İşletmelerde Gelecek Beklentileri ve Atılması Gereken Adımlar Nelerdir?

Geleceğe yönelik hızlı adımlara başlarken ;

İşletmelerde COVİD- 19 krizi sonrası müşterilerle doğru iletişimin yakalanması ve işletmenin gelecek stratejileri doğrultusunda yönetimsel beklentileri ve atılacak adımlarını, belirli bir planlama ile aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

1- Uzun vadeli risk planlaması yapılmış ve kamusal yönetim beklentisi mevcuttur. Ancak, süreç yönetiminde etkin ve verimli olmayı başarayamayan işletmeler kriz sonrası yeni bir yönetim modelini ortaya sunmalıdır. Tüm iştirakları kamu düzeninden beklemek ülke ekononomisine külfettir. Bu nedenle ekonomik külfetin işletmenin gücüne nazaran eş paydaş olması fonlamayı rahatlatacaktır.

2- İş yaşamından sosyal hayata kadar katı kuralların, yeniden yazılacağı performans ve kalıcılık odaklı yeni bir çalışma düzenine geçilerek zamandan mekandan bağımsız, daha esnek ve hızlı şekillenebilen iş süreçlerinin oluşumu ve buna odaklı iş yerlerinde işlerin yeniden tanımlanması süreci söz konusu olacaktır.

3-Covit-19 salgını sonrası dünyadaki yeni iş dünyası akımında ” birlikte başaracağız ve önceliğimiz insan ” mesajını veren yeni bir Dünya düzeni söz konusu olacaktır. Mesaj ters bir mesaj gibi olabilir. Bencil Dünya ve Avrupa öncelik hedefler sonrasında insan demeye devam edecektir.

4-Bu durumun sonucunda da “Ben gidersem devlet, kurum çöker”. mantığından sıyrılarak, asla olmaz tüm ihtimalleri hesapladık dedikleri süreçleri hesaba katmalı, katı kuralları esnetmeli, aksi halde işletmenin çalışanlarında memnuniyetsizlik ve sadakat süreçlerinde dolayısıyla da verimliliklerinde azalma gözlenecektir.

5- Yaşanan pandemi seviyesindeki krizlerde görüldü ki, Sokağa çıkma yasağı gibi hallerde toplumsal baş kaldırıların olmaması, insanların marketlere akın etmemesi, kriz anında ne istenmiyorsa gerçekleştiği bir dönemece doğru gidiş söz konusu olmaması için, daha planlı, her türlü krize daha duyarlı ve esnek çalışan yapıları ile bölgesel kriz masalarıyla hızlı aksiyon alabilen ve çekirdek mahalli yapıları ile hazır bir yapılarının oluşturulması zorunluluk haline gelmiştir.

6- Corona krizi sonrası Migros, Boğaziçi kolonya, Domestos, Eyüp Sabri Tuncer, Ace, şirketlerinin kriz fırsatçılığı yapmayarak “Sorunu hep beraber çözebiliriz”. toplumsal mesajıyla birlikte, tüketicilerin kalbinde çok daha büyük yere sahip oldular.

7-Neredeyse tamamen bitme seviyesine gelen, giyim sektörü, artık sosyal medya ve online satış kanallarını kullanarak, corona sonrası satış patlaması yaşayacaklarına dair sinyaller söz konusudur..

8-Markalar sosyal sorumluluk projeleri, kişisel farkındalık ile doğa ve sürdürülebilirlik mesajlarını markanın sosyal mesajı ile süsleyerek, yeni bir dijital satış ivmesi yakalayacaklardır.

9- Gençlik kendisini yansıtan, ona dokunan ve güven veren, bunun yanında kurumsal sosyal sorumluluk çalışmaları ile halkın yanında olan markalar tüketici ile bağını kuvvetlendirecektir. Mesela DEFACTO…

‘BIZ BIZE YETERIZ TURKIYEM’ KAMPANYASINA DESTEK OLACAGINI ACIKLAYAN HAZIR GIYIM MARKASI DEFACTO, 1 MILYON MASKE BAGISI YAPACAGINI DUYURDU.

Yazının Sözü Uygulaması :

Her kriz fırsata dönüştürülemez, belki kriz olması etik değerleri yeniden sorgulamanız açısından bir fırsattır.

Üniversiteler neden nitelikli bireyler yetiştiremiyor ?

Peki neden böyle söyledim acaba ?

Ben zati muhterem Türkiye’ de akademik eğitime eleştiri getirenlerden birisiyim ki ; 

Yeni tamamladığımı düşündüğüm ve de henüz senesini doldurmayan, ülkemde “Yüksek Lisans” dünya’ da “Master“  adını verdiğimiz bir olay söz konusu. Hazır bitmişken sıcaklığı ile birkaç konuda fikir beyan etmeden geçemeyeceğim.

Kısadan hisse, yaşanılan tecrübeler ışığında aynı hataların tekerrür etme yarışmasını yapmadan, bir soluk almak yanlısıyım.  

Tabii bu işin doktora kısmı da var hatta, bütünleşik doktora denilen sosyal bilimlerde ağırlık kazanan bir türü dahi var olsa da, ben henüz tecrübe etmeye fırsat bulamadım. 

Gelelim akademik eğitimin başlangıcına, ama önce Türkiye’ de akademik eğitimin başlamadan bittiği nokta üniversitelerdeki uygulamanın yanlış olduğu bilinen ama üşendiği için kimsenin düzeltmediği ve milli iradeye kasıt olan eğitim sistemine, evet milli irade dedim sebebi şudur ki ; 

Her şey de yerli ve milli olmamız gerektiği gibi eğitimde de yerli ve milli olmalıyız nasıl mı ? 

3,200 civarı ön lisans bölümü var. Bilindiği gibi meslek yüksek okullarında verilen bu eğitimde yüksek öğretim kurumu veya ölçme, seçme ve yerleştirme merkezinden başkanları ve yetkilisi kim varsa sorunuz bu bölümleri süre sınırlaması olmaksızın 50′ den fazlasını sayamaz. Evet doğru okudunuz 50 adet üniversite bölümünden bahsediyorum.

Bir ara süt ve ürünleri teknolojisi bölümü görmüştüm. Bu bölüm mezunu arkadaşlar acaba ne yapıyor diye merak ederken bölümün ülke genelinde bir çok üniversitemizde olmasına rağmen, tercih edilmediği de ortaya çıkmıştı.

Ya da aynı işi yapan ama harf farklılığı olduğu için farklı kodu olan bölümlere ne demeli ? 

Veya çağımızın teknolojisi üzerinden bir örnekleme yapalım. 

Fen bilimlerinden örnek verelim. 

Bilgisayar Operastörlüğü

Bilgisayar Operastörlüğü ve teknikerliği

Bilgisayar programcılığı

Bilgisayar Programlama

Bilgisayar teknolojileri ve bilişim sistemleri

Bilgisayar teknolojileri ve yönetimi

Bilgisayar teknolojisi

Bilgisayar teknolojisi ve programlama

Bilgisayar ve enformasyon sistemleri

Bilişim sistemleri ve teknolojileri

Bilişim ve iletişim teknolojisi

Yönetim bişilim bölümü

Yukarıda adı geçen bölümler aynı işi yapan farklı isme tabii bölümlerden sadece bir branşa örnek sayılabilinir. Ve bunların hiçbiri denk değil. sadece ismi farklı ama hiçbirinin içeriği yok.

Sosyal bilimlerden de bir örnek vermek gerekirse. 

Büro hizmetleri ve yönetici asistanlığı

Büro yönetimi

Büro yönetimi ve sekreterlik

Büro yönetimi ve yönetici asistanlığı

Veya ; 

Kamu yönetimi 

Kamu yönetimi ve siyaset bilimi  

Siyaset bilimi 

Yani ayrı ayrı tutmanın ne anlamı var ? 

Hepsi bir yana Ön lisans bölümlerinden mezun olan arkadaşlar dikey geçiş sınavı ile yerleştikleri lisans bölümlerinde kendi üniversitelerine gitseler bile dersleri sayılmıyor ve 6 – 7 yıl Lisans eğitimi alarak, ülkemize ve geleceklerine ömürden bekleyerek ölümü bekleyen bir canlı gibi sürümceli bir hayat sürüyorlar. 

 Peki Çözüm ne olmalı ? 

Bir kaç ay önce yüksek öğretim kurumu’ nun aldığı kararlar gereği aynı iş yapan bölümler konusunda bir çalışma yapılacağını duydum. 

Umarım  devamı gelir ve DGS mağduru gençlerimiz yani “ülkemizin gerçek milli servetlerinin” ömürlerini heba etmeyiz, ve hem ön lisans hem de lisans sonrası ve öncesi bu nedenlerle ülkemizden göçüp giden gençlerimizi tekrar kazanırız. 

Akıp giden su değil ömür ve zaman ve geri sar yeniden izle maalesef olmuyor. 

TİVİBU ile karıştırmayınız. 

Çeşitli lisans ve ön lisans bölümleri mevcut bende lisans “kamu yönetimi” olarak, kendi bölümümden örnek vermek istiyorum.  

Var sayalım sadece “Kamu Yönetimi” bölümü 30 farklı üniversitemizde var.  

Uygulamada 30 farklı üniversitede 30 farklı içerikte ders işleniyor. 

Başka bir değişle;  

Örnekleme olarak, Kütahya Dumlupınar üniversitesinde kamu yönetimi bölümünde olan bir ders olan “yerel yönetimler 1” adlı ders Muğla Sıtkı Koçman üniversitesinde hem AKTS hem de kredi puanı olarak karşılanmıyor.

Böylece öğrenciler çok farklı içeriklerde niteliksiz yetersiz ve  de sadece dört yıllık bir süreçte sadece bir kağıt parçası ile üniversite bitirmiş oluyorlar. 

Sonrası malum ülkemiz neden gelişmiyor diye televizyon programlarında tartışıyoruz ? 

Not : Bu yazımı Afet Haberleşme operatörü ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği bölümü öğrencisi TB3DNA “Necdet AKDENİZ ” den aldığım bilgiler ışığında güncelleyerek yazmış bulunmaktayım. Kendisine teşekkür ederim.

Yazının sözü Uygulaması:

Geleceğimiz geçmişimizde yaptığımız hatalar oranında bize fayda sağlar.

Coronavirüs hayatımızda neler değiştirdi ?

Bugün itibariyle ülkemizde de hayli yer edinen Corona virüs 3. nesilini geliştirerek şimdilik ve inşallah sadece Çin’ de Hanta adında yeni bir virüs türeterek şimdilik bilinen bir kaç ile dünya hayatımıza giriş yaptı. Hoş geldin ama umarım boş gidersin.

Bir çok virüsün aksine zengin fakir soylu ayrıt etmeden yayılan sayın Corona ve türev nesilleri, Öncelikle muhazafakar olmayan ve bir çok islam karşıtı uygulama yapan ülkelerin islamı simgelediği için yasakladığı bir çok şeyi Corona aracılığı ile artık yapmayana ceza veriyorlar. Sağladığı bu hoşgörü politikası için kendisine teşekkür ediyorum.

Öyleyse hayatımızda neler değişti veya değişecek ?
  1. Toplu ulaşımı kapsayan ve topluluk halinde olduğumuz her yer ya kapandı ya da artık topluluk kelimesi sayılı metrekareler üzerinden ifade ediliyor.
  2. Finans ve bankacılık sektörü başta olmak üzere hizmet sektörü aslında gerçek hayatta olması gereken, 12:00 – 17:00 veya 12:00 – 20:00 Saatleri arasında hizmet vermeye başladı. Unutmadan bankalar taksit ya da borç öteleme ve de paraya ulaşım konusunda birbirinden güzel eski köye ihtiyaç olan yeni adetler icat etmeye başladılar. Keşke Corona olmadan da olması gereken düzeylere gelebilseydik.
  3. İnsan ilişkilerinden sosyal hayata hatta yolda yürürken aile içinde mesafeler söz konusu olmaya başladı. İşin esprili yönü virüs sayesinde evinde oturmaya vakit bulan insanlar ailelerinde aynı evde yaşadıkları insanların ne güzel insanlar oldukları çaylarında şeker kullanıp kullanmadıkları gibi basit şeylerden dahi haberdar oldular aynı evde bir ömür ama birbirlerinden haberdar değillerdi…
Coronavirüs sonrası kapanan kahvehanelerin sayesinde babasını ilk kez gören çocukların tepkisi
  1. Yıllardır yaşamanın yükü omzunda biriken insanlar yani kahvehanelerde kumar masalarında ömür telaki eden bir çok kişi kahvehanelerin kapanması ile baba çocuk tanışmalarına sahne oldu.
  2. Sadece Müslümanlara değil, tüm dinlerin mensupları hatta ateist veya dehist insanlar dahi islamın farzları konusunda hiç bir şey yapamasa bile internet’ ten bakarak ve resmi dini inancı ateizim olan Çin’ de bile devlet televizyonu abdest alma eğitimi verirken umarım bir gün, namaz kılma videosunu da yayınlarlar.
  3. Alış – veriş alışkanlıkları yeniden düzenlendi ilk başlarda talan şeklinde kendini gösteren bu alışveriş yapma isteği günler sonra ülkemizde E – Ticaretin gelişimi ve kredi kart uygulamasının kullanımında artışlara sebep oldu.
  4. Seyahat Özgürlüğü kısıtlamasını da unutmamak lazım.
  5. Psikolojik etkisi sosyal dengeyi sarsması da bambaşka bir boyut…
Dünya’ yı sömüren zihniyet yaşattığını yaşarak, acı ızdırapla ölüyor.

Kredi kartı ile nereye kadar devam edebiliriz. Bence Limit bitmesini sınır kabul etmemek lazım. Malum benim limitim çok yüksek o riske giremiyorum.

Kredi kartı demişken söyleyeceklerime kulak verelim ;
  1. Kart kolik hastalığına yakalanmadan önlem almalı beyler maç kolik olamıyorlar siz değerli hanımlarını da Kart kolik yaparak kredi kart zade olmak istemezler.

En basitinden gidelim. Bugün ekmek fırınına gittiğimde 2 ekmeği dahi kartla alan bir vatandaşımızı gördüm. Bunun iki sebebi olabilir diyeceksiniz ama ben, konuşmalara şahit olduğum için nakit parayı harcamamak için karttan aldığına eminim. Neye göre söylediğime gelince fırıncı ilk başta parası olmadığını düşünüp, paraya gerek yok ihtiyacınız kadar alın demişti. Ama bizim insanımız her işte miktar fark etmeksizin olduğu gibi kart kullandı. Mesela ben de 10 Tl ve üstü tüm harcamalarımı kartla yapıyorum. Çünkü; harcamamı olduğundan yüksek tutup bu kriz anında KKB notumu yüksek tutmanın peşindeyim.

Peki bizler bu şekilde davranıyorsak çözüm nasıl olmalı ?

ÇÖZÜM:

  1. Ekstreni zamanında ve tamamını ödeyebiliyorsan harcama konusunda endişe etme.
  2. Gelirin asgari ücret ise asgari ücret miktarı kadar harcama yapma zorunluluğun yok. Ayaklarını yorganının dışına çıkarırsan üşürsün. Normal şartlarda gelirinin 4/1 ‘inden fazla harcama,
  3. Ekstreni iyi takip et ve her taksit ne zaman bitiyor kontrollü harcamak için ne yapılabilir hangisi zorunlu hangisi keyfi bunları sırala.
  4. İsteklerin ve zorunlu ihtiyaçlarını kategorilendiremezsen bankaların kırmızı ile kategorilendirdiği kısımda kendine hayli kategorili bir yer edinirsin. Almasaydım da olurdu dediklerini kendine ceza verirmişcesine listele ve onu aldığın için alamadığın zorunlu ihtiyacını da karşısına yazarak oklamayı unutma.
    1. Kredi kartı limitinin yüksekliği harcama özgürlüğü değil , zorunlu halde her ihtimale karşı bağımsız olma özgürlüğü verir.
    2. Müşterisi oldugun banka senin tüm ihtiyaçlarına cevap veriyor mu ? Yoksa rakip firma daha düşük faiz ve taksit imkanımı sunuyor ? Hangi banka sana ne kadar limit veriyor ?
    3. Kredi kartı ile ödediğin 399 tl ile nakit ödediğiniz 400 Tl arasındaki uçurumu fark ediyormusun ?
    4. Temassız kart ödeme limitini 250 Tl’ ye Sadece Corona için mi çıkardılar sanıyorsun ?
    5. Mesela 50 tl üstü haricinde kart kullan böylece miktarlar psikolojik olarak büyük gelecek ve gerçekten harcadığın miktarı fark edeceksin.


1. Kredi kartı borcunun tamamını ödeyebildiğin sürece harcamalarını kartla yapmanda sorun yok.
2. Ne olursa olsun gelirinden “Az Harca”.
3. Her ay ekstreyi incele. Harcamanı, taksitleri takip et. Hatta son 3 aya bak. Fazladan çekilen para var mı kontrol et.
4. Harcamaları istek-ihtiyaç diye ayır. Ekstrene bak ‘Almasaydım da olurdu’ dediklerini işaretle. Bu işaretli ekstrenin fotoğrafını çek. Bir şey almadan önce listeye bak.
5. Kredi kartının limiti senin için doğru mu? Gözden geçir.
6. Kredi kartıyla harcama yaparken beyin anlayamadan para ödeniveriyor. Bir de kartları
temassız özelliği de gelince, hiç düşünmüyorsun bile.
7. Kendine kural koy: Örneğin; 50 liradan az harcamalarda kart kullanma

Bu Kriz anında ev ekonomimiz için ne yapmalı ?

Türkiye ‘ de devlet idarecilerimiz ve isimsiz kahraman sağlık görevlilerimizin sonsuz emek ve çabaları sonucu, herhangi bir problem yaşamasakta dünya’ da bu durum öyle değil. Allah milletimize sağlık kuvvet versin. Hepimiz işin ucundan tutalım en basiti siyaseti bir köşeye bırakıp *Evde Kal* çağrısına kulak verelim. Önemli olan sorun değil çözüme ulaşmak meseleyi kimin çözdüğü değil nasıl çözdüğü önemli. Fiziki olmayan birlik beraberlik vakti…

Corona veya diğer krizlere rağmen ekonomik olarak bundan zarar görmediniz ve birazda birikmiş nakit paranız var ise, zorunlu olmayan harcamalara izin var.

Eğer Ekonomik belirsizlik söz konusu ise, harcamaları tamamen durdurmak ve parayı cebimizde tutmamız doğaldır ama bunu ülke politikası haline getirirsek ülkemizin ekonomik dengesi sarsılır. Ne panik ne de umursamazlık sadece önlem alarak süreci atlatmalı.

Maaşınız geliyor ama birikim yapamadıysanız, maaşınızı önünüze koyup kuşbaşı yapmadan önce kısmanın en asgari ve maksimum seviyelerini belirleyin. Ben olsam altı aylık genel giderler gıda, temizlik insani sosyal ihtiyaçlar, muhtemel faturalar vs. için gerekli olacak parayı bir köşeye ayırmak için sınırları zorlardım. Veya her bir aile üyesi için asgari ücret tutarında bir yedek akçe bulundururdum.

Hiç birşey yapamıyorum diyen arkadaşlar ise nargile ve sıgara için ödedikleri ücretleri ile bile bir ev geçindirebilirler.

Çalışamıyorsunuz ama birikim yapabilmişseniz ise sıkıntı yok kısa bir süre rahatsınız.

Çözüm formülü Biriken para / amortisman giderler / istekler eşittir Zaruri ihtiyaçlar Hani develer gibi düşünün suyu verimli kullanırlar bir depo dolumu Termus teknolojisi ise : MÜKEMMEL SU KULLANIM ÜNİTESİ: Develer, 10 dakikada ağırlıklarının üçte biri oranında su içerler. Bu miktar kimi zaman 130 litreyi bulabilmektedir.

Borcunuz var ise, borcu yiğidin kamcısı yapmak yerine ödemeyi tercih ediniz. Gerekirse Baba Bank ya da Emin Eller bank aracılığı ile telefon hatta iş zoraki hal aldıysa görüntülü borç isteyin. Yazılı bir plan planlamada etkin ve caydırıcı bir güçtür.

Hadi Mahmut amca sokağa çıkta görelim otur evinde sağlığın bizim için herşeyden önemli. :

Durumu duygusallaştırmadan ve devlet sırrı haline dönüştürmeden anlatın. Alacaklı banka veya kurumsal kişiler, sizden sadece sizin onlardan almış olduğunuz parayı istiyorlar bunu bir yere not edin.

Tüm çabalara rağmen gelir kesildi ve ödeyemiyorsanız samimi olun dürüstçe gerçekleri söyleyin faktoring şirketleri ve bankalar hariç tüm kurumlar sizi dinleyecektir. Tabii durumunuz müsaitse de, Küçük Olamam Büyümek İstiyorum diye sloganlarla caddeleri inleten KOBİ ‘lerimizin de esnafımızıda unutmayarak borçlarımızı ödeyelim.

Stok çılgınlığının halka açık ama görülemeyen sebepleri neler ?

İnsan denilen varlık duygusal ama bir o kadar da değişken ve ne yapacağı belirsiz bir varlıktır. Hele ki panik veya öfke halinde yapabileceklerinin sınırı yoktur. İşte alışveriş konusu da duygusal boşluğu kapatmak konusunda çikolota’ dan sonra en çok kullanılan yöntemlerden birisidir.

Her yapılanı işi kontrol etmek isterken, bunun yolunun alışveriş yapmaktan geçtiğini düşünen bir beyne sahibiz. Çünkü parası olmayan alamıyor ve üstünlük simgeliyoruz. Satın alarak psikolojik savaşımızı başlatarak, güç bende mesajını veriyoruz ve bunun devamında istem dışı olarak marketlerde sıkça görülebilen onlar aldı bende almalıyım türü sürü psikolojisi ile hareket edilmesini sağlıyor.

Gelelim “STOKCU” adını verdiğimiz kriz anında ortaya çıkan kitleye, kendilerini güvende ve rahat hissetmek için yaptıkları bu harcama onlar için “akıllı harcama” statüsünde sayılıyor. Panik halinde bize kalmazsa endişesi ile yapılan bu alışverişlerin büyük çoğunluğu israf olacaklar listesinde sıralanıyor. Başkaları yapıyor bende yapayım psikolojisi ile umarım bu durum sadece alışveriş ile sınırlı kalır. Çünkü toplumsal varlık olan insanlar birbirlerini gözlemleyerek davranış geliştirmesi yapıyorlar. Türkiye’den örnek verelim temizlik önemli hijyen korunmada büyük etken denilince, duş için kullanılan malzemeler, ıslak mendiller, dezenfektanlar, temizlik maddeleri satışları ciddi bir artış gösterdi. pırıl pırıl kokan metrobüslerimiz oldu daha önceden terden geçilmezken şimdi kolonyadan geçilmiyor. Korku duygusunun en büyük faydası burada ortaya çıktı. Büyükşehir insanı korku ile çalışıyor. Medya ve sosyal medya’da boşalan rafları gören vatandaş bana kalmayacak endişesi ile ihtiyacı olmayan ürünleri dahi almak zorunda hissederek alışveriş yapıyor.

Bazı durumlar vardır durur düşünür ama bir çözüm yolu bulamayız kime soracağımızı da bilemediğimiz bu zamanlarda, diğer insanların davranışlarını örnek alarak yol klavuzu tercih ederiz. Mesela sokakta yürürken önünüzden geçen hanım efendi aniden bir fare gördü ve bastı çığlığı korkmasanız bile artık korkmaya başladınız. *Korku bulaşıcıdır* . işte Koronavirüs etkiside budur. Bu alışverişlerin hepsini anlıyorum ama bu kadar tovalet kağıdı alımına anlam veremedim yerine kullanılabilecek ve bir çok amaçlı da olabilecek o kadar ürün varken, ilginç geliyor herhalde mantık süzgecini çalıştıramadılar. Gıda depolayın anlarım ama tovalet kagıdı sonuçta yemiyorsunuzdur umarım.

Eğer medya ve sosyal medya birlikte hareket etse yaşanan krizin sosyal hayatta ve stoklarda problem teşkil etmediğini çok önceden açıklasa bu şekilde panikle gıda yerine tovalet kagıdı stoklayıcısı bir tür ortaya çıkmayacaktı diye düşünüyorum.

Yazının sözü uygulaması :

Öldürdüğünden çok yaşatan virüsümüz var çok şükür.

Sonunda gördük öldürerek yaşatan Allaha hamd olsun.