Kurumlar sadakatten söz etmeyi sever.
Ancak çoğu zaman sadakat,
etik sorumlulukla karıştırılmaz;
itaatle karıştırılır.
Gerçek sadakat;
yanlışları örtmek değil,
yanlışların kuruma zarar vermesini engellemektir.
Etik sorumluluk taşıyan çalışan,
kurumu zor durumda bırakmak için değil;
kurumun geleceğini korumak için konuşur.
Ancak bazı yapılarda sadakat,
doğruyu söylemekle değil;
doğruyu söylememekle ölçülür.
Bu noktada çalışan bir tercihle karşı karşıya bırakılır:
Sessiz kalıp konforu korumak mı,
yoksa konuşup bedel ödemeyi göze almak mı?
Bu bir karakter sınavıdır.
Ve bu sınav, unvanla değil; duruşla geçilir.
Etik sorumluluğu seçenler kısa vadede yalnız kalabilir.
Ama uzun vadede kurumlar,
en çok bu insanlara ihtiyaç duyduklarını fark eder.
Çünkü sistemler çöker,
yapılar değişir,
yönetimler gider.
Geriye yalnızca şu kalır:
Kim ne zaman neyi gördü
ve bunu nasıl kayda geçirdi?
Kurumsal sadakat geçicidir.
Etik sorumluluk kalıcıdır.
Ve bir kurumun gerçek itibarı,
kendisine sadık kalanlarla değil;
doğruyu söyleyebilenlerle inşa edilir.
