Şirket Yönetiminde Bakış açınızı Şekillendirin 

Çalışma arkadaşlarımız bazen başka şeylere kızıp, başka şeyler söyleyebiliyor veya yapabiliyorlar. Mesela, bir lojistik firmasında gözlemlediğim ilginç bir protesto biçiminden bahsedeyim, Ürünlerin gümrükleme işlerinde çıkışı  ve müşteriye teslimi konusunda her zaman uzun bir takvimden bahsedilir, maalesef bürokratik sebeplerle bu istisnasız uygulanan bir düzen biçimidir.  

Haklarında iyileştirme çalışma saatlerinin esnekliği ve eve giderken bu evrakları da hafta sonu incelersin, böylece pazartesi iş yükün çok olmaz şeklindeki “ tamamen iyi niyetli gözüken ” içi sizi dışı bizi ortası şirketi yakan bir kek ile baş başa kaldıklarında, Pazartesinden itibaren basitçe iş yavaşlatma ve süreçlerin bürokrasiye kurban edilmesi, kırtasiyecilik faaliyetlerinin artması hatta dolayısı ile işletmelerin kârlılık oranlarının nasıl hisse senedine döndüğünü gözlemleyebiliriz. 

Peki ne yapılabilirdi ?  

Şikayet edilen sorun doğru uygulamalı bir şekilde gözlemlenmeli, mesai giriş çıkış saatleri belirli bir periyodun dışına çıktığında ki,  bazı işletmelerde mesai giriş çıkışları için mobil uygulama ve konum hizmeti aracılığı ile personelin mesai bölgesinde ne kadar kaldığı da gözlemlenebiliyor.   

Örneğin ; Sabah 08: 30 – 17: 30 Mesaisinde işlerin yoğunluğundan dolayı 19:45 te mesaisini bitiren personelin dakika hesabı hesaplanarak aylık hizmet süresinde hesaplanırken, haftalık 45 saatlik çalışma süresi dışında kalan kısımda çalışmaması için ya ek bir personel alımı veya işin yayılımını nöbetçi personel üzerinden son dakika çalışmak zorunda kalmayan, böylelikle iş hayatının sürprizleri ile hevesleri kaçmayan çalışanlarınız olabilir.  

Mesaiden ayrılan mola zamanlarının planlanan dışında kullanılan beş dakikasını hesaplarken, beş dakika fazla çalışmayı mesaiden saymadığınızda artık şirketinizde çalışanlarınız  için sayılmaz bir hal alır.  Ve ruhsuz ve sessiz istifa süreçleri ile şirketinizin yaşam destek ünitesi ile hayatta kalan bir hastadan farkı kalmaz.  

Bu nedenle, çalışanlarınızdan ekstra çalışmasını beklerken mevcut kaynaklarda karşılığını direkt olarak veremiyorsanız bile ufak jestlere hiçbir çalışan asla hayır demeyecektir.  

Örneğin ;  bazı işletmelerde yıllık izinler, sağlık süreçleri gibi eksik personel çalıştırıldığı dönemde iş yükü diğer çalışanların üzerine yüklenecektir. Bu süreçte fazla çalışılan sürenin 1,5 katı ile çarpımı ile ücret ödentisi yapılması gerekmektedir.  

Çeşitli sebeplerle yapılamadığı durumlarda, seçenek olarak fazla  çalışılan süreyi hak kaybı söz konusu olmadan uygun şartlar oluşturularak, mesaiden erken çıkış veya yıllık izinmiş gibi fazla çalışma izni olarak tazmin edilebilinir.  

Çalışma arkadaşlarımıza Havuç olarak adlandırdığımız küçük ama anlamlı bolca işlevli bu jestler, işletmenin geleceğini de teminat altına almaktadır.  

Çünkü bilinmelidir ki,  

Gazeteci Ece ÜNER ‘ in bir programında ifade ettiği gibi, “ At çok fazla çalışıp, hızlı koşup yarışı kazanıyor. Atın Sahibine 3 milyon lira, ata binen jokeye 250 bin Lira, ata ise ödül olarak havuç veriliyor. 

Hah işte o at biziz…. 

Teşbihte hata olmaz ama maalesef işletmelerin gözünde çalışanlar bu şekildedir. Bu muameleyi yaptığınız İNSANLAR’ dan bir şey beklerken sizde elinizi kolunuzu şirketinizin imkanlarını maddi olanakları ve sosyal şartlarınızı ortaya koymalısınız. Geciken adalet, adalet değildir. Küskün bir çalışan, üşüyen güveni sarsılan bir asker ne şirketinizi ne de vatanınızı koruyamaz. 

Tüm kahramanlar pelerin takmaz, bazıları sahneye çıkarken sahneye çıktığının anlaşılabilmesi için alkış ister. Nasıl mı yaparız ?  

Sahne ışıkları öncesi girişe koyduğumuz ayna ile kendisini görerek, bugün burada ne için bulunuyorum, benden istenen nedir? Ben ne yapabilirim ? Ve şu an ne yapabildim sorularına cevap bulacaktır böylece, çalışanda çalışma şartlarında basit ama uygulanabilir çözümlerle kendisinde iş disiplini ve etiğini ete kemiğe büründüğünü gözlemleyebileceğiz. 

Bazen sosyal alanlar yeterli gelmez arada 15 dakika da olsa uzanıp dinlenmek gerekir, kim bilir pandemi öncesindeki gibi kendimize dinlenirken çalışmak yerine çalışırken dinlenebilecek bir çalışma ortamı oluşturabiliriz… 

Eğer bir sorun varsa, o sorunun temelinde ne olduğu bulunmalı, kalemler kayboluyorsa ve sürekli kalem ihtiyacınız oluyorsa, promosyon mantığında çalışanların kendilerine özel kalemleri olduğunda o kalemler bir daha asla karışmayacak ve kaybolmayacaktır. 

Sorunları konuşarak dile getirebilmelisiniz. 

Yenilik farklı bakış açısı gerekse, bunun temelinde motivasyon eksikliği olabilir. 

Çalışanlara özerklik ve yetki devri sağlanarak, sorumluluk var yetki yok ne yapabilirim karmaşası sonlandırılabilinir. 

Ana hatları belirlenerek esnek çalışma saatleri sağlanabilir,. Hatta hibrit çalışma modeli ile yetkilerini sorumluluklarıyla eşdeğerli hale getirerek çok geç olmadan tekrar şirketin bir parçası haline getirilebilinirler. 

Unutmayın, 

Şirketinizin varlık göstermesini istiyorsanız, çalışanlarınızın varlık göstermesini sağlamak zorundasınız. 

Nitelikli Çalışanın şirketinizdeki anlamı nedir ?  

Çalışma arkadaşlığının ne olduğu aynı şirkette çalışanların görevlerine göre statü ve saygınlık kazanmadığı bir işletme düşünün…  

Çok itopik farkındayım.

