Çalışırken iş değiştirenlerin mülakatlarında sıkça sorulan klişeler… 

İş hayatı başlı başına bir girdap olsa da ender nezihlerde var. Dışarıda pazarlamasını harikulade yapıp mali bilançosu görünmez kahramanlara emanet, kofti işletmelerde… Senede iki defa kendi belirlediği yerlerde ücretsiz izne gönderende hak edişin yıllık iznin olmasına rağmen eksik personel, iş yetişmesi önceliktir biz aileyiz diyerek aileni sana öteleten de… 

Her kriz bir fırsattır denilse de bazen, fırsatlar da kriz olarak hayatın olağan akışında kendine yer edinebiliyor.  Cennet ülkemizde Türk milleti olarak genellikle, belediyede temizlik işçisi olarak bir işe girmek için dahi başta mahalle muhtarı olmak üzere bir çok kişiye yüz görümlülüğü vermek gerekse de, başlanılan o işte eskiden yıllarca kalınır, emekli olunurdu.  

Şimdinin genç jenerasyonu dinamik bir çalışma biçimi benimsiyor. En son 90’  lı yıllarda doğanlarla (Y kuşağının mirasçıları aslında bana göre kara kuşak) hatıralaşan disiplin ve ben bu işi ne olursa olsun başarmalı ve direnerek, çalışıp emek ve alın teri ile kazancımı kazanmalıyım. İstisnalar harici, zihniyetinden kolay para, kolay iş değiştirme, arkadaşım işten ayrıldı bende ayrılmalıyım mantığına dönüştüğü ama az  fakat öz bir Z kuşağı neslinin de daha özgür iş hayatının çok yönlü personel algısına rağmen, benim istediğim olmazsa çalışmam nazımcılardan oluşan, en ufak iş yoğunluğunda işyerine istifa ediyorum bile diyemeden giderek tanıdığımız yiten milenyumcularımız… 

Gençliğe güvenen liderin gençliğin heva ve fırsatlara açık halleri bir dönem yaşı ilerledi daha genç kadrolara yer açmak için işinden edilen emekli olan tecrübeli kadrolara ihtiyacın ne kadar anlamlı olduğunu bir kez daha gösterime girmesine vesile oldu.  

Her iş devam etmelidir, aksi hali olağan her akışa aykırıdır ve yahut imitasyon ile devamı gerekir. Olmayışı doğal akışına aykırıdır. İş değişikliği veya pozisyon değişikliği dahi olsa, her boşluk kan değişimi gerektirir. Bu da bir sonraki iş mülakatında size yeni bir pozisyonun açılışını ifade eder. 

  • Sizi tanımak istiyoruz, neleri ne için hangi isimlerle yaptınız ? İş dışında anlatmak istediğiniz sizi diğer adaylardan ayıran bir niteliğiniz var mı ?  

Malumun ilanı yeni mezunuz veya staj dışında 2 – 3 farklı noktada lise aşkları gibi kısa süreli tecrübe edindik. Ve asıl olan geleceğimizi şekillendirecek kariyer adımlarımızı attığımız yeni işinize kavuşmanızdır.  

İşte burada halk arasında CV olarak bilinen öz gelmişiniz ve geçmişiniz  devreye giriyor. Bugünden önce neler yaptınız geldiğiniz nokta, öz geçmişiniz ise, bugüne kadar kendinize yaptığınız akademik eğitimler kurslar haricinde kalan iş tecrübelerinizdir. 

Görüşmeyi yapan insanlar farklı deneyimleri, hobileri duymayı hikayeleri tanımayı yaşanan tecrübeleri duymayı çok severler. Benim yazılarım gibi bol virgüllü bir görüşme yapmadığınız sürece kısa net anlaşılır ama bir o kadar da açıklayıcı oluşunuz size kazanım olarak geri dönecektir.  

Başlangıçta, sempatizim inancıyla başlayıp neden burada olduğunuzu doğru kodlamanız, orta şeritlerde ise mesleki deneyimlerinizi anlatmalısınız. Burada yapılan en ciddi iletişim kazası sayfalarca süslü kelime ve sosyal medya içerik uzmanı gibi uzun uzun açıklanan sizi mülakata dahi davet etmeleri için gerekli merak ve fırsatın oluşmasına izin vermeyen çok detaylı ÖZ GEÇİŞLERİ anlattığınız destansı CV’ lerinizdir. 

Patronun ve sizin harika sonlu bir iş görüşmesinde bulunmak istiyorsanız, doğru vurguyu doğru yerde yapmalı. Başvurduğunuz şirketin varsa yan şirketleri dahil, tüm süreçlerini misyon ve de vizyonunu da hatim etmelisiniz.  

 Eğer kobi ise, ne iş olsa yaparım abi derken, kurumsal bir organizasyon ise başvurulan pozisyona göre  öz geçmiş hazırlanmalıdır. Geçmişte yaptığınız işe göre başvuru yapmanız her zaman önemlidir. Bunun için SGK da doğru meslek kodlarının verilmiş olması sizin açınızdan çok ciddi bir avantaj ve tecrübe kanıtlama aracıdır. 

Bir iş görüşmesi için çeşitli aşamalar vardır fakat, canım ülkemde insan kaynakları müdürü ünvanı’ nın kartvizit dışında kalan kısmını personel sayısı ile doldurulmaya çalışıldığı bir iş kariyer sisteminde ön görüşme sonrası ender de olsa, çevrimiçi bir sınav uygulaması ile evrak toparlama maratonuna katıldığımız bir macera olarak nitelendirebiliriz. Maalesef sizi değerlendirmesini bekledikleriniz sizden daha az niteliklere sahip olduğunda ama kendilerini “dük, Marki, kont, vikont ve baron” olarak tanımladıklarında iletişin ana ögesi olan dönüte cevap alınamamaktadır.  

Ama siz yine de sancağınızı şahlandırın, onbaşı gibi sizi dinleyenlere karşı yaptığınız mesleğe olan inancınızı ve ilgi duymanızdaki sizi bu görüşme odasına getiren olaylar ve bu yolda aldığınız eğitimlerden bahsedin. Hikayeleştirme yapılarak anlatılan bu anlatım türünde, eğitiminizin ve eski şirketinizin uzmanlaştığı konularda kendinizi nasıl geliştirdiğinizi yeni şirketinizde farklı olarak kendinizi nasıl geliştirmek istediğinizi konu sektör ikileminin tek bir uçta uzanan bir doğrultu gibi kariyer çizginizdeki anlamlandırarak aranan aday benim diyebilendir şeklinde noktayı altın sembollerle bezeyin. 

Eğitime olan açlığınızı hangi okullar için hangi çabalar verdiğinizi en güncel verilerle en verimli eğitimi nasıl sağladığınızı meslek konusunda geçilen aşamaları gruplandırarak ama çok fazla detaya girmeden tüm ana başlıklar üzerinden sunabilirsiniz.  

Ülkemizde bir çok şirket bir çalışanının önerdiği beraber farklı bir şirket kültüründe çalıştığı kişi ile çalışmak ister. Çünkü kontrol edilebilir çalışan neyi nasıl yapacağı bilinen personel eski köye yeni adet getirerek  bu iş aslında böylede yapılabilir diyerek omurgası oturduğu zannedilen işletme sistemini angarya ünvanlar’dan çok uygulanabilirlik düzeyine kademe atlatmayı denemez. Yine de bazı noktalarda REFERANS HAMİLİ KART YAKININIZ olabilir. İşte adını söylediğiniz kişi var olduğu sürece sizde var olabilirsiniz.  Ve daha da önemlisi sizi öneren kişinin adından öte, NASIL BİLİRDİNİZ ? Sorusuna cevap alabilmeleridir. 

Malumunuz NASIL BİLİRDİNİZ BİLİRSİNİZ ? 

İki yerde sorulur oldu birisi bu Dünya mülakatı ve  öteki Dünya mülakatı…  

İyi bilmekten öte iyi tanıyın ve gerçekten ortak bir bağlantıdan öte geçmişiniz olsun. Üniversitede hocanız, eski şirkette çalışma arkadaşınız veya stajlarınızdaki yan departmandaki ilişik departman yetkilisi bağ  olduğu kadar bağlantı da çok önemli bir hal alıyor.  

Söz konusu işte sizi buna başvurmanıza ikna eden detay ayrıntıda gizli olan bilinmezlik neydi ?  

Şirketin vizyon ve misyonunu hatmederek gideceğiniz görüşmede bu vizyonlarla sizin amaçlarınız kelime dansları ile örtüşebilmeli.   

Neden  bu pozisyonda başka şirketlerde varken siz bu işletmeyi tercih etmek istediniz ?  

Öldürücü ve yaşatıcı noktada budur işte… 

İşe alınmış gibi rolün sizin ilerlemek istediğiniz doğrultuya uygunluğu ve gelecek eğitimlerinize vereceğiniz haritalandırmada topoğrafik olarak size yol gösterebileceğine aşina olmasanız da hevesiniz ile izlemek istediğiniz yolda samimiyetinizi gösterin.  

Neyi neden istediğiniz buradaki asıl etken madde yoksa iksirin tadına bir de kurbağa bacağı karışıyor. Sonra trake solunum ile fotosentez yapma hayali ile kurum kültürüne 3 yerli 3 yabancı kelimede kendinize yer beğenirsiniz.   

Örneğin ben, organizasyon yapısına çalışana verdiği sosyal haklara izin ve çalışma sürelerine şirket içi iletişime önem veririm bununda temel sebebi çalıştığım işletmelerde bunların olmayışıdır. 

Yani insan ne yoksa onu arar var olanı gördüğünde varlığının bile farkına varamaz.  

Nasıl çalışmak istediğinizi bildiğiniz kadar bilmeliler, siz de onların ne beklentisi olduğunu görerek kendinize sorun kriz anında ne yapacağım ? Kendinizdeki eksiklikleri nasıl tamamladınız ? 

Hala hangi konuda kendinizi geliştirmek istiyorsunuz ? Ekiple mi tek başınıza mı daha iyi performans sergileyeceğinize inanıyorsunuz ?  Aynı anda birden fazla işe kanalize olabilecek, proje yönetebilecek ekibi eğitebilecek kadar altyapınız sağlam mı ?  

Eğer yol, su elektrik kısmını hallettiysek en önemli ödeme kalemi olan vergiler yani maaş ödentisi kariyer sitelerinin bazılarında ortalama maaş oranları tabii kıdem tecrübeye borçludur mantığıyla, görebileceğiniz oranlar sektörel cevaplar bulunmakta. Ama bunu belirtirken sonucun ardından nedeninizi haklı oran orantıya ve mücbir sebeplere dayandırmanız gerekiyor.  

Her zaman eli sonradan değil önceden yükseltmek gerek. Ama bilinmelidir ki ince çizgide teklifi önceden öğrenmeniz size yeni bir hamili kart yakınımdır olmadan kariyer imkanı sunacaktır.  

Önce kendinize sonra karşınızdakine dürüst olun, dürüstlük nedenli kaybederseniz günün sonunda gerçek kaybeden siz olmayacaksınız. Sektöre göre eğitim dahi olsa verilen iki yıllık bir mola dahi olsa, sektör güncelleme aldıkça sizin de güncellenmeniz gerekir. Neredeyse her hafta bir mevzuat değişen Gümrükleme işleminde 6 aylık bir ara bile 10 yıllık bir ara gibi kabul edilir. 

Böylelikle iş değişirken,  hangi detayların nasıl söylenebileceğine yönelik bir kaç söz dizimini sıralamış olduk.  

Cümlenin sonunda ekleyebilirim ki… 

En iyi yatırım kendinize yaptığınız bilgi zamanla da oluşan tecrübe yatırımıdır.  Neyi neden istediğiniz hedefiniz doğrultusunda ilerlediğiniz yollar bütünü size gelecek sunacak, her yolda şerit değişmek zorunda kalsanız bile en iyi işi siz başarmış olacaksınız.  

Unutmayınız ki ; hepimizin bildiği ve bize inanan bir liderin güvendiği gençler olarak aşağıdaki sözü her zaman aklınızda satır aralarında virgül sonrası cümle sonucunu her zaman hatırlayın. 

“Bütün ümidim gençliktedir.” Mustafa Kemal Atatürk 

O tren kaçtı mı makinist bile olsanız anlam ifade etmez.

Hayatta her işte bir kez doğru trene binme hakkınız vardır. O tren kaçtı mı makinist bile olsanız bir anlam ifade etmez. İş hayattı’ nın kariyer imkanları da böyledir. İlk çalıştığım şirket kurumsal bir holdingin alt holding şirketiydi. Oldukça da iyi imkanları vardı ve terfi almak oldukça zordu.  

En son umudumu kaybedip bari askerlik vazifesini aradan çıkarayım diye başvurumu yaptığımın ertesi günü beni bir üst pozisyon için mülakata davet etmişlerdi. İşte o treni orada kaçırmıştım ve oraya alınan arkadaşım şimdi Üst düzey bölge müdürü olarak çalışıyor.  

Bazen hayat sen bitti dediğin yerde yeşeren bir çiçektir.  

İşyerinde çalışırken beni artık kovarlar diye beklerken, kim bilir belki farklı bir şirkete geçmeye kendin karar verirsin.  

İşte burada çalışırken nasıl iş aranacağını konuşalım. 

Ana nokta bir yerde çalışırken başka bir yerde iş aramaktır. Yoksa istifa edin, iş arayın demiyorum.  

Çünkü aklınızda deli sorular olacaktır.  

Belirsiz süreli işsizlik, kredi kartı borcu ve psikolojik bunalım yani her halükarda stres ve gerilim… 

Zaten bu durumdan dolayı iş değiştirmeyecek miydiniz ?  

En azından burada stresinizin sebebi nedeni ve çözümü belli…  

Kendi stresiniz elin stresinden daha iyidir. Desek te, elinizde varken elde bir daha rahat düşünebilirsiniz. 

Görüşmeleri mesai dışına alın ki, görüşmenizi şirketiniz öğrenerek sözleşmenize istinaden sizi kovamasın. Gerekiyorsa işlerinizi tek güne toplayın ve o güne özel izin alın ama doktora diyerek joleli saç ile çıkmayın ???? 

Söz konusu firmaya şuanda başka bir işte çalıştığınızı bu şekilde görüşmeye geldiğinizi açıkça paylaşın. İtirazı olan firma ile zaten çalışmaya başlasanız bile uzun sürmeyecektir. 

Görüşmeler bazen birkaç defa olabiliyor, bu esnada yeni işiniz garanti olsa bile, mevcut işinizde disiplini asla düşürmeyin. Ne yapıyorsanız en iyisi siz olun. 

Özgeçmişinizde şahsi mail ve şahsi cep telefonu gibi tamamen size özel bilgiler olmasına önem gösterin. 

Evinizdeki tavuğun kıymetini bilin, en yakın iş arkadaşınız bile istemeden yeni iş arayışınızı genel müdürünüze kadar mail gönderebilir.  

Referans göstermeniz gerekiyorsa mevcut işinizden önceki işinizi gösterin, şuan çalıştığınız için aranıp bilgi edinilmesi şirketinizin bu süreçlerden haberdar olması iyi sonuçlar doğurmayabilir.  

Son olarak, Özgeçmişiniz gibi şahsi bilgilerinizi içeren iş aradığınızı belgeleyen hiçbir evrak şirket telefonu veya bilgisayarının herhangi bir yerinde olmamalı. Şirkete getirilmemeli. Yazıcıdan çıktı dahi alsanız yerin kulağı sizi duyabilir. 

Görüşmeye giderken ;  

Görsellik ve intibanın etkisini anlatmaya gerek yok artık bu konuda hepimiz hatim indirebiliyoruz.  

İlk 4 saniye sizin gelecek 25 yılınızı belirleyecektir. Geri kalan 26 saniyede de kendi yargılarını değerlendiren kararların alındığı süre görüşmede geçen kalan 9 dakika 30 saniye de, şirketin kendisini tanıtmasıdır.  

Oturmanız, yürümeniz, özgüveniniz, ses tonunuz, jest ve mimikler de birer yol olarak size doğru açılır. Giyim sektöründe iş arıyorsanız Madonna gibi giyinmeniz garipsenmeyecektir.  

Bu geçici hafızaya alınan sizin 5. saniyeden sonra ağzınızda kuş tutsanız bir anlam ifade etmeyen süreçte, hissiyatta karşıdaki kişi hakkında görüş bildirilir. Bire bir yaptığım bir çok görüşmede 4 saniyeye önem versem de son kararı 20 dakika’ dan sonraki 24 saatte veriyorum.  

Çünkü, bizler insanız ve duygularımız ile mantığımız birbiriyle savaşabilir.  

Bazen bir bakış duruş yada dokunuş size sıcak gelebilir. Evet ben bu insanın şirketime katacağı etkilerin önemli olabileceğine inanıyorum denilebilinir.  

Önce içgüdüsel olarak hissederiz ve bu buna minareyi çalarak kılıf uydururuz. Havadan kuş geçtiği için evinize muhabbet kuşu almak bile size o anda mantıklı gelebilir.  

Genellikle aldığım kararları incelediğimde en az tereddütle kısa sürede aldığım kararların sonuçlarının daha faydalı olduğunu düşünerek hareket ettiğim sürecin olgunlaşmasını beklediğim durumlarda istenilen sonuçları alamadığımı yaşayarak gördüm.  

Hepsini harmanladığımızda kararlarımızın bizim kariyer hayatımızda eğer mutlu değilsek nereden dönersek dönelim doğru yolda olduğumuzu, ama işten ayrılacağım diye işi elimizdeki bulguru da kurtlandırmamak gerekir. 

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere… 

BEN BİTTİ DEMEDEN BU TOPLANTI BİTMEZ !   

Patronların en sevdiği işlerden biri de toplantı düzenletip her yere talimatlar yağdırmaktır. Tabii KOBİ lerde patron varken, büyük şirketlerde patrondan öte patronlar vardır. Bunlar üst yöneticilerdir. Çalışanları SAT, SAS, Bordo Bereli sanarak, onlardan zorlu parkur içeren hedefler ister ve nasıl yapılacağınıda ben söylersem size ne gerek var diyerek çekilirler. Düzenli toplantılar uzarda uzar.

Aslında konuşulacak 2-3 konu vardır ama, bu konular  10-15 konuya çıkar ve falımda dahi böyle sakız yoktur. 10’ lu naneli paket size bu ferahlığı veremez. Aslında toplantıdan ne anladığımızda çok önemli,  en az iki kişilik saklambacı andıran bu olayda iki veya daha fazla ekip üyesinin genel durumu bildikleri halde, görüş paylaşmasının adıdır. Üst yönetici veya patron çıkar ve der arkadaşlar bu işler yapılacak bizde deriz ki, anlaşıldı Efenim.

Sonra bize grafikler anlatır ki, o grafikleri zaten biz hazırlamış ve bizim çalışmalarımızla oluşmuştur ve tereciye tere satılır. Kısacası ortak fayda amaçlı bir araya toplanma olayına toplantı adını verenler, toplantının birifingten farklı bir mecra olduğunu iş dünyasına anlatamamışlar. Bu sözlü ve görüntülü toplantıların en önemli özelliği içine su katılmadan dahi sakıza dönüştürülerek aynı konuların tekrarı sureti ile uzatılmasıdır. Ve sonunda bir sonraki toplantı gündemindede aynı maddeler olur ve tekrarının tekrarını izleriz. Böylelikle, çalışanların çalışma azim ve istekleri şirkete yönelik her türlü güvenin dibindeki kırıntılarıda yok edebiliyor.

Üstelik işyerinde üretim veya satış benzeri asıl gayeden uzaklaştırdığı gibi verimsizleştiriyor.  Toplantıda ne konuşulacağı ana grafiklerle kısa net anlaşılır ve sade olarak anlatılabilirse, zaman ve iş gücü konusunda tasarruf edinilebilinir.  

Gözlemlerim öğlen saatleri ve sonrasında olan toplantıların hele birde online ise, bir süre sonra işyerinde işin yerini iş dışı bir çok şeye istemedende olsa bırakabiliyor. Ve uzadıkça uzayan bu çam sakızı çoban armaganı gibi duran toplantıların üst yönetime ve yönetimsel sürece karşı bir antipati oluşturmakta.  Unutmadan eklemeliyim ki, en etkili toplantılar çokoprensle yani sabah erkenden yapılan toplantılardır. Böylelikle hala beyin hala uyku modunda olduğu için kısa net ve sadece ihtiyacı olan konular anlaşılır biçimde ifade edilebiliyor. 

Genellikle öğlen ve sonrası toplantılarda tekrarlarla da olsa verim alınamıyor. 

Çünkü ; toplantılar uzun sürüyor ve bir karar alınamıyor.  Konu hakkında muhatabına emin alamayıp tüm ekibi toplantıya çagırmak gibi bir gaflete asla düşmeyin. 

Hem sosyal hemde iş hayatı ile sıkışan mega şehirlerin kariyerim için buna katlanmalıyım duygusallığınıda eklediğimizde normalde bize kutagu Bilig dışında her şeyi yaşatan duygusal çöküntülerle istediğimiz verimi ne alabiliyor ne de verebiliyoruz.

Ve bunlar da bu da olsun programımızda diye eklediğimiz büyükşehir kargaşaları ile aklımızda bir çok madde ile aynı anda zihnimize yaşattığımız bir tahribatı bir düşünün. Hele birde o toplantılarla iş ve özel hayat dengesinin iyice akrabalaştığı, mesainizin bitmesine veya izin gününüz olmasına rağmen katıldığınız toplantılar, bizi bizden alıp sizleştiriyor.

Sonrasında o muhteşem toplantılara mesaide olsa bile girmemek için üretilen etkileyici bahaneler, toplantının kaybettirdiği süreçte yapılması gereken işlerin bitmesi için yapılan fazla çalışmalar, planlanan zamanda yapılamayan işler, dedikoducu bir düzeneyin ve bıtkınlığında etkisiyle kendimizin dahi anlamlandıramadığı yorgunluk, bezmişlik ile gelen istifalarında etkisiyle, merdivenin basamaklarının birbirinden haberdar olamaması zincir halkalarının arasına başka zincirden öte ip gerilmesi gibi, sebeplerden şirket içi şirketleşmeler yani gruplar oluşmasına yol açacaktır.

Tabii bunlar fark edilmeyecek şeyler değil, ancak fark edildiğinde şirketlerin katma değeri olan çalışanları kaybetmiş olabiliyoruz.  

Toplantılarda, çalışma arkadaşlarınıza verdiğiniz işlerde kısa zamanda büyük işler bekliyorsanız bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra bıtkınlık oluşacaktır. Fakat, aynı işi daha uygun zaman diliminde verdiğinizde verilen görevi daha etkin ve verimli yapabilmenin yollarını arayacaklardır.  

Bu sebeple, tüm yazıda uzata uzata dediğim gibi ne yapmak istediğinizi ana konununuzu bilerek toplantıya başlayın tüm katılımcılar konuları önceden öğrensinler ve ana konu bitince işin gıybet kısmı mahşere kalsın.  

Toplantıları soru cevap şeklinde açık oturum gibi yaparsanız daha kısa ve net sonuçlara ulaşırsınız.  

Toplantı planlanırken bazı sorular sormak gerekir. 

  •  Gerçekten çözülecek bir sorunumuz varmı ? Bu problem nedir ?  
  • Sorunu kaynağında çözmek için hangi donanımda ve deneyimde bilgi sahibi personeller ve ihtiyaçlar listesine ihtiyaç var ?  
  • Sorunun önceliği nedir ? Başka nasıl çözüm yolları deneyebilriz. 
  • Doğru kişilere doğru bilgiler doğru kanaldan iletilerek, toplantının gündemi ve planı eksiksiz biçimde hazırlandı mı ? 

Tüm bu sorulara verilecek dürüst cevaplar iş verimliliğini etkileyecektir. Toplantının içerik ve düzeni sizin şirket içi her alanda başarınızı etkileyecektir.  

Bazen doğru sorular yanlış yollardan daha erken dönülmesini sağlayabilir.  

  • Amacımız neydi ? Nasıl bir yola evrildi ?  
  • İçerik neydi nasıl olmalıydı ? Aslında kimleri ilgilendiriyordu ? 
  • Amaç karar almak mı yoksa bilgi vermek veya bir konunun sonuçlarının istişaresi mi ? 
  • Toplantının asli katılımcılarına gerekli bilgilendirme, hazırlık yapabilecek kadar önceden sunuldu mu ? 
  • Hangi yolla yapılmalı ? Online mi yoksa yüz yüze mi daha etkili ve verimli olur ?  
  • Ne beklendiği ne istendiği ve genel amaçların toplantı misyona uygunluğu iyice düşünülmeli ve toplantı esnasında olumlu veya olumsuz görüş bildirecek kişilerin belirlenerek riski en aza indirerek, farklı düşünce tarzlarını da engellemeden bağımsız bir fikir telakisi ortamı sunulabilir mi ?  
  • Etkili ve verimli zaman yönetimini en iyi nasıl yapabiliriz ? Toplantıların sekreteryasını yapacak olan bir modoratörden destek alınabilir. İşler bir bilgisayar oyunu gibi amaç ve görevlere bölünerek iş bölümleriyle organize edilebilir. 
  • Not tutmanın ve her nevi kayıt almanın önemi çok büyüktür. En son bu notlar üzerinden çalışmaya son şekil yine “çekirdek ekipçe” verilebilinir.  

Bu ve benzeri basit ve etkili adımlarla toplantılar bir daha toplanmama andı içme mekanizmasını dönüşmeyecek, çalışma arkadaşlarımız kendilerine güvenerek neyi neden yaptıklarının anlamını daha iyi anlayacak ve yine mi aynı şeyi konuşuyoruz icraat olmayacak yine gibi olumsuz intibalardan uzaklaşacaklardır. Böylelikle toplantıları zaman kaybı olarak görmek yerine kurumlarının işlerini yürütmek için, domino taşı olduğunu görerek daha iyi bir ruh haliyle katılım sağlayacaklardır.

Ayrıca belirtmeliyim ki, toplantı öncesi hafif eğlence içerikli çalışma ortamında bulunmak katılımcıların oldukça üretken olmasında etkili oluyor. Bu konuda Google şirketi inanılmaz derecede iyi bir çalışma şartı sunuyor işi eve değil, evi işe getirerek ev konforunda dinlenerek esnek çalışma şartları ile çalışmayı dah eğlenceli ve renkli bir hale getirebilirsiniz.  

Yıllar önce üniversitede yönettiğim proje ekibinde, kapalı alana fobisi olan iki arkadaşımız vardı, oldukça negatif ve isteksizdi. Bir gün şaka yapmak isterken çözümü kazara buldum. Ona dedim ki ; ne istersin istersen dışarda yeşillikte banklar var orada oturup termusla çay servisi ile kurabiye eşliğinde yapalım mı demiştim. 

Cevap : Aslında iyi fikir demişti. Beni yanlış anlamıştı ama, iyi ki de öyle olmuştu. Hep beraber banklarda toplanmış ve oldukça keyifli bir ortam oluşmuştu ve hepimiz bunun çok faydasını görmüştük. Ne var ki Leptoplarımızın şarzı çok fazla dayanmadığı için araba aküsü ile enerjiyi dönüştürerek üç günlük kamp yapmıştık.  

Koşarak ve yürüyerekte olaylara farklı bakabiliyoruz. Her zaman oturup düşün düşün zordur işin ile olmuyor. Sorular ile cevapları birbirinin ardına koymak yerine cevaplara göre sorular sorsaydık mesela, nasıl olurdu ?  

O Toplantı ben bitti demeden bitmez diyen yöneticilerimize inat, şampuanı bitirmemek için su katan bir milletin evlatları olarak, o toplantıları bu yöntemlerle bitireceğiz…. 

Tekrarı olmayan toplantılarda görüşmek üzere…. 

Doğru özgeçmişin doğru soruları ?  

İş arayan arkadaşların en büyük hatalarını yazmayı düşündüm aklımda dahi meydan laroussedeki 24 ciltten daha fazlası belirince özetin özetinin özeti ile Özet yazmayı uygun gördüm. Uzunu kısaltarak kısayı uzatarak asgari ücrete zam sonrası ürünlere yapılan zamlar gibi sizlere anlatacağım.  

1) Fotoğrafı nereye nasıl ne şekilde ve nasıl yerleştirmeliyim ?  

Basitçe vesikalık olarak bilinen fotoğrafı tamamen sade bir fontta ve görselde tamamen senin olacağın bir resim şeklinde ifade edebiliriz. Özgeçmiş şablona göre duruma bakarsın yoksa, sol üst bir altı gayet güzel duruyor. Ama dikkat edilmesini istemiyorsan sağ tarafa kaydırarak ilginin yönünü çevirebilirsin.  

2) İş, Staj sosyal, sorumluluk, deneyimlerimi nasıl ifade etmeliyim ?  

Tüm staj ve iş deneyimlerini eğer fazla ise uzun vadeli olanları yazıp sonra görüşmeye çağrıldığında sana kazandırdıkları ile ifade edebilirsin. Seni sen yapan bu eğitim staj ve sosyal sorumluluk projelerinde edindiğin deneyimlerdir. Yaptığın işleri sade ancak açıklayıcı net ifadelerle yazmalısın. Ayrıntıları yüz yüze anlatırsın. Çünkü şirketlerin bir çok departmanı birbirine benzer ve bazen aynı departmanında farklı işler yaptıkları da olabilir. Satın alma departmanında çalışan birisi, ticari fiyatlandırma gibi işleri konusunda da tecrübe edinmiş olabilir.  

3) Referans konusunu nasıl halledeceğiz ?  

Her iki tarafı da keskin bıçak olan referans konusu süprizlere açık olsa da, pek çok şirketin referanslara önem verdiği sarsılmaz bir gerçektir. Referans yazmadan önce o kişileri ikna odalarında ikna etmelisin.  Eğer iş deneyimin yoksa, akademik referanslar ile başlayarak daha sonra beraber çalıştığın yöneticilerini veya proje bazlı çalışma yaptıysan oradaki proje yöneticilerini yazabilirsin. 

4) Bilinen programlar, hobilerim ve dil bilgisi konusunda bilgilerimi nasıl sunmalıyım ?  

Bildiğin programlar varmısın yokmusun, servivior, maske kimsin Sen ? Şeklinde ise senin işin hayli zorlu olsa gerek. Bildiğin bilgisayar programları, Prezi mesela veya  ofis programları olmazsa olmazlardır. Seviyeleriyle beraber bildiğin yabancı dilleri ve gerçekten ayrıntılı soru sorduklarında cevaplayabileceğin kadar hakim olabildiğin bir hobin varsa yazabilirsin.  

Bir ayrılık sözünden çok bir özlü özgeçmiş sözü… 

Ne ben tamdım ne de sen yarım kaldın. 

Özgeçmiş hazırlamaktan bahsederken neyin tam neyin eksik olduğuna da değinmek gerektiğine inanıyorum. Böylelikle sorun sende değil bende demek yerine sorun bende hiç değilmiş diyebilecek bir özgüven ile görüşmelere girebilirsiniz.  

Öncelikle denilmelidir ki, her bilgi her başvurulan pozisyon ve ilana göre değildir. Ayrımı iş dünyasını tanıdıkça iyice yapacaksınız. Bunların çoğunu bilsem de kendimi kandırıp bunları uygulayamıyorum. Bu nedenle sıfırdan başlayıp yukarı tırnanıyorum maalesef. Aslında en alttan silsile ile giderken zaman kaybını saymazsak, her şeyi bildiğiniz için iş dünyasının hainliği ile sizi bir çırpıda silemiyorlar. 

Hazır şablonları hepimiz biliyoruz ama, bu şablonda iş arayan kısmında victoria secret ismi ile kendini tanıtan özgeçmiş bile gördüm. Arkadaşım özgeçmişi paylaşıp kanka bak olmuş mu diye yazmıştı. Yüz ifadem uzun süre değişmedi. victoria secret bacımızı Amerika’ dan tanırız çok iyi börek açar dedim. Sonra tabii adıyla müsamaha bir özgeçmiş hazırlaması konusunda destek olup işe alımında fayda sağladık ta bugün olsa sanırım yapmazdım.  

E- Posta adresiniz şu olmamalı aslankralmax@hotmail.com .  Mesela ne olmalı ? Iletisim@mesutaydeniz.com, mesutaydeniz34@gmail.com olabilir mesela siz kurumsal mailiniz veya şahsi mailiniz varsa bunu paylaşabilirsiniz Ama o mail adresi ad soyadı içermek zorunda…  Münkün oldukça rakamsal ifadeler ve karakteristik özellik içeren imgeleri kullanmamaya özen gösterin.  

İnsan kaynakları yetkilisine ara beni de işin detaylarını konuşalım demek istiyorsanız, öncelikle ulaşılabilir bir telefon numaranız olmalı. Ve referans yazdığınız kişiler bunu biliyorsa dahi başvurduğunuz şirket, konum ve önemli detaylar varsa bunu bilmeliler. 

Özgeçmişteki adres bilgilerinizde ayrıntı olarak mahalle ve ilçe bilgisi vermeniz yeterlidir. Veya il ilçe şeklinde de yazabilirsiniz. İşe alınırsanız sizden adres bilgileri isteyecekleri için bunu sorun etmeyin. 

Profesyonel hayata uygun kullandığınız, linkedin profilinizi de eklemekle birlikte, diğer sosyal medya adresleri de eğer işletme açısından fayda sağlayabilecekse verilebilir. Elbette varsa web sitenizde listede en başta kendine yer edinmeli. 

Öğrenci iseniz hedeflerinizi iş tecrübeniz var ise de, kariyer özeti ve ek olarak hedeflerinizden bahsetmeniz yerinde olur.  Özgeçmişinize bakarken gelecek hedeflerinizi ve başvurduğunuz pozisyona uygunluğunu kontrol edeceklerdir.  

İş ve staj tecrübeleri çok önemlidir. Kuru kuru bir rulo diploma siz dahil kimsenin işine yaramaz. Sadece kartvizit olarak bastırıp A4 boyutunda belli bir düzen halinde duvarınıza asarsınız. Tecrübelerin hangi pozisyonda, şirkette, tarihte olduğunu detayları ile belirtmeli ve sondan başa doğru sıralamalısınız. Böylelikle nereden geldiğiniz nasıl ne koşullarda piştiğiniz açıkça görülecektir. 

Eğitim şart deriz ya hep burada da şart mesleki kurslar, seltifikalar kurumlar uzmanlık belgeleri ( Ben yazmayan biri olarak öneriyorum. Yazarsam sayfalarca sadece seltifikalar sürdüğü için artık listelemiyorum.) Üniversite eğitiminiz ve yaptıysanız MBA Business hatta güveniyorsanız notlarınız listede kendisine yer edinebilir. Yabancı diller seviyeleriyle birlikte yazılabilir, tabii uygulamalı mülakat yapabilecek kadar iyiseniz o listeye yazın yoksa My go to cinama… diye  başlarsanız Go Go diye cevap alırsınız. Bilgisayar bilgisi artık bir beceri değil kültür meselesi oldu. Sizden hangi işe başvurursanız başvurun teknik servis elemanı kadar kullanıcı düzeyinde bilgi sahibi olmanız bekleniyor.  Fax çekmeseniz de olur ama mail kullanımını hatim etmeniz çok önemli.  

Eğitim tamam da biraz da sosyalleşelim diyorum. Mesela hobiler var hani uğraşı olarak zaman geçirdiğimiz yapmaktan keyif aldığımız eğlence araçlarımız, hani sıradan insanların yaptığı ve sizin düzenli hergün yapmadığınız uygulamaları yazmayın. Geçen yaz dağ bisikletine bindiyseniz, şubat ayında dağ bisikletine bindiğiniz anlamı çıkacak cümleler kurmayın.  

Son bonus :  Referans bilgisi için merak uyandırıp çağırtmak için istenildiğinde verilecektir veya  Kişi adı ve şirketi ve şirketteki ünvanını paylaşabilirsiniz.  

Özgeçmiş hazırlarken kendine soracağın sorular ?  

Bu bilgi başvurulan ilanda ihtiyaç olacak mı ? Satış uzmanlığı / Danışmanlığı için tenis sporunda Avrupa 3.sü olmak bir anlam ifade etmeyebilir. 

Detaylar geleceğim için faydalı olacak mı ? 

Hangi bilgileri paylaşmam benim geleceğimi olumlu / olumsuz etkiler. ?  

Hangi bilgi nereye konulmalı ?  

Yazdıklarım beni ve geçmişimi bireysel olarak doğru ifade ediyor mu ?  

Etkili ve verimli gözükmesinin yolları  

  • Satır boşlukları, Bold 12 fontu hatasız bir yazım ve de başlık altı açıklamalar tam anlamıyla basit ve göz yormayan bir o kadar da bu haliyle okunması kolay olmalı. 
  • Tezatlık olmadan başlangıçtan bu iş görüşmesine gelene kadar tüm süreçleri mantık süzgeci ile sunmak. 
  • Genel ifadeler yerine nokta vuruşlu açıklayıcı ve belgelenebilir direkt olan olayı açıklayıcı net ifadeler olması. 
  • Abartı ve süsleme olmaması ve ne olmak istediğinizi değil ne olduğunuzun yazıldığı bir ifade kullanılması özgeçmişinizin etkileyiciliğini arttırıyor.  
  • Başvurulan pozisyon ile ilgili detayları anlatmak isterken konu ile alakasız iş tecrübesine öncelik verirsen, görüşmeye geldiğin şirkette başka bir adaya öncelik verecektir.  
  • Detayları formüle ederken sayısal verilere yönelmeli rakam sunmalı ve de  kısa net anlaşılır olmalısın. 
  • Ön yazı ve genel düzene gereken önemi vermezsen yazdığın yazı sadece bir word belgesi olarak mazide yer edinir.  

Iş arama sürecinde aklındaki en temel nokta geçmişteki yaptıklarının geleceğini şekillendirmesidir. Ben kendi adıma ifade etmem gerekirse şuana kadar çalıştığım tüm şirketlerde bir önceki şirketin referansı ile çalışmaya başladım. Tanıdığın ( Adına torpil demiyoruz, kısaca diger adaylar arasında bilinirlik diyebiliriz.) Hiçbir zaman kullanmamış olsam da (Bugüne kadar çalıştığım 3 şirket oldu üçün dede  tesadüf sonucu çalışmaya başladım. Kişinin fazla oluşu referanslarının güçlü kişiler olması iş bulma süreçlerinde etki ediyor. Güvenilir bir insan isen seni linkedin’ den dahi bulmaları çok sürmez. Sağlam referanslar bu güvenilir kişi imajını sağlamlaştıranlardır.  Dürüstlük genelde kaybettirir. Ama çakalların arasında dürüst bir KURT olursanız kimse size tilkilik taslayamaz. Ne yaparsan yap aşkla yap derim hep, yaptığın işin en iyisi ol. Temizlik yapıyorsan paspasın değmediği yer kalmamalı. Başvurduğun ve çalıştığın işte kalıcılığın veya işe girişin geçmişinin iyi olmasıyla orantılı olduğu için her zaman güvenilir bir çalışma arkadaşı ol.  

Herkesin merak ettiği ama kimsenin açıklayamadığı yere gelelim… 

                                           ÖN YAZI NASIL YAZILIR ?  

Dana kuyruğunun faydasını bilenler bilir. Kaslar ve hafızayı yeniler ve canlandırır. Kalbede iyi gelir şekeri de dengeler. İşte Dana kuyruğu adlı nimetin bize getirilerinden biri de koptuğu nokta olan, İş başvurularında on’ da on hata yaptığımız ön yazı yazma kısmıdır. Biz düşünmeden pas geçip herşeyi unutursak, iş bulamayıp strese girer kalbimizi de üzer, kolestorolünüzü de çıkartırız. Basit ama nokta vuruşu nüanslar ile dokunacağımız hususlar ile artık sizleri bu dertlerden kurtaracak overlokçu ayağınıza kadar geldi.  

Olmazsa olmazlar, öz çekime benzer özgeçmişinde belirttiğin bir çok detay var ve bu detayları ikinci defa tekrarlamıyoruz. Bahsi geçen ilana neden başvurdun neden kendini uygun gördün istenilen şartları ne kadar sağlıyorsun başvurduğun şirkete hangi alanda neler katabileceğini listelemen ve bunlara cevap vermekle işe başlayabilirsin.  

Başarılarını ruhunda saklayabilirsin ancak, başarını oran orantı hesabıyla Ebobunu ve Ekok’ unu da hesaplayarak Cebir ilminin içinden geçirerek felek ile beraber çember atlayarak, önceki başarılarını yüzdelik ya da ondalık tam sayısı olmadan da olsa paylaşabilir ve inandırıcılığın ve belgelenebilirliğini arttırabilirsin.  

İnsan ilişkilerin, sosyal güdülerin problem çözme, kriz yönetme becerilerin listede kendine yer edinebilir. Çalışmadığımız dönemde neler yaşadık, neden çalışamadık, neler yaptın ? Her şirkete özel bir ön yazı sana nokta vuruşu bir mülakat deneyimi kazandırabilir. Tabii tüm bunları yaparken Türk Dili ve Kültürü kurallarına riayet ederek, yazım ve imla kurallarına dikkat ederek ön yazını yazmalısın. 

İş ilanları iki türlüdür, açıkça belirtilen çalışılacak pozisyon ve genel maksatlı başvuru içeren seç beğen al hepsi 5 YTL grubu ilanları,  

Her iki yazıda Sayın Yetkiliye yazılır. 

İlanınızda belirtmiş olduğunuz İnsan Kaynakları direktörlüğü ilanı ile yakinen ilgileniyorum. Özgeçmişimde detaylı bir şekilde ifade etmeye çalıştığım gibi, iş ve eğitim geçmişimin pozisyona uygun olduğunu ve XXL A.Ş şirketine neler katabileceğimi sizlerle paylaşarak kendimi daha yakından tanıtmak isterim. 

Saygılarımla, ( Veya iyi çalışmalar)  

Ad Soyad 

Veyahut da ;  

Üniversite eğitimim sonrası satış sonrası destek hizmetleri alanında özgeçmişimde de görmüş olduğunuz gibi 4 yıllık bir deneyim sahibi oldum. Çalışma arkadaşlarımla birlikte çalışmam esnasında yaşanan bir çok krizi çözüme kavuşturdum ve yaptığım işe artı değer katarak kendimi daha da geliştirmek ve kariyerim için İnandığım yolda yürüyebileceğim markanızda devam etmeyi hedefliyorum. 

Özgeçmişime dosya ekinden ulaşabilirsiniz. 

İyi çalışmalar, 

Ad Soyad  

Yazının Sözü Uygulaması :  

Dürüstlük genelde kaybettirir. Ama çakalların arasında dürüst bir KURT olursanız kimse size tilkilik taslayamaz. 

Küçük Olamam Büyümek İstiyorum KOBİ mi ?

Yoksa Şirketler topluluğu HOLDİNG mi ?

Bu başlıkta nedir diyorsan beni takip et.  Bir işe girdin tecrübe edindin veya ediniyorsun, buraya kadar her şey iyi, ya da şöyle diyelim ;   

Küçükçekmece gölünde mi balık olmak isterdin yoksa büyük okyanusta mı ? İşte genellikle batacaksak büyük okyanus diyerek atlayan sazan ve kaya balıkları elbette olacaktır. Ama her işin artıları ve eksileri vardır. Ben küçükten büyüye ciddi bir silsile ile geldiğim için görüşümü en sonunda paylaşacağım. Her birimiz aynı yoldan geçmeyiz şartlarımız farklıdır haliyle yoğurt markamızda yiyişimizde birbirinden farklıdır. Şimdi seninle beraber sana uygun yoğurt yeme modelini tasarlayacağız.  

Eğitim hayatım da, Türkiye’ deki mevcut bölünmüş ayrışmış eğitim sisteminden nasibini aldı. Önce “Mahalli İdareler ve Yerinden Yönetim” programıyla ön lisans tamamladım. Daha sonra Lisans eğitimimi tamamlarken bir yandan da orta ölçekli bir hizmet sağlayıcı şirkette okuldan zaman bulduğum sürece çalıştım. Bana göre o dönem büyük kurumsal şirketler ideal çalışma alanıydı, 

çünkü ; her şeyin standartları kuralları belli bir disiplini vardı. Ama ben o disipline ne kadar hazırdım bilmiyordum. Hayli hevesliyiz doğru ama gereken disipline uyum sağlayabilecek miyiz ? 

Büyük ve derin denizin canlı türü’ de çok olur rakibi de, istenen nitelikleri de hayli disiplinli oluyormuş. Çalıştığım işletmeye gelince Türkiye’nin en büyük kurumsal holdinginin alt holdinglerinden birinin alt şirketinin taşeronunun taşeronuydu. Ve kurumsallaşmak anlık değişken duygularla yönetilen kişisel çekişmelerden ibaretti. Çalıştığım süre boyunca bunu hiçbir zaman dillendirmedim. Çünkü amacım şikayet etmek değil, süreçleri gözlemlemekti. Ardından onun kadar kurumsal gözüken başka bir işletmede çalışmaya başladım. Üçüncü ayımdan itibaren çalışkanlığım üst kademenin ilgisini çekmiş ve hakkımda iyi şeyler söylenmeye başlanınca bu benim şirketteki son günlerim oldu.  Çünkü kurumsal isim taşıyan işletmede süreçler kurumsal değil, kişisel hesaplarla yönetiliyordu. Kısa bir süre sonra oradan ayrılarak büyük bir ismi olmayan küçük ama samimi insani ilişkiler ile yönetilen bir işletmeye sezonluk olarak işe girdim. Hedef planım iki aylık kırtasiyecilik ve kitapçılık sistemini kısmen tecrübe ederek ticari tecrübe edinmekti. Ayrıca eski işlerimden farklı olarak sabit bir noktada kalmaktı. 4. ayımda baktım onlardan ses yok ben istifa etmek istedim. Hiç istemediler kalmamı istediler çok sevindim ama çok şaşırdım ve kısa süre sonra istifa etsem de, daha önceki işyerlerimde ve o işler dolayısıyla temasta olduğum ve sayısı onlarla ifade edilen işyerimden, öğrendiğimden daha çok şeyi o küçük işletmede yaparak öğrendim. Kurumsal firmalarda iş ve işçi siteleri aracılığıyla personel bulurken küçük işletmeler ise cama astıkları yazılar ile çalışma arkadaşı arıyorlar.  

Başvurduğunuz işletmenin mali bilançosu ister çok güçlü isterseniz de KOBİ olsun. Bu işletmelerin ortak bir özelliği var. Boş pozisyonları için, iş kültürünü özümsemiş, ahlaklı dürüst ve çalışkan çalışma arkadaşları arıyorlar.

Eğer bu şartlara haiz isen ; işe alınmanda ön koşulları sağlamışsın demektir. 

Senin açından da iş seçimi çok önemli mutlu olmalısın. Mutluluk ve başarı bulamayacağın bir işe başvuruda bulunman bir anlam ifade etmez. Tabii buna karar verirken seçeceğin en önemli karar da çalışacağın şirketin boyutu… 

KOBİ şeklinde bir işletmede 20 yıl sonra aynı yerinde de olabilirsin. Kurumsal bir holding’ e bağlı işletmede de 20 yılda genel müdür dahi olabilirsin. Ama, KOBİ’ de pişmeden Holding’ te aş olamazsın.  

Mesleki kariyer hedeflerinde kişisel gelişimini de ekleyerek, tüm enerjini bu konuya yoğunlaştırman hedeflerini geliştirirken sana yardımcı olacaktır.   

Şirketlerinde insanlar gibi karakteristik özellikleri vardır. 

Her işimde olduğu gibi küçükten büyüğe sayı doğrusu mantığında doğrusal bir düzlemle gitmeyi tercih ederim.   

KOBİ’ Leri tanıyalım.  

Yapısal özellikleri :  Kurumsal disiplin adını verdiğimiz süreç burada işlerliğini yitirir, sürekli değişen bir çevre ve programları vardır. Her an sürprizlerle karşılaşabilir. Fiyat asla kırılamaz dediğiniz müşteriye fiyat kırmak için gönderilebilirsiniz. Yemek ve çay molaları bir turnike veya benzeri bir sistemle kontrol edilmez. Kişisel idare ve otokontroller ile yapıldığı için molanıza kendiniz karar verirsiniz. Senden bireysel olarak çok şey beklenmez. Yaptığın kadar yapamadığın kader olur. Tabii barizce işe zarar vermediğin sürece kimse bunu önemsemez. Yaptığın işe göre, evinden de çalışabilir, kendine daha çok zaman ayırabilirsin. Eğer yeni mezun veya tecrübesizsen bu sana, ciddi bir ivme kazandırır. Ancak; keskin bir viraj’ ın dönüşündeysen bu durum sana tam bir manevra sahası sağlar. 

Sana düşebilecek vazife :  İşletmede adın her ne olursa olsun, standart potansiyeline göre vazifen fix değildir. Her işi yapar, her işten anlar ve her işin sorumlusu ve yetkilisi olmak için insiyatif kullanabilirsin. Bazı kurumsal işletmelerin belirli kategorisel çalışmalarında da bu şekilde işlediğine uygulamalı şahit oldum.  Böylece süreç yönetiminde çok çalışır her işi öğrenir. Kurumsal işletmelerde bulamayacağın iş öğrenme ve yetişme fırsatını yakalayabilirsin. Eğer böyle bir işletmede ilgi alanınla ilgili bir görev bulabilirsen ve bu da işletmenin nihali amaçlarında ciddi bir yer edinirse, daha çok sorumluluk edinebilirsin. Ancak terfi edebilmen zordur, verdiğin bu emekle 20 yılın sonunda edebileceğin en yüksek kademe ile kurumsal bir şirkette 2 – 3 yılda edineceğin terfi ile daha iyi pozisyonlara gelebilirsin. 

Küçük işletmede kariyer : Yazımı yazarken üniversiteden 2012 yılında mezun olmuş bir arkadaşım beni aradı. Sohbet esnasında konuştuk, 9 yıldır aynı işletmede aynı pozisyonda çalışıyormuş. Nedenini merak ettim. Verdiği cevap daha da manidardı. Zaten üç kişiyiz kobiyiz. Birde beni nereye terfi ettirecekler, personel daire başkanı mı olayım ?  O an anladım ki;  insanlar bazen düzenleri bozulmasın diye riske girmeden bir hayat sürmenin yoluna bakıyorlar. 

Küçük işletmelerde terfi etmek amacıyla yarışan çalışan sayısı büyük şirketlere oranla hayli azdır. Böyle bir işletmede kaderinde düşüncelerinde istediklerinde senin elindedir. 

İşi sevsen de sevmesen de  burada edindiğin tecrübeler sana girişimcilik ruhu, ve yeni fikirlere sahip olabileceğin yeni bir geleceğin tecrübe kapısını açabilir. Bu nedenle hep söylerim lise ve üniversite öğrencileri hep staj yapmalıdır. Staj dönemi değilse ücrete takılmadan, boş durmak yerine çalışmayı tercih etmelidirler.  

İşletmenin boyutu ne olursa olsun, tecrübe sana her zaman kazandıracaktır. Amacın başarmak ve hedefine doğru ilerlemekse ve bu iradeye de sahipsen geleceğin parlaktır.  Her şeyi düşünüp bin şeyi planlayıp bir şeyi yapmalısın. Bu nedenle sana en uygun kararı vermek için, işletmelerin yapısal kültürlerini ve orada edineceğin rol ve tecrübeleri düşünerek gelecek fırsatlarını tecrübe edinmelisin. 

HOLDİNG Merkezli şirketler :  

Yapısal özellikleri :  İletişim becerin çok iyi, lider yönetici olmaya aday ve halkla ilişkilerde başarılıysan büyük şirketler senin kalemin diyebilirim. Büyük şirketler genellikle yönetici kadrolarını ya stajyerlikten ya da başka kurumsal firmalardan transfer olarak alıyorlar. Ama genellikle kendi kadrolarında yetişen personele her zaman öncelik verirler. Çünkü şirket kültürü içerisine dışardan başka birini getirmek, aileye dışardan damat getirmek gibidir. Ailenizin kendi kural ve örflerini bilmediği için o da sizde zorluk çekersiniz. Çoğu kurumsal işletme gelecek yöneticileri için MBA tarzı eğitim programları uyguluyorlar. Tabii kurumsal işletmelerde yetkisi ve görevleri belirlenmiş sadece bir alana özgü sınır ve sınıflandırılmış sorumlulukları olan işler yaparsınız.  

Sana düşebilecek vazife :  Kurumsal işletmeler binlerce çalışana sahiptir. Bazen aynı binada çalışanlar dahi birbirlerinin aynı şirkette çalıştığını bilemeyebilirler. Kurumsal bir işletme olan Migros’ ta çalışan bir arkadaşım başka bir şubedeki meslektaşı ile aynı binada otuyormuş ve bunu tesadüfen öğrenmiş. Eğer iş birlikteliğine ve ekip içi iletişime güveniyorsan sende bu yapbozun bir parçası olmuşsundur. Eğer ortada bir problem var ise bu herkesin problemidir. Görev tanımı olarak problemin yaşandığı konu başla bir ekip arkadaşının konusu ise onunla beraber konuyu çözmen gerekir yoksa, onun yaşadığı problem büyür sen ve diğer departmanların ortak sorunu olabilir. 

Büyük işletmede kariyer : İşletmeye adım attığın gün, senden önce orada kıyasıya rekabet edenlerinde içinde olduğu işletme arkadaşlarını dahi tanımadan birbiriyle rekabet edenlerin ortak düşmanı olacaksın. Hele bir de kısa zamanda becerilerinle yöneticilerinin ilgisini çekersen bu senin için iş arkadaşı çevrende sevilmeyen bir insan olmana sebep olabilir. Böylece gerçeklerle tanışmış olursun, iki yüzlülük ettiklerini anlayınca hayatından çıkarmaya karar vereceğin insanları sen onlar daha girmeden hayatından “GET AUT” ( Çık dışarı) yaparak hayatına ve kariyerine yön vermeye başlayacaksın.  Sen ilerledikçe ve kendine yön verdikçe, şirketinin iç yapısını ve kurumsal alt yapısını tanıyacak kariyer basamaklarını çıkmak için gereken vizyonu ve hangi aşamalardan geçmen gerektiğini çok iyi şekilde analiz edeceksin.   

                                                           Yazının Sözü Uygulaması :  

Çırağı olamadığımız işin, kalfası haliyle ustası olamayız. Bu nedenle hiçbir zaman ustalık eserim diyebileceğimiz bir çalışma olmaz. Gerçek usta, kendisini geliştiren yaptıklarını yeterli görmeyip sürekli öğrenen ve yeni hedeflerini gerçekleştirendir. Haliyle kendine usta demekle kimse usta olmaz. 

Hayat boyu öğrenerek başarılı olmak…

Konuya bizzat şahit olan kendimden başlayarak, sekiz yıl ilk okul, 1+4 yıl lise, 2+2 şeklinde tamamladığım Lisans eğitimim, üstüne 2 yıl da yüksek lisans eğitimimi eklediğimde matematiğin başımı döndürmesine izin vermeyerek ve 19 koskoca yılımı eğitim alarak heba ettiğimi fark ettim.

Çünkü, ders veriliyor ama geriye kalan eğitim oluyor. Halbuki bizim eğitim sisteminde bardak dolsa da dolmasa da doğru alan olsa da olmasa da dolduruluyor.

2020 yılı bitimine kadar 28 yaşında olduğumu da ekleyince çocukluğum ve gençliğime 9 sene ayırabildiğimi fark ediyorum. Bu gençlik ve çocukluk yıllarımın içinde bir de çalışmak için yaşadığım sigortalılık 4A sürecini de ekleyince geriye bolca zaman kalıyor. Her şeye rağmen 4C ‘li olmadığım için Allah’a ne kadar şükretsem azdır.

Yazımı yazarken sıkça sohbet ettiğimiz , İŞKUR Beyoğlu İş kulübü lideri Cihat YANMIŞ beyefendi’ den gelen e-maili fark ettim. Bir cümle dikkatimi çekti ve olduğu gibi buraya ekliyorum tanıdık ama doğru bir eklenti, “Tecrübe başına gelenlerin toplamı değil ondan nasıl dersler çıkardıklarınla alakalıdır”  

Daha basitçe açıklarsak da, diplomayı alınca bir şeyler öğrenmiyoruz eğitim sonrası uygulamalarla başarı gösterdiysek bir şeyleri başarmış oluyoruz.  İşte kırılma noktası burada başlıyor.

Okul, eğitimin neresindedir? Bana göre eğitimin tam ortasındadır. Çünkü, kişi içinde istek yoksa o zatı alıp Harward Üniversitesi’nde de eğitsen sonuç hüsrandır. Ama bana göre ülkemizde diplomanın meslek icra ettiği iki meslek vardır; birincisi muhasebecilik çok nadir kuralları değişir, bir de imamlık… Mevzuat hiç değişmedi.

Dünya genelinde en zengin insanlara baktığımızda hepsinin liseyi zor bir şekilde tamamladığı, üniversite eğitimlerini ya hiç bitirememiş ya da sonradan tamamladığını fark ettim. Ben de liseyi zor bitiren birisi olarak bunları öğrendikçe zengin olacağıma dair inancım artmaya başladı… Ülkemizde çokça sıralanan bir söz var “alaylı mı mektepli mi” diye.. Alay çıraklıktan yetişmek anlamında kullanılan bir ifade, yoksa alayınızı sevgi ve saygıyla selamlayan bir durum söz konusu değil.

Bu alanda tecrübe ettiğim için gençlere yani yazıyı okuyan ruhu ihtiyarlaşmamış tüm gencolara tümden gelim sözüm, iyi kötü az çok demeden her tecrübeyi edinin. Mesela garsonluk yapın, çay taşımayı, insanları bu çizgiden gözlemlemeyi, berberde ya da kahvehanede çırak olup her iş konusunda tecrübeleri dinleyerek mektepli iken, alayı ve alaylı olmakla tecrübe kazanmayı da başarabilirsiniz. Mesela ben; uzun süre gıda market işlerinde çalışarak “artık büyük zincir marketlerden alışveriş yapmamam gerektiğini, yapacaksam da nasıl çok uyguna en iyi kaliteyi elde edebileceğimi” öğrendim. Kitapçıda çalışarak dosyalamayı, sıralamayı, düzeni, sistemli çalışmayı ve bedavadan kitap okumanın keyfine vardım.

İşte aldığınız bu keyif ve edindiğiniz izlenimler, size hayat boyu öğrenerek tecrübe edinmenizi sağlayacak; size başarının kapılarını, COVİD- 19 tehlikesine karşı altın eldivenle açmanıza yarayacak…

A- Hayatımın sonuna kadar öğrenince başım göğe doğru uzanacak mı bari?

     Tüm hayatımız her aşamasıyla bir eğitim ve maalesef sınav süreci ile devam eden hiç aklınıza gelmeyen bir sualin, sizi bir adım öteye taşımasına yol açabiliyor. Mesela ortaokulda iken okulumun bilmediği için ikinci olduğu sorunun cevabı, bana Harp okulu kapılarını açmıştı. Ve geçer not 70 iken 100 tam puan ile sözlü sınavları geçmeyi başarmıştım. Bugün üniformam olmasa da, yaşadığım tecrübeler o sınavı geçip en sevdiğim şeyden vazgeçebilecek kadar, öğrenmeye ve tecrübe edinmeye ihtiyacım olduğunu kanıtladı.

Yıllar önce köy enstitüleri vardı.

Orada birkaç yıl eğitim alan her konuda uzman olabiliyordu, hem de gerçekten uzman oluyordu. Günümüzde bu işler, işletme yüksek lisans veya doktora eğitimi alıp ekonomist olarak, ulusal kanallarda cirit atmakla olmuyor. Fakat artık internet var ve bilgiye erişim çok hızlı. Bugün doğru olan yarın yanlış hatta hiç yaşanmamış olabiliyor, aynı anlık değişen insani duygular ve hazlar gibi… Bu nedenle sürekli yenilenmeli, güncellenmeli ve değişen çağ ve şartlara uygun hale gelmek için modernize olmalısınız.. Sürekli kendinizi güncelleyerek ve öğrenerek..

Doğru iletişim ve doğru strateji ekip içerisinde sizi etkili lider yapar. “Müdür” değil, “Başkan” değil, “Lider” olursunuz. Halk arasında entelektüel veya ilginç de olabiliyorsunuz. “Yaşadım gördüm tecrübe ettim”. Bu sizi daha çok insanın merak etmesi, tanışması ve haliyle daha geniş bir çevreye ulaşmanızın önünü açar. Bir problem anında çevrenizdeki bağlantı ve hinterland ile kısa sürede yepyeni çözümler üretirsiniz. “Bağımsızlık benim karakterim” diyebilecek kadar özgür olursunuz.

Birçok harikulade yeteneğiniz olabilir ama bunlara sürekli yenilerini ekleyebildiğiniz sürece yaşlanmazsınız. Bir probleminiz olduğunda kimseye muhtaç olmazsınız. Çünkü biliyorsunuz bilgi güçtür. Öğretmenlerin tembel öğrenci için kullandıkları “zeki ama çalışmıyor” yalanı da bir yere kadar.. Zira zeki insan akıllı olmak zorundadır, akıllı insan kendini geliştiren öğrenen ve öğretendir.

Akıl ve beden sağlığınızı korursunuz. Böylece kaliteli ve keyif dolu bir yaşamın kapılarını kırarak içeri girdinizi anladığınızda aldığınız keyfin yanında Emes veya Alzheimer gibi hastalıklara karşı da direnciniz artar böylece, artık yeni dönem başlamıştır. Benim de hafızam aslında iyi değildir ama beni hala diri tutan gerçek, daima bir şeyler öğrenme isteği oluyor. Böylelikle tecrübeleri sayılarla ifade etmek yerine olaylara çok farklı bakıyorum.

Hayatımın hiçbir evresinde rakamları ve geometrik şekilleri sevemedim. Lisedeki “Uzay Geometrisi” dersi hocam bana “konu çok basit bakmak ve görmek, sen sadece bakıyorsun haliyle yapamıyorsun” demişti. Bu dahi bana her bir olaya farklı gözlemler yapmamı birçok yanlış anlaşılmayı önceden fark etmemi sağladı. Bir kitabın satırları, doğada veya şehir içinde gezerken, sohbet ederken bir kelimeyi yanlış ifade ettiğinizde dil sürçmesinde belki de çok farklı anlamlar ve bağlantılar keşfedeceksiniz. Ben bu şekilde yanlış anlama ile “yüksek lisans” konusu belirlemiştim. Önemli kararları yangından mal kaçırır gibi almayın lütfen.

Dünya hakkında ne kadar çok şey bilirseniz hayatta tadabileceğiniz tecrübelerin sayısı da artar. Zira sıradan bir olaya bile farklı gözlüklerle bakmayı öğrenmiş olursunuz. Okurken, gezerken, konuşurken farklı çağrışımlar ve farklı bağlantılar kurarsınız. Böylece baktığınız şeylerin arkasındaki boyutları da anlayabilirsiniz. Kısacası daha zengin bir hayat sürersiniz, dünya hakkında bir şeyler öğrenmekten vazgeçmediğiniz sürece.

B- Sürekli öğrenme konusunda kendimize sunduğumuz başlıca bahaneler.

    Günümüzün yasal uyuşturucusu olan sosyal medya profilleri en çok bilinenleri yüz olarak yakışıklı erkekler, güzel kızlar.. Ahlaki çöküntünün merkezi haline gelen sosyal medyada, resimler, yazılar (içeriği dönemin siyasal jargonuna göre ya da kişinin sallayabilme kapasitesine göre değişebilen) malzemelerdir. Her insanın kendine göre zaman ayırması farklı olabilir. Kişi her an müsait olamaz. İş hayatı nedenli ailesine bile vakit ayıramıyor olabilir. Ama öğrenmek belli bir zaman sürecini kast ederek yapılan bir şey değildir. Facebook’ ta geçiremediğiniz 15 dakika için kimse sizi ayıplamaz ama kültürel bir bilgiyi bilmiyorsanız, bir toplum içinde zor durumda kalabilirsiniz. PDF kitaplar, sesli kitaplar ile geçireceğiniz 15 dakika içinde, belki de hayat kurtaran bir bilgi edinebilirsiniz. Ben tecrübe edindim. Yol uzun müzik iyi gidiyor da diyebilirsiniz tabii ki.. Ben şahsen günlük git – gel 60 kilometre yol yapıyorum. Biraz daha uzun olsa ramazan ayında seferi sayacaklar diyebiliyorum. Tabii bu işin mizahı ve yorumu diyanet işleri fetva birimine havale edelim.

Her gün 60 kilometre dile kolay. Ancak, bardağın dolu tarafına bakınca da, müzik dinlemek veya bir şeyler okumak için bulunmaz bir boş zaman.

Gençlerle konuşurken bir de üstüne “paramız yok alamıyoruz” diyorlar ya öyle şaşırıyorum ki.. Oysa ben yüzlerce ücretsiz PDF ve sesli kaynağa çok rahat ulaşabiliyorum; yeter ki Google amcaya söyleyin kırmaz, sizin için saçlarını yolar getirir. Ben izleyiciyim içici değilim diyorsan da Youtube, Ted gibi kuruluşlar var.

Sonuç olarak öğrenme süreci gerçekten istenildiğinde, zaman, mekân ve maddi şartlardan bağımsızdır.

Yazının Sözü Uygulaması:

“Eğitim, Derslerde Öğrendiklerinizi Unuttuktan Sonra Arta Kalandır”

Albert Einstein

Ne zaman vazgeçebilecek kadar özgür oluruz ?


Her vazgeçiş bir başlangıcın ayak sesidir.
Mesut Aydeniz

Kaybederken kazanmak eylemiyle başlayan bir hayat, aslında gelen bebeğin yanındaki yoldaşına da anne rahminde bakılıyor, büyütülüyor ama doğum sonrası o bir et parçası olarak toprağa gömülen tıbbi bir atık iken, bebek ise zamanla büyüyen geleceğin çocuğu tanımıyla başlayıp, neslin devamı olarak kendisini gösteriyor. İşte hayatta böyledir yaptıklarımız veya yapmadıklarımız bize yeni yollar veya kavşakların açılış noktasında döndürür durur..

Bizlerin önünde iki seçenek vardır. Ya başarmak ya da başarıya giden yolda umutsuz vaka adındaki umut olmak…

Ben kendi adıma sözüme başlarken ulusum adına yani sizler adına “Ulusun korkma!.. medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar..” diyerek, sosyal mesajımı vermek istiyorum.

***

Bizlere hiçbir zaman vazgeçmemeyi öğrettiler; tabii uçurumdan aşağı düşerken ben gidersem sende aşağı düşersin düşüncesini aklımıza destur koyarak değil. Vazgeçmemeyi yorulmamayı ve çalışmayı öğrendik. Amerikan cenaplarının kendi kullanmadığı, zararlı dediği süt tozu, margarin gibi ürünleri tüketmeye başlayarak, tarımsal üretimi, hayvancılığı kısıtlayana kadar çok çalışkan bir millet idik. Sonrasında ne mi oldu? Tarım arazileri ekilemediği için işsizlik oldu, hayvancılık yapılamadığı için et sadece bayramlarda halkın gramlarla alabildiği bir gıda haline dönüştü. Çünkü biz milletçe vazgeçmemeyi öğrenmiş ama “hazırı var ne de olsa” diyerek hazıra konmuştuk da, ona da dağlar dayanmadı.  

783.562 km² toprak hepimize yeterdi ve artardı da malum. Çevreci insanlarız, her yıl “Kıbrıs” toprağımız kadar toprak parçası denize karışmakta haberdar bile olamamaktayız. Yanlışıyla doğrusuyla biz vazgeçmemeyi öğrendik sonucunu düşünmeden adsız kahramanlıklar yaptık. “Vazgeçmek pes etmektir yenilmeyi baştan kabul etmektir” dedik? Ne oldu bize ?

***

Yıl 2020.. Post modern tekniklerle yönetilen dünya’da kendimize bir yol aldık, ilerledik. Kimimiz çok iyi eğitimler alamadık, eğitim alanlarımız ise, İŞKUR kurumunun günlük 89.40 kuruş ile insani yaşam düzeyi olan asgari ücretinin altında yaşam savaşına dahil olmaya çalışarak hayatta kalmayı nefes almak zannı ile devam ettiriyor. Bazıları genç yaşta evlenebilirken, bazıları hiçbir zaman bu hayaline ulaşamıyor. Bazılarının inandıkları, gördükleri, yaşadıkları ve yaptıkları birbirine hiç benzemiyor. Halbuki birebir aynısını kopya etmişlerdi..

Bazen başardık bazen de başardığımızı sandık, belki de hiç başlayamadık bile..

Bazen bir yerden sonra bir dönüm hatta medyatik ismiyle PİK noktası bularak durup, “bundan sonra ben yokum” diyebilmeliydik. Her şeyi bir köşeye bırakmak, kendimize dur diyebilmek, “artık yeter yoruldum” diyebilmek hiç mi olamazdı. “Ya sonrası?..” dedik sevdiğimiz insana.. O kadar alışmıştık ki ya benim ya da kara toprağın dedik ve öldürdük o aşkları.

Sevgi ne zamandan beri ölüm getirir olmuştu? Ne zaman bu kadar garip insanlar olduk? Düşünmeden sorgulamadan konuşan harcayan davranan canlılar olduk. Belki de “tamam işte bu kadar” diyebilmek tüm dertlerimizin panzehiriydi…

***

Neden yapamadık, halbuki çok istiyorduk, hem de her şeyden çok.. Bunu geçen yıl yaşadığım bir “muhabbet” ile kısaca özetleyeyim.

Bir genç üniversite sınavı için tercih yapacak süreçte, sordum ne yapacaksın?

El cevap; “Kuzenime söyledim sen geçen yıl üniversiteye yerleştin, benim tercihi de sen yap”

Peki dedim ne yazacak?

“Bilmediğini ama sağlık içerikli bir bölüm yazabileceğini konuştuk” dedi.

Ve orada durdum ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü, yirmili yaşlarda bir gencin okuyacağı bölümün olasılıklarını bilmeden geleceğini şekillendiren kendisi hariç herkes olduğunu gördüm. İşte bunun nedeni, vazgeçmek de vazgeçmemek de, bırakmak da devam etmek de sadece bir tercih meselesiydi.. Önemli olan neden yaptığını bilebilmekti..

Bu tercihin sonuçları zahmetli olacaktı mesela tarlada çalışarak, mahsulü satmak zorunda kalıp sonra toparlamak sonrası anızını yakmak vs. bir sürü işi var. Hele ki devlet tarafından çok karşı olunmasına rağmen başka cenaplara beğenilme kaygısı ile yasaklanan, bir çok ilaçta da kullandığımız “haşhaş” gibi tarımsal ürünlerin yasaklanmasıyla, oldukça zorlu bir süreç bizi bekliyordu.

***

Biz ülke olarak vazgeçtik; bu tercihimizin zahmetli sonuçlarına kısa ve orta vadede katlanamadık. Ama uzun vadede dünün torunları olan biz yeni nesil bunun bedelini ödüyoruz, bizlerden sonrakiler de ödeyecekler. “Milli” tarım ve hayvancılık politikalarına geri dönülmezse ödemeye devam edeceğiz. İşte bunların hepsi bir tercih meselesi. Bu dönem nesli o günün şartlarında en rahat çözümleri seçerek tembelliğe alıştılar. Eğer yapabilseydik neler kazanırdık siz düşünedurun. Ben size vazgeçebilmenin de nasıl bir bağımsızlık mücadelesi türü olduğunu anlatayım. Neyden nasıl hangi şartlarda vazgeçilmiş, sizler de tarafsız yazılan tarih kitaplarından analiz edersiniz….

Bazen vazgeçersiniz ama bazen yine kim olduğunuzu hatırlarsınız.

Sevmediğin kişi ile birlikte olmak onunla zaman geçirmek, iş yerinde veya sosyal alanlarda onlarla aynı “Kare” yi paylaşmak, ifade-i meram tezahürünü etmek bir yana dursun, insanı kürek mahkumu eder. Bunun sonunda mutsuzluk ve verim düşüşü ile başlayan süreç, bir çivi’nin önce nalı, sonra atı, sonra bahadırı ve sonunda “Vatanı” nasıl uçuruma sürüklediğini geçmişten bugüne yaşadık, gördük ve maalesef yaşamaya devam etmekteyiz.

***

O çivi disiplinsiz bir nalbant’ın görevini tam ifa etmemesi ile çıkmaya başlamış olacak. Ancak, bu durumda ülkemizdeki kişiler iş ortamını bırakmak istemez. Makam mevki sıcak sebzeler tatlı gelmekte.. Nasıl ve neden mi? İş sahibi olmanın ve her ay düzenli maaş almanın psikolojik rahatlığını, güven dolu bir yaşamı neden bırakmak istesin?

Mutsuz iken yaptığı ile devam etmesi kadar, işi bırakması ve sevdiği işi yapabilmek için yaptığı girişimlere yönelmesi de risktir. Bu nedenle, küresel şirketler çalışanlarına çok iyi maaş ve sosyal haklar verirler ki onlara daha çok kazandırsın ve hayallerini ötelesinler…

Riski alabildiğinizde, aslında bu rahatınızda konfor alanınızdan uzaklaşmayı göze aldığınızda, gözleriniz kapalı uçurum kenarında yürürken, ÖZGÜRLEŞİYORSUNUZ !

Ağız tadıyla da vazgeçemiyoruz gerçekten de öyle mi ?

Aslında her vazgeçiş pes etmek değildir. Mesela hedefinizdeki noktaya yükseldiğinizde daha iyi bir noktayı kaçırabilmeniz söz konusu olabilir. Bunun geçmişten bir örneğimi yok sanki, on iki ada meselesi yıllardır tartışıla durur. Yunana verdiler vs vs. 4,000 askerle komutanı olarak Kars gibi kritik illere üsteğmen bile koyamadığımız hatta bazı yerlerde çavuş rütbesi ile alay komutanlığı vekili atadığımız, yiyeceğin giyeceğin yakacağın olmadığı bir dönemde neden savaşmadınız da on iki adaya otel odası gibi yunanlılar yerleşti yorumları var, umarım yorumlayanlar arasına bir gün tarihçiler de katılır. Bir zamanlar terörle mücadele programına manken Tuğçe Kazaz’ı çıkardıklarını hiç unutamam.

Ülkemizin son yıllarda neden dinlemeyen, sorgulamayan, soru sorup cevabını dinlemeden yola çıktığının cevabı işte burada; kimse kendi uzmanlık alanında konuşmuyor. Sağlık konuşulacaksa bunu doktorlar konuşmalıdır.
Siz bunu mühendise anlattırırsanız halk bir süre sonra artık benden bu kadar der ve

 VAZGEÇER….

Vazgeçmek bazen daha çok şey kaybetmenizin yolunu açar; bugün bir şeylerden vazgeçemezseniz yarın paranızı biriktirip daha iyi bir araba alamazsınız. İstemenin de reddetmenin de, hatta vazgeçebilmenin de bir zamanı vardır. Hali hazır durumun tüm harikuladeliği ve gösterişi ile vazgeçebilmek. adsızlığı nam ederek giden cesaretin namzedidir. Hiçbir zaman ben vazgeçmiyorum diyenler aslında o andan itibaren vazgeçebilmek hakkından vazgeçerek her şeye başlamışlardır. Önce bir yalan bulmuş sonra ona kendilerini ikna etmişlerdir. Bilinmelidir ki ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla çıkılan yollar zafere doğru giden adımlardır.

***

Menfaatimize hizmet eden her yol mübah değildir. Ki her kişinin, kurumun ve olayın alternatifi vardır. O giderse kurum çökmez yerine yenisi gelir.

Aslında sokağa çıkarak, ekmek almaya giderken bile birkaç alternatif vardır. Belki de ekmeği çaprazda duran bakkal amcadan alacaktık. Fırına gitmeye gerek duymadık. Olamaz mı?

Aynı çözümü farklı zaman ve şartlarda denemek yerine, güncel yeni stratejilerle uzun vadeli planlarla kendimize yeni yollar çizmeliyiz ki, milli tarım ve hayvancılık gibi politikalardan vazgeçtiğimiz antlaşmaların bedelllerini, torunlarımızın çocuklarıyla beraber ödemeye devam etmeyelim. Eğer tek hedef üzerinden, sorgulamadan ilerlersek, tabii tek hedef o olur. Ama, o plan gerçekleşmez de doğru seçenek başka ihtimallerde saklıysa? Günümüzde insanlar at gözlüğünü taktıklarını hayal ederek, alternatifsiz hayatı diretiyorlar. Aslında elindeki sonucu zaten elde edebileceğini bilerek, kaybetmeyi göze alıp daha iyisini başarmak için alternatif üretmektir. Unutulmamalıdır ki hazır ve mevcut olandan vazgeçmek veya ertelemek asla kaybetmek değildir.

İşte öyle bir gün, 30 Ağustos 1922

1071Malazgirt Zaferi‘nin ardından Alparslan‘ın komutasındaki Türkler, Anadolu‘ya girmeye başladı.

1922Türk Kurtuluş Savaşı: Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa‘nın bizzat yönettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi, Türk Ordusu‘nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu Başkomutanı Nikolaos Trikupis ve kurmayları esir edildi.

  • 1924Türkiye İş Bankası, ilk işlemini yaparak faaliyetlerine başladı. Bankanın kuruluş sermayesi 1 milyon liraydı.
  • 1925 – Mustafa Kemal Paşa, “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyyedir” dedi.

Yıl dönümünde hiçbir şey’den vazgeçmediğimiz sadece alternatifleri değiştirdiğimiz, bir Vatan dileğiyle….

Yazının sözü uygulaması :

Zehir ile ilacı ayıran dozdur.  Paraselsus

Yazımı okuduktan sonra değerli ve uzman editörümüz gibi düşünülebileceğini fark ettiğim için açıklama gereği duydum.

Yazar notu : Söz konusu yazımda, destek veren editör dostumun önerileri benim için çok önemli ve değerlidir. Yazım biraz uzun ve karmaşık konuların iç içe geçmesi ile şekillenmiş yazılar şeklinde gelişim gösterdi. Kendisi yazı dizisi önerdi. Fakat, benim bu şekilde yapamamamın sebebi geçmişte vazgeçemediğimiz ihtiraslarımızın bugün bizlerin sosyal ve kültürel boyutu başta olmak üzere ne kadar bilinçsiz bir davranış biçimine yöneldiğimizin kültürel yozlaşmanın dikkatli olmanın ve çınarın ardından gelen, bir asırlık genç bir devletin devamında kurucu nesilden bir sonraki kuşaktan itibaren bozulan millet kültürünün tembelliğin temel kural olduğu bir düzende her şey bitti diye düşünen dostlarımıza “Su akar yolunu bulur” demenin yolu olan bu yazı çocuktan başlar üniversitelerden devam eder, Ve zafer bayramında son bulur demenin yeni nesil versiyonudur.

30 Ağustos 2020

COVID-19 halk adıyla Corona sonrası, hayatımız nasıl olacak ?

Corona hastalığı hayatımızda pek çok şey değiştirdi; binlerce ölüm, hastanelerin acil servisleri, yoğun bakım üniteleri kapasitelerinin çok üzerinde çalışmak zorunda kaldı. Maalesef ülkemizde de çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Bunun için ‘dahiliye servisleri’ni kapatıp ‘cahiliye servisleri’ni açmak gerekebilir. Yaşanılan süreç sonunda kısa süreli dünya hayatındaki can korkusuyla ahirette hesap verme dürtüsü ile günahlarından arınmış geleceğin potansiyel günahkarları olma yolunda devam ederek, sadece “başımız sıkıştığında andığımız” yüce Allah’ı, salgın sonrası günahlarından arınmış ve de yeni tövbeler için arınmış kullar olarak, anmaya devam edeceğiz.

CORONA Öncesi ve sonrası Dünyada yaşam…

Yaşanan olaylarda gözlemlerimiz ile birlikte, en temel korku ve endişelerimizin nedeni uzun süreli belirsizliktir. Peki ya sonrası? İnsanlar bu durumu sonsuz şekilde bilim kurgu romanları gibi süsleyerek, korku imparatorluklarına dönüştürebilir. Çok ciddi hayal ürünleri kurarak durumu daha da zorlaştırabililir, yeter ki istesin! Neresinden bakarsak bakalım, şu an hayatta olan insanlığın yaşadığı daha önce benzeri bir olay olmadı. Ama insanlık bunları yaşadı.

Hala sosyal yaşama etkileriyle birlikte, çalışma hayatını ev ofis çalışması ile e- ticareti canlandıracak gibi gözüküyor. “Böyle de yapılıyormuş” diyorlar bizim çocuklar, “uzaktan eğitim madem yapılıyordu yıllarca okula neden sabahın köründe yola çıkıp da gittik” dediler. “Haklısınız” dedim çocuklara…

İnsan beyni cevize benzediği gibi fiziki olmayan yapısı da ‘ormanlık alan’ gibidir. Yaşadıklarını, düşüncelerini ve hayallerini sentezleyerek çevresindeki insanların yorumlarıyla birlikte belirsizlik ve korku imparatorluğunu çok kolayca kurabilir.

Genel geçer bir görüş der ki ;

“Korku hastalığı gerçek mandemiden daha büyük nükseder”.

Salgın Sonrası favori Korkular

1- Kalabalık ortamlarda bulunmak:

Hayatımız Corona Öncesi ve Corona Sonrası diye ikiye ayrılıyor. Eskiden olduğu gibi eğlence merkezleri, toplu iç içe ziyaretler artık hayatımızda eskisi gibi olmayacak şeylerin başında geliyor.

2- Hastahanelere gitmek:

Hasta olsak bile hastaneye gitmeye korkan bir millet olacağız. Kahraman doktorlarımızdan korkar olacağız. Sanki nöbetçi Corona yayar. Muamelesi yapacaklarmış gibi saçma hislere kapılanlar olabilir. Bu özellikle acil servis doktorlarını çok memnun edecektir.

3- Yurt dışı sehayatleri:

“Havadan kuş geçti, hadi uçalım İtalya’ya gidelim” muhabbeti son buldu. Size orada dondurma veren amca ve torunları artık orada yok. Artık her attığınız adımla birlikte zorunlu olmayan seyahatleri de azaltacaksınız.

4-Toplu taşıma kullanmak:

İstanbul’da ciddi bir problem oluşturacak olsa da bireysel silahlanmaya benzettiğim, her bireyin araba alma yarışı sağlık endişesi ile minübüs ve belediye otobüslerinin yarı kapasiteyi bile doldurmakta zorlandığı bir dönemi yaşayarak görmemizi bize yaşatıyor.

5- AVM’ de alış – veriş:

Gezerken “bunu da alacağım ama limitim doldu” dediğimiz şeyler vardı. Ya da sonsuz paramız ile “aldıklarımız gelecek ay öderiz”ler.. Artık onlar yok çünkü, yarın sabah uyanıp uyanamayacağımızı, ölüm yayan ama bunu fark etmediğimiz bir dönemin içinde geziyoruz. Bu gezintimiz Sanal Mağazacılığın yükselişini bizlere gösterecek.

6-Cafeterya ve restoranlar:

Hani o İtalyan restoran vardı. Bugetti feronelli bilmem ne? İşte hayatın ondan ibaret olmadığını paranız olsa bile, size oksijen sağlayamadığını yaşayarak gördük. Sosyalleşmenin konuşmaktan geçtiğini aynı ortamda oturup biri telefona bakarken biri muzik dinlediği veya bir kahveye 15 TL vermenin, bir anlam teşkil etmediğini anlamış olduk.

7-Markette alışveriş yapmak:

Temel ihtiyaçlarımız arasında parfümler, saç düzleştiriciler varken, tokken açın halinden anlamazken, 48 saatlik sokağa çıkma yasağında medeni yamyamlara döndüğümüzü fark ettik. Hele temel ihtiyaç olarak cips ve cola alan vatandaşlarımızı görünce gururlandım. Neymişiz biz, sonuçta ümmeti Muhammet burada… Umarım bu salgın Müslümanların yüce Allah’a inanmasına vesile olur. Müslümanlar İslam kelimesinin sadece erkek adı olarak kullanılmadığını öğrenirler.

Alışveriş psikolojisi

Öncesinde rahatça harcıyorduk, “kazanıyorum babalar gibi harcarım kart limitim 10,000 harca harcayabildiğin kadar. Ay sonu öderiz” vardı. Şimdi ise, üretim yok, satış yok, para yok ama harcama var. Bu nedenle alışveriş piramiti içerik değiştiriyor. Kontrollü olarak alışveriş yaparak bankaya ödeyebildiğimiz kadar para harcamaya başladık. Hatta maaşlarımıza artık el sürmeyecek hizmet ödemelerimizi online internet ödemesi ile yaparak, paranın mikrobu ile de tanışmadan sağlıklı kalacağız. Çoğumuzun korktuğu elektronik alışveriş hatta elektronik kelepçe muamelesi yaptığımız bu işlem ile tanıştık, sempati duyar olduk.

“Temassız al gülüm ver gülüm” olarak, değerlendirdiğimiz bu süreç, daha da gelişecek ve insanları küçük kartvizitler sonrası küçük kartların hakimiyetinin yükselişi ile tanıştıracaklar. Dünyada muhtemel Dante sonrası önemli yere sahip olan 35 yaş grubu, (Türkiye’de Necip Fazıl Kısakürek modeli) bakmadan almam ve daha tecrübeli yaşlardakiler ise, tanımadığımdan dokunmadan görmeden almam prensipleriyle uyum sürecinde biraz bocalayacaklar. Tabii bu durumu fırsata dönüştüren ahlaksız şirketlerin de bunda katkısı çok yüksek.

Tabii tüm esnaflar ve işletmeler fırsatçı değil bunların başlıcaları:

Üstün sevk idare ve ürün hizmet bedelinin fırsatçılık ile değiştirmeyen kötü gün dostu vatansever işletmelere Domestos, Eyüp Sabri Tuncer, Ace, Boğaziçi kolonya ve Migros şirketlerini ekleyebiliriz.

Neler değişti?

Corona hastalığına yakalanıp ancak, bunu kabul edemeyen, başımıza iş açma diyen aile reislerinin olduğu sonra aile içinde virüs çıkınca da bizim günahımız neydi sorusunun muhatabı aranmakta.

Hastalığa yakalanıp, yorgan döşek yatıp iyileşip hala farkında olmayan binlerce vatandaşımız olduğuna kesinlikle eminim. Bu haliyle birkaç ay daha misafirliğini sürdürüp azalarak, kontrollü adımlarla ülkemizden ayrılacağına inanıyorum. Elbette etkilerinin en az on yıl daha sürmesi kadar doğal bir durum da yok. Gitse de etkileri bizimle…

Corona’ da insan gibi kendisini birkaç aya unutacağız ama yaşattıklarını asla….

Bundan sonra herşey kontrollü olacak… Mesela yani ?

  • Sosyal mesafeyi koruyan arkadaşlıklar.
  • Japonya imparatoru Narihito gibi yaşamaya başlayan insanlar… Yani, Sadeleşen abartıdan uzak ve yüksek farkındalık sahibi hissederek yaşayan insanlar.
  • Aynı binada ve aynı evde beraber yaşadığımızı sandığımız ama bugüne kadar fark edemediğimiz, insanların sağlıkları ve onlarla ilgili diğer her şey… mesela bizim evde çay şekerini sadece ben kullanıyormuşum.
  • Hayatın kısa olduğu ve zaman biteceği bilinmeyen, geldiğinizde bulamayabileceğiniz, ömürleri yaşayan aileniz mi yoksa yola çıktıktan sonra, tanıştığınız cafeterya kültürü adını verdiğiniz arkadaşlarınız mı ? sorunun cevabı olabilir.
  • Ceza evine girmeden ya da bir hücreye kapanmadan, anlayamadığımız doğal özgür ve bol oksijenli bir hayatın değerini eve hapsolduğumuz bir kaç günde anlamadık mı ? Ki bizler balkona ve kapı ağzına çıkabiliyorduk. Güneş ışığının parladığını hatta rengini unutan yaşamlar olduğunu da hatırladık değil mi ?
  • Artık güvenli alanlarımızı kaybettik ve her an serseri bir mayına basmaya hazır bekliyoruz. Bu psikoloji ile yaşantıyı hayal edebiliyor musunuz ?
  • Güven duygusunun yeniden tanımlanması gerekmekte, o beni korur dediğimiz çevremizdeki insanların bile bir virüslük canı olduğunu öğrendik.
  • Ülkemizde Corona krizinde Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlığı harici tüm kamu kuruluşlarının süreç yönetiminde etkin başarısızlığı, İnternet altyapıları, devlet kurumlarının çalışma biçimleri, sağlık politikaları, eğitim politikaları, alanında yaşanan uygulama eksiklikleri açısından birer ibret haline geldiğini gördük. Elbette dünyanın bir çok sözde medeni Avrupa ülkesinden ve Amerika’ dan çok daha iyi süreç yöneten sağlık bakanlığını da görmezden gelemeyiz.
  • Yaşanan ölüm korkusu ebedi hayat başlangıcı ile, Corona sonrası geçmişe nazaran, ruhani hassasiyetlerin artışı, her gün yaptıkları doğru, yalnış davranışları sorgulamak, düşünerek konuşmak gibi bir çok değişikliğin başlangıcı da gözlemlenmeye başladı.

Ve bunun sonucunda ;

“Özgürlüğün” en temel yaşam hakkı olduğunun gerçeğinin hatırlanması kadar doğal bir durum söz konusu değildir. Kendimizle ve ailemizle tanıştığımız bu izole sürecinde, kendi isteklerimizi fark ederek bunları hayata geçirmenin keyfini sürebiliriz.

Yazının Sözü Uygulaması :

Korku hastalığı gerçek pandemiden daha büyük nükseder.

Üniversiteler neden nitelikli bireyler yetiştiremiyor ?

Peki neden böyle söyledim acaba ?

Ben zati muhterem Türkiye’ de akademik eğitime eleştiri getirenlerden birisiyim ki ; 

Yeni tamamladığımı düşündüğüm ve de henüz senesini doldurmayan, ülkemde “Yüksek Lisans” dünya’ da “Master“  adını verdiğimiz bir olay söz konusu. Hazır bitmişken sıcaklığı ile birkaç konuda fikir beyan etmeden geçemeyeceğim.

Kısadan hisse, yaşanılan tecrübeler ışığında aynı hataların tekerrür etme yarışmasını yapmadan, bir soluk almak yanlısıyım.  

Tabii bu işin doktora kısmı da var hatta, bütünleşik doktora denilen sosyal bilimlerde ağırlık kazanan bir türü dahi var olsa da, ben henüz tecrübe etmeye fırsat bulamadım. 

Gelelim akademik eğitimin başlangıcına, ama önce Türkiye’ de akademik eğitimin başlamadan bittiği nokta üniversitelerdeki uygulamanın yanlış olduğu bilinen ama üşendiği için kimsenin düzeltmediği ve milli iradeye kasıt olan eğitim sistemine, evet milli irade dedim sebebi şudur ki ; 

Her şey de yerli ve milli olmamız gerektiği gibi eğitimde de yerli ve milli olmalıyız nasıl mı ? 

3,200 civarı ön lisans bölümü var. Bilindiği gibi meslek yüksek okullarında verilen bu eğitimde yüksek öğretim kurumu veya ölçme, seçme ve yerleştirme merkezinden başkanları ve yetkilisi kim varsa sorunuz bu bölümleri süre sınırlaması olmaksızın 50′ den fazlasını sayamaz. Evet doğru okudunuz 50 adet üniversite bölümünden bahsediyorum.

Bir ara süt ve ürünleri teknolojisi bölümü görmüştüm. Bu bölüm mezunu arkadaşlar acaba ne yapıyor diye merak ederken bölümün ülke genelinde bir çok üniversitemizde olmasına rağmen, tercih edilmediği de ortaya çıkmıştı.

Ya da aynı işi yapan ama harf farklılığı olduğu için farklı kodu olan bölümlere ne demeli ? 

Veya çağımızın teknolojisi üzerinden bir örnekleme yapalım. 

Fen bilimlerinden örnek verelim. 

Bilgisayar Operastörlüğü

Bilgisayar Operastörlüğü ve teknikerliği

Bilgisayar programcılığı

Bilgisayar Programlama

Bilgisayar teknolojileri ve bilişim sistemleri

Bilgisayar teknolojileri ve yönetimi

Bilgisayar teknolojisi

Bilgisayar teknolojisi ve programlama

Bilgisayar ve enformasyon sistemleri

Bilişim sistemleri ve teknolojileri

Bilişim ve iletişim teknolojisi

Yönetim bişilim bölümü

Yukarıda adı geçen bölümler aynı işi yapan farklı isme tabii bölümlerden sadece bir branşa örnek sayılabilinir. Ve bunların hiçbiri denk değil. sadece ismi farklı ama hiçbirinin içeriği yok.

Sosyal bilimlerden de bir örnek vermek gerekirse. 

Büro hizmetleri ve yönetici asistanlığı

Büro yönetimi

Büro yönetimi ve sekreterlik

Büro yönetimi ve yönetici asistanlığı

Veya ; 

Kamu yönetimi 

Kamu yönetimi ve siyaset bilimi  

Siyaset bilimi 

Yani ayrı ayrı tutmanın ne anlamı var ? 

Hepsi bir yana Ön lisans bölümlerinden mezun olan arkadaşlar dikey geçiş sınavı ile yerleştikleri lisans bölümlerinde kendi üniversitelerine gitseler bile dersleri sayılmıyor ve 6 – 7 yıl Lisans eğitimi alarak, ülkemize ve geleceklerine ömürden bekleyerek ölümü bekleyen bir canlı gibi sürümceli bir hayat sürüyorlar. 

 Peki Çözüm ne olmalı ? 

Bir kaç ay önce yüksek öğretim kurumu’ nun aldığı kararlar gereği aynı iş yapan bölümler konusunda bir çalışma yapılacağını duydum. 

Umarım  devamı gelir ve DGS mağduru gençlerimiz yani “ülkemizin gerçek milli servetlerinin” ömürlerini heba etmeyiz, ve hem ön lisans hem de lisans sonrası ve öncesi bu nedenlerle ülkemizden göçüp giden gençlerimizi tekrar kazanırız. 

Akıp giden su değil ömür ve zaman ve geri sar yeniden izle maalesef olmuyor. 

TİVİBU ile karıştırmayınız. 

Çeşitli lisans ve ön lisans bölümleri mevcut bende lisans “kamu yönetimi” olarak, kendi bölümümden örnek vermek istiyorum.  

Var sayalım sadece “Kamu Yönetimi” bölümü 30 farklı üniversitemizde var.  

Uygulamada 30 farklı üniversitede 30 farklı içerikte ders işleniyor. 

Başka bir değişle;  

Örnekleme olarak, Kütahya Dumlupınar üniversitesinde kamu yönetimi bölümünde olan bir ders olan “yerel yönetimler 1” adlı ders Muğla Sıtkı Koçman üniversitesinde hem AKTS hem de kredi puanı olarak karşılanmıyor.

Böylece öğrenciler çok farklı içeriklerde niteliksiz yetersiz ve  de sadece dört yıllık bir süreçte sadece bir kağıt parçası ile üniversite bitirmiş oluyorlar. 

Sonrası malum ülkemiz neden gelişmiyor diye televizyon programlarında tartışıyoruz ? 

Not : Bu yazımı Afet Haberleşme operatörü ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği bölümü öğrencisi TB3DNA “Necdet AKDENİZ ” den aldığım bilgiler ışığında güncelleyerek yazmış bulunmaktayım. Kendisine teşekkür ederim.

Yazının sözü Uygulaması:

Geleceğimiz geçmişimizde yaptığımız hatalar oranında bize fayda sağlar.

Hayatta ihtiyacım olan ekmek, su, akıl…

Bana göre hayat, insanın yeryüzüne, En el hak tarafından üflenmesiyle yani ruhun beden için Tanrının emriyle vucud bulması ile başlayan süreçtir.

Yer yüzünde ilk adımlarını atmaya başlayan birey boş bir bardağa benzer ne ile doldurursa, içerisinde ömür boyu onu taşır.

Ama ham haliyle yapamayacağı cahillik olduğunu sananlar ise, yanılırlar eğitimli bir cahil, eğitimsiz bir cahilden daha tehlikelidir. Zamanla tecrübeler ateşinde yanarak pişmeye doğru yol alır.

                                                      HAMDIM :

*Kendine yararı olmayan bir birey başkalarına da yardım edemez.

*Fazla konuşmadan çok dinlemek önemlidir.

*Bir hedefin var ise acele etme, acele edenin eceli gelir sabır yolunda yoğrulan hamur mayasını sağlam alır.

*Toplumda kabul edilmeme gibi korkuların var ise o toplumdan uzaklaş böylece aslında küçük bir kutuda boğulduğunu göreceksin…

                                                         YANDIM ;

*Eline,diline ve aklından geçenleri yaparken sabırlı ol zamanını bekle…

*Veren elin alan elden üstün olduğunu unutma.

*Asla hiçbir koşul ve şartta kim olduğunu ve nereden geldiğini unutma…

*Eğer önünde insanlardan oluşan  çok engelin var ise ; anla ki doğru yoldasın.

* Özellikle milli meselelerde  başarıların hiçbir zaman cezasız kalmaz ama nitekim unutulmaz da…

*Unutma yapayalnızsın kimseye gerektiğinden fazla inanma ve güvenme… Bunu yanma sürecinde yanarak tecrübe edeceksin.

*Eğer ekibi başarılı bir lider olmak istiyor isen ekip arkadaşlarına sadece kaldırabilecekleri kadar sorumluluk yükle ki başarıya ulaşabilsinler. Ancak aşamalar dahilinde zorlanacakları işlerde görsünler ki, isterlerse neler yapabileceklerini de fark etsinler.

*Bir ekipte lider olmak istiyor isen lider yetiştirmeyi de bileceksin.

                                                                PİŞTİM ;

*Dünyanın geçiciliğini ve asıl yaşayanların mezarlık’ta olduklarını sandıklarımızın olduğunu öğrendim.

*Kilin ancak, güneşte üflenerek şekil alacağını öğrendim.

* Ne olduğumdan çok ne olacağımın önemli olduğunu öğrendim.

*Varlıktan çok yokluğun değerli olduğunu öğrendim.

*Hayatta asıl kaybettiklerimizin bizim için sayılı günü olan bu dünyada bir kazanç olduğunu öğrendim….


Ve öğrendim ki hayat denilen bu filim karesinde Son perde ölüm değildir…..

Yazının sözü uygulaması :

Şuan farkında değilsin ama, hayatına anlam yükleniyor…

Ancak; hayatın sana giydirdiği haki yeşil yıkandıkça kendini bulacaksın.