Etik Bildirim Yapan Çalışanlar Neden Kaybeder?

Etik bildirim yapan çalışanlar çoğu zaman yanlış yaptıkları için değil;
yanlış zamanda ve yanlış kişilere rağmen doğruyu söyledikleri için kaybeder.

Birçok kurum etik ihlalleri teoride kınar,
pratikte ise bu ihlalleri dile getirenleri “risk” olarak görür.

Çünkü etik bildirim;
sadece bir sorunu değil,
o sorunun etrafında kurulmuş konfor alanlarını da görünür kılar.

Bu noktada şu sorular ortaya çıkar:
– Bu bilgi kimleri rahatsız eder?
– Hangi dengeleri bozar?
– Hangi sorumlulukları doğurur?

Cevaplar rahatsız ediciyse, çözüm çoğu zaman sorunu ele almak değildir.
Çözüm; sorunu dile getiren sesi denklemden çıkarmaktır.

Bu durum genellikle şu kavramlarla paketlenir:
“performans”,
“uyumsuzluk”,
“organizasyonel ihtiyaç”.

Ama özünde olan şudur:
Sorun yerinde durur, sadece onu işaret eden kişi ortadan kaldırılır.

Kısa vadede bu yöntem rahatlatıcıdır.
Uzun vadede ise kurumlar aynı gerçekle yüzleşir:

Susturulan her etik ses,
gelecekte daha büyük risklerin önünü açar.

Bir gün gelir;
daha önce dikkate alınmayan bildirimler,
daha yüksek maliyetlerle,
daha resmî denetimlerle
ve daha ağır itibar kayıplarıyla yeniden gündeme gelir.

O gün geldiğinde kurumların ihtiyaç duyduğu şey;
geçmişte susturdukları çalışanların sahip olduğu şeydir:

Dürüstlük.
Etik refleks.
Kayıtlı hafıza.

Bu nedenle etik bildirim yapanlar kaybetmez.
Sadece bedeli zamana yayılmış bir doğruyu erken söyledikleri için yalnız kalırlar.

Zaman ise,
kimin haklı olduğunu mutlaka kayda geçirir.

Bir yanıt yazın