Çanakkale’nin Başka Bir Cephesi: 15 Temmuz 2016

Çanakkale bir yer değildir sadece.
Bir duruştur.
Zaman değişse de sınanan şey aynıdır: irade.

1915’te düşman denizden geldi.
2016’da ise içeriden.
Silahlar farklıydı, üniformalar tanıdıktı, dil aynıydı.
Ama hedef yine değişmemişti: bu ülkenin karar verme hakkı.

Çanakkale’de cephe açıktı.
15 Temmuz’da ise görünmezdi.
Orada düşman belliydi.
Burada ise maske takmıştı.

Aynı Ruh, Farklı Zaman

Çanakkale’de gençler cepheye yürüdü.
15 Temmuz’da gençler sokağa çıktı.
Biri işgale, diğeri ihanete karşıydı.

Ortak nokta şuydu:
“Bu topraklar sahipsiz değil.”

O gece tankların karşısında duranlar,
bir askerî refleksle değil,
bir hafıza bilinciyle hareket etti.

Kimse emir beklemedi.
Kimse garanti istemedi.
Çünkü bazı anlarda insan,
kazanıp kazanmayacağını düşünmez;
yerini düşünür.

Çanakkale Cesaretti, 15 Temmuz Uyanıklık

Çanakkale, göze alınmış bir ölümdü.
15 Temmuz ise göze alınmış bir belirsizlik.

Bu yüzden 15 Temmuz’un en büyük dersi,
sokakta kazanılan bir zafer değil;
zihinde korunması gereken bir uyanıklıktır.

Çanakkale’de mermi vardı.
15 Temmuz’da ise
algı, örgütlenmiş körlük ve suskunluk.

Bu cephede silah,
eleştirel akıldı.

Gençliğe Düşen Pay

Çanakkale’de gençler cepheye gitti.
Bugün gençliğin cephesi daha karmaşık.

Artık düşman,
bazen bir cümlede,
bazen bir vaatte,
bazen de “normalmiş gibi” sunulan yanlışlardadır.

15 Temmuz, gençliğe şunu hatırlattı:
Sorgulamayan sadakat,
en tehlikeli teslimiyettir.

Cesaret,
yalnızca meydanda değil;
akılda, ahlakta ve tutarlılıkta taşınır.

Liderlik ve Sorumluluk

Çanakkale’de komutanlar vardı.
15 Temmuz’da ise milletin kendisi.

Bu yüzden liderlik,
o geceden sonra daha ağır bir anlam taşıyor.

Gerçek liderlik;
gücü yüceltmek değil,
gücü sınırlayabilmektir.

Gerçek sorumluluk ise
tehlike geçtikten sonra başlar.

Unutmamak yetmez.
Yanlışı yeniden üretmemek gerekir.

Sonuç Yerine

15 Temmuz,
Çanakkale’nin modern zamanlardaki cephesidir.

Aynı toprak,
aynı irade,
farklı bir sınav.

Bu ülke,
sadece savaş meydanlarında değil;
hafızasını koruduğu sürece ayakta kalır.

Hatırlıyoruz.
Ama asıl mesele şu:
Bu bilinci, günlük hayatın içinde diri tutabiliyor muyuz?

Çanakkale geçilmedi.
15 Temmuz’da da geçilmedi.
Çünkü bu millet,
nerede duracağını bilen zamanlarda yenilmez.

15 Temmuz 2016 Hain Cunta girişiminde haberleşmenin önemi

Hain ve kahpe Cunta girişiminin üzerinden dört yıl geçmiş ve vatansızlara karşı operasyonlar tüm hızıyla sürerken, ülkemiz bir çok badire ve faciaların merkezi haline dönüşmüştü. Kesintisiz demokrasi deneyimi bir asırlık genç Türkiye Cumhuriyeti’nin hayali olmaktan öteye gidememişti. ‘Demokrasi ve Adalet’in karşısında, Türk Milleti’nin düşmanları çeşitli isimler altında ülkemizin bağımsızlığını işgal ve engelleme faaliyetleri içine daha fazla girdiler. Bunlardan bir kısmı hain ve kahpece Türk Milleti’nin kanını dökerek, amaçlarına ulaşmaya çalıştılar. Oysa dün olduğu gibi bundan sonra da bu tür girişimlerini deneseler de, milletçe dik duruşumuza çarparak yok olacaklardır.

Ancak, çeşitli “kumpaslarla sivilleştirdikleri” Kahraman ve Asil Türk Ordusu’nun, herşey rağmen gönüllü neferleri ile daha da güçlendiğini, “ordusu olan bir millet değil, milleti olan bir ordu” olduğumuzu sürekli görüyorlar. Söz konusu “vatan” olunca, yaşamın bir önemi olmadığının bilincinde, nice adlı ve atsız kahramanlar gerektiğinde hep karşılarına çıkıyorlar…

Asil Milletimiz;

İyi ki varsın Eren! dediğimiz genç evlatlarını, kınalı kuzularını, Türk vatanı toprağı için şehit olmadı diye, evlatlıktan red eden analarını, tarihin hiç bir zamanında unutmayacaktır.

İYİ Kİ VARSIN EREN !

Onlar hiç vazgeçmedi, biz de ülkemizi korumaktan hiç vazgeçmeyeceğiz.

Değil Temmuz Haziran, yılın on iki ayı gelseler Türkiye Cumhuriyeti Milleti olarak; yani Türkmeni, Kürdü, Lazı, Çerkesi, Doğulusu, Batılısı, Karadenizlisi, Egelisi ile tek vücud bir Türk Milleti olarak, devletimizin yanında ordumuzun içindeyiz. Üniforma çıkınca askerlik biter sananlar; (üniformasını çıkarmak zorunda kalsa dahi) her daim Türk vatanı için son damla kanına ve son nefesine kadar asker kalanları görüyorlar, görecekler de…

Onlar hiç vazgeçmedi, biz de ülkemizi korumaktan hiç vazgeçmeyeceğiz. Değil Temmuz Haziran, yılın on iki ayı gelseler Türkiye Cumhuriyeti milleti olarak; Türkü, Kürdü, Karadeniz’lisi, Egelisi ile, devletimizin yanında ordumuzun içindeyiz. Üniforma çıkınca askerlik biter sananlara, üniformasını çıkarmak zorunda kalsa da her daim Türk vatanı için son damla kana kadar asker kalanlara…

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.

(Hüseyin Nihal ATSIZ, Kahramanlık şiiri 1. dörtlük).

İşte Kahramanlığın ete kemiğe bürünmüş hali ;

Ve hepsinden de öte, Türk Milleti’nin “Asker Millet” olduğunu, 15 Temmuz hain Cunta girişiminde olduğu gibi milletçe daima hatırlatacak ve devletimiz için daima set olacağız.

Gelelim “hain cunta girişiminde haberleşme” konusuna;

Haberleşme kelimesi İletişim terimi olarak bilgiyi elektriksel yollarla göndermeye, almaya, işlemeye verilen isimdir. Hain Cunta girişiminde en kritik hususlardan birisi de haberleşme idi.

Bilindiği üzere hainler; halkımızın haber, almasını engellemek amacıyla, ilk önce TRT ve TÜRKSAT gibi stratejik kurumları kendilerince ele geçirip, halkın haber almasını engellemek istediler. Ancak, unuttukları bazı şeyler vardı. Memleketin her kurumunda hainler olduğu kadar kahramanları da vardı. Örneğin, Özel Kuvvetler komutanlığında, Bir HALİSDEMİR çıktı. Adaleti sağladı.

Şehit Astsubay kıdemli Baş Çavuş ÖMER HALİSDEMİR / ÖZEL KUVVETLER KOMUTANLIĞI

ŞEHADET TARİHİ 16 TEMMUZ 2016
Rahmet minnet ve saygıyla önünde eğilerek…

Ve milyonlarca vatan evladı can siperhane biçimde sokaklardaydı. Çatışmalar bittiğinde, zafer Asil Türk Milleti’nin idi.. İşte o gece anlatılmayan, destansı görev yapan, sesleri çıkmayan, yıllardır var olan ama hiç kimsenin görmediği, komşularının garip biri olarak değerlendirdiği ve deli gömleği giydirdiği bir avuç vatanperverden bahsedeceğim.

Amatör telsizciler; Öncelikle amatör telsizcilik nedir diyerek kısaca özet geçeyim. Ulaştırma ve Altyapı bakanlığının gözünde hem var hemde yok olan, Kıyı emniyeti genel müdürlüğünce belgelendirilen ama yasal yönetmeliği dahi uygulamadan kaldırılan, hiçbir menfaat gözetmeden gönüllülerden oluşan, haberleşme operatörlerinin icra ettiği vazife uğraşıdır.

O karanlık ve bir o kadarda puslu gece yaşananların sadece haberleşme boyutundaki, kısımlarına dair özet geçmenin faydalı olacağına inanıyorum.

Teknoloji, sanayi çağının başlangıcından itibaren hızla gelişti. Savaşların da en önemli kısmı muhabere halk dilindeki sözcüğü ile, haberleşme’ dir. 1. ve 2. Dünya savaşlarının ülkemizin yaptığı her işin temelinde haberleşmenin güvenliği stratejik bir anlam ifade etmekteydi. Araya girerek yanlış iletilebilen bir haber binlerce masum insanın hayatına, hatta ülkelerin geleceğine şekil vermesine sebep olmaktaydı. İşte öyle bir gün 15 Temmuz 2016 Cuma. Yeryüzünün mahşeri Türklerindi. O gece bir avuç vatan evladı her zaman hobi olarak QSO (iletişim konuşması) yaptıkları, çeşitli frekanslarda ve bir çok rölede de milli Kuvvetlerin haberleşmesi amacıyla frekanslarını kamu hizmeti için hazır tuttular. O gün bu kadar hainlik ve kahpeliğe karşı “Onurlu Millet Başı Dik Devlet” sloganını en gür şekilde söyleyen birileri vardı.

TB1MAD- Amatör telsizci, Mesut Aydeniz

“Biz buradayız” mesajını en sosyal biçimde vermiş oldular. 15 Temmuz 2020 olarak, Cunta girişiminden dört yıl sonra tekrar hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Bir kaç kupona alınmadı bu vatan!

Bundan sonra ne yapmalı nasıl yapmalı? Öncelikle üç tarafı denizlerle ve dört bir yanı hainlerle çevrili ATA VATAN Türkiye’nin, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı içeriğinde bir bakanlık kurarak “Sivil Haberleşme”yi destekleyen ve yöneten / yönlendiren bir pozisyona geçmesi gerekir. Bunun yanı sıra, tüm vatandaşların eşit olduğu, her işin istişare ile kararlar aldığı koordinatör bir kabine ile devlet sisteminin dengelenerek, kuvvetler ayrılığının da eşitlenmesi sağlanmalıdır. Kalabalık nüfusu ve oy oranları olduğu düşünüldüğü için, hiçbir gruba, zümreye, cemaate ve tarikata, üniter yapımızı bozmak amaçlı (küresel güçlerce oluşturulan) gruplara, gençlerimizi kaptırmamak ve devlet kadrolarında onları barındırmamak önemlidir.

Halkımızın böyle durumlarda iletişimi güçlü ve sağlıklı kurulması için gerek okullarda, gerekse camilerde ve üniversitelerde dersler verilmeli. Ana akım iletişim kanalları kapalıyken, devlet ile millet iletişimi asla kesilmemeli. Liselerde “Milli Güvenlik” dersleri yeniden ders programlarına eklenmeli, asker halk arasındaki yakınlık arttırılmalıdır. Demokrasiye yapılan saldırıları, dün olduğu gibi devlet ve millet el ele verip bertaraf etmelidir. Bunun da yolu öncelikle eğitim iledir. Ülkemizin gençlerinin eğitimine teknik alt yapılarımıza Ar- Ge projelerine süratle önem vermeli. Ülkemizi katma değerli ürünler ile zenginleştirmeliyiz. Yani “Bilim ve irfan yolunda birer mücahit olmalıyız..” Gençlerimize “MİLLİ SERVET” gözüyle bakmalı; Gençliğe hitabenin neden yazıldığını her an düşünmeli ve eğer ipin ucunu kaçırırsak, tekrar istiklal marşı yazacak şairi aramak zorunda kalacağımızı unutmamalıyız.

Milli bir devletin temeli, milli ve manevi duyguları yüksek vatan evlatlarının omzunda yükselecektir.

Bedeli ödendi ve tekrar kazanıldı. 

Bu vesile ile Gazilerimizi saygıyla, Şehitlerimizi de minnetle anıyorum.

Yaşasın Vatan ve Yaşasın Türk Milleti !

TB1MAD Amatör Telsizci, Mesut Aydeniz.

Azerbaycan Türkü olduğum için bizim lehçeden bir muzik eklemek istedim.

Yazının Sözü Uygulaması :

” MUHABERESİZ MUHAREBE OLMAZ ” Mustafa Kemal ATATÜRK