HERKES İLE ANLADIĞI DİLDEN KONUŞABİLMEK… 

Hayatın anlamı anlamak kadar, hayatın tanımını içeriğini ve ne işlevi olduğunu bilmekte gerekir. Peki anlamını anlatmakta nedir ? Hayatı anlamak her anı dolu dolu pişmanlık olmadan yaşamaktır.  

        Asıl yaşam, soruların cevapsız olduğu anda başlar. Her aradığımızda yanıt bulursak bir süre sonra sıkılırız. İnsan düşünen ve bundan dolayı sorgulayan bir varlıktır. İnsanların psikolojik gücünü ve etkisini burada görebiliriz.  

İnsan yaşar mı yaşarsa ne için yaşar ?  Sorusu burada aklımıza geliyor. Yaşamak dolu ve keşkesiz bir hayattır.   

Ama unutulmamalıdır ki, siz öldüğünüzde dahi yapılacaklar listesi hep dolu olacaktır. Bunun için her anı yaşamayı bilmeliyiz. İnsanlar ilk dünyaya geldiklerinden beri her zaman bir hedef seçmişlerdir. Tabii dolayısıyla da kendiside hedef olmuştur. İlk hedefler insanın yaşayabilmesine yönelikti. 

 Zamanla bu hedefler yerleşik hayata geçtikçe devlet kavramı ortaya çıkmaya başladı.  Ortaya çıkan çıkar ilişkileri, düşmanlığı gücü ve ihtirasın ( rekabet) ‘ in ortaya çıkarak taraftar bulmasını sağladı. İnsanlar bu güç ile kendilerini haklı görerek adaletsizliklere neden oldular.  

Ve artık insanın ortaya çıkış ve yaşama savaşının sebebi belli olmuştu. Gücü elinde bulunduranlar her istediklerini yapabiliyordu. İşte aranılan bahane de bulunmuştu. İnsan güç için yaşıyordu. Güçlendikçe doymak bilmiyordu.  

Günümüzde güç demek kılıç kalkan değil, Akıl işidir. Mücadelenin şekli sıcak ve gayri nizami değil, psikolojik ve soğuk savaştır. Bu savaşın kurallarını aklını daha iyi kullanabilenler koyar. En sık kullanılan yöntemlerden birisi düşünceyi kontrol sanatıdır.  

Peki nedir düşünceyi kontrol ? 

Düşünen varlıkları ve cisimleri kendi isteğimize göre hareket ettirebilmektir. Sıcak savaş döneminde ABD Afganistan’ da ve ırakta Çok verimli bir şekilde kullanmıştı. Çok melankoli olan bir insanı iyimser yapabildiği gibi çok masum bir insanı’ da canavara çevirebilir, sağlık açısından kullanılsaydı çok olumlu sonuçlarda verebilirdi.  

Ancak çıkar ve menfaatler dünyasında bu durum pekte münkün olmuyor. Biraz daha geniş çerçeveden bakacak olursak, kötünün iyi ve iyiliğin kötü olabildiğini görebiliriz. Böyle durumlarda onlarda mücadelenin onların yöntemlerini bilmekten geçtiğini anlamalı ve kabullenmeliyiz.  

İnsan hayatı da böyledir, Okulda, işte her yerde düşmanımız olmasa da rakiplerimiz vardır. Onları engellemenin yolu onlardan daha iyi olmaktır. Daha iyi olmak fark yaratmaktır.  

Bir süre sonra size güçlü bir muhalefet geldiyse, bu sizin iktidar olmanızı sağlayan güç olarak sizin en yakın yardımcınız olacaktır. 

İhtiras kalbin önüne geçerse… 

İhtiras istek ve arzulardan vazgeçememektir, kalp ise duygu ve düşünceleri ifade eder.  

Mantıklı insan her ikisini de bir arada yürütebilendir. Mantık insana doğuştan gelir. Ancak zamanla kendisini şekillendirir. Var olanı nitelikler… 

Her şey eşit verilmiştir, Ancak önemli olan bu nitelikleri doğru bir şekilde ortaya çıkarabilmektir.  

Nesne yüklemsiz, özne eylemsiz olmaz. Beynelmilel bilinmelidir ki, bedavaya sadece güneş doğar keza bunun içinde yanarak bir bedel öderiz. Aklı işlemek gerekir.  

Popülarite yaratmak !  

İnsanlarla insan arasında fark vardır. Bu fark kendiliğinden gelir. Ama var olmaz. Ünlü tanınmış insanlara dikkat ederseniz, onları bilinir yapan farklı oluşları değil.  

FARKINDALIKTIR ! 

Rahmetli NEWTON kafasına elma düşmeseydi, ( Bu ağaç hala durur ülkemizde olsa çoktan şöminede kendisine yer bulmuştu.)  Yerçekimini bulamazdı.  Hayatta böyledir… 

Tesadüfler her şeyi değiştirebilir. Ancak, tesadüfleri sınırlandırmayı da bilmeliyiz. 

  1. Olağan ihtimaller (Hayatta var olduğu için gerçekleşenler, dünyada olduğumuz için nefes almamız gibi sıradanlaşan meseleler) 
  1. Şans eseri yaşanan sebepsiz olaylar. 
  1. Farkında olmadan yaptıklarımız… 
  1. Farkındalık yeteneğimizle görebildiklerimiz… 

Başarılı olmanın adımları  

Başarılı olmak verilen görevi yerine getirmek veya istenilen hedefe ulaşmaktır. İnsanların her zaman istediği güç, başarılı olmayı hedeflemek için yapılan hal ve hareketlerdir.  

Başarı için adımlar çok önemlidir. 

Ancak ; büyük adımlar ilk başta başarı getiriyor gibi gözükse de tamamen geçicidir. 

Doğru yol : küçük adımlarla büyük başarılardır. 

Unutulmamalıdır ki ; en büyük başarılar küçük adımlarla gerçekleşir. 

İnsanı var eden yaşama sevinci katan yine insanın kendisidir. Ve başarının sebebi insan olduğu kadar başarısızlıkta insanın eseridir.  

Önemli olan ortaya çıkan bu sonuçtan, dersleri doğru çıkararak bireysel başarısızlık olarak gördüğümüz bazı şeylerin nasıl başarıya dönüştüğünü görebiliriz. 

Bir ideali olan birey birilerinin kamçılamasını beklemez. Nerede hareket orada bereket inancıyla yapacaklarını yapar. 

Düşünceyi kontrol etme güdüsü 

Her şeyi kontrol etme güdüsü her şeyden öte olduğu zaman, insanı durduracak güç bulunamaz.  Olaylarda hoşgörü ve sabrın bittiği noktada düşünceyi kontrol sanatı ortaya çıkmıştır. Klasik savaşlarda büyük maddi kayıpların yanı sıra büyük oranda beşeri kayıplarda olmaktadır. Bunun için ortaya çıktığı gibi gelişen düşünceyi kontrol sanatı akıl ve zekanın her şeyin ötesinde, olduğunu ve mantık kurallarıyla istenileni yapabileceğini gösterdi.  

Düşünce nasıl kontrol edilir ? 

Zihin kontrol aşamalara ayrılır. 

  • Kişinin kendini kontrolü. 

Birey öncelikle kendisini iyi eğitmelidir, her alanda profesör olamayacak olsa bile, uzman olmalıdır. Topluma ve toplumu oluşturan bireylere karşı hoşgörülü toplumu oluşturan bireylere karşı sabırlı ve de her insanı olduğu gibi kabul eden iyimser bir bakış açısıyla görmelidir.  

Kişi duygularını kontrol edebilirse her şeyi kontrol eder. Zihin kontrol kısaca duygusal kaygıların yönetimidir. 

Olduğu gibi görmek her şeyi bireye bırakmak değil. Gerektiği yerde müdahale edebilmektir. Tıpkı bacadaki dumanı izlediği için çalışmadığı sanılan genel müdür gibi… 

  • Kendi ekibini oluşturmaları. 

Lider kişi yapacaklarını yaparken, iş bölümü yapmak zorundadır. Bunun için çevresinde yapılacak niteliğe uygun ekip arkadaşları seçmelidir.   

Eğer, hedefi başka grupları kontrol altına almaksa oluşturacağı ortamda buna müsaitse teferruatlar önem arz etmeyecektir. 

Peki ya istenilen şartlar uygun değilse… 

Tek adam oyunu oynanmalıdır, yani ilk önce tek başına bulunularak tarafsız görünerek tüm kesimlerde bir kişi dahi taraftar kazanabilirse, farklı karma ekiplerin yeteneklerini kazanması daha kolay olacaktır.  

Firmanızda tecrübeli iş bilen insanları çekebilmek için attığınız adımları bir tekrar düşünün…  

Gerekirse suni muhalefetler ile psikolojik harpında etkisi ile dost kazanmak için düşmanlara karşı birlik stratejisi daha iyi dişli bir rakibi gösterip daha altındaki segmentteki ile mücadeleye başlayabilirsiniz.  

Böylelikle insanların rahatlıkla ilgisini çekerek ulaşılmaz gözükerek, bazen de gerektiğinde güçsüz imaj görüntüsü vererek aslında başka bir nesnenin gücünü kendi çekim gücünüze dönüştürebilirsiniz.  

Üstelik bununla birlikte, hiçbir rakibinizin de kısa vadede hedefi haline gelmezsiniz. ! 

Ancak unutulmamalıdır ki,  SÜ (Asker) Uyur Düşman Uyumaz.  

  • Toplumlu oluşturması ve yönetmesi. 
  •  

Ekiptekilerin zihnine hükmetme yöntemlerini incelediğimizde… 

  1. Ekip az ama öz sayıda kişilerden nitelikleriyle oluşmalı. 
  1. Her biri farklı niteliklere sahip olmalı. 
  1. Konu gündem denkleminde başlangıç için en az temel seviye de genel kültür düzeyinde bilgi sahibi olmalı ve eğitilmeli eğitime harcanan hiçbir harcırah masraf kalemine girmez. 
  1. Modelleyin örnek ekip profilleri çıkarın. 
  1. Ekipte kişisel ve kültürel gelişime önem verin. 
  1. Ekip içi iletişim ve haberleşme ağı kurun ve bir aile ortamı oluşturun ama, biz aileyiz diyerek çalışanların hakkını gasp etmeyin.  

Ailenin lideri siz olsanız da asla atama ile gelmeyin. Hak ederek geldiğinizi bilgi tecrübe ve yeteneklerinizle her zaman gösterin. Lider denilen Alfa Kurt Beta Kurtlara liderlik etmeye karar verdiyse, onlardan daha iyi olduğunu liyakatıyla gösterebilmelidir. 

Ekip kurulduktan sonraki aşama taraftar toplamaktır. Taraftar toplamanın belli başlı yöntemleri vardır, en önemlisi psikolojik harptır. 

Bölgenin konumuna göre ekip parçalara ayrılarak çekirdek hücre misali RNA görünüp DNA gibi organize edilerek nüfuz edilecek gruplara dağılır.  

Her grupta ortalama elli kişi olduğunu varsayarsak, elli kişiye iki kişi yeterlidir. Geleneksel yapımız Musevilerin ifade ettiği gibi, iki Musevi bir araya geldiğinde şirket iki Türk bir araya geldiğinde teşkilat kurar.  

Birisi yapılacak işlemlerin ön ayağıdır. Hep ortada gözükür diğeri ise, arka ayaklardır. Haliyle bu sistem dört ayaklı bir saç sistemi gibidir.  

Ekibinizi bu şekilde, parçalara ayırarak dahi koordine ve kontrol ile organizasyonel yönetim sağlayabilirsiniz. Aslında ön ve arka ayak liderliği Alfa ve Beta’ yı temsil ederken, sürü psikolojisinin etkisi ile aslında işletme ekibinizde farkında olmadan dahi olsa şirketinize verim katmaya devam edecektir.  

                Önemli olan doğru taşı doğru zamanda gedikte yerleştirebilmektir.  

Sizse hem var ve yok arasında kalacaksınız. İnsan varlığı merakla oluşur ve merak insanın yenemediği tek duygudur. Süreç ilerledikçe propaganda ile kitle psikolojisi ile iş çevreniz sizi fark eder ve topluma egemen otorite olursunuz. 

Toplumun ilgisi azaldığında ne yapmalı ? , 

Artık insanlar sizinle iletişimi sürdürmüyorsa yaptığınız eylem ve faaliyetlerde insanlarda eski heyecan ve coşkuyu tekrar ortaya çıkaramıyorsanız ve bununla birlikte herşey bitmiş gibi gözükse de aslında herşey yeniden başlayabilir. 

Önemli olan geri sayım noktasını kavrama noktası ile doğru hedefte seçebilmenizdir.  

Sizi rakiplerinizden farklı kılan farkındalığınızdır. Özellikle iş hayatında, sizi istemeyecek görünen görünmeyen bedbahtlar olacağı aşikardır. Siz onların düşüncelerinin davranış modellenmesine geçişini fark ettiğinizde, onların bir sonraki hamlesini ya da yapabilecekleri senaryoları noktası virgülüne tahmin ederek strateji geliştirebilecek böylelikle rakiplerin düşüncelerini ve eylemlerine çaprazlama olarak onların düşüncelerinin evrileceği yönü belirleyebileceksiniz.  

Basit bir örneklem ile, eğer sizi küçümsüyor veya horluyorlarsa, bu sizi anlayamadıkları içindir. Anlayamayan insan korkar ve rakibi kendi aklında küçümseyerek korkularından kendi mantığında kaçar.   

Üzülmeyin işin iyi tarafı sizin onlardan daha yetenekli ve çalışkan olduğunuzu onlarda bilecek, sizi terfi ettirmeyecekler şirketten ayrılmanız için ciddi emek verecek şirkette etik olan her şeyi siz olmasanız bile sizden bilecekler. Artık onlar farklı şirketlere geçmiş olsalar dahi, sizin psikolojik etkiniz nedeniyle yasal usule aykırı iş ve eylem yapamayacaklar. 

  • Onlar yokken hayatınız nasıl bir terazide ise, onlarla birlikte de aynı teraziye ağırlık merkezi koyarak devam edebilmelisiniz. 
  • Topluluklar yada otorite sahipleri nasıl düşünmek isterse düşünsün, siz FARKINDALIĞINIZ ile onlara farkınızı ve kalitenizi her gün hatırlatacak. Onlarda bizden iyisi var ama bizim gibi değil aramıza da alamayız dışımızda da tutamayız ikileminde kalarak size, farkında olmadan çözemeyecekleri tüm işleri getirerek çözdüğünüzü gördüklerinde işlerde çözüldü mantığında sevindiklerin de istemeden size tecrübe ve birikim ve de başarı kazandırdıklarını anladıklarında çok geç olmuş olacak. 

Hepsinden de önemlisi, bu ilginin neden azaldığını doğru analiz etmelisiniz. Muhtemel sebebi orta ve uzun vadede gelişen ihtiyaçlara göre ihtiyaçların doğru analiz edilememesidir. Böylece insanlar verilen hizmet ve faydalardan sıkılmış olabilir. Sıkılmanın temel nedeni iphone gibi her telefonunda farklı bir görüntü veya şekil değişikliğiylede çözülebilinir. Daha elle tutulur motivasyon havuçlarıyla da, kimisi takdir kimisi muhatap edilme kimisi de maddi veya terfi ile öenmli olan işlevi doğru anlamak ve anladığını FARKINDALIK ile hissettirebilmektir.  

FARKINDALIKLA FARKLI KALIN…

Ne zaman vazgeçebilecek kadar özgür oluruz ?


Her vazgeçiş bir başlangıcın ayak sesidir.
Mesut Aydeniz

Kaybederken kazanmak eylemiyle başlayan bir hayat, aslında gelen bebeğin yanındaki yoldaşına da anne rahminde bakılıyor, büyütülüyor ama doğum sonrası o bir et parçası olarak toprağa gömülen tıbbi bir atık iken, bebek ise zamanla büyüyen geleceğin çocuğu tanımıyla başlayıp, neslin devamı olarak kendisini gösteriyor. İşte hayatta böyledir yaptıklarımız veya yapmadıklarımız bize yeni yollar veya kavşakların açılış noktasında döndürür durur..

Bizlerin önünde iki seçenek vardır. Ya başarmak ya da başarıya giden yolda umutsuz vaka adındaki umut olmak…

Ben kendi adıma sözüme başlarken ulusum adına yani sizler adına “Ulusun korkma!.. medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar..” diyerek, sosyal mesajımı vermek istiyorum.

***

Bizlere hiçbir zaman vazgeçmemeyi öğrettiler; tabii uçurumdan aşağı düşerken ben gidersem sende aşağı düşersin düşüncesini aklımıza destur koyarak değil. Vazgeçmemeyi yorulmamayı ve çalışmayı öğrendik. Amerikan cenaplarının kendi kullanmadığı, zararlı dediği süt tozu, margarin gibi ürünleri tüketmeye başlayarak, tarımsal üretimi, hayvancılığı kısıtlayana kadar çok çalışkan bir millet idik. Sonrasında ne mi oldu? Tarım arazileri ekilemediği için işsizlik oldu, hayvancılık yapılamadığı için et sadece bayramlarda halkın gramlarla alabildiği bir gıda haline dönüştü. Çünkü biz milletçe vazgeçmemeyi öğrenmiş ama “hazırı var ne de olsa” diyerek hazıra konmuştuk da, ona da dağlar dayanmadı.  

783.562 km² toprak hepimize yeterdi ve artardı da malum. Çevreci insanlarız, her yıl “Kıbrıs” toprağımız kadar toprak parçası denize karışmakta haberdar bile olamamaktayız. Yanlışıyla doğrusuyla biz vazgeçmemeyi öğrendik sonucunu düşünmeden adsız kahramanlıklar yaptık. “Vazgeçmek pes etmektir yenilmeyi baştan kabul etmektir” dedik? Ne oldu bize ?

***

Yıl 2020.. Post modern tekniklerle yönetilen dünya’da kendimize bir yol aldık, ilerledik. Kimimiz çok iyi eğitimler alamadık, eğitim alanlarımız ise, İŞKUR kurumunun günlük 89.40 kuruş ile insani yaşam düzeyi olan asgari ücretinin altında yaşam savaşına dahil olmaya çalışarak hayatta kalmayı nefes almak zannı ile devam ettiriyor. Bazıları genç yaşta evlenebilirken, bazıları hiçbir zaman bu hayaline ulaşamıyor. Bazılarının inandıkları, gördükleri, yaşadıkları ve yaptıkları birbirine hiç benzemiyor. Halbuki birebir aynısını kopya etmişlerdi..

Bazen başardık bazen de başardığımızı sandık, belki de hiç başlayamadık bile..

Bazen bir yerden sonra bir dönüm hatta medyatik ismiyle PİK noktası bularak durup, “bundan sonra ben yokum” diyebilmeliydik. Her şeyi bir köşeye bırakmak, kendimize dur diyebilmek, “artık yeter yoruldum” diyebilmek hiç mi olamazdı. “Ya sonrası?..” dedik sevdiğimiz insana.. O kadar alışmıştık ki ya benim ya da kara toprağın dedik ve öldürdük o aşkları.

Sevgi ne zamandan beri ölüm getirir olmuştu? Ne zaman bu kadar garip insanlar olduk? Düşünmeden sorgulamadan konuşan harcayan davranan canlılar olduk. Belki de “tamam işte bu kadar” diyebilmek tüm dertlerimizin panzehiriydi…

***

Neden yapamadık, halbuki çok istiyorduk, hem de her şeyden çok.. Bunu geçen yıl yaşadığım bir “muhabbet” ile kısaca özetleyeyim.

Bir genç üniversite sınavı için tercih yapacak süreçte, sordum ne yapacaksın?

El cevap; “Kuzenime söyledim sen geçen yıl üniversiteye yerleştin, benim tercihi de sen yap”

Peki dedim ne yazacak?

“Bilmediğini ama sağlık içerikli bir bölüm yazabileceğini konuştuk” dedi.

Ve orada durdum ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü, yirmili yaşlarda bir gencin okuyacağı bölümün olasılıklarını bilmeden geleceğini şekillendiren kendisi hariç herkes olduğunu gördüm. İşte bunun nedeni, vazgeçmek de vazgeçmemek de, bırakmak da devam etmek de sadece bir tercih meselesiydi.. Önemli olan neden yaptığını bilebilmekti..

Bu tercihin sonuçları zahmetli olacaktı mesela tarlada çalışarak, mahsulü satmak zorunda kalıp sonra toparlamak sonrası anızını yakmak vs. bir sürü işi var. Hele ki devlet tarafından çok karşı olunmasına rağmen başka cenaplara beğenilme kaygısı ile yasaklanan, bir çok ilaçta da kullandığımız “haşhaş” gibi tarımsal ürünlerin yasaklanmasıyla, oldukça zorlu bir süreç bizi bekliyordu.

***

Biz ülke olarak vazgeçtik; bu tercihimizin zahmetli sonuçlarına kısa ve orta vadede katlanamadık. Ama uzun vadede dünün torunları olan biz yeni nesil bunun bedelini ödüyoruz, bizlerden sonrakiler de ödeyecekler. “Milli” tarım ve hayvancılık politikalarına geri dönülmezse ödemeye devam edeceğiz. İşte bunların hepsi bir tercih meselesi. Bu dönem nesli o günün şartlarında en rahat çözümleri seçerek tembelliğe alıştılar. Eğer yapabilseydik neler kazanırdık siz düşünedurun. Ben size vazgeçebilmenin de nasıl bir bağımsızlık mücadelesi türü olduğunu anlatayım. Neyden nasıl hangi şartlarda vazgeçilmiş, sizler de tarafsız yazılan tarih kitaplarından analiz edersiniz….

Bazen vazgeçersiniz ama bazen yine kim olduğunuzu hatırlarsınız.

Sevmediğin kişi ile birlikte olmak onunla zaman geçirmek, iş yerinde veya sosyal alanlarda onlarla aynı “Kare” yi paylaşmak, ifade-i meram tezahürünü etmek bir yana dursun, insanı kürek mahkumu eder. Bunun sonunda mutsuzluk ve verim düşüşü ile başlayan süreç, bir çivi’nin önce nalı, sonra atı, sonra bahadırı ve sonunda “Vatanı” nasıl uçuruma sürüklediğini geçmişten bugüne yaşadık, gördük ve maalesef yaşamaya devam etmekteyiz.

***

O çivi disiplinsiz bir nalbant’ın görevini tam ifa etmemesi ile çıkmaya başlamış olacak. Ancak, bu durumda ülkemizdeki kişiler iş ortamını bırakmak istemez. Makam mevki sıcak sebzeler tatlı gelmekte.. Nasıl ve neden mi? İş sahibi olmanın ve her ay düzenli maaş almanın psikolojik rahatlığını, güven dolu bir yaşamı neden bırakmak istesin?

Mutsuz iken yaptığı ile devam etmesi kadar, işi bırakması ve sevdiği işi yapabilmek için yaptığı girişimlere yönelmesi de risktir. Bu nedenle, küresel şirketler çalışanlarına çok iyi maaş ve sosyal haklar verirler ki onlara daha çok kazandırsın ve hayallerini ötelesinler…

Riski alabildiğinizde, aslında bu rahatınızda konfor alanınızdan uzaklaşmayı göze aldığınızda, gözleriniz kapalı uçurum kenarında yürürken, ÖZGÜRLEŞİYORSUNUZ !

Ağız tadıyla da vazgeçemiyoruz gerçekten de öyle mi ?

Aslında her vazgeçiş pes etmek değildir. Mesela hedefinizdeki noktaya yükseldiğinizde daha iyi bir noktayı kaçırabilmeniz söz konusu olabilir. Bunun geçmişten bir örneğimi yok sanki, on iki ada meselesi yıllardır tartışıla durur. Yunana verdiler vs vs. 4,000 askerle komutanı olarak Kars gibi kritik illere üsteğmen bile koyamadığımız hatta bazı yerlerde çavuş rütbesi ile alay komutanlığı vekili atadığımız, yiyeceğin giyeceğin yakacağın olmadığı bir dönemde neden savaşmadınız da on iki adaya otel odası gibi yunanlılar yerleşti yorumları var, umarım yorumlayanlar arasına bir gün tarihçiler de katılır. Bir zamanlar terörle mücadele programına manken Tuğçe Kazaz’ı çıkardıklarını hiç unutamam.

Ülkemizin son yıllarda neden dinlemeyen, sorgulamayan, soru sorup cevabını dinlemeden yola çıktığının cevabı işte burada; kimse kendi uzmanlık alanında konuşmuyor. Sağlık konuşulacaksa bunu doktorlar konuşmalıdır.
Siz bunu mühendise anlattırırsanız halk bir süre sonra artık benden bu kadar der ve

 VAZGEÇER….

Vazgeçmek bazen daha çok şey kaybetmenizin yolunu açar; bugün bir şeylerden vazgeçemezseniz yarın paranızı biriktirip daha iyi bir araba alamazsınız. İstemenin de reddetmenin de, hatta vazgeçebilmenin de bir zamanı vardır. Hali hazır durumun tüm harikuladeliği ve gösterişi ile vazgeçebilmek. adsızlığı nam ederek giden cesaretin namzedidir. Hiçbir zaman ben vazgeçmiyorum diyenler aslında o andan itibaren vazgeçebilmek hakkından vazgeçerek her şeye başlamışlardır. Önce bir yalan bulmuş sonra ona kendilerini ikna etmişlerdir. Bilinmelidir ki ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla çıkılan yollar zafere doğru giden adımlardır.

***

Menfaatimize hizmet eden her yol mübah değildir. Ki her kişinin, kurumun ve olayın alternatifi vardır. O giderse kurum çökmez yerine yenisi gelir.

Aslında sokağa çıkarak, ekmek almaya giderken bile birkaç alternatif vardır. Belki de ekmeği çaprazda duran bakkal amcadan alacaktık. Fırına gitmeye gerek duymadık. Olamaz mı?

Aynı çözümü farklı zaman ve şartlarda denemek yerine, güncel yeni stratejilerle uzun vadeli planlarla kendimize yeni yollar çizmeliyiz ki, milli tarım ve hayvancılık gibi politikalardan vazgeçtiğimiz antlaşmaların bedelllerini, torunlarımızın çocuklarıyla beraber ödemeye devam etmeyelim. Eğer tek hedef üzerinden, sorgulamadan ilerlersek, tabii tek hedef o olur. Ama, o plan gerçekleşmez de doğru seçenek başka ihtimallerde saklıysa? Günümüzde insanlar at gözlüğünü taktıklarını hayal ederek, alternatifsiz hayatı diretiyorlar. Aslında elindeki sonucu zaten elde edebileceğini bilerek, kaybetmeyi göze alıp daha iyisini başarmak için alternatif üretmektir. Unutulmamalıdır ki hazır ve mevcut olandan vazgeçmek veya ertelemek asla kaybetmek değildir.

İşte öyle bir gün, 30 Ağustos 1922

1071Malazgirt Zaferi‘nin ardından Alparslan‘ın komutasındaki Türkler, Anadolu‘ya girmeye başladı.

1922Türk Kurtuluş Savaşı: Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa‘nın bizzat yönettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi, Türk Ordusu‘nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu Başkomutanı Nikolaos Trikupis ve kurmayları esir edildi.

  • 1924Türkiye İş Bankası, ilk işlemini yaparak faaliyetlerine başladı. Bankanın kuruluş sermayesi 1 milyon liraydı.
  • 1925 – Mustafa Kemal Paşa, “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyyedir” dedi.

Yıl dönümünde hiçbir şey’den vazgeçmediğimiz sadece alternatifleri değiştirdiğimiz, bir Vatan dileğiyle….

Yazının sözü uygulaması :

Zehir ile ilacı ayıran dozdur.  Paraselsus

Yazımı okuduktan sonra değerli ve uzman editörümüz gibi düşünülebileceğini fark ettiğim için açıklama gereği duydum.

Yazar notu : Söz konusu yazımda, destek veren editör dostumun önerileri benim için çok önemli ve değerlidir. Yazım biraz uzun ve karmaşık konuların iç içe geçmesi ile şekillenmiş yazılar şeklinde gelişim gösterdi. Kendisi yazı dizisi önerdi. Fakat, benim bu şekilde yapamamamın sebebi geçmişte vazgeçemediğimiz ihtiraslarımızın bugün bizlerin sosyal ve kültürel boyutu başta olmak üzere ne kadar bilinçsiz bir davranış biçimine yöneldiğimizin kültürel yozlaşmanın dikkatli olmanın ve çınarın ardından gelen, bir asırlık genç bir devletin devamında kurucu nesilden bir sonraki kuşaktan itibaren bozulan millet kültürünün tembelliğin temel kural olduğu bir düzende her şey bitti diye düşünen dostlarımıza “Su akar yolunu bulur” demenin yolu olan bu yazı çocuktan başlar üniversitelerden devam eder, Ve zafer bayramında son bulur demenin yeni nesil versiyonudur.

30 Ağustos 2020

Türkiye’de Coronavirüs’ ten “korunamazsak” ne olur ?

Coronavirüs Çin halk Cumhuriyetinde ortaya çıkışından sonra, İran’ nın kum kentinde başta olmak üzere, olan dini eğitim ağırlıklı üniversitelerinde yetişen Çin asıllı öğrencilerin önce ülkelerine sonra da İran da temasları ile geniş bir yayılma imkanına sahip olan COVİT-19 virüsü, İran da bürokrasi de ve diğer kamu kurumlarında yetişen molla zihniyetinin haber duyulursa ve virüsün İran’ ın dini eğitim veren kurumlarından yayıldığı ortaya çıkarsa bir çok işimiz deşifre olur endişesiyle saklaması sonucu, tüm ülkeye yayılan ölümcül bir hal aldı. Tespitlere göre; ( Virüs yayılım haritası who) İran üzerinden, İtalya ve diğer dünya ülkelerine yayıldığı iddaası söz konusu… Her şey bir yana bugün anlıyoruz ki ;

Yüz binlerce ölüme sebep olan COViT-19 Halk arasında adıyla CORONA, adlı dünyanın yeni misafiri İtalya’ dan çıktığı Dünya Avrupa turunu tüm dünyada büyük bir yayılımla tamamlayarak yaklaşık on gün öncede ülkemizde bizzat sağlık bakanlığımız tarafından misafir edildi.

Kendisinin konforu ve rahatı için yaz aylarında öğrencilere sunulamayan KYK yurtları ve özel vakıflara ait öğrenci yurtları tüm bölgelerde hizmet vermekte, bununla birlikte v,rüs için her şey düşünülmüş, sadece CORONA Virüsü için ayrılan hastaneler ve yepyeni malzemeler ile kendisi Türk misafirperverliğini yakından görüyor.

“Malum italya’ da tencere tava ile halk müzik yapıyorlar.”

Ülkemizde de durum maalesef her geçen dakika ilerlemekte, vatandaşlarımız