskı süreci verimliliği daha da düşürecektir. Fakat global ekonomi şartları sert olduğu için belli dönemlik kısa projeler ve ofiste çalışmadan da iş yapabilecek kişiler için kısa süreli çalışan bulundurabilirsiniz.
Tasarruf tedbirleri uzun vadeli planlandıkça anlam kazanır.
Çalışmadığınız dönemlerde açık kalan bilgisayarlar ve fişe takılı unutulan adaptörler yazıcılar, aydınlatmalar, televizyonlar size elektirik su ve doğalgaz olarak eklendiğinde TRT payının’ da ekte bulunduğunu unutmamak gerekir. Ofis aydınlatmalarının seçimleri, bol ışık alarak gündüz vakti ışıklar yanmadan da aydınlatılabilen bir ofis, ve de ışıkları yayma özelliği olan boya renkleri kullanabilirsiniz.
Teknolojik sisteme geçişle çıktı maliyetini azaltarak, çevrimiçi ortak belge çalışma yöntemlerini kullanarak belge saklayabilir, iş gereği çok fazla veri çıktısı almanız gerekse tek kullanımlık yerine doldurulabilen tonerler kullanmalısınız. Dolar ile değişen ve sürekli artan teknolojik malzemelerin alımını azaltmak için uzun vade sizi idare edebilecek ikinci el ürünleri alarak sonuç odaklı gidişerek işleve odaklanabilirsiniz.
Aslında hepimizin duyduğu ama, ülkemizde uzmanım diye çığırtkanlık yapan birçok kişinin adını gazetelerden duyduğu bir kelimedir. Şirket işletmecilerinin özel sektörle kamu kaynak kullanımında verim ve verdirim kelimelerinin aynı yelpazede şekillendiğine göre kredi puanı oluşturulan sistemdir. Resme tanımsal olarak baktığımızda iseEkonomi; üretim, ticaret, dağıtım ve tüketim, ithalat ve ihracattan oluşan insan etkinliğidir. İnsanın ihtiyaçlarını karşılamada yapılan her türlü faaliyeti içerir. Ekonomi belli bir bölge içindeki ekonomik sistemden oluşur. (Vikipedi)
Peki bizde yatırım nedir?
Beklemeye, birikime bırakabildiğimiz veya üretime katılması için vade bekleyen işlemlere bence tanımlarımla, yatırım diyoruz. Başka deyişle yatırabildiğimiz gerekirse nadastaki işlem plan ve parasal değer ayırdığımız olaylar örgüsü de denilebilir. Bunları bir araya getirip harmanladığımızda tanımsal olarak ekonomik yatırım ortaya çıkmakta. 5N1K’lı açıyla bakalım;
5N1K Açılımı:
5N; Bu sorular, “nasıl”, “ne”, “nerede” “neden “ne zaman” ile ilgili soruları kapsar. 1K; bu soruların “kim” tarafından olduğunun veya yapıldığının sorgusudur;
Ne oldu?
Nasıl oldu?
Neden oldu?
Nerede gerçekleşti?
Ne zaman gerçekleşti?
Kim hakkında?
Peki burada nasıl bakacağız, aslında nasıl göreceğiz bakmak yetmiyor sonuçta ekonomiye işletmeci bakanlarda var- dı, iktisatçı bakanlarda.. Keynesyen bakanlar da.. Hatta iktisadi tecrübesi olmadığından machiavellist bakanlar da….
Her bir şeyi bir köşeye bırakırsak yatırım denilince varlık, mal mülk veya para kazanmak için kullanılan bir enstrüman olarak bilinse de bunun için her zaman burjuvazinin merkezinde olmanıza gerek yoktur. Her bütçeye uygun yatırım yapılabilir elbette, tüm yatırım çeşitlerinin kendine göre dezavantajları da vardır. Özellikle borsaya yatırım yaptıysanız, zirve ile dip arasında sizin açınızdan fark yoktur. Ünlü birçok yatırımcının ortak görüşünü analizle araya iliştirelim; satın alınan hisse bono ve tahviller çok nadir satışa çıkar. Bunları elde tutarak uzun vadede oralardan para kazanmak en etkili çözümdür. Yatırım için en güvenilir görüş, kaybettiğinizde en az iki katını elinizde tutabilmişseniz gerçekten bir yatırım söz konusudur.
Yazımı yazarken taslaklarımı paylaştığım genç bir arkadaş, “adam kumar oynar sonuçta onda da aynı risk var” demişti. Aradaki farkı onun için sizlere söylüyorum ki o da anlasın.
Yatırım uzun vadede meyve bahçesine dönüşür. Mesela altın piyasası genel itibariyle müdahale olmazsa kışın düşer yazın artar. Ama bizim yazımız ile dünyanın öteki yüzünün yazı aynı vakte denk gelmeyebilir. Kumarbazlıkta ise, sadece maddi değerli şeyleri kaybetmezsiniz.
Her iş zordur, Ancak zorluk, doğru stratejiyi uygulayana kadardır.
Tekrarlarsak, yeni kazanç elde etmek amacıyla, eldeki mevcut kazancı risk etmeye yatırım adını veriyoruz. Ana tüyo, kaybettiğimizde canımızı acıtmayacak bir oranı yatırıma ayırmamız gerekliliğidir. Efsanevi iş adamı Warren Buffett, yatırım kavramını “gelecekte daha fazla kazanabilmek için şimdi bir miktar parayı harcamak” olarak tanımlar.
Önemli olan yatırım yaptığımız menkul kıymetin ne zaman değerinin artacağını / düşeceğini, nasıl etkin ve verimli değer kazandırılacağını isabetli tahmin etmektir. Böylece hayalini kurduğumuz, hak ettiğimize inandığımız hayatın mihenk taşlarını rahatça döşeyebiliriz.
Uzun vade yatırımlarında ünlü yatırımcıların en sık kullandığı, riski az yöntemde yatırımdan kazanılan kazançların, yeniden yatırıma dönüşümüdür. Kazanılan her birim değer, tekrar bu kazançla harcadığından size geri gelecektir.
Elbette hepimizin öncelikleri farklıdır. Geçmişten bugüne ister fiziksel ister dijital olsun tüm yatırımların temelinde teknoloji vardır.
Teknoloji şirketlerinin hisseleri kâr payı dağıtmasa, bile polarizasyonun (kutuplanmanın) bu kadar yoğun yaşandığı ülkemizde de uzun vadede her zaman kazandıracaktır.
Kendimizi, ihtiyaçlarımızı, önceliklerimizi, temel yargılarımızı ve hedeflerimizi iyi tanımalı; sınır ve beklentilerimizi de bunlara ekleyerek doğru ve mantıklı adımları atmalıyız.
Bu kadar yatırımdan bahsetmişken çeşitlerinden bahsetmemekte olmaz.
Değişen şartlar gelişen metotlar ve yaşanan tecrübeler ışığında, yeni ekonomik yatırım tür ve kazanç iradeleri sahnelerde boy göstermeye başladılar.
Sayısız kazanç kapısı varken, kazananı sınırlı bir borsa sistemiyle getiriden gelen kazanç ile yatırım risklerinin toleresini yapabilecek kadar, farzı misalinin öngörüleriyle bazı örneklemeler…
Genişten alalım dar zeminde açıklayalım ki, kendi göletinizde yüzmeyi öğrenip, okyanus borsasında da tecrübelerinizi pekiştirebilesiniz. Yatırım ortaklıkları, şirket hisse sahibi olmak, borsa yatırım fonları, gayrimenkul, kapalı uçlu yatırımlar, borsa yatırım fonları bunlardan en sık bilinenleridir.
Tahviller; Tahvil faiz karşılığı alınan borç paradır. Yapıcı kurum kuruluş (Devlet) ipin ucunu kaçırırsa yönettiği kuruluş elinden de gidebilir. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti belli dönemlerde, bu yönteme başvurmuş ve devlet tahvilleri çıkararak satmış ve karşılığında faiz ödemiştir. Tahvilleri devletler, belediyeler, Anonim ortaklığı olan şirketler hatta neredeyse her iki ayda bir tahvil satıp halka arz nidası ile boy boy reklam veren Türkiye İş bankası dahil…
Tahviller, maddi getirisi üzerinden genellikle komisyon ve vergi gibi kesintilerle daha çok satışa arz edene kazandırabilmektedir. Anonim ortaklıklarda ise, kazanılan faiz tutarı toplam tutar üzerinden vergiye tabiidir. Tahvil satın alınma süreci şirket hissesi ile benzerdir; sıfırdan veya ikinci el piyasadan da alınabilir. Rüşvet ve yolsuzluğun ağır bastığı ülkelerde karaborsası bile görülebilir. Kazançlardaki artış ve düşüşün en temel göstergesi faiz oranına orantılıdır. Başka bir açıyla dersek, faiz artarsa tahvil değeri düşer. Faiz düşerse tahvil değeri artar.
Yatırım fonları; Aslında bu türler içerik olarak birbirine çok benzese de parmak izimiz gibidirler. Benzerler ama bir yerde ayrışırlar mesela, hisse senedi gibi gün içinde alınıp satılır yeter ki borsa kapanmasın. Dünya’daki gece gündüz dengesi nedenli borsa 7/24 açıktır. Bir farkı ise, işlem günü sonunda satımları gerçekleşen standart yatırım fonları (Bireysel Emeklilik Sistemi – BES) türünün aksine yatırım fonları açıkken değerlendirilir. Ufak bir araştırma ile kaldıraçlı borsa hizmeti veren Robo Danışmanlık türü (Robo Danışmanlık genel olarak “yatırım tavsiyeleri sunan dijital platform ve uygulamalar” olarak tanımlanıyor.) hizmetler sunan birçok şirket söz konusudur.
Hisse senetleri; benim en sevdiğim en basit *gözüken* yöntemdir. Bir şirketten hisse alarak, o şirketin hisselerinde artacak olan değerden hakkınızı alabilir, dönemsel genelde senede iki defadan az olmamak kaydıyla hesabınıza ödenecek kâr payı dediğimiz temettülerin tadını çıkarabilirsiniz. Bununla birlikte imtiyazlı hisse senedi sahipleri kar payı ödemelerinde normal hissedarlara göre daha çok kazanç elde edebilirler. Hissedar olarak herhangi bir tasfiye likitidasyon sürecinde de şirket varlıkları konusunda tam yetkilidir. Hissedar toplantılarında oy kullanabilir, görüş bildirebilir, ama imtiyazlı hisse sahipleri oy kullanamazlar.
Yatırım fonları; Kısaca bahsedersek, bir yatırım yöneticisince vekaleten idare edilen “ortak” yatırım aracıdır. Bu fonlar aracılığı ile hisse senedi ve tahvillere de yatırım yapılabilir. Borsada gün sonu itibariyle fonları değeri belirlenir, sonrasında da hisse alım satımları değerler belli olduktan sonra gerçekleşir. ‘Robot Asistan’ türevleri ile yazılım desteğini de alarak yapay zekâ ile sizi yönlendirecek ve duygusallıktan uzak kalacağınız yatırımlarınızı objektif değerlendirebileceğiniz yöntemler de söz konusu.
Yatırım fonlarının asıl tercih edilmesinin esprisi, temettü ödemeleri başka bir deyişle kazançtan edinilen payın hissedarlara dağıtımından edinilen faiz ya da ekonomik diğer getirilerdir. Elbette bu paralar vergi cenneti (!) ülkemizde de dünya ülkeleri gibi çeşitli oranlarda tüm gelirinize ve giderinizden de ayrı ayrı değişen oranlarda vergi alınmakta…
Taktik basit piyasayı doğru okur, alım satım işlemini doğru zamanda yaparsanız kazanır. Acele ederseniz kaybedersiniz.
Bütçesi kısıtlı ama meraklı genç katılımcılar için genellikle önerdiğim, portföy türü sepettir. Yani ortaya karışık yap sonuçla melemen yapıyoruz; biberi pişmediyse, Dolar kazandırmadıysa altın kazandırabilir diyebiliyorum. (Bunun için konunun uzmanları riske karşı tedbiren “sepette en az 3 ayrı mal tutun” derler.)
Mesela ülkemizin bilinen şirketlerinden Ülker markasının hissesini aldığınızı varsayarsak, aslında İngiltere merkezli ‘PladisFoodsLimited’in hissesini satın almış oluyorsunuz. Bu şirket dünyanın en büyük çikolata üretici ve satıcılarından birisi. Ama size daha da ilginç bir bilgi vereyim;
2018 yılında Yıldız Holding, Ülker şirketi hisselerinin %51’ lik kısmını yani yarısından çoğunu başka bir deyişle, Ülker bisküvinin ana sermayesinin %30’una denk gelen 102.6 milyon adet hisseyi 2 milyar Lira karşılığında yine Yıldız Holding’e bağlı İngiltere merkezli PladisFoods Limited şirketine sattı. Teknik boyutlar bir yana, hem dünyanın en büyük çikolata üreticilerinden biri olan şirkete, hem o şirketin ortak olduğu şirketlere, hem de ülkede Yıldız Holding ve onun tüm alt şirketlerine ortak oldunuz.
Yiyin gari…
Alternatif olarak;
Ülkemizde daha yeni yasal alt yapıya kavuşan ama yaklaşık 35-40 senedir faaliyet gösteren gayrimenkul ve araba yatırım ortaklığı şirketlerini bilmeyeniniz yoktur. Mantık basit, tüm müşterilerin parası hisse mantığında toparlanır. Ortak para ve sıra ile belli şartlarda kâr payı mantığında istenen hizmet alınır veya sunulur. Ayrıca bu paralar fonlarda da değerlendirilebilinir. Türkiye’ye özel söylemek gerekirse de bu yapılan işin İslami yönden sakıncası da yoktur.
Bu iş çok iyi gözükse de handikabı, yatırdığınız parayı vadeye yatırıyor olmanız, o belirtilen vade gelmeden asla çekemeyecek olmanızdır.
Değerli okurlar, kendi üslubuma göre kısa, öz hatta özet dediğim bu yazımı, anlaşılır basitçe yazmaya ve paylaşmaya çalıştım. Umarım geri dönüşlerinizi en kısa sürede benimle paylaşırsınız.
Sosyal medya dipsiz kuyu ve bilinen belli başlı sohbet ya da resim, yazı paylaşma uygulamaları dışında milyonlarca bilinmeyen türevi olan ve sayısız güvenlik açığı barındıran; bazılarının “Durmaz” dediği davranışları yapmadan durmayacaklarını gösteren bir sanal platform.
Unutmamalıyız ki sosyal medyada aktif olmak demek, gerçek anlamda sosyal olmanın önündeki en büyük engeldir. Aynı oda içerisinde birbirlerine WhatsApp’tan mesaj atarak “su isteyen” insanlardan olmamak dileğiyle.
Sosyal medyayı kullanmak zorunda kalanlar için gözlemlerime dayalı bazı tespitlerimi paylaşmak istiyorum.
1- Profil resmi, özellikle İnstagram ve Facebook’ta gizli profillerde yabancı birinin sizi eklemesi için “beni ekle” mesajının yansımasıdır. Bu nedenle, doğru açıdan çekilmiş bir fotoğrafınızın olması gerekiyor. Hatta “kişilerim” seçeneği seçilmemiş ise, WhatsApp’ta da sizin numaranızı ekleyenlerin karşısında etkileyici bir fotoğrafla çıkmanız, her zaman size iyi bir puan getirecektir.
Ara not: Doğru çekilmiş fotoğraf nasıl olmalıdır sorusuna cevaben, yüzünüz açık net ve güneş ışınları veya karanlık tarafından baskılanmamış, vücut bütünlüğünü bozmadan çekilmiş ve de mümkünse öğleden sonra çekilmiş ya da kapalı mekân fotoğraflarını tercih etmelisiniz.
2-Paylaşılacak fotoğraf çok iyi bir fotoğraf kamerası ile çekilmeli; sonradan yüklenerek görüntü filtreleri ile farklı bir atmosfer oluşturulabilinir. Sosyal medyada canlı yayın yapmadığınız sürece, sonradan paylaşmanız görüntünün kontrolü ve kalitesini çok etkileyecektir.
3- Tatillerde günlük 2-3 hikâye paylaşmanızı anlayabiliriz ama bunu resim paylaşımı yaparsanız bunun bıktırıcı bir etkisi olur. Tüm paylaşımlar yüksek çözünürlük ve çok iyi düzeyde görüntü kalitesine sahip olmalıdır.
4- Paylaşım demişken paylaşmanın usül ve kurallarından da bahsetmek gerekiyor. ülkemiz şartlarında sosyal medyayı en çok kullanan kitlenin “işçi kesimi” olduğunu düşünüyorum. Ekonomik düzeyi yüksek olan holding patronları, evrak imzalamaktan sosyal medyada gezinti yapmaya fırsat bulamıyor olabilirler. Başka bir deyişle, zengine 10,000 TL ver iş kursun, fakire 10,000 TL ver de yeni İphone alsın. Hayatını vardiyalı düzende geçiren işçi kesiminin sosyal hayatı da vardiyalı olsa gerek…
5-Öğlen yemek arası vakitleri 12:00 ile 13:30 arası genellikle olsa da bazı işlerde yemek saati esnek olabiliyor. Mesela benim çalıştığım işyerinde sabah vardiyası çalışanları 13:30 ile 15: 30 arasında sosyalleşebiliyor, yani yemek molasına çıkabiliyor. Bu süreç 30 veya 60 dakika ile sınırlı olsa da sürecin sosyalleştirebildiği düzey, sadece cep telefonunda mesajlara cevap yazabilmek ve resim paylaşmak veya beğenebilmekten ibaret kalıyor…
Tabii bu işin akşam vardiyası çalışanları için yönü de var. Genellikle uykucu kesim olan bu kişiler, akşam 21: 30 ile 24:00 arasında sınırları zorlayarak, heyecan, aksiyon ve gerilimleri Facebook ve İnstagram’dan hatta WhatsApp hikayelerini izleyerek kendilerince heyecanlı bir şekilde yaşıyorlar…
Unutmadan yaptığım sosyal deneylere göre de, paylaşımlarınız da yazılı ise, resimli, kısa, öz ve net yazıların öncelik olması; Pinterest, İnstagram gibi “beğenilerin fotoğraf odaklı olduğu” uygulamalarda ise, bizzat kendi fotoğrafınızı ya da en fazla üç kişilik fotoğraflar paylaşabilirsiniz.
Ek bilgi olarak, İnstagram sayfalarında belli bir kitleye ulaşmanızın ardından belirlediğiniz dakika aralıklarında otomatik paylaşımlarınız yayına girebiliyor.
Her gün bir şey paylaşmak zorunda değilsiniz.
Spor yapıyor olmak “her gün sporda olduğunuzun gazete ilanına dönüşebileceği” anlamına gelmiyor. Bu durum kısa bir süre sonra insanların sizi takipten çıkarması için ciddi bir sebep olacaktır.
Tabii bunun da yapılabilmesinin bazı yöntemleri de yok değil…
Mesela ben “Amatör telsizciliğe” meraklıyım. Konuyla ilgili resim veya videolarımızı paylaşabilir, basitçe açıklamayı da yaparak hashtag dediğimiz etiketleme mevzunu konuya vidalayabiliriz.
Hep kendiniz olun ama duygularınızı sizden daha iyi ifade edebilen yazar ve çizerlerin hakkını da vermek gerek.. Hashtagler eşliğinde onların sözlerini de paylaşarak “ben farklıyım” diyebilirsiniz.
Fotoğraf ve videolarda farklı stiller kullanabilir onları efektlerle zenginleştirebilir; hatta başka hesaplara yorum yazmak ve paylaşımlarını beğenmek suretiyle onların ilgisini çekerek, psikolojik olarak “ben de ona yapmalıyım” kartını açmalarını sağlayabilirsiniz.
Unutmadan albenisi olan renklerin önemini de ihmal etmeyelim. Renkler çok önemli ve anlamlarını yeterince bilelim…
Yazının Sözü Uygulaması:
Dünyadaki düzen tamamen alacak verecek üzerine kurulu olsa da bazı şeyler veresiyedir.
Tarihte Bugün Ne Oldu ?
1853 – Sinop Baskını: Kırım Savaşının önemli çarpışmalarından biri olan baskında Rus Karadeniz donanması, Sinop’ta Osmanlı donanmasına ağır bir darbe indirdi.
1925 – Selahiyetsiz sarık ve ruhani kıyafet taşıyanların cezalandırılmasına ilişkin kanun çıktı.
1925 – TBMM kürsüsünün arkasındaki duvara Hakimiyet Milletindir yazısı asıldı.
1930 – Paris‘teki bir film şirketinin düzenlediği uluslararası ses yarışmasının Türkiye bölümü, Cumhuriyet gazetesince gerçekleştirildi. Yarışmaya katılan 38 kişiden Hudadat Şakir Hanım, 20 Jüri üyesinden 16’sının oyuyla Türkiye Ses Kraliçesi seçildi.
2007 – İstanbul–Isparta seferini yapmakta olan, Atlasjet Havayolları‘na ait 4203 sefer sayılı,MD-83 tipi yolcu uçağı, Isparta’nın Çukurören ve Kılıç köyleri arasında kalan Türbetepe mevkiinde düştü. Uçakta bulunan, 50 yolcu ve 7 mürettebattan kurtulan olmadı.
Derken bir de baktık ki biten ve yiten; kendimizi unuttuğumuz yuvarlak dünyanın düzlemde kaybolan gölgesi, ömrü saadetmiş.
Sosyal ilişkilerde sosyal medyanın ve de Covid- 19’un da etkisiyle artık bilemez olduk, kim kimdir? Malum artık duygular, istekler, amaçlar hatta sanal duygusallık aldı başını gitti..
Ve o zaman soruyoruz tabii ki ilişki bitişiyle aşkla beraber ömür de biter mi? Sormadan edemedim doğrusu, malum halk olarak her geçen gün artan oranlı biten; şampuana, süte hatta benzine su katan bir topluma dönüştük. Hepsi yetmezmiş gibi bunlara “Yetmez ama evet dedik” yetmedi de zaten..
Sanki hiç bitmeyecekmiş, gitmeyecekmiş gibi alışılmış rutinin dışına hiç çıkamadık. Mesela her gün taze süt aldığımız sütçüden vazgeçip, marketten pastörize süt almadık, korktuk?
Çünkü alışılmıştan uzaklaşmak, gözlerimiz bağlıyken atletizm şampiyonluğuna hazırlanmak gibidir.
Peki, bu insan ilişkilerinde rol model seçiminde kimler kimlerdir?
Hiç bitmeyecekmiş, hep kalacakmış gibi olan o rol modeller..
Mesela bir evladın ailesinin gözünde hep çocuk olarak ellili yaşlarını, ak saçlarını görebilmesi gibi…
Hayatta kendince ilginç bir seremoni müzikali;
Cinsdeş ve türdeş olamayanlar; insanlar ve olaylar “olur mu öyle şey” dediğimiz her şeyin olduğu olaylar bütünleşmesi,
Hayata bir katılan, bir çıkan, başa gelen olayların sıralı silsilesi, art arda süregelen, “şu taksiyi takip et” denilen sahneler gibi…
Hayat dediğin; sonu gelmez bir memleket yoludur. Sıla hasreti gibi, gelse de monotonlaştığı sırada değişebilen dinamik bir olaydır.
Megakent’te çalışma hayatında hep olmayanı isteyen, her istediğinin anında olmasını istemesine rağmen sonraki adımını düşünmeden, sonucu olumsuz olunca talimatı uygulayanı sorumlu tutan anlayış geleneğinde yetişip, sonra “bu gömlek olmadı kot pantolona geçelim” diyen insanlar veya da geçmişten uzaklaşamayan orta çağ tezahüründe kalmış iletişimin dersini lisede alamadan mezun olmuş yöneticiler ve müşteriler, neler neler…
Bunu gördüğümde ilk aklıma gelen şey Zahide hocamın “İnsan ticari bir maldır” sözüdür. Haklı olduğunu bir kez daha anladım.
Sizi anlayamayan sevgili veya eş, ilgi bekleyen ama alamadığında yaramazlık yapan çocuklar, kendi bencilliğini fedakârlık gibi sunan aileler, neler neler…
Bu insanlar her defasında, “ne yaparsak yapalım bize katlanmak zorunda, bizden vazgeçemez” diye düşünerek, aynı hataları tekrar etmiyorlar mı?
Sonra onları mı suçlu göreceğiz? Asla, onlara bu fırsatı veren bizim önce bir falakadan geçmemiz gerek…
Veyahut da “ben ölene kadar hep kalır, beni yalnız bırakmaz bu kek, dankek cepte” dediklerim onlara ne oldu ki?
Kendi adıma demem gerekirse cennet ülkemin en büyük şirketlerinden birisinde, basit, zahmetli ve bir o kadar da teferruatlı işlerinden birisiyle meşgul olurken, insanlarla iletişimimi de sağlamlaştırmak adına kendimce çalışıyorum. Bunları yaparken, beni işime en çok bağlayan olay ise her an, gece yarısı dahi telefonla ulaşabildiğim lider yöneticim, ekibimizin abisi olan ve motivasyonumu yüksek tutmak için adeta iş hayatının sıkıntılarını “kahvede keyif” haline dönüştüren bir ekip liderim olması..
O olmasaydı belki de tüm bunların hiçbiri de olmazdı..
Hayatımın her anında, eş güdümümde, bir elmanın yarısı olduğum insanlar, tatlı dilli, hoş sohbetli, kalbi yüzüne vurmuş insanlar da olmasa ve hep birlikte bu işlerin altından kalkmasak, ne yapardım kim bilir?
Aslında bazen her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğu bu kocaman ama bir o kadar iğne deliği aralığı kadar bir anlık süreçte, ne yaparsam yapayım onlar da gidiyorlar…
Her şey benim elimden kayıp giden ömre benziyor, sudan çıkmış balığa dönüşüyorum, başkaları genellikle masalda kabak olurken, ben suyun dışındaki kaya balığında kendime yepyekün vücut buluyorum.
Hazıra eklediğim karışık özelliklerimle, hayatıma giren iyi veya kötü hatta etkisiz insanların, yaşanan olaylar ve sonuçlarının aslında neyi- nasıl- ne şekilde tercih ettiğim ve nasıl yapabileceğimle ilgili detayların, iyiliğe atılan her adımın ve yaşanan her anın, kendine göre bir anlam bulduğuna dair tüm inancımı hiç kaybetmedim.
Kaybetmeyeceğim !
İşte o zaman asıl konu başlıyor. Nereden başlıyor, nerede bitiriyor, kim kimdir, nasıldır? Şimdi yapılacak tek şey kararsız kalmaktansa hata yapmayı göze alıp, yani risk üstlenip, bir yerden başlayarak sonuca doğru hareket etmektir…
Yazının Sözü Uygulaması :
Her şeye su katan bir millet olarak, mayasını, hamurunun olgunlaşmasını beklemeden ekmeği fırına sürdüğümüze yanarım ki, ne yanarım..
Tarihte Bugün:
15 Ekim 1927Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi kurultayında “Büyük Nutuk”u okumaya başladı. Nutuk’un okunuşu 6 gün sürdü.
15 Ekim 1937 Yeni harflerle basılan ilk kağıt paralar tedavüle çıktı. Üzerinde Atatürk’ün resmi bulunan 100 liralık banknotlar 1942’de tedavülden kaldırıldı.
15 Ekim 1970İstanbul’da kolera salgını olduğu açıklandı.
Evdeki yeni ofisinizi kurmaya başlayarak ilk adımı atın. Ofisteki ortam eve gelmeli.
Gelişen teknoloji ile televizyona dönüşen tabletler, cep telefonları ve bilgisayarlar var olsa da, şimdi hepsini bir kenara bırakmanız gerekiyor. Yoksa ay sonunda kirayı nasıl ödeyeceğinizi kahvehanede tartışmak zorunda kalabilirsiniz. Malum çoğu yerde kapalı, hane halkı ile iyi geçinmek gerek. Evde oturup ayakları uzatırken veya dere kenarında oturarak çalışmayı elbet hepimiz isteriz. Ancak her istediğimiz her zaman olamıyor. Başka bir bakış açısıyla, ‘televizyon karşısında çalışabilirim dikkatim dağılmaz’ diyorsanız, konsantrasyon alanında “Melih Safi Duyar’a meydan okumanız” anlamına geldiğini unutmamanız gerekiyor. Malum yıllardır Dünya hafıza ve konsantrasyon şampiyonu…
Çözüm açık net ve basit, kendinizi COVİD- 19′ tanısı konulmuş bir hasta gibi çalışmanız gereken süreçte tüm dünyadan izole etmelisiniz. Tabii bu durumda 14 gün beklemenize gerek yok 🙂 Pazar alışverişi gibi balkonda mahsurda kalmayacaksınız 🙂
Ev ahalisine “artık ben yokum, başınızın çaresine bakın” demeyi bilin.
Eğer gerçekten evde çalışmaya karar verdiyseniz, o odaya sadece çalışmak için girin, cep telefonu, youtube veya bilgisayar oyunları hatta aileniz bile gelse kapınızı çalsa orada olduğunuzu bilse bile evde yoksunuz. Gerçi bu da apayrı bir irade işi, ben “gelmeyin” diye kapıya yazı asıyorum, “neden gelmeyelim” diye sormak için geliyorlar 🙂
Unutmayın ki; televizyon karşısında sadece spikerler dikkati dağılmadan çalışabilirler.
Bir süre dünyaya izole olup, kendinizle tanışın, belki iyi birisi olabilirsiniz. Aynı şirinler gibi olduk biz de..
Hayatı vardiyalı yaşamak mümkün olmasa da kendinize özel bir vardiya düzeni oluşturun.
Hayatın kendisi dahi dün, bugün ve yarından ibaretken, neden biz hayatımızı vardiyalı, düzenli ve disiplinli olarak yönetemiyoruz ?
Türkiye’de (TÜİK istatistikleri) 24 Ekim 2019 tarihi itibariyle, 2018’e göre girişimlerin %43.5’i hizmet, %36.1′ i ticaret sektöründe yer aldı. Hizmet sektörü toplam istihdamın %37.5’ini oluştururken sanayi sektörünün istihdamdaki payı %27.5 olarak gerçekleşmiş. Buradan nereye bağlamak istediğime gelirsek, duble yol kavşağı bile çıkar. Yeter ki yolu bulacak dirayet ve niyetimiz salih olsun.
Türkiye’de çalışan kesimin patronlar haricinde kalan kısmına genel olarak “işçi” adını verdiğimiz malumdur. İşçi her zaman işçi kalmamalı, bir bayrak yarışına sahne olmalıdır. Rahmetli Cem KARACA ve kardeşi Barış MANÇO’yu da buradan anmak gerekir. İşçi, sabah 06:30 ile güne başlayan, sabah akşam ve aracı versiyonlarıyla zor bir sistemde çalışan kişidir. Başka bir deyişle “vardiyalı, planlı, disiplinli” şartlarda çalışandır.
Kısa çalışma ödeneği sonrası çalışanların işe dönüşle birlikte psikolojileri…
Evde kısa çalışma ödeneği kapsamında, maaşınızı devletten alarak ulaşılmaz birisi olamayacağınızı hatırlatarak, her sabah saat kaçta kalkıp kahvaltı hazırlıyor iseniz, o saatte kahvaltınızı hazırlayarak yolda geçirdiğiniz vakti de kahvaltı sürecine ekleyebilirsiniz. Kahvaltı süresini biraz uzatmak gibi küçük yaramazlıklar kıyameti yaklaştırmaz. Uyanın, kahvaltınızı yapın ve çalışmaya başlayın. Çalışan kazanır…
Tekrar edilmeyen her iş unutulmaya mahkumdur, bir ayağı kırılmış ata benzer.
Dün geçti ve bugün yeni bir yaşamın içindesiniz. “Tez yazarken okula gidermiş gibi hazırlanırdım, kıyafetlerimi (Zırhımı) giyerek, kahvaltımı yapar, atom karıncanın uçma serüvenine doğru, hazır olan çayımla birlikte masama geçer, son işimi tekrar edip ısınma turu sonrası motivasyonumu tekrar kazanarak yazmaya, çalışmaya başlardım..” Unutmamalısınız ki önemli olan tekrarı doğru bir zamanlama diliminde yapmaktır.
Planlı çalışın eğer planlayamıyorsanız, iradeniz ile savaşınızı gözden geçirin.
En az bir gün önceden günlük planı hazırlarken, muhtemel süreçlerde haftalık ve aylık iş planınızı da hazır tutmanız faydanıza olacaktır. Mesela neler yazabilirsiniz? Mail gelen kutunuzu açılır pencere yaparak mailleri gözünüzün önünde tutarak, unutmazsınız; keza yapışkan kağıtlarla aranacak kişileri de karşınızda tutabilirsiniz. Elbette evden çalışan kişilerin 7/24 nöbetçi subay gibimüsait olmalarını beklemek doğru bir davranış değildir.
Verdiğim eğitimlerde bunu anlattığım genç bir arkadaş beni telefonla aramak için whatsapp’tan randevu teyitiyle aramaya başlamıştı. Bu ilginç gelse de çok hoşuma gidiyor. Buna benzer uygulamalarla telefon konuşmalarımı %80 daha az sürede tamamlamaya ve kendime zaman ayırmaya başladım. O %80’lik sürecin % 20’sinde ‘bloggerlik’ yapıyorum. Her şeyi olmasa da çoğu şeyi başarabilirsiniz; elbette ki öncelik sıranızı doğru yapabilmeniz şartıyla…
Hep çalışacak mıyız? Elbette ki dinleneceğiz.
İşyerinde de kahve, çay, yemek gibi belirli süreli ve ağırlıklı süreçlerde, nasıl kendinize dinlenmek için zaman oluşturduysanız, aynı rutin ve planlamayı ‘esnek çalışma modeli’ olarak evinizde de tekrarlayın.
İlgi dağılıyor ve motive olamıyorsanız.
Çalışırken bir anda instagram’daki komik videoları iş içeriğine eklediğinizi fark ettiyseniz, işleri takip için whatsapp açık olmalı, ‘telefon yanımda ama bakarken dikkatim dağılıyor’ diyorsanız, https://web.whatsapp.com/ İnternet sitesi bilgisayar ekranınızdan size whatsapp ekranı sunduğu için bu bahaneniz ortadan kalkıyor. Sosyal medya uzmanı olarak çalışmıyor iseniz, diğer sosyal medya adreslerine ihtiyacınız zaten kalmıyor 🙂
Çalışma masamdan sevgilerimi iletiyorum.
Haliyle telefonu yanı başınızda mezar taşı gibi durdurmanın da bir anlamı kalmıyor. Çok zor oluyor ama ben başardığım için sizlere öneriyorum. Yapmadığım başarmadığım hiçbir işi, ne ekip arkadaşlarımdan ne de danışmanlık yaptığım kişi ve kurumlardan istemiyorum. Öncelik kendi irademle sonsuz savaşımı kazanmak!
Benim kadar inatçı iseniz bilgisayar başında uyuyakalabilirsiniz. Elbet kazara ekrandaki yazıları silmemeniz gerekiyor. Çok acı bir süreç birkaç defa yaşadım. Haliyle, ekranla aramdaki normalde 30 cm olan mesafeyi 55-65 cm arasına uzatmayı alışkanlık edindim. Tabii bu süreçlerde dik oturmaya ve gerçek anlamda rahat olmamaya özen göstermenizi sağlık açısından öneriyorum.
Baktınız olacak gibi değil, kendinizi zorlamayın, bu molanın adı ‘uyuma zamanı geldi zili’dir. Veya Yepyeni bir kahvenin çekirdeğinin kokusu eşliğinde balkonda biraz hava almak ya da bir dostunuz ile “yüz yüze” edilen sohbet sorunuza çözüm olacaktır.
Yazının sözü uygulaması:
Esnek çalışma modelinde, maksat işinizin evde yapılabilecek kısmını evde yapmaktır, evinizi işyerine taşımak değildir.
Hain ve kahpe Cunta girişiminin üzerinden dört yıl geçmiş ve vatansızlara karşı operasyonlar tüm hızıyla sürerken, ülkemiz bir çok badire ve faciaların merkezi haline dönüşmüştü. Kesintisiz demokrasi deneyimi bir asırlık genç Türkiye Cumhuriyeti’nin hayali olmaktan öteye gidememişti. ‘Demokrasi ve Adalet’in karşısında, Türk Milleti’nin düşmanları çeşitli isimler altında ülkemizin bağımsızlığını işgal ve engelleme faaliyetleri içine daha fazla girdiler. Bunlardan bir kısmı hain ve kahpece Türk Milleti’nin kanını dökerek, amaçlarına ulaşmaya çalıştılar. Oysa dün olduğu gibi bundan sonra da bu tür girişimlerini deneseler de, milletçe dik duruşumuza çarparak yok olacaklardır.
Ancak, çeşitli “kumpaslarla sivilleştirdikleri” Kahraman ve Asil Türk Ordusu’nun, herşey rağmen gönüllü neferleri ile daha da güçlendiğini, “ordusu olan bir millet değil, milleti olan bir ordu” olduğumuzu sürekli görüyorlar. Söz konusu “vatan” olunca, yaşamın bir önemi olmadığının bilincinde, nice adlı ve atsız kahramanlar gerektiğinde hep karşılarına çıkıyorlar…
Asil Milletimiz;
İyi ki varsın Eren! dediğimiz genç evlatlarını, kınalı kuzularını, Türk vatanı toprağı için şehit olmadı diye, evlatlıktan red eden analarını, tarihin hiç bir zamanında unutmayacaktır.
Onlar hiç vazgeçmedi, biz de ülkemizi korumaktan hiç vazgeçmeyeceğiz.
Değil Temmuz Haziran, yılın on iki ayı gelseler Türkiye Cumhuriyeti Milleti olarak; yani Türkmeni, Kürdü, Lazı, Çerkesi, Doğulusu, Batılısı, Karadenizlisi, Egelisi ile tek vücud bir Türk Milleti olarak, devletimizin yanında ordumuzun içindeyiz. Üniforma çıkınca askerlik biter sananlar; (üniformasını çıkarmak zorunda kalsa dahi) her daim Türk vatanı için son damla kanına ve son nefesine kadar asker kalanları görüyorlar, görecekler de…
Onlar hiç vazgeçmedi, biz de ülkemizi korumaktan hiç vazgeçmeyeceğiz. Değil Temmuz Haziran, yılın on iki ayı gelseler Türkiye Cumhuriyeti milleti olarak; Türkü,Kürdü,Karadeniz’lisi, Egelisi ile, devletimizin yanında ordumuzun içindeyiz. Üniforma çıkınca askerlik biter sananlara, üniformasını çıkarmak zorunda kalsa da her daim Türk vatanı için son damla kana kadar asker kalanlara…
Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir. Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir; Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.
Ve hepsinden de öte, Türk Milleti’nin “Asker Millet” olduğunu, 15 Temmuz hain Cunta girişiminde olduğu gibi milletçe daima hatırlatacak ve devletimiz için daima set olacağız.
Haberleşme kelimesi İletişim terimi olarak bilgiyi elektriksel yollarla göndermeye, almaya, işlemeye verilen isimdir. Hain Cunta girişiminde en kritik hususlardan birisi de haberleşme idi.
Bilindiği üzere hainler; halkımızın haber, almasını engellemek amacıyla, ilk önce TRT ve TÜRKSAT gibi stratejik kurumları kendilerince ele geçirip, halkın haber almasını engellemek istediler. Ancak, unuttukları bazı şeyler vardı. Memleketin her kurumunda hainler olduğu kadar kahramanları da vardı. Örneğin, Özel Kuvvetler komutanlığında, Bir HALİSDEMİR çıktı. Adaleti sağladı.
Şehit Astsubay kıdemli Baş Çavuş ÖMER HALİSDEMİR / ÖZEL KUVVETLER KOMUTANLIĞI
ŞEHADET TARİHİ 16 TEMMUZ 2016 Rahmet minnet ve saygıyla önünde eğilerek…
Ve milyonlarca vatan evladı can siperhane biçimde sokaklardaydı. Çatışmalar bittiğinde, zafer Asil Türk Milleti’nin idi.. İşte o gece anlatılmayan, destansı görev yapan, sesleri çıkmayan, yıllardır var olan ama hiç kimsenin görmediği, komşularının garip biri olarak değerlendirdiği ve deli gömleği giydirdiği bir avuç vatanperverden bahsedeceğim.
Amatör telsizciler; Öncelikle amatör telsizcilik nedir diyerek kısaca özet geçeyim. Ulaştırma ve Altyapı bakanlığının gözünde hem var hemde yok olan, Kıyı emniyeti genel müdürlüğünce belgelendirilen ama yasal yönetmeliği dahi uygulamadan kaldırılan, hiçbir menfaat gözetmeden gönüllülerden oluşan, haberleşme operatörlerinin icra ettiği vazife uğraşıdır.
O karanlık ve bir o kadarda puslu gece yaşananların sadece haberleşme boyutundaki, kısımlarına dair özet geçmenin faydalı olacağına inanıyorum.
Teknoloji, sanayi çağının başlangıcından itibaren hızla gelişti. Savaşların da en önemli kısmı muhabere halk dilindeki sözcüğü ile, haberleşme’ dir. 1. ve 2. Dünya savaşlarının ülkemizin yaptığı her işin temelinde haberleşmenin güvenliği stratejik bir anlam ifade etmekteydi. Araya girerek yanlış iletilebilen bir haber binlerce masum insanın hayatına, hatta ülkelerin geleceğine şekil vermesine sebep olmaktaydı. İşte öyle bir gün 15 Temmuz 2016 Cuma. Yeryüzünün mahşeri Türklerindi. O gece bir avuç vatan evladı her zaman hobi olarak QSO (iletişim konuşması) yaptıkları, çeşitli frekanslarda ve bir çok rölede de milli Kuvvetlerin haberleşmesi amacıyla frekanslarını kamu hizmeti için hazır tuttular. O gün bu kadar hainlik ve kahpeliğe karşı “Onurlu Millet Başı Dik Devlet” sloganını en gür şekilde söyleyen birileri vardı.
TB1MAD- Amatör telsizci, Mesut Aydeniz
“Biz buradayız” mesajını en sosyal biçimde vermiş oldular. 15 Temmuz 2020 olarak, Cunta girişiminden dört yıl sonra tekrar hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Bir kaç kupona alınmadı bu vatan!
Bundan sonra ne yapmalı nasıl yapmalı? Öncelikle üç tarafı denizlerle ve dört bir yanı hainlerle çevrili ATA VATAN Türkiye’nin, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı içeriğinde bir bakanlık kurarak “Sivil Haberleşme”yi destekleyen ve yöneten / yönlendiren bir pozisyona geçmesi gerekir. Bunun yanı sıra, tüm vatandaşların eşit olduğu, her işin istişare ile kararlar aldığı koordinatör bir kabine ile devlet sisteminin dengelenerek, kuvvetler ayrılığının da eşitlenmesi sağlanmalıdır. Kalabalık nüfusu ve oy oranları olduğu düşünüldüğü için, hiçbir gruba, zümreye, cemaate ve tarikata, üniter yapımızı bozmak amaçlı (küresel güçlerce oluşturulan) gruplara, gençlerimizi kaptırmamak ve devlet kadrolarında onları barındırmamak önemlidir.
Halkımızın böyle durumlarda iletişimi güçlü ve sağlıklı kurulması için gerek okullarda, gerekse camilerde ve üniversitelerde dersler verilmeli. Ana akım iletişim kanalları kapalıyken, devlet ile millet iletişimi asla kesilmemeli. Liselerde “Milli Güvenlik” dersleri yeniden ders programlarına eklenmeli, asker halk arasındaki yakınlık arttırılmalıdır. Demokrasiye yapılan saldırıları, dün olduğu gibi devlet ve millet el ele verip bertaraf etmelidir. Bunun da yolu öncelikle eğitim iledir. Ülkemizin gençlerinin eğitimine teknik alt yapılarımıza Ar- Ge projelerine süratle önem vermeli. Ülkemizi katma değerli ürünler ile zenginleştirmeliyiz. Yani “Bilim ve irfan yolunda birer mücahit olmalıyız..” Gençlerimize “MİLLİ SERVET” gözüyle bakmalı; Gençliğe hitabenin neden yazıldığını her an düşünmeli ve eğer ipin ucunu kaçırırsak, tekrar istiklal marşı yazacak şairi aramak zorunda kalacağımızı unutmamalıyız.
Milli bir devletin temeli, milli ve manevi duyguları yüksek vatan evlatlarının omzunda yükselecektir.
Bedeli ödendi ve tekrar kazanıldı.
Bu vesile ile Gazilerimizi saygıyla, Şehitlerimizi de minnetle anıyorum.
Yaşasın Vatan ve Yaşasın Türk Milleti !
TB1MAD Amatör Telsizci, Mesut Aydeniz.
Azerbaycan Türkü olduğum için bizim lehçeden bir muzik eklemek istedim.
Yazının Sözü Uygulaması :
” MUHABERESİZ MUHAREBE OLMAZ ” Mustafa Kemal ATATÜRK