Çünkü ;  

Ülkemiz şartları böyle bir durumu içimizde bulunan ego kibirden dolayı hazmedemeyecek kadar, kendimizle dahi iletişim kuramayan bireyler olmamızı böylelikle toplumda  yalnızlaşan kişiler olarak yer edinmemizi sağlıyor. Böyle bir düzende Beyler Hanımlar havada uçuşurken, ulan var ya şirketten ayrılayım buna selam vermeyeceğim, almayacağım durumuna dönüşüyor. Çalıştığım şirketlerin eski çalışanlarına çok sık denk gelerek bunu söyleyen ve uygulayan bir çok insanı bire bir tanıma imkanım oldu.  

Benim dahi, beraber çok yakın temasta çalıştığım ama, şimdi tesadüfen gördüğümde yolumu değiştirdiğim insanlar olması çok manidar.  

Aslında konu basit, nitelikli ve işe değer vererek çalışan, insanları farkında olmadan küstürebilirsiniz. Siz bonfile yerken, gecekonduda yaşayanlar fasülye yemeye devam ederek, sizinle aynı performansı hayat sevincini sağlıklı performansı sağlayamaz.  

Ama; siz balıktan uçmasını beklemeye devam ederseniz, şirketiniz size Rahmetli CEM KARACA’ nın “Resimdeki Gözyaşları” şarkısındaki gibi önce çalışanlar sonrada bu durumu geçte olsa fark eden varsa nitelikli yöneticinizin desteğiyle, eski işinizle ilgili anıları yad etmek kalır.   

Bu sebeple şirketleri incelediğimde temel durumda, İnsan kaynakları direktörlükleri, müdürlükleri bölgesel yapılanan işlevsiz bol süslü işe alım veya bodrolama süreçlerinde görev alan belli ekiplerce bol yıldızlı galaksi sahibi insan kaynakları uzmanı / Müdürü sıfatında çalışmaya başlayan ama bu vasfı sadece maaş aldığı için zoraki duygudan taşıyan insani ilişkilerden diyalog ve her türlü yazılı iletişimden uzak kişilerce yürütüldüğü sürece ki, Şu ana kadar tecrübe edindiğim şirketlerde insan kaynakları uzmanı diye unvan sahiplerinin neredeyse tamamı maile cevap yazmaktan acizdiler.  

Bu da pek çok işi çıkmaza sürüklüyordu. Temel sorun süslü isimler gösterişli partilerde eğlenen merkez çalışanlarına sahip olmak değil, İşe alımından işten ayrılan personelin neden ayrıldığına yönelik ve hatta ayrıldıktan  6 ay sonra neden ayrıldığını öğrenebilecek kadar sistemin içinde yanlış giden süreçleri takip eden uzmanlar olması gerekir. 

 İş görüşmelerini yaparken sosyal haklarınız, maaşınız, yan faydalarınız bunlar sizden de şu işleri yapmanızı bekliyoruz, cümlesini kurduktan sonra personele yeni iş tanımları eklemeniz sonrasında onun bu durumu yan faydalarına eklememeniz siz ne yaparsanız yapın sizin işletme olarak samimiyetinizin gerçek olmadığının tapusudur.  

Bir şirkette güven, samimiyet ve ortak amaçlar yoksa, zamanla artık o şirkette yoktur. İşte burada işten ayrılma kararının tattıravallisi diyebileceğimiz denge ve şeffaflık devreye giriyor. İster Küçük Olamam Büyümek İstiyorum diyen KOBİ olun isterseniz bir holding işletmesi olun her ayrılan personel yerine gelen kişiden daha az maliyetlidir. 

Bu sebeple İhtiyaç kadar ama, öz sağlam nitelikli personelin varlığı işletmenin  800’ lü muhasebe hesaplarıdır.  Bu nedenle işletmenin ayrılan her personelin ayrılma kararını hatta işten çıkartılma kararının nedenlerini iyi sorgulaması ve altında yatan ana sebepleri iyi belirlemesi gerekir. Sistemdeki hatayı kullanarak şirketinizin etik kurallarına uymayan usulsüz işlem yaptığı için işine son verilen personelinizin neden bunu yaptığı iyi sorgulanmalı, maaşa zam işe son vermeyi 1800’ lü yıllardada yapıyorlardı. 

Belki de, çok daha ciddi problemleri bu mülakatlarla ortaya çıkarabilecektiniz ama, dinlemediniz itirafçı olup işine devam edebilmeyi kabul edebilecek ama sürekli göz hapsinde olacak personelleriniz olacaktı. Zaten bir süre sonra onlara kal deseniz de kalamazlardı. Veya işleriniz bittiğinde tazminatlarını alabilme hakkı ile gitmelerine fırsat verilseydi; tazminat olarak vereceğiniz 100,000 size çok ciddi usulsüzlüklerin her birinin 100.000 lerce TL’ sini engelleme fırsatı verecekti. Bu bakış açısı da değerlendirilebilinir.  

Her şirketin personel devir hızı adını verdiğiniz personel ayrılış istatistik oranları vardır. Linkedin de bir çok şirketin ilanlarını incelediğimde çalışmak için bin bir dereden su getirilerek başvurulan ve de  kurumsal bilinen büyük şirketlerde dahi, personel devir hızının çok yüksek olduğunu gözlemleme imkanım oldu. Bu da olaylara çok daha farklı bir bakış açısı kazanmamı sağladı.  

Personel devir hızı çamaşır makinesi devir hızını geçerse ne olur ?   

Eskiden merdaneli sıkma yapan çamaşır makineleri vardı. Şimdi tarihi eser diye müzelere istiyorlar. Eskiler bilir gençler ise belki, eskilerden duymuştur.  İşte bu devir hızı da böyle bir şey çamaşırı yani çalışanı yani sizin şirket sırlarınızı, önce iyice sallayıp karıştırıyor sonra siz onları alıp iki yönden boya rulosuna benzer iki tüylü ama metalle kaplanmış demirin arasından ince bir şekle getirip elle koyarak suyunun sıkılmasını sağlayıp, sonra çamaşırlarınızı asmaya gidiyorsunuz. İşte ayrılan çalışanlarınızda böyledir. Kimsenin sizin ıslak veya kirli çamaşırlarınızın yani sırlarınızın ortaya çıkmasını istemediğiniz için bunlar çok önemlidir.  

Nitelikli çalışan  kaybedildiğinde, bilgi ve tecrübe kaybı, çalışana yapılan yatırım ve desteğin kaybı, personelinizin ayrıldıktan sonra bunlar böyle yapıyordu ifadesi dahi, sizin itibar kaybı yaşamanıza yol açar. Bu da hiçbir şirketin isteyebileceği bir durum değilken, ESKİ çalıştığım bir şirkette uzman adayı olmak için 8 yıllık kanıtlanabilir tecrübe istendiğini de eklemek istiyorum.  

Düşünün 8 yıllık personel sizin iyi günde kötü günde gördü ve durumu çok iyi swot analizi yaptı ve bunu rakip firma ile paylaştı.  

Ve üstelik artık rakip firmanın çalışanı olarak, sizin işinizde edindiği tecrübe ve çevre ile rakip firmanın kazancına eklemeler yapıyor.  

Bu sebeple, nitelikli insan kaynakları süreçleri adı statüsü ne olursa olsun sizi milyonlarca lira kayıptan kurtaracaktır. Aksi halde içerden kurtla çürüyen elmadan farkınız kalmaz.  

Bir personelin işten ayrılma seviyesine gelmesindeki ana nedenler nelerdir ? 

Dilekçelerde hep aynı hata yapılır kendi isteğimle istifa ediyorum denilir ama, halbuki, zorlama baskı ve mobing gibi işyerinde ona kendisin’ den bekleneni yapmasına fırsat vermeyen niteliklerini kullanmasına fırsat vermeyen işletmeye fayda sağlayamayan niteliksiz yöneticiler ile çalıştığını dilekçeye yazmasa da anlaşılmasını beklenmelidir.  

İstifa mektubunun 4 satırdan oluşmasına veya 1 sayfadan oluşturulmasına dair kanun metni yoktur.  

Başka bir değişle, En önemli hatalardan biri kararın asıl sebebiyle istifanın purosedürdeki adının olduğu gibi yazılmamasıdır.  

İstifalarda işçinin de işvereninde kendine göre mantık çizgisi kabul ettiği cümleleri kelime oyunlarıyla süslediği adeta bir zenne misali ifade ettiği şekiller vardır.  

Yeni şirkette yeni imkanlar bulduğunuz daha iyi şartlara sahip olabileceğinizi düşündüğünüz veya şirketin vereceğinden daha çok ücreti yeni şirketin sağlayabildiği bu sebeple, bıla bıla anlatırlar halbuki gerçek çok başkadır.  

Şirketin yönetimsel başarısızlıkları sizi de bu seviyeye getirmiştir. Mantık basitçe şöyledir, öncelikle her çalışan kendine göre sebeplerle ayrılmaya karar vermek zorunda kalır. Sonra ayrılış biçimi varsa tazminatı alabilmek için 3600 gün primi, evlilik, askerlik gibi öncelikli bahaneler, ile kendilerini ikna ederek farklı bir şirkette belki de aynı veya benzer bir pozisyonda yeni işe giriş yaparlar.  

İşte bekleyişin en temel sebeplerinden biride budur. Burada ana sorun, işçilerin neden ayrılma kararına sevk olduğudur. Ayrılış biçimi bahanesi her ne olursa olsun, işveren neden ayrıldığını kendisine çıkış mülakatı sonrası bile itiraf edemez.  

Sonrasında belki de, mobing veya çalıştığı ortamdan kaynaklı sağlık sorunları oluştuğunu (Bire bir tecrübe ile sabit.) daha çok fayda sağlayacağı farklı departmana geçmek istemesini görmek istemeyen yöneticileri olan bir çalışanın şirkette çalışmaya devam etmesinin tek sebebi tazminatı kurtarmak değildir.  

Belki de, gerekli bilgi donanım veya evrakları sunacağı resmi makamlar için önemli hazırlıklar yapıyordur, durumuna dönüşür.  

Çalışanların klasik ayrılış bahanelerini yaptığım mülakatlar neticesinde özetleyecek olursam, 

  • Şirketin yönetimini şeffaf ve samimi bulmuyordur. 
  • Adil ve objektif olunmadığına inanıyordur. 
  • Şirketin üst yönetimi ile alt mavi yaka çalışanları arasında ciddi iletişim çıkmazları oluşmasına rağmen insan kaynakları kanadı bunu görmezden gelmeye devam ediyordur. 
  • Bire bir yaşadığım bir olaydan örneklersek, Şirket içi başvurulan ilanlarda personelin mailini dahi düzgün okuyamayan, “insan Kaynağı Uzmanı” sıfatındaki kişinin başvurulan pozisyonda yazmayan 3 yıllık tecrübe şartı nedeniyle, bu göreve uygun değilsiniz şeklinde cevap yazması benimde o ekran fotograflarını çekmiş olmamı mevzuatı biliyor olmamı hesap etmemesi de ben gibi bir çok çalışanıda işinden soğutabilir. 
  • Bir veya iki üst yönetici ile iletişimsel problemlerin oluşması makamım yüksek ben bildiğini yaparım, sana yıllık izin için şu tarihleri öngördük uçak bileti aldın ama şimdi vazgeçtim, sende ne yaparsan yap şeklindeki bencil kişilerle çalışılmak zorunda kalınması. 
  • Şirket içinde görev değişiminde yapılan online mülakatlardaki 2. tepe kamera görüntülerini izlemeyen ama, insan kaynağı uzmanı olup, bu sınavlarda karakter kişilik sınavından kopya çeken insanların dahi terfi edebildiği bir düzeni görüp işinden ve her şeyden her geçen gün uzaklaşan çalışanlarla, mesleki gelişim fırsatı sunulmaması hem dikey hem de yatay terfi imkanlarının kasıtlı olarak sunulmaması, şirkette sadece angarya iş olduğunda hatırlanmaları çalışanlarda motivasyon eksikliği ve işe karşı bir antipatiye yol açar böylelikle istifa dilekçesinde belki de kendi istediğimden havada balık gezmediği için istifa ediyorum. 

 Şeklinde yazan dilekçelerde dahi arka planında çok ciddi problemlerin olduğunu görmek istemeyen insan kaynakları süreç uzmanları da bu durumların en temel sorumlusu olarak şirket iflas edene kadar işlerine devam edeceklerdir.  

Olan ekmek yediği yeri vatanı gibi kabul edip, onun için emek ve ter harcayan samimi nitelikli çalışanların kaybedilmesi olacaktır.   

Çalışan ilk önce, bu problemlerin nedenlerine ulaşmaya çalışıp bunları mikro ölçekte çözümlemeye çalışacak ve yapmasına fırsat kalmadığını anladığında;  

Mavi dolma kalemle işte gidiyorum bir şey demeden arkamı dönmeden şikayet etmeden hiçbir şey almadan bir şey vermeden yol ayrılmış görmeden gidiyorum. 

Der ve istifa mektubunu üst yöneticisinin masasına veya iş akışı sisteminden giriş yaparak insan kaynaklarının haberdar olmasını sağlar.  

Sizse arkasından su dökerek istifa öncesi geçirdiği en az altı aylık bekleme sürecinde nasıl anlayamadığınızı nitelikli çalışanınız yani, sizin eğitip emek verip rakip şirkete nitelikli personel istihdamı sağladığınız ESKİ çalışma arkadaşınızdan bahsediyor olursunuz.  

Gitmeye karar verildiğinde akılda tek şey, kıdem ihbar ve tüm yasal haklarının nasıl alarak farklı bir şirkette hak ettiği değeri görebileceği kalıyor. Ayrılma kararı kolay değildir çalışıp emek verdiğiniz yer sevgiliniz gibidir uzakta olup yakınında hissedersiniz. Ne kadar olumsuz tecrübeniz olsa bile, alışmışlıklar ve çalışma arkadaşlarınızla beraber geçirdiğiniz hoş seda anılarınız vardır.  

Sonuçta ;  şirket çalışanları o şirketin sosyal sermayesi çalışanın sosyal hakları da doğal haklarıdır. Ortalama 3,5 ile 7 sene arası bir şirkette her şeye rağmen hala kaldıysanız, mesele sadece maaş ve çalışma şartları ilişkileri değildir. O iş üzerinden edindiğiniz sosyal bir sermaye yani çevre ile alışmışlıklarınız vardır. İşten ayrıldığınızda yaşanmışlık duygusal insani bağ olan sosyal iş çevrenizle de bağları koparmak zor gelecektir.  

Şirket açısından ise, çalışanın bu çevreyi yeni rakip şirketinizin yeni müşterileri olarak taşıyabilme ihtimalidir. 

Türkiye’ de henüz uygulanamasa da Avrupa devletlerinin insani standart çalışma düzeninde  insanın insan olduğu ülkelerdeki şirketlerde etkin ve verimli İnsan kaynakları süreçleri yönetilir. Böylelikle her girişin çıkışında da bir mülakat ile çalışanın neden hangi sebeplerle gittiği ve onu kaybetseler dahi sonraki bir çok çalışanı geri kazanmanın yolunu açabilir. Kademe kademe bir ağacın kesildikten sonraki içindeki yaşını belli eden çizgiler gibi sıralayarak maddeleyerek sıralar ve sonuçların çocukluğuna inerler. 

                   Ülkemizde ise, İşletme yöneticileri başta da söylediğim gibi daha iyisini belki de buldu gitti şeklinde yorumlasa da, aslında o olay genellikle öyle değildir. Daha iyisini aramak ve gitmek zorunda kalmasına giden bir yol söz konusudur. 

 Çünkü ;  Çalışma ortamından memnun olan bir çalışanı rakip şirkette, maaşının katlarını vererek dahi istihdam edemezsiniz. Şahsıma ait bir prensip olarak, Satış pazarlama alanında çalışmama rağmen beni arayarak satış pazarlama iş teklifi yapan şirket yöneticilerine satış kariyeri düşünmediğimi ifade ediyorum. 

 Çünkü ; artık ne istediğimi çok iyi biliyorum. 2021 yılı sonunda farklı bir şirkette olduğum konumun 3-4 kademe üstü için bir teklif gelmişti. Fakat kabul etmemiştim.  

Çünkü, amacım daha çok ücret veya daha iyi statü değildi. Bu her şeyin iyi olduğu anlamına gelmez fakat, olduğum yerde kalıyorsam daha iyi imkanlar varken, ki mobing ve her türlü kötü muamele gördüğüm bir ortamda çalışmak zorunda kalıyordum. Ki hala bir şeyleri düzeltebileceğime olan inancımdan kaynaklı olduğunu ifade edebilirim. 

 İşte benim gibi çalışanları ne teklif gelirse gelsin eğer, hareket etmek istemiyorsa ne vereceğiniz maaş, ne de mevcut şirketi yeni şirketinde kalmasına veya gitmesine etki etmeyecektir. 

İş değişikliği düşünmeyen birisinin size transfer olmasını özel olarak ikna etmeniz gerekmektedir. Sadece, mevcut şirketi çalışanı ayrılış uçurumunun kenarına kadar getirdiyse, size çok fazla iş düşmeyecektir.  

Bir çalışanın şirketten ayrılması şirket için ne ifade eder ?  

Şirketlerde işi makineler değil, insanlar yapar ve herkesin birden çok anlamlandırmış görev pozisyonu ve işlevleri vardır. O insan ayrılınca, yapbozun bir parçasını da kaybetmiş olursunuz ve 13- 14 anahtar bile sizin somonlarınızı sıkamaz. Çalışan devir hızınız arttıkça, sizin iş arayan veya başka şirketlerde görev alan nitelikli hatta, yeni mezunları bile istihdam edememeniz anlamına gelir.  

Çünkü, personel devir hızının yüksekliği şirketinizi sabıkalı sicili bozuk ve çalışılamaz bir ortam olarak, damgalamak için oldukça etkilidir. 

Tecrübeli çalışanlar kurumların hafızasıdır, neyin nerede nasıl hangi krizde ne yapıldığını 5N1K etkisini en iyi şekilde gösteren sonuçlardır. Çoğu zaman müşteriler çalışanınızla kurduğu diyalog için şirketinizi tercih ettiği için, sizde ciddi anlamda bu devir hızından etkilenir ve çalışan sosyal statü ve çevresinden siz ise sosyal sermayeniz olan çalışanınızdan yani yapbozunuzun en son parçasını kaybedersiniz.  

Peki ne yapacaksınız ?  

Çalışan neden ayrıldığını gerekirse sizinle görüşmeyi kabul ederse aylar sonrada olsa, kendisiyle iletişim kurarak çok iyi bir şekilde analiz etmelisiniz. En verimli bakış açısı budur.  

Bir ürünün bozulması nasıl zaman alıyorsa şirketinizin içindeki bozulan zihniyette uzun süre sonra ortaya çıkmaktadır. Bozulan bu düzeni düzeltmek yenisini sıfırdan inşa etmekten daha zordur. 

 Böylelikle, nitelikli çalışanın şirketiniz için ne demek olduğunu, kaybedilmesinin sonuçlarını orta ve uzun vadedeki etkilerini özetleyerek paylaşmış olduk. Uslu bir şirket olursanız bir sonraki yazımızda görüşmek üzere… 

Evde mesleki çalışma yaparken motive olmanın ipuçları

Evdeki yeni ofisinizi kurmaya başlayarak ilk adımı atın. Ofisteki ortam eve gelmeli.

Gelişen teknoloji ile televizyona dönüşen tabletler, cep telefonları ve bilgisayarlar var olsa da, şimdi hepsini bir kenara bırakmanız gerekiyor. Yoksa ay sonunda kirayı nasıl ödeyeceğinizi kahvehanede tartışmak zorunda kalabilirsiniz. Malum çoğu yerde kapalı, hane halkı ile iyi geçinmek gerek. Evde oturup ayakları uzatırken veya dere kenarında oturarak çalışmayı elbet hepimiz isteriz. Ancak her istediğimiz her zaman olamıyor. Başka bir bakış açısıyla, ‘televizyon karşısında çalışabilirim dikkatim dağılmaz’ diyorsanız, konsantrasyon alanında “Melih Safi Duyar’a meydan okumanız” anlamına geldiğini unutmamanız gerekiyor. Malum yıllardır Dünya hafıza ve konsantrasyon şampiyonu…

Çözüm açık net ve basit, kendinizi COVİD- 19′ tanısı konulmuş bir hasta gibi çalışmanız gereken süreçte tüm dünyadan izole etmelisiniz. Tabii bu durumda 14 gün beklemenize gerek yok 🙂 Pazar alışverişi gibi balkonda mahsurda kalmayacaksınız 🙂

Ev ahalisine “artık ben yokum, başınızın çaresine bakın” demeyi bilin.

Eğer gerçekten evde çalışmaya karar verdiyseniz, o odaya sadece çalışmak için girin, cep telefonu, youtube veya bilgisayar oyunları hatta aileniz bile gelse kapınızı çalsa orada olduğunuzu bilse bile evde yoksunuz. Gerçi bu da apayrı bir irade işi, ben “gelmeyin” diye kapıya yazı asıyorum, “neden gelmeyelim” diye sormak için geliyorlar 🙂

Unutmayın ki; televizyon karşısında sadece spikerler dikkati dağılmadan çalışabilirler.

Bir süre dünyaya izole olup, kendinizle tanışın, belki iyi birisi olabilirsiniz. Aynı şirinler gibi olduk biz de..

Hayatı vardiyalı yaşamak mümkün olmasa da kendinize özel bir vardiya düzeni oluşturun.

Hayatın kendisi dahi dün, bugün ve yarından ibaretken, neden biz hayatımızı vardiyalı, düzenli ve disiplinli olarak yönetemiyoruz ?

Türkiye’de (TÜİK istatistikleri) 24 Ekim 2019 tarihi itibariyle, 2018’e göre girişimlerin %43.5’i hizmet, %36.1′ i ticaret sektöründe yer aldı. Hizmet sektörü toplam istihdamın %37.5’ini oluştururken sanayi sektörünün istihdamdaki payı %27.5 olarak gerçekleşmiş. Buradan nereye bağlamak istediğime gelirsek, duble yol kavşağı bile çıkar. Yeter ki yolu bulacak dirayet ve niyetimiz salih olsun.

Türkiye’de çalışan kesimin patronlar haricinde kalan kısmına genel olarak “işçi” adını verdiğimiz malumdur. İşçi her zaman işçi kalmamalı, bir bayrak yarışına sahne olmalıdır. Rahmetli Cem KARACA ve kardeşi Barış MANÇO’yu da buradan anmak gerekir. İşçi, sabah 06:30 ile güne başlayan, sabah akşam ve aracı versiyonlarıyla zor bir sistemde çalışan kişidir. Başka bir deyişle “vardiyalı, planlı, disiplinli” şartlarda çalışandır.

Kısa çalışma ödeneği sonrası çalışanların işe dönüşle birlikte psikolojileri…

Evde kısa çalışma ödeneği kapsamında, maaşınızı devletten alarak ulaşılmaz birisi olamayacağınızı hatırlatarak, her sabah saat kaçta kalkıp kahvaltı hazırlıyor iseniz, o saatte kahvaltınızı hazırlayarak yolda geçirdiğiniz vakti de kahvaltı sürecine ekleyebilirsiniz. Kahvaltı süresini biraz uzatmak gibi küçük yaramazlıklar kıyameti yaklaştırmaz. Uyanın, kahvaltınızı yapın ve çalışmaya başlayın. Çalışan kazanır…

Tekrar edilmeyen her iş unutulmaya mahkumdur, bir ayağı kırılmış ata benzer.

Dün geçti ve bugün yeni bir yaşamın içindesiniz. “Tez yazarken okula gidermiş gibi hazırlanırdım, kıyafetlerimi (Zırhımı) giyerek, kahvaltımı yapar, atom karıncanın uçma serüvenine doğru, hazır olan çayımla birlikte masama geçer, son işimi tekrar edip ısınma turu sonrası motivasyonumu tekrar kazanarak yazmaya, çalışmaya başlardım..” Unutmamalısınız ki önemli olan tekrarı doğru bir zamanlama diliminde yapmaktır.

Planlı çalışın eğer planlayamıyorsanız, iradeniz ile savaşınızı gözden geçirin.

En az bir gün önceden günlük planı hazırlarken, muhtemel süreçlerde haftalık ve aylık iş planınızı da hazır tutmanız faydanıza olacaktır. Mesela neler yazabilirsiniz? Mail gelen kutunuzu açılır pencere yaparak mailleri gözünüzün önünde tutarak, unutmazsınız; keza yapışkan kağıtlarla aranacak kişileri de karşınızda tutabilirsiniz. Elbette evden çalışan kişilerin 7/24 nöbetçi subay gibi müsait olmalarını beklemek doğru bir davranış değildir.

Verdiğim eğitimlerde bunu anlattığım genç bir arkadaş beni telefonla aramak için whatsapp’tan randevu teyitiyle aramaya başlamıştı. Bu ilginç gelse de çok hoşuma gidiyor. Buna benzer uygulamalarla telefon konuşmalarımı %80 daha az sürede tamamlamaya ve kendime zaman ayırmaya başladım. O %80’lik sürecin % 20’sinde ‘bloggerlik’ yapıyorum. Her şeyi olmasa da çoğu şeyi başarabilirsiniz; elbette ki öncelik sıranızı doğru yapabilmeniz şartıyla…

Hep çalışacak mıyız? Elbette ki dinleneceğiz.

İşyerinde de kahve, çay, yemek gibi belirli süreli ve ağırlıklı süreçlerde, nasıl kendinize dinlenmek için zaman oluşturduysanız, aynı rutin ve planlamayı ‘esnek çalışma modeli’ olarak evinizde de tekrarlayın.

İlgi dağılıyor ve motive olamıyorsanız.

Çalışırken bir anda instagram’daki komik videoları iş içeriğine eklediğinizi fark ettiyseniz, işleri takip için whatsapp açık olmalı, ‘telefon yanımda ama bakarken dikkatim dağılıyor’ diyorsanız, https://web.whatsapp.com/ İnternet sitesi bilgisayar ekranınızdan size whatsapp ekranı sunduğu için bu bahaneniz ortadan kalkıyor. Sosyal medya uzmanı olarak çalışmıyor iseniz, diğer sosyal medya adreslerine ihtiyacınız zaten kalmıyor 🙂

Çalışma masamdan sevgilerimi iletiyorum.

Haliyle telefonu yanı başınızda mezar taşı gibi durdurmanın da bir anlamı kalmıyor. Çok zor oluyor ama ben başardığım için sizlere öneriyorum. Yapmadığım başarmadığım hiçbir işi, ne ekip arkadaşlarımdan ne de danışmanlık yaptığım kişi ve kurumlardan istemiyorum. Öncelik kendi irademle sonsuz savaşımı kazanmak!

Benim kadar inatçı iseniz bilgisayar başında uyuyakalabilirsiniz. Elbet kazara ekrandaki yazıları silmemeniz gerekiyor. Çok acı bir süreç birkaç defa yaşadım. Haliyle, ekranla aramdaki normalde 30 cm olan mesafeyi 55-65 cm arasına uzatmayı alışkanlık edindim. Tabii bu süreçlerde dik oturmaya ve gerçek anlamda rahat olmamaya özen göstermenizi sağlık açısından öneriyorum.

Baktınız olacak gibi değil, kendinizi zorlamayın, bu molanın adı ‘uyuma zamanı geldi zili’dir. Veya Yepyeni bir kahvenin çekirdeğinin kokusu eşliğinde balkonda biraz hava almak ya da bir dostunuz ile “yüz yüze” edilen sohbet sorunuza çözüm olacaktır.

Yazının sözü uygulaması:

Esnek çalışma modelinde, maksat işinizin evde yapılabilecek kısmını evde yapmaktır, evinizi işyerine taşımak değildir.

İş ve sosyal hayatta başarı için beklemeyin…



*Nazik olabilmek için karşınızdakinden önce gülümseyin…

*Karşıdan beklenilen her hareket umutsuz vakaları bekleyen doktor gibidir.

*Sevmek için sevilmeyi beklemeyin, sergi varsa elbet er ya da geç karşılığını alırsınız.

*İnsanları değer yargılarıyla oldukları gibi kabul edin.

*Bir arkadaşın değerini anlamak için yalnız kalmayı beklemeyin…

*Çalışmaya başlamak için en iyi işi beklemeyin. Unutmayın ki daha iyi bir iş için altyapıdan yetişip iş tecrübesi sahibi olmanızı ve ast üst arasındaki iş ahlakından haberdar olmanızı isterler…

*Biraz paylaşmak için, elinizin aşırı derecede bol imkanlara sahip olmasını beklemeyin. Sevgi de mal mülkte para da paylaştıkça çoğalır.

*Büyüklerce verilen öğütleri hatırlamak ve hayatınızda yer vermek için illa düşmeniz gerekmediğini fark edin.

*Duaya inanmak için başınıza felaket gelmesini ya da zor da kalmanız acı çekmeniz gerekmediğini bilin…

*Yardım edebilmek için diğerlerinin acı çekmesini beklemeyin…

*İnsanların size ya da sizin sevdiklerinize karşı yaptıkları için, affedebilmek amacıyla karşılık olarak başınıza gelenleri tecrübe etmelerini sağlamayı ya da başkalarının size bu yolda yardım etmesini beklemeyin.

*Özür dilemek için, kalp kırılmasını etkinin kangren olacak psikolojik yaralara dönüşmesini beklemeyin…

*Ne küsmek için bir bahaneyi ne de barışmak için ayrılığı beklemeyin…


Sevgi Tanrı’ nın yarattığı en sonsuz ve en yüksek duygulardan birisidir. Eğer yukarıdakileri yapamam ya da yapmakta zorlanırım alışkan’ ım diyorsanız ;

ALIŞKANLIKLARINI OLMAZSA OLMAZ GÖREN KİMSE İÇİN, OLMAZSA OLMAZLAR KARŞISINDA YENİLGİ KAÇINILMAZDIR.

 Bu söz alışkanlık yaptığınız davranışların sonucu olarak görebilirsiniz…

Yazının sözü uygulaması :

Bir işi ilk yaptığınızda, yardım ediyorsunuzdur.

İkinci yaptığınızda, yardımcı olmak gerekliliğine inanıyorsunuzdur.

Üçüncü defada ise; artık o yardım adında yaptığınız iş sizin asli vazifeniz olmuştur.

Planlama ve Zaman Yönetimi

Bir kaç kelamlık sözlerime başlamadan :

”Zor iş, zamanında yapmamız gerekip’te yapmadığımız kolay şeylerin birikmesi ile oluşur.”
                                                              
                                                                                        Henry Ford

Zaman asla geriye gelemeyecek ve yerine ikamesi bulunmayan söz konusu bile edilemeyen neredeyse, tek olgudur. Toplumsal kavramların hayat bulduğu zaman doğru işlenme sürecine tabii olarak geçirilmediğinde, sosyolojik travmalar ve toplumsal sosyal bunalım gibi sonuçlarını önümüze çıkarmaktadır.

Bunun içindir ki ; geçmiş olaylarda keşke tabiri kullanılır. Fakat bu düşüncenin nasıl değiştirilebileceği üzerine kimse zekasını zorlayıp düşünce eylemini gerçekleştirmek istemez.

Bunları bilmemize rağmen geçmiş zamanlardan genellikle, okul öncesi 0-6 yaş grubu dışında hiçbir anımızdan memnun olmayız ki uzmanlara göre 0-4 yaş öncesinin hatırlanması münkün değil.

Ve lakin ;


Böyle durumlarda 0-4 yaş ile 0-6 yaş arasında gerçekleşen çok büyük fizyolojik etmenler içeren özellikle, sosyo/kültürel ve sosyo/psikolojik travmalara yol açabilecek, aile için şiddet gibi kavramların unutulmadığını gösteriyor. Velhasıl konumuz bu değil. Sadece zamanın neye benzediği ve zamanın gelmişini geçmişini diyerek, zaman konusun da bazı öznel değerlendirmeler yapalım istedim.

Örnekleme olarak, yıl 2013 tarih 26 Nisan Cuma bir daha gelmeyecek olan 2013 yılının bitmesine sayılı saatler kaldığını var sayıyoruz. Bu dönemde Öğrenci olarak hayatımı devam ettirdiğim den ki, ülkemizdeki en güzel meslektir ve ciddi manada, “parmaklıklar arasında” özel olarak kafeslerde korunabileceğiniz bir meslek çeşididir.

.


Öğrencilikten girerekte öğrencilik mesleğinin en önemli vazifelerinden biri olan ders çalışma ve diğer vazifelerini zamana bölerek zamanı doğru yönetmekten bahsetmeye çalışacağız.

Öncelikle plan nedir ve neden plan yapmalıyız ?

Plan ;  en az iki ve daha fazla işi, kısa zaman diliminde yapabilmek amacı ile düzenli hareket edilebilen esneklik oranı düşük olan zaman yönetimidir.

Bir işte başarılı olmak için yapılacak ilk iş,hedef belirlemek;

ikinci iş ise, belirlenen hedefe yönelik bir plan yapmaktır. Yapılacak işlerin belli bir süre ve düzen içine sokulmasına da plan diyebiliriz.

Modern eğitim sisteminde,başarıya giden yolda tek çare ”Çok çalışmak” değil ”Etkili ve verimli çalışmayı bilmektir.”

Peki nedir bu etkili çalışma derseniz ;

Zamanı, hedefleri ve saptanmış önceliklerin doğrultusunda programlı olarak kullanmaktır. Bu olaya da halk arasında planlama adı verilir.

Bir bina yapılırken, bir yolculuğa çıkılırken, bir alışverişe çıkılırken plan yapılır ya da yapılması gerekir yapmazsanız ya da üşeniyorsanız iki ihtimal vardır ya Melih Safi DUYAR hocamızın yanında kamp kuracaksınız ya da her unutulan iş için bir bedel ödemek.

Mesela alışverişte unutulan bir salça için tekrar markete yürümeniz gerekebilir.

Eğer; plan yapılmaz ise bina yıkılabilinir. Yolculukta hiç hesap edilemeyen aksilikler başa gelebilir, mesela paramız çalınabilinir, kaybolabiliriz vs. alışverişte üzerimize aldıklarımızı ödeyecek kadar para almamış olabiliriz.

Tabii bu örnekler konuyu kavramak için aslında nefes alıyorsak o bile bir plan dahilinde gerçekleşir.

Bu konuda Cenap Şahabettin’ in bir sözünü eklemeden edemeyeceğim.

”Bir başkası düştü mü ‘Çürük tahtaya basmasaydı.’ deriz. Kendimiz düşünce bastığımız tahtanın çürük olmasından şikayet ederiz demiştir.

Atılan her adımda başarıya doğru gidecek her hamle doğru plan ve stratejiye bağlıdır.


Öğrenciler genellikle, okulda öğretilen konuyu aynı gün tekrar etmek ve bol sürat’ la ödev kelimesinin anlamını unutan, sayıyı arttırdıkça egosunu tatmin eden, öğretmenlerin düşünce sistemi olduğunu düşünüyorlar. Bu durumda da bazı soruları içerisinde tilki kuyruğu gibi dolaştırıyorlar.

”Nasıl çalışsam, hangisine önce başlasam, ikisi bir arada gider mi ? hepsine zaman ayırabilecek miyim ve yetişecek mi? Bu gibi endişe dolu düşünce sistemleri gerçekte plansızlığın dile gelmiş çeşididir.


Okul eğitimi sınavlara hazırlık günlük iş hayatında ya da sosyal hayatta yapılması istenen olaylar ciddi bir hazırlık ve altyapı gerektirir. Planlanmış bir çalışma, hedefe yönelik yapılacak işlerin etkili biçimde yürütülmesini sağlar.

Plan ; ”ne zaman” ve ” nerede ”,” hangi derse” çalışılacağına karar vermektir.

Eski Yunan düşünürü ve felsefecisi aynı zamanda eski aristokrat ;

”Plansız çalışan kimse ,ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer.” diyor. Ama kim 🙂

Plansızlık kişide dikkatsizlik, yorgunluk, bitkinlik, isteksizlik ve dalgınlığa neden olur. Bu durum, ruhsal baskı, kararsızlık, çalışmaya motive olamama ve verimsiz çalışma gibi, olumsuz sonuçların davetiyesi olarak önümüze çıkar.

Bu sorunların aşılması ve planlı çalışmanın nasıl yapılması gerektiği çok iyi bilinmeli ve gerçekçi olunmalıdır. En mükemmel plan, uygulanabilir plandır. Bunun içinde iyi hazırlanmalıdır, bunun püf noktaları vardır.

Bunlar kısaca ;



*Başarılı bir plan esnek olmalıdır.

Plan içerisinde yapılacak aralar iyi ayarlanmalı ve adaletli olmalıdır. Eğer iş sektöründe yönetici iseniz; havuç yöntemi ile çok güzel verim elde edebilirsiniz.

Meraklısına ipucu : Havuç yöntemi küçük motivasyon ödül sistemidir. Genellikle parayla yapılamayacak tatlı söz ile çözülebilecek işlerden oluşur.

Ne kadar ders veya iş çalışılacağı konusunda, genel olarak standartlar bellidir.

Bir öğrenci açısından bakarsak; 45 dakikalık bir dersin sadece 20 dakikası işlenmesi için süre vardır. 10 dakika öğretmenin gecikip gelmesi, 15 dakika ise sınıfın derse girildiğini ayrıt edebilmesi içindir.

Bu nedenle ortalama 30 dakika çalışıp 5 dakika dinlenmeyi ben önerebilirim.


Şimdi kısaca neden bahsettiğimizi bir kez daha hatırlayalım….


Planda Esneklik : Peter Marshall ” yapılmış küçük işler, planlanmış büyük işlerden daha iyidir.” Derken, planın uygulanabilir olmasına dikkat çekmektedir. Planlamada amaç, verimli bir çalışmadır. Ancak, hazırlanan planla çalışma gerçekleştirilemiyorsa orada bir planlama sorunu vardır.”


Plan yaparken en sık düştüğümüz hatalardan biri, planlarının sınırlarını çok katı yapmış olmalarıdır. Yapılan planda sınırlar esnek olmayınca uygulamada zorluklar çıkmaktadır.

Bu durumda da öncelikle ümitsizliğe düşmekte ; Sonra da öz güvenini tamamen yitirmektedir.

Hayatımız da kontrolümüz dışında, o kadar çok faktör vardır ki, bunların bizim çizdiğimiz çerçeve içerisinde kalacağını beklemek yanlış olur. O sebeple, beklenmedik olaylar ve faktörler dikkate alınarak plana yerleştirilecek olan, etkinliklerin süreleri esnek tutulmalıdır.

Yapılması planlanan iki farklı aktivite arasında belli bir  süre pay bırakılmalıdır. Böylece, bitmesi  gereken bir etkinliğin elde olmayan, nedenlerden sarkması, diğer etkinliğin gerçekleşmesini etkilemeyecektir. Böylece etkinliklerden birinin geç bitmesi veya diğerinin erken başlaması durumunda plan bozulmayacaktır.


Günü verimli kullanmak, en iyi plan ve başarının anahtarı günü verimli kullanmaktan geçer.

Bir iş yaparken sürenin yetersizliğinden yakınılıyor ise,  orada bir eksiklik vardır. O da planlama eksikliğidir.

Bir çok kişi ise plan yaptığı halde gerekli öğrenmenin gerçekleşmediğinden şikayet etmektedir. Plan yaparken planın en verimli nasıl işletileceği veya en verimli çalışmanın ne şekilde yapılacağı bilinmez ise bu yakınmalar daima devam ederek zamanla saguya dönüşür. (Sağu : Sagular da savlar gibi eski Türklerin yaşam biçimlerinden doğan sözlü ürünlerdir. Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen cenaze törenine “yuğ töreni“, bu törenlerde söylenen şiirlere “sagu” adı verilirdi.)

Hiç oturup  bir gün içinde neler yaptığınızı ve yaptıklarınıza ne kadar süre ayırdığınızı hesapladınız mı ? Bir deneyin.

Eğer böyle bir hesaplama yaparsanız, farkında olmadan büyük bir zaman dilimini nasıl faydasız ve gereksiz işlerle geçirdiğinizi ya da hiçbir iş yapamadan zamanın ziyan olduğunu fark edeceksiniz. Bu hesaplama aynı zamanda da ne kadar çok vakit sahibi olduğunuzun da belgesi olacaktır.

Öyleyse herkes sahip olduğu zaman potansiyelini iyi değerlendirmelidir. Bir şey bütünüyle elde edilemezse, tamamen de terk edilmemelidir. Zamanı elden geldiğince iyi değerlendirmek başarının anahtarıdır.

Bir günümüz 24 altın değerinde bir hazinedir. Onu verimli kullanmak, bir plan doğrultusunda değerlendirmek en kazançlı yoldur. Bize verilen bu 24 saati iyi kullanırsak hedeflerimiz, karşımıza güzel bir ödül olarak altın tepside çıkar. Zaman tekrar dönüşü olmayan kazanılamayan tek servettir.

Bir de sağlık vardır, ama kısmen sağlık zamana göre geri döndürülebilir bir olgudur. Zaman iyi planlama ile genişleyerek içine çok fazla şey sığdırılabilir. İsraf edilince de olanca hızıyla akıp gider.

Bu konuda, Seneca : ”Hepimiz hayatın kısalığından söz ederiz de boş geçen zamanımızı nasıl kullanacağımızı  bilmeyiz.” diyor. Kişi günü nasıl değerlendirileceğini, planda hangi zamanı neye ayıracağını iyi bilmelidir.

Şimdi, yapılan analizlerden yola çıkarsak 24 saati en verimli nasıl değerlendiririz sorusuna cevap verelim.

Hayatta başarılı olmuş, Ömürlerine bir kaç insanın yapabileceği kadar çok işleri sığdırmış başarılı ve meşhur kişiler, sabah saatlerinin önemine dikkat çekmişler ve sabah erken kalkıp sonra uyumamayı başarıya götüren önemli bir etken olarak vurgulamışlardır.

Araştırmalar, ”Kortizol” gibi, uyanıklık veren hormonların en fazla salgılandığı periyodun sabah 8-11 arası olduğunu ortaya koymuştur.

Araştırmalarda bu saatlerin planlama,düzenleme ve ileriye dönük düşünce üretimi için en verimli saatler olduğu sonucuna varılmıştır. Öyleyse planlama aşamasında sabah saatleri münkün olduğunca öğrenmeye yönelik etkinliklere ayrılmalıdır. Bilimin verilerinden yola çıkarak öğle saatlerinin dinlenmeye ayrılması gerektiğini söyleyebiliriz.

Çünkü, yapılan araştırmalara göre hormonal denge açısından öğle saatleri vucudun dinlenmeye çekildiği periyodtur.

Bu saatlerde çalışmaya ara verilmesi ve münkün ise kısa bir uyku arasının plana yerleştirilmesi iyi sonuçlar verecektir.

Araştırmalar, yarım saatle iki saat arasında değişebilen bu uyku arasının bireye canlılık katacağı ve bu aranın sonunda güne yeni başlamış gibi zinde olacağını ortaya çıkarmıştır. Yapılan araştırmalarda vucudumuzda her gün gerçekleşen ve ”biyo ritim” aktiviteler zinciri içerisinde, öğleden  sonra 4-6 arası zihinsel canlılığın tekrar ortaya çıktığı belirlenmiştir.

Birey, kalıcı öğrenme istiyor ise insan zihninin en açık olduğu vakit olan sabah saatlerinde öğrendiklerini, öğleden sonra 4-6 arasında tekrar etmelidir

Yine araştırmalarda akşamüstü saat 5-7 arasının vucut sıcaklığının en yüksek olduğu zaman dilimi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bunun anlamı, fiziksel eğzersiz olarak seçilebilecek en uygun vakitlerin bu periyod olmasıdır. Gece uyuma problemi olanlar için bu egzersizler ciddi bir fırsat niteliğinde yatakta debeleneceğinize bir nevi uyku ilacı olan bu yöntem kullanılabilinir. Aksam üstü 19:00′ dan sonra ise, zihin yine  öğrenme faaliyetlerine açılır.

Üç saat süren bu aralık,çalışma için uygun ve verimli bir periyotdur. Eğer akşam yemeğinde kendimizi zorlayacak kadar yemediysek uykuda gelmeyecektir. Uzmanlara göre uyku için önerilen iki yol vardır.

Bunları basitçe bahsedecek olursak birisi genelde köy hayatında uygulanabilecek biyolojik saate göre uyuma ya da gece 10-11 aralığında uyumaktır. Unutmadan 18 yaş altı çocuklar için uyku saatinin 09 :30 olduğunu unutmayalım  ?

 Peki bir günü programlarken dinlenme araları nasıl olacak ?

Psiko-biyolog E.L Rossi’nin ”20 dakika ara” adlı eserinde ”Her insanın zihinsel ve fiziksel olarak verimli çalışabildiği belli bir periyodu vardır.” ve genellikle 1.5 saat civarındadır. İnsan bu periyodu aştığı zaman, vucut yorulma sinyalleri verir bu sinyallerin başlıcaları ise esneme, konsantrasyon zorluğu, algıda zayıflama, dalgınlık, dalgınlık gibi şekillerde kendini gösterir. Bu sinyaller hissedildiği anda çalışmaya kısa bir ara verilmeli ve dinlenilmelidir. Bu dinlenme, faaliyet değiştirerek veya 10-15 dakika gözlerini kapatıp sessizce bekleyerek yapılabilinir.

Gözleri kapatmakla amaçlanan beyne bilgi girişini azaltmaktır. Çünkü beyne ulaşan bilginin büyük çoğunluğu görme yoluyla elde edilir. Elleri ve yüzü yıkama, hafif fiziksel hareketler yapmada ideal dinlenmeye katkıda bulunur. Dinlenemeyen beyin öğrenemeyen birey demektir. Bu söz zatı alime aittir. Çalışmayı planlayan dinlenmeyi de planlamalıdır.

Ancak, dinlenme arasını uzatmak yapılan işten ya da eylemden soğunulmasıyla, dikkati dağılacak verim azalacak ve tembelleşmeye doğru bir yol izlenecektir. Dinlenme aralarında yemek molaları atıştırmalık olarak kabül görebilir ve de temiz hava dinlendirici olarak 40.senfoniyi önerebilirim.

Asla önermediklerim ise, Tv seyretmek, gazete kitap okumak, uyumak ya da özellikle telefon ve yüz yüze iletişimle değerlendirilirse bu olumsuz sonuçlara yol açar. Bunlar zihni yorar ve algıda seçiciliği azaltır.

Öğrenmenın başlıca düşmanıdır.



O kadar çok bahsettiğimiz ZİHİNSEL DİNLENME !!!!


Sanıldığının aksine bunun en bilinen yanlış uygulaması köşeye geçip oturmaktır. Aslında bu bireyi boşvermişliğe ve tembelliğe alıştırmanın pembe bir görüntüsüdür. Bu tür durumda ne yapacağımıza gelince ise eğer bir sorun üzerinde çalışıyor isek, yani beyin ile bir işlem yapıyorsak, fiziki aktivite eğer fiziki bir çalışma ise düşünsel ruhsal bir çalışma ile durumu dengeleyerek sorunları çözme imkanına sahip olabiliriz.


Her anın değerlidir, çünkü asla bir daha geri gelemeyecektir.


*Bir senenin değerini anlamak için, sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.

*Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bebek doğuran anneye sor.

*Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir editöre sor.

*Bir dakikanın değerini anlamak için, treni kaçıran yolcuya sor.

*Bir saniyenin değerini anlamak için, bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.

*Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan sporcuya sor.


Yazınımızın sonuna gelirken biraz birkaç kelam sözümü abarttığım için affınıza sığınır dinlenme ile zaman yönetimi kavramları ile zamanın nasıl doğru değerlendirilebileceği  konusunda bir fikir verdiğimi düşünmenin mutluluğuyla hoşçakalın…

Yazının sözü uygulaması :

Planlayamadığımız hiçbir, fikir süresinde yetişmeyecektir.