Mülakatlarda hedefi 12 den vurmak için kısa notlar 

Aslanın midesinden selam eyyy gençler, işsizlik başa bela ilk görüşmem ilk heyecan bir başka diyerek sizlerin dart (Pens) tahtasının tam ortasındaki siyah noktaya hedeflemenizi istikbalin göklerde olduğunu ricat edercesine, ben buradayım demenizi sağlayacak nokta operasyonunun koordinatlarını sizler için kodluyorum.  Mahkeme kararı gibi mülakattan geçip işe alınıp işe alınmayacağımızın lehte veya aleyhte kararını bekliyoruz. Çoğu zaman cevap gelmiyor olsa da bir en iyi görüşmeleri yaparak işe alınacak değil işin en iyi adayı Oscar ve Nobel ödüllerini tüm branşlarda toplayan bireyler olalım. Zaten gerisi başvurduğunuz işletmenin kaybıdır. Bir süre sonra o insan kaynakları yetkilisi de iş arama sürecine girecektir. Kendinizi  birkaç dakikaya sığdırmanız münkün olmasa da sizden beklenen ve istenen tam olarak ta bu oluyor.  

Mülakat kelimesinden ne anladığımıza bir kez daha bakalım, İşveren işletmenin ihtiyaç duyulan pozisyona göre değerlendirmesi ile adayında iş ve pozisyona olan hakimiyetinden başlar. Başka bir değişle de yapılacak bir iş vardır ve bu işi bilen tecrübe erbabının bu işe göreve talip olmasıdır. Tüm görüşme ve süreçler bu olaylar silsilesinde şekillenir. Yani onlar soracak sen cevaplayacaksın olmayacak senin de sorman gereken yerler olacak. Doğru yerde sormayı unutma. Kendini doğru anlatmalı, ne dediğinden öte nasıl dediğinde çok önemli, sonrasında bu olayların silsileli bir süreç bürokrasisi olduğunu hatrından çıkarmamalı, seni gördüğü anda başlayan süreç “ön yazı ve özgeçmiş” ile doruklara sevdalanır. Bonservisinin belirlenip imzalar atıldığı gün işe başlarsın. Yani iş ilanını görüp imza töreni yapılana kadar beşikten mezara şeklinde bir süreç işler. Unutmadan her yiğidin yoğurt yiyişine benzer her şirketin mülakat süreçleri farklılık gösterebiliyor.  

İşverenin veya yetkilisinin mülakatta önem verdiği detaylar ;  

Malum şeytan ayrıntıda gizlidir derler, yani sizin göremediklerinizi işveren görmek istediği şekilde görebilir her şeye rağmen siz sahneye çıkıyorsunuz şık ve profesyonel görünün ki, yiğidim sen nerelerdeydin desinler.  

Tatmin edici düzeyde çekici veya şık bir o kadar da profesyonelliğini görüntünle de gösterebiiyormusun ?  

  • Sokak jargonunda el kol hareketi yapma derler ya sonra GOP çocuğuyuz diye devam ederler. Görüşme öncesi ve esnasında heyecanını kontrol edebiliyor musun ?  
  • Davranış, beden dili ve güvenilirlik duygusunu hissettirebiliyor musun ?  
  • Yaptıkların yapacaklarına teminat olabilecek mi ?  
  • Profesyönel iş amaçlı görgü kurallarına hitap edebiliyor musun?  
  • Daima hazır ol.  
  • Görüşme yeri şirket ve münkünse mülakat yapan kişi hakkında ön bilgi edin. Mesela Gıda devi  ve sürekli medya da hak mahrumiyetleriyle tanınan sözde kurumsal bir market zincirinin insan kaynakları yetkilisi hakkında işten soğutma  iddaalarını merak edip görüşmeye gitmiştim. 10 dakikalık görüşme sonrası artık o şirketten alışveriş bile yapmıyorum.  Bu tarz insanlarda olsa kötüyü görmek için gidin en azından oradan uzak durmam sayesinde şu anki kariyer basamaklarımı tırmanma imkanına sahip oldum.  
  • Şirketin hisse değerlerinden yan haklarına sosyal farkındalığından personellerinin durumlara bakışlarına kadar bir çok detayı yakinen gözlemlemek için görüşmeye erkenden git.  
  • Yakışıklı bakımlı ve titiz olmanın yanı sıra ayna üzerinde pratik yapmayı unutma. Ayna insanlardan daha dürüsttür.  
  • Dik ve özgüvenli otururken karşındaki kişiyi rahatsız etmeyecek göz temasın olmalı ve özgüvenin dengede olmalı,  özgüvenli olacağım diye ukalalık yapma. 
  • 3 düşün bir konuş… Ölçüyü kaçırmadan espri de yapabilirsin. Sosyal medyada görüştüğün şirketin gönüllü elçisi ol çünkü, şirket kurumsalsa bunları inceleyecektir.  
  • İş yaşamında profesyönel konusma dilinin olmasının yanı sıra gözlerinden bu aday deneyimli ışınlarını çakabilmek için sektör ve mesleğin ile ilgili anahtar kelimeleri araya çerez yap. 
  • Doğal güvenli ve rahat ol, bilgini ve yeni edineceğin tecrübeleri de eklersen kim tutar seni…. 
  • İstediğin işi neden istediğini kendini nasıl geliştirip neler katabileceğini karabiber tuz karışımı bir baharat etkisi yapacaktır.  
  • Eski işyerin veya tanıdıklarının eski veya mevcut şirketleri hakkında olumsuz bir düşünce oluşmasına izin verme. Egoist ve övünç malzemesi gibi davranma. 
  • Mecbur kalmadıkça su ve çaydan başka bir şey içme, güçlü olduğun yanlarını geliştirebileceğin alanlar zayıf oldukların gündeme gelmemesi gereken şeyler olduğunu unutma ? Ama asla dürüstlükten şaşma,  demediniz diyebilirler ama sende sormadınız diyebilirsin.  

Dipnot : Bazı mülakatlarda sizin sunum yapmanızı isteyebilirler, birkaç basit nokta vuruşu ifadeden bahsederek saç teli inceliğinde taktikler vermek istiyorum. 

  • Sunumu siz hazırlamış olsanız da, sunumu çok iyi bilmeli anlatmak istediğiniz on bilgiden dokuzunu sunumda yazmamış olmanız sözlü olarak küçük hatırlatıcı kopyalar ile sunmanız gerekir. Doğru noktayı doğru zamanda doğru ifade şekliyle anlatmalısınız. Sunumun detayı ayrıntıda gizlidir.  
  • Sunum alt başlıklarıyla bir paragraf gibi girizgahına hükmettiğiniz ana hatları içeren detaylarda boğmayan, önce soruyu akla getirip bir sunum sonra cevabı verebileceğiniz böylelikle mülakatı sizin istediğiniz soruların sorularak sizin hazırlamış olduğunuz sorulara sizin cevap vermeniz sağlanarak tamamlarsınız. Karşınızdakilerin beklentilerini bilerek ona göre hareket etmelisiniz.  
  • Metinler başlangıç sonrası ana hatları barındırmalı bunaltmadan gelişme ile devam edip etkili bir son ile tamamlanmalı. Sunumdaki bilgilerin etkin bir biçimde iş verimine dönüşmesi iş- görev tanımı ve  işverenin  beklentilerini doğru anlamaktan geçer. 
  • Görsellerin arasına kısa notlar sıkıştırılabilir ama, kısa notların arasına görsel sıkıştırılamaz. 
  • Nokta vuruşlu etkili ve anlaşılır slaytların yapılabilmesi için her bir sayfaya ayırabileceğiniz ortalama süre 1 dakikadır.  15 Sayfalık sunum için 15 dakika + 5 dakika şeklinde kriz planı yapabilirsiniz. Sunulacak sunumu aç tok karnına fark etmeksizin tekrar etmenizin faydası oldukça yüksektir. Özellikle akademik odaklı bir sunum yapıyorsanız office programında geceleri yazmış olduğunuz çalışmanızı sesli olarak yazılarınızı dinlerseniz ezberlemez ama öğrenmiş olursunuz.  

Yazının Sözü Uygulaması :  

Limanı yak kaptan, gelecek gemi yok. 

Kariyer hedeflerinde Seni sen yapacak olan altın kurallar

  • Ekip içerisinde lider ile ekip üyeleri hep ben derse bu bencillik olur. Ama hep ekip biz derse, birbirini dinler, duyar duymakla kalmaz hissederek anlayıp ona göre çözümler üretirlerse yapılan iş ne olursa olsun. Her hâlükârda başarıya ulaşacaktır. 
  • İşletmeler çeşitli pozisyonlar da personel alımı yaparlarken, bizlerden bazı sosyal beceriler ve kazanılmış edinimler isterler. Bunların en çok bekleneni SAP, AUTOCAD, OFİS, SQL  gibi programlardır. Yazı sonunda bu programların ne işe yaradıklarını genel olarak ekte paylaşacağım.  
  • Bu programları istiyorlar ama iletişim, enpati, yaratıcı üretici düşündürücü, motivasyon sağlayıcılık, ikna, işbirliği, olaylara uyumlandırılabilirlik ve duygusal zeka dediğimiz karşımızdaki ile bütünleşerek onun ihtiyaçlarına çözüm olduğumuz düşünce tipini belirlemeyi hep unutuyorlar.  

Her yerde duyduğumuz, temel bir sözcük var. “EMPATİ” basitçe karşımızdaki kişiyi anlama onun duygularını, isteklerini düşüncelerini hissederek onu anlamaya çalışan, kendimizi unun yerine koymaya onun gibi düşünmeye çalıştığımız modern yaşamın bize direttiğini sandığımız ama Türk töresi ve kanunlarında açıkça yeri olan kişiye ve topluma saygı örfünün bugünkü adıdır. Bir de bu işin duygusal kısmı var. Paradan bahsetmiyorum. O kısım işte işin mutfağı profesyonelliğe atılan adımı oluyor. Bu adımı şu ana kadar uygulayabilen iş arkadaşım olarak tek bir kişi gördüm. O da çalıştığım ekibin abisi, kardeşi dediğimiz İsmail bey’ den başkası değil. Ekibimizin ilk kademe yöneticisi olarak, bizi anlayan, ve ona göre bize yön vererek, halimizi duygularımızı hisseden kendisini bizim yerimize koyarak hüznümüzle üzülen, sevincimizle neşe saçan bir insandan bahsediyorum. 1 Mart 2020 Öncesi  bahsedilen çevrenizde pozitif insanlar olsun. Sözünün uygulanmış biçimi de diyebiliriz. Uygulayarak edindiğim tecrübelerimi aktarmak istiyorum. 

Bu işin genel adı sosyal beceridir. Adı olmayan ama basit bir stratejik hamle ile günü haftayı ayı hatta yılı kurtaran ve kalıcılık sağlayarak verimi ve yanında çalışan bağlılığı düzeyini yükselten süper güçtür. 

  • Daha önce gıda sektöründe saha yetkilisi olarak çeşitli lokasyonlarda gezerek sorumlu olduğum markaların müşteri ve bayi ihtiyaçlarını sipariş ve tedarik zinciri problemlerini gözlemleme imkanım oldu. Daha sonraki işimde vazifelerimden birisi İçecek sektöründe stok yönetimi ve ölü stok dediğimiz satışa uygun ama, yeniden paketlenmesi gereken ürünlerin satış zinciri halkasına eklenmesini sağlamaya çalışmaktı. ikinci ayımdan itibaren satış ve finansal fayda oranı artınca yıllardır zarar eden bölüm nasıl kar ediyor sorusunun cevabı ortaya çıktı. 3. ayımda düzeni bozduğum için işime son verdiler. Şuanda da onların hiçbiri orada çalışmıyor. 

          Gelelim konumuza,  şuan ki işimde de müşteriden geri bildirim alarak ihtiyaçlarını anlamayı, yeniden farklı versiyonlarda satış strateji politikası geliştirmeyi öğrendim. Bu yöntemi ilk uyguladığımda çalıştığım işletmede benden kumbara isteyen müşteriyi ikna ederek çelik kasa alması konusunda ikna etmiş , kasa içerisinde kullanabilmesi için ayrıca pili müşteriye önermiş ve de dolap içi monte edeceği çelik kasası için de, kendisinin monte edebilmesi için bir matkap alması montaj yapabilmesi için vida setini ve de çelik dübel seti alması konusunda kendisini ikna etmiştim. Sonuç olarak benden işletmemin beklentisi ürün satışı yaparak hedef ciroyu arttırmamdı. Bende vazifemi yaratıcı farklı bir strateji ile uyguladım.  

  • Aslında üretici de dolaylı olarak satıcıdır. Çünkü öylece dursun menül menül baksın diye değil, sadece satıcıya gitmeden önceki aşamayı gerçekleştirip satıcıdan önceki ilk satışçıdır. Haliyle iş piyasasının temeli de önce üretmek sonra satmaktır. Bunun da yöntemi ikna ve iletişim becerisidir. Asıl noktalama operasyonu etkimiz altında bırakmaktır. Bununda yolu işimizi çok iyi bilmemiz, müşterimize istediği kategoride rakiplerimizi tanıdığımız için onlara karşı üstün yönlerimizi sunarak kendi içimizde olaya yönelik SWOT analizi yapmamızdır. Canlı bir örnekle pekiştirecek olursak, yine çalıştığım işletmeden örnek vereyim ; 

Çelik kasa almaya gelen müşteriyi iyi dinleyerek amacına yönelik en yüksek ücretli ürünü almasını ikna etme yöntemim şöyleydi. Çelik kasalar genel olarak üç çeşittir. Fason üretimlerimiz olan kendi markamızın kasası, ve bilindik dünyaca ünlü iki farklı marka’ nın kasası tabi ki bol miktarda çeşitleri de  var.  Birincil kasalar evde basit kullanımlar için derleme toparlama amaçlı kullanırlar. Güvenlik düzeyleri çekiçle kırılacak kadar zayıftır. İkinciller ise Türk malı ve son olarak’ ta yabancı menşei olan ürünlerdir. Önceliğim her zaman Türk malından yana olur. Çünkü yerli ve millidir. ayrıca, servis olanakları tüm ülkemiz genelinde hizmet vermektedir. İşte bu anahtar kelimedir. Çelik kasalarda problem yaşandığı pek gerçekleşen bir durum değildir. Ancak yaygın servis garanti kelimeleri müşterinin ürünü tercih etmesi için yeterlidir.  

  • Yüzyılımızın gelişen teknolojiye rağmen en temel ihtiyaçları işbirliği, uyum ve iletişimdir. Her başarının ardında bir ekip vardır. Elbette her başarısızlıkta bir ekibin mahsülüdür. Bir ekip farklı beceri ve yetenekleri olan uyumlu ve iletişimi kuvvetli çalışanlara ihtiyaç duyuyorlar. 
  • Her işte ve işletme de anlık krizler ve problemler her zaman olur ve olacaktır. Önemli olan bu sorunları en kısa sürede en az zararla atlatmaktır. 

Hatta yapılabilirse ; zararı faydaya dönüştürmektir. Mesela, aldığı iki basamaklı merdiveni iade eden müşteriye, aldığı ürünün 3 katı ücretli bir ürünü değişik bir ürün olarak satın alması konusunda ikna etmiştim.  

  • Son anahtar ipuçlarını da açıklıyorum hazır mısınız  ?  

Gençlik iksiri enerjisi denilen bir şey var. Bunun fiziki yaşla aslında sanıldığının aksine pek fazla ilgisi yok. Bana kalırsa bu kişisel bir uyarı sistemi, çalıştığım her günün sabahları alarm kurmama rağmen, alarmdan beş dakika önce biyolojik saatim beni uyandırıyor. Bu bir disiplinin ayak sesidir. Başarmaya ilerlemeye yönelik kişisel bir dürtüdür. Yaşayarak edindiğim tecrübeler ile istisnai durumlar haricinde, öğrenme ve kendini çalışma başarma ve ilerleme konusunda hedeflerini baz alarak hedef belirleyenlerin inanarak yaptıkları ve ekip içi ve liderince de sözlü yazılı olarak çalışmalarının ödüllendirilmesi kazanılan pirim ve alınan maaştan çok daha etkili olduğunu çalışan bağlılık düzeyinin artışını sağlayarak görebiliriz. 

Lider yöneticinin, ekip üyelerini yeteneklerine ilgi alanlarına ve öğrenme biçimlerine göre onları anlayarak onlara bende sizden biriyim mesajını vererek ekibini koordine etmesi sonucu, personele güvendiğini göstermesi gerekir. Benim bağlı bulunduğum yönetici İşyerinde kendisinin kurumsal adıyla işlem yapabildiğimiz tabletini hiç tereddütsüz bize verebilmesi ciddi bir risk ve güvenin işaretiydi. Elbette tekrar o bilgiler onay sürecinden geçiyor ancak, böyle bir hatanın üst yönetime bildirilmesi zor bir durumdur. Personelin beceri ve yeteneklerine göre, belli bir plan dahilinde öncelik sırasına dizilimi ve performansa göre olayların kurgulanmasıdır. Planlayarak harcadığınız bir gününüz size bir yıl kazandırabilir. Örneğin ben kişisel blogger web sitemi 12.12.2020’ de faaliyete alma planım vardı. Size bu yazıyı yazarak yayına aldığım tarih 15.04.2021 yani 31.12.2019 da hizmete giren bloğum bugün itibariyle, bir yıl üç ay 15 gündür yayında. Uzun süredir planladığım ve birden uygulamaya geçtiğim çalışmam. 

Unutulmamalıdır ki; işletmenize gelen müşteri sizin misafirinizdir. Evinize gelen misafir nasıl ise ona da aynı ilgi alaka ve saygıyı göstermelisiniz. 

                                                         Yazının Sözü Uygulaması :  

Tüm sektörlerin satış ve yüksek para aracı kazanmaya odaklandığı bu süreçte, İyi bir satışçı insan ve vatan hariç her şeyi satabilmelidir. 

Ek Bilgi :  

Şirketlerin iş koluna göre sizden beklentileri ve türleri   

  • İşletim Sistemleri: DOS, Microsoft, Apple, Mac OS, Linux, Unix, Pardus… 
  • Grafik Programları: Adobe Photoshop, İllüstratör, Coreldraw, 3D Studio Max, Freehand Firevorks 
  • Çizim Programları: AutoCAD, Solidworks, Çatia, Inventor, MasterCAM, Unigraphics, Pro/ENGİNEER, 3D Studio Max, Blender, ArchiCAD, Allplan, Maya… 
  • Veri Tabanı: Filemaker, SQL, PostgreSOL, Orancle, Sybase, MsSOL, Berkeley, Firebird, Ms Access Ooo Veri Tabanı… 
  • Muhasebe Programları: ETA, LOGO, NETSİS, LKS, ORKA, MİKRO, LUCA, AXASOFT, AKINSOFT, CESASA, VERİM TİCARİ, DEMSOFT, TİLASOFT, TÜREV, NETADAM, BASECOM, ASYASOFT, NİSA, DİA 

Ne zaman vazgeçebilecek kadar özgür oluruz ?


Her vazgeçiş bir başlangıcın ayak sesidir.
Mesut Aydeniz

Kaybederken kazanmak eylemiyle başlayan bir hayat, aslında gelen bebeğin yanındaki yoldaşına da anne rahminde bakılıyor, büyütülüyor ama doğum sonrası o bir et parçası olarak toprağa gömülen tıbbi bir atık iken, bebek ise zamanla büyüyen geleceğin çocuğu tanımıyla başlayıp, neslin devamı olarak kendisini gösteriyor. İşte hayatta böyledir yaptıklarımız veya yapmadıklarımız bize yeni yollar veya kavşakların açılış noktasında döndürür durur..

Bizlerin önünde iki seçenek vardır. Ya başarmak ya da başarıya giden yolda umutsuz vaka adındaki umut olmak…

Ben kendi adıma sözüme başlarken ulusum adına yani sizler adına “Ulusun korkma!.. medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar..” diyerek, sosyal mesajımı vermek istiyorum.

***

Bizlere hiçbir zaman vazgeçmemeyi öğrettiler; tabii uçurumdan aşağı düşerken ben gidersem sende aşağı düşersin düşüncesini aklımıza destur koyarak değil. Vazgeçmemeyi yorulmamayı ve çalışmayı öğrendik. Amerikan cenaplarının kendi kullanmadığı, zararlı dediği süt tozu, margarin gibi ürünleri tüketmeye başlayarak, tarımsal üretimi, hayvancılığı kısıtlayana kadar çok çalışkan bir millet idik. Sonrasında ne mi oldu? Tarım arazileri ekilemediği için işsizlik oldu, hayvancılık yapılamadığı için et sadece bayramlarda halkın gramlarla alabildiği bir gıda haline dönüştü. Çünkü biz milletçe vazgeçmemeyi öğrenmiş ama “hazırı var ne de olsa” diyerek hazıra konmuştuk da, ona da dağlar dayanmadı.  

783.562 km² toprak hepimize yeterdi ve artardı da malum. Çevreci insanlarız, her yıl “Kıbrıs” toprağımız kadar toprak parçası denize karışmakta haberdar bile olamamaktayız. Yanlışıyla doğrusuyla biz vazgeçmemeyi öğrendik sonucunu düşünmeden adsız kahramanlıklar yaptık. “Vazgeçmek pes etmektir yenilmeyi baştan kabul etmektir” dedik? Ne oldu bize ?

***

Yıl 2020.. Post modern tekniklerle yönetilen dünya’da kendimize bir yol aldık, ilerledik. Kimimiz çok iyi eğitimler alamadık, eğitim alanlarımız ise, İŞKUR kurumunun günlük 89.40 kuruş ile insani yaşam düzeyi olan asgari ücretinin altında yaşam savaşına dahil olmaya çalışarak hayatta kalmayı nefes almak zannı ile devam ettiriyor. Bazıları genç yaşta evlenebilirken, bazıları hiçbir zaman bu hayaline ulaşamıyor. Bazılarının inandıkları, gördükleri, yaşadıkları ve yaptıkları birbirine hiç benzemiyor. Halbuki birebir aynısını kopya etmişlerdi..

Bazen başardık bazen de başardığımızı sandık, belki de hiç başlayamadık bile..

Bazen bir yerden sonra bir dönüm hatta medyatik ismiyle PİK noktası bularak durup, “bundan sonra ben yokum” diyebilmeliydik. Her şeyi bir köşeye bırakmak, kendimize dur diyebilmek, “artık yeter yoruldum” diyebilmek hiç mi olamazdı. “Ya sonrası?..” dedik sevdiğimiz insana.. O kadar alışmıştık ki ya benim ya da kara toprağın dedik ve öldürdük o aşkları.

Sevgi ne zamandan beri ölüm getirir olmuştu? Ne zaman bu kadar garip insanlar olduk? Düşünmeden sorgulamadan konuşan harcayan davranan canlılar olduk. Belki de “tamam işte bu kadar” diyebilmek tüm dertlerimizin panzehiriydi…

***

Neden yapamadık, halbuki çok istiyorduk, hem de her şeyden çok.. Bunu geçen yıl yaşadığım bir “muhabbet” ile kısaca özetleyeyim.

Bir genç üniversite sınavı için tercih yapacak süreçte, sordum ne yapacaksın?

El cevap; “Kuzenime söyledim sen geçen yıl üniversiteye yerleştin, benim tercihi de sen yap”

Peki dedim ne yazacak?

“Bilmediğini ama sağlık içerikli bir bölüm yazabileceğini konuştuk” dedi.

Ve orada durdum ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü, yirmili yaşlarda bir gencin okuyacağı bölümün olasılıklarını bilmeden geleceğini şekillendiren kendisi hariç herkes olduğunu gördüm. İşte bunun nedeni, vazgeçmek de vazgeçmemek de, bırakmak da devam etmek de sadece bir tercih meselesiydi.. Önemli olan neden yaptığını bilebilmekti..

Bu tercihin sonuçları zahmetli olacaktı mesela tarlada çalışarak, mahsulü satmak zorunda kalıp sonra toparlamak sonrası anızını yakmak vs. bir sürü işi var. Hele ki devlet tarafından çok karşı olunmasına rağmen başka cenaplara beğenilme kaygısı ile yasaklanan, bir çok ilaçta da kullandığımız “haşhaş” gibi tarımsal ürünlerin yasaklanmasıyla, oldukça zorlu bir süreç bizi bekliyordu.

***

Biz ülke olarak vazgeçtik; bu tercihimizin zahmetli sonuçlarına kısa ve orta vadede katlanamadık. Ama uzun vadede dünün torunları olan biz yeni nesil bunun bedelini ödüyoruz, bizlerden sonrakiler de ödeyecekler. “Milli” tarım ve hayvancılık politikalarına geri dönülmezse ödemeye devam edeceğiz. İşte bunların hepsi bir tercih meselesi. Bu dönem nesli o günün şartlarında en rahat çözümleri seçerek tembelliğe alıştılar. Eğer yapabilseydik neler kazanırdık siz düşünedurun. Ben size vazgeçebilmenin de nasıl bir bağımsızlık mücadelesi türü olduğunu anlatayım. Neyden nasıl hangi şartlarda vazgeçilmiş, sizler de tarafsız yazılan tarih kitaplarından analiz edersiniz….

Bazen vazgeçersiniz ama bazen yine kim olduğunuzu hatırlarsınız.

Sevmediğin kişi ile birlikte olmak onunla zaman geçirmek, iş yerinde veya sosyal alanlarda onlarla aynı “Kare” yi paylaşmak, ifade-i meram tezahürünü etmek bir yana dursun, insanı kürek mahkumu eder. Bunun sonunda mutsuzluk ve verim düşüşü ile başlayan süreç, bir çivi’nin önce nalı, sonra atı, sonra bahadırı ve sonunda “Vatanı” nasıl uçuruma sürüklediğini geçmişten bugüne yaşadık, gördük ve maalesef yaşamaya devam etmekteyiz.

***

O çivi disiplinsiz bir nalbant’ın görevini tam ifa etmemesi ile çıkmaya başlamış olacak. Ancak, bu durumda ülkemizdeki kişiler iş ortamını bırakmak istemez. Makam mevki sıcak sebzeler tatlı gelmekte.. Nasıl ve neden mi? İş sahibi olmanın ve her ay düzenli maaş almanın psikolojik rahatlığını, güven dolu bir yaşamı neden bırakmak istesin?

Mutsuz iken yaptığı ile devam etmesi kadar, işi bırakması ve sevdiği işi yapabilmek için yaptığı girişimlere yönelmesi de risktir. Bu nedenle, küresel şirketler çalışanlarına çok iyi maaş ve sosyal haklar verirler ki onlara daha çok kazandırsın ve hayallerini ötelesinler…

Riski alabildiğinizde, aslında bu rahatınızda konfor alanınızdan uzaklaşmayı göze aldığınızda, gözleriniz kapalı uçurum kenarında yürürken, ÖZGÜRLEŞİYORSUNUZ !

Ağız tadıyla da vazgeçemiyoruz gerçekten de öyle mi ?

Aslında her vazgeçiş pes etmek değildir. Mesela hedefinizdeki noktaya yükseldiğinizde daha iyi bir noktayı kaçırabilmeniz söz konusu olabilir. Bunun geçmişten bir örneğimi yok sanki, on iki ada meselesi yıllardır tartışıla durur. Yunana verdiler vs vs. 4,000 askerle komutanı olarak Kars gibi kritik illere üsteğmen bile koyamadığımız hatta bazı yerlerde çavuş rütbesi ile alay komutanlığı vekili atadığımız, yiyeceğin giyeceğin yakacağın olmadığı bir dönemde neden savaşmadınız da on iki adaya otel odası gibi yunanlılar yerleşti yorumları var, umarım yorumlayanlar arasına bir gün tarihçiler de katılır. Bir zamanlar terörle mücadele programına manken Tuğçe Kazaz’ı çıkardıklarını hiç unutamam.

Ülkemizin son yıllarda neden dinlemeyen, sorgulamayan, soru sorup cevabını dinlemeden yola çıktığının cevabı işte burada; kimse kendi uzmanlık alanında konuşmuyor. Sağlık konuşulacaksa bunu doktorlar konuşmalıdır.
Siz bunu mühendise anlattırırsanız halk bir süre sonra artık benden bu kadar der ve

 VAZGEÇER….

Vazgeçmek bazen daha çok şey kaybetmenizin yolunu açar; bugün bir şeylerden vazgeçemezseniz yarın paranızı biriktirip daha iyi bir araba alamazsınız. İstemenin de reddetmenin de, hatta vazgeçebilmenin de bir zamanı vardır. Hali hazır durumun tüm harikuladeliği ve gösterişi ile vazgeçebilmek. adsızlığı nam ederek giden cesaretin namzedidir. Hiçbir zaman ben vazgeçmiyorum diyenler aslında o andan itibaren vazgeçebilmek hakkından vazgeçerek her şeye başlamışlardır. Önce bir yalan bulmuş sonra ona kendilerini ikna etmişlerdir. Bilinmelidir ki ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla çıkılan yollar zafere doğru giden adımlardır.

***

Menfaatimize hizmet eden her yol mübah değildir. Ki her kişinin, kurumun ve olayın alternatifi vardır. O giderse kurum çökmez yerine yenisi gelir.

Aslında sokağa çıkarak, ekmek almaya giderken bile birkaç alternatif vardır. Belki de ekmeği çaprazda duran bakkal amcadan alacaktık. Fırına gitmeye gerek duymadık. Olamaz mı?

Aynı çözümü farklı zaman ve şartlarda denemek yerine, güncel yeni stratejilerle uzun vadeli planlarla kendimize yeni yollar çizmeliyiz ki, milli tarım ve hayvancılık gibi politikalardan vazgeçtiğimiz antlaşmaların bedelllerini, torunlarımızın çocuklarıyla beraber ödemeye devam etmeyelim. Eğer tek hedef üzerinden, sorgulamadan ilerlersek, tabii tek hedef o olur. Ama, o plan gerçekleşmez de doğru seçenek başka ihtimallerde saklıysa? Günümüzde insanlar at gözlüğünü taktıklarını hayal ederek, alternatifsiz hayatı diretiyorlar. Aslında elindeki sonucu zaten elde edebileceğini bilerek, kaybetmeyi göze alıp daha iyisini başarmak için alternatif üretmektir. Unutulmamalıdır ki hazır ve mevcut olandan vazgeçmek veya ertelemek asla kaybetmek değildir.

İşte öyle bir gün, 30 Ağustos 1922

1071Malazgirt Zaferi‘nin ardından Alparslan‘ın komutasındaki Türkler, Anadolu‘ya girmeye başladı.

1922Türk Kurtuluş Savaşı: Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa‘nın bizzat yönettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi, Türk Ordusu‘nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu Başkomutanı Nikolaos Trikupis ve kurmayları esir edildi.

  • 1924Türkiye İş Bankası, ilk işlemini yaparak faaliyetlerine başladı. Bankanın kuruluş sermayesi 1 milyon liraydı.
  • 1925 – Mustafa Kemal Paşa, “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyyedir” dedi.

Yıl dönümünde hiçbir şey’den vazgeçmediğimiz sadece alternatifleri değiştirdiğimiz, bir Vatan dileğiyle….

Yazının sözü uygulaması :

Zehir ile ilacı ayıran dozdur.  Paraselsus

Yazımı okuduktan sonra değerli ve uzman editörümüz gibi düşünülebileceğini fark ettiğim için açıklama gereği duydum.

Yazar notu : Söz konusu yazımda, destek veren editör dostumun önerileri benim için çok önemli ve değerlidir. Yazım biraz uzun ve karmaşık konuların iç içe geçmesi ile şekillenmiş yazılar şeklinde gelişim gösterdi. Kendisi yazı dizisi önerdi. Fakat, benim bu şekilde yapamamamın sebebi geçmişte vazgeçemediğimiz ihtiraslarımızın bugün bizlerin sosyal ve kültürel boyutu başta olmak üzere ne kadar bilinçsiz bir davranış biçimine yöneldiğimizin kültürel yozlaşmanın dikkatli olmanın ve çınarın ardından gelen, bir asırlık genç bir devletin devamında kurucu nesilden bir sonraki kuşaktan itibaren bozulan millet kültürünün tembelliğin temel kural olduğu bir düzende her şey bitti diye düşünen dostlarımıza “Su akar yolunu bulur” demenin yolu olan bu yazı çocuktan başlar üniversitelerden devam eder, Ve zafer bayramında son bulur demenin yeni nesil versiyonudur.

30 Ağustos 2020

İşletmelerde Gelecek Beklentileri ve Atılması Gereken Adımlar Nelerdir?

Geleceğe yönelik hızlı adımlara başlarken ;

İşletmelerde COVİD- 19 krizi sonrası müşterilerle doğru iletişimin yakalanması ve işletmenin gelecek stratejileri doğrultusunda yönetimsel beklentileri ve atılacak adımlarını, belirli bir planlama ile aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

1- Uzun vadeli risk planlaması yapılmış ve kamusal yönetim beklentisi mevcuttur. Ancak, süreç yönetiminde etkin ve verimli olmayı başarayamayan işletmeler kriz sonrası yeni bir yönetim modelini ortaya sunmalıdır. Tüm iştirakları kamu düzeninden beklemek ülke ekononomisine külfettir. Bu nedenle ekonomik külfetin işletmenin gücüne nazaran eş paydaş olması fonlamayı rahatlatacaktır.

2- İş yaşamından sosyal hayata kadar katı kuralların, yeniden yazılacağı performans ve kalıcılık odaklı yeni bir çalışma düzenine geçilerek zamandan mekandan bağımsız, daha esnek ve hızlı şekillenebilen iş süreçlerinin oluşumu ve buna odaklı iş yerlerinde işlerin yeniden tanımlanması süreci söz konusu olacaktır.

3-Covit-19 salgını sonrası dünyadaki yeni iş dünyası akımında ” birlikte başaracağız ve önceliğimiz insan ” mesajını veren yeni bir Dünya düzeni söz konusu olacaktır. Mesaj ters bir mesaj gibi olabilir. Bencil Dünya ve Avrupa öncelik hedefler sonrasında insan demeye devam edecektir.

4-Bu durumun sonucunda da “Ben gidersem devlet, kurum çöker”. mantığından sıyrılarak, asla olmaz tüm ihtimalleri hesapladık dedikleri süreçleri hesaba katmalı, katı kuralları esnetmeli, aksi halde işletmenin çalışanlarında memnuniyetsizlik ve sadakat süreçlerinde dolayısıyla da verimliliklerinde azalma gözlenecektir.

5- Yaşanan pandemi seviyesindeki krizlerde görüldü ki, Sokağa çıkma yasağı gibi hallerde toplumsal baş kaldırıların olmaması, insanların marketlere akın etmemesi, kriz anında ne istenmiyorsa gerçekleştiği bir dönemece doğru gidiş söz konusu olmaması için, daha planlı, her türlü krize daha duyarlı ve esnek çalışan yapıları ile bölgesel kriz masalarıyla hızlı aksiyon alabilen ve çekirdek mahalli yapıları ile hazır bir yapılarının oluşturulması zorunluluk haline gelmiştir.

6- Corona krizi sonrası Migros, Boğaziçi kolonya, Domestos, Eyüp Sabri Tuncer, Ace, şirketlerinin kriz fırsatçılığı yapmayarak “Sorunu hep beraber çözebiliriz”. toplumsal mesajıyla birlikte, tüketicilerin kalbinde çok daha büyük yere sahip oldular.

7-Neredeyse tamamen bitme seviyesine gelen, giyim sektörü, artık sosyal medya ve online satış kanallarını kullanarak, corona sonrası satış patlaması yaşayacaklarına dair sinyaller söz konusudur..

8-Markalar sosyal sorumluluk projeleri, kişisel farkındalık ile doğa ve sürdürülebilirlik mesajlarını markanın sosyal mesajı ile süsleyerek, yeni bir dijital satış ivmesi yakalayacaklardır.

9- Gençlik kendisini yansıtan, ona dokunan ve güven veren, bunun yanında kurumsal sosyal sorumluluk çalışmaları ile halkın yanında olan markalar tüketici ile bağını kuvvetlendirecektir. Mesela DEFACTO…

‘BIZ BIZE YETERIZ TURKIYEM’ KAMPANYASINA DESTEK OLACAGINI ACIKLAYAN HAZIR GIYIM MARKASI DEFACTO, 1 MILYON MASKE BAGISI YAPACAGINI DUYURDU.

Yazının Sözü Uygulaması :

Her kriz fırsata dönüştürülemez, belki kriz olması etik değerleri yeniden sorgulamanız açısından bir fırsattır.

COVID-19 halk adıyla Corona sonrası, hayatımız nasıl olacak ?

Corona hastalığı hayatımızda pek çok şey değiştirdi; binlerce ölüm, hastanelerin acil servisleri, yoğun bakım üniteleri kapasitelerinin çok üzerinde çalışmak zorunda kaldı. Maalesef ülkemizde de çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Bunun için ‘dahiliye servisleri’ni kapatıp ‘cahiliye servisleri’ni açmak gerekebilir. Yaşanılan süreç sonunda kısa süreli dünya hayatındaki can korkusuyla ahirette hesap verme dürtüsü ile günahlarından arınmış geleceğin potansiyel günahkarları olma yolunda devam ederek, sadece “başımız sıkıştığında andığımız” yüce Allah’ı, salgın sonrası günahlarından arınmış ve de yeni tövbeler için arınmış kullar olarak, anmaya devam edeceğiz.

CORONA Öncesi ve sonrası Dünyada yaşam…

Yaşanan olaylarda gözlemlerimiz ile birlikte, en temel korku ve endişelerimizin nedeni uzun süreli belirsizliktir. Peki ya sonrası? İnsanlar bu durumu sonsuz şekilde bilim kurgu romanları gibi süsleyerek, korku imparatorluklarına dönüştürebilir. Çok ciddi hayal ürünleri kurarak durumu daha da zorlaştırabililir, yeter ki istesin! Neresinden bakarsak bakalım, şu an hayatta olan insanlığın yaşadığı daha önce benzeri bir olay olmadı. Ama insanlık bunları yaşadı.

Hala sosyal yaşama etkileriyle birlikte, çalışma hayatını ev ofis çalışması ile e- ticareti canlandıracak gibi gözüküyor. “Böyle de yapılıyormuş” diyorlar bizim çocuklar, “uzaktan eğitim madem yapılıyordu yıllarca okula neden sabahın köründe yola çıkıp da gittik” dediler. “Haklısınız” dedim çocuklara…

İnsan beyni cevize benzediği gibi fiziki olmayan yapısı da ‘ormanlık alan’ gibidir. Yaşadıklarını, düşüncelerini ve hayallerini sentezleyerek çevresindeki insanların yorumlarıyla birlikte belirsizlik ve korku imparatorluğunu çok kolayca kurabilir.

Genel geçer bir görüş der ki ;

“Korku hastalığı gerçek mandemiden daha büyük nükseder”.

Salgın Sonrası favori Korkular

1- Kalabalık ortamlarda bulunmak:

Hayatımız Corona Öncesi ve Corona Sonrası diye ikiye ayrılıyor. Eskiden olduğu gibi eğlence merkezleri, toplu iç içe ziyaretler artık hayatımızda eskisi gibi olmayacak şeylerin başında geliyor.

2- Hastahanelere gitmek:

Hasta olsak bile hastaneye gitmeye korkan bir millet olacağız. Kahraman doktorlarımızdan korkar olacağız. Sanki nöbetçi Corona yayar. Muamelesi yapacaklarmış gibi saçma hislere kapılanlar olabilir. Bu özellikle acil servis doktorlarını çok memnun edecektir.

3- Yurt dışı sehayatleri:

“Havadan kuş geçti, hadi uçalım İtalya’ya gidelim” muhabbeti son buldu. Size orada dondurma veren amca ve torunları artık orada yok. Artık her attığınız adımla birlikte zorunlu olmayan seyahatleri de azaltacaksınız.

4-Toplu taşıma kullanmak:

İstanbul’da ciddi bir problem oluşturacak olsa da bireysel silahlanmaya benzettiğim, her bireyin araba alma yarışı sağlık endişesi ile minübüs ve belediye otobüslerinin yarı kapasiteyi bile doldurmakta zorlandığı bir dönemi yaşayarak görmemizi bize yaşatıyor.

5- AVM’ de alış – veriş:

Gezerken “bunu da alacağım ama limitim doldu” dediğimiz şeyler vardı. Ya da sonsuz paramız ile “aldıklarımız gelecek ay öderiz”ler.. Artık onlar yok çünkü, yarın sabah uyanıp uyanamayacağımızı, ölüm yayan ama bunu fark etmediğimiz bir dönemin içinde geziyoruz. Bu gezintimiz Sanal Mağazacılığın yükselişini bizlere gösterecek.

6-Cafeterya ve restoranlar:

Hani o İtalyan restoran vardı. Bugetti feronelli bilmem ne? İşte hayatın ondan ibaret olmadığını paranız olsa bile, size oksijen sağlayamadığını yaşayarak gördük. Sosyalleşmenin konuşmaktan geçtiğini aynı ortamda oturup biri telefona bakarken biri muzik dinlediği veya bir kahveye 15 TL vermenin, bir anlam teşkil etmediğini anlamış olduk.

7-Markette alışveriş yapmak:

Temel ihtiyaçlarımız arasında parfümler, saç düzleştiriciler varken, tokken açın halinden anlamazken, 48 saatlik sokağa çıkma yasağında medeni yamyamlara döndüğümüzü fark ettik. Hele temel ihtiyaç olarak cips ve cola alan vatandaşlarımızı görünce gururlandım. Neymişiz biz, sonuçta ümmeti Muhammet burada… Umarım bu salgın Müslümanların yüce Allah’a inanmasına vesile olur. Müslümanlar İslam kelimesinin sadece erkek adı olarak kullanılmadığını öğrenirler.

Alışveriş psikolojisi

Öncesinde rahatça harcıyorduk, “kazanıyorum babalar gibi harcarım kart limitim 10,000 harca harcayabildiğin kadar. Ay sonu öderiz” vardı. Şimdi ise, üretim yok, satış yok, para yok ama harcama var. Bu nedenle alışveriş piramiti içerik değiştiriyor. Kontrollü olarak alışveriş yaparak bankaya ödeyebildiğimiz kadar para harcamaya başladık. Hatta maaşlarımıza artık el sürmeyecek hizmet ödemelerimizi online internet ödemesi ile yaparak, paranın mikrobu ile de tanışmadan sağlıklı kalacağız. Çoğumuzun korktuğu elektronik alışveriş hatta elektronik kelepçe muamelesi yaptığımız bu işlem ile tanıştık, sempati duyar olduk.

“Temassız al gülüm ver gülüm” olarak, değerlendirdiğimiz bu süreç, daha da gelişecek ve insanları küçük kartvizitler sonrası küçük kartların hakimiyetinin yükselişi ile tanıştıracaklar. Dünyada muhtemel Dante sonrası önemli yere sahip olan 35 yaş grubu, (Türkiye’de Necip Fazıl Kısakürek modeli) bakmadan almam ve daha tecrübeli yaşlardakiler ise, tanımadığımdan dokunmadan görmeden almam prensipleriyle uyum sürecinde biraz bocalayacaklar. Tabii bu durumu fırsata dönüştüren ahlaksız şirketlerin de bunda katkısı çok yüksek.

Tabii tüm esnaflar ve işletmeler fırsatçı değil bunların başlıcaları:

Üstün sevk idare ve ürün hizmet bedelinin fırsatçılık ile değiştirmeyen kötü gün dostu vatansever işletmelere Domestos, Eyüp Sabri Tuncer, Ace, Boğaziçi kolonya ve Migros şirketlerini ekleyebiliriz.

Neler değişti?

Corona hastalığına yakalanıp ancak, bunu kabul edemeyen, başımıza iş açma diyen aile reislerinin olduğu sonra aile içinde virüs çıkınca da bizim günahımız neydi sorusunun muhatabı aranmakta.

Hastalığa yakalanıp, yorgan döşek yatıp iyileşip hala farkında olmayan binlerce vatandaşımız olduğuna kesinlikle eminim. Bu haliyle birkaç ay daha misafirliğini sürdürüp azalarak, kontrollü adımlarla ülkemizden ayrılacağına inanıyorum. Elbette etkilerinin en az on yıl daha sürmesi kadar doğal bir durum da yok. Gitse de etkileri bizimle…

Corona’ da insan gibi kendisini birkaç aya unutacağız ama yaşattıklarını asla….

Bundan sonra herşey kontrollü olacak… Mesela yani ?

  • Sosyal mesafeyi koruyan arkadaşlıklar.
  • Japonya imparatoru Narihito gibi yaşamaya başlayan insanlar… Yani, Sadeleşen abartıdan uzak ve yüksek farkındalık sahibi hissederek yaşayan insanlar.
  • Aynı binada ve aynı evde beraber yaşadığımızı sandığımız ama bugüne kadar fark edemediğimiz, insanların sağlıkları ve onlarla ilgili diğer her şey… mesela bizim evde çay şekerini sadece ben kullanıyormuşum.
  • Hayatın kısa olduğu ve zaman biteceği bilinmeyen, geldiğinizde bulamayabileceğiniz, ömürleri yaşayan aileniz mi yoksa yola çıktıktan sonra, tanıştığınız cafeterya kültürü adını verdiğiniz arkadaşlarınız mı ? sorunun cevabı olabilir.
  • Ceza evine girmeden ya da bir hücreye kapanmadan, anlayamadığımız doğal özgür ve bol oksijenli bir hayatın değerini eve hapsolduğumuz bir kaç günde anlamadık mı ? Ki bizler balkona ve kapı ağzına çıkabiliyorduk. Güneş ışığının parladığını hatta rengini unutan yaşamlar olduğunu da hatırladık değil mi ?
  • Artık güvenli alanlarımızı kaybettik ve her an serseri bir mayına basmaya hazır bekliyoruz. Bu psikoloji ile yaşantıyı hayal edebiliyor musunuz ?
  • Güven duygusunun yeniden tanımlanması gerekmekte, o beni korur dediğimiz çevremizdeki insanların bile bir virüslük canı olduğunu öğrendik.
  • Ülkemizde Corona krizinde Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlığı harici tüm kamu kuruluşlarının süreç yönetiminde etkin başarısızlığı, İnternet altyapıları, devlet kurumlarının çalışma biçimleri, sağlık politikaları, eğitim politikaları, alanında yaşanan uygulama eksiklikleri açısından birer ibret haline geldiğini gördük. Elbette dünyanın bir çok sözde medeni Avrupa ülkesinden ve Amerika’ dan çok daha iyi süreç yöneten sağlık bakanlığını da görmezden gelemeyiz.
  • Yaşanan ölüm korkusu ebedi hayat başlangıcı ile, Corona sonrası geçmişe nazaran, ruhani hassasiyetlerin artışı, her gün yaptıkları doğru, yalnış davranışları sorgulamak, düşünerek konuşmak gibi bir çok değişikliğin başlangıcı da gözlemlenmeye başladı.

Ve bunun sonucunda ;

“Özgürlüğün” en temel yaşam hakkı olduğunun gerçeğinin hatırlanması kadar doğal bir durum söz konusu değildir. Kendimizle ve ailemizle tanıştığımız bu izole sürecinde, kendi isteklerimizi fark ederek bunları hayata geçirmenin keyfini sürebiliriz.

Yazının Sözü Uygulaması :

Korku hastalığı gerçek pandemiden daha büyük nükseder.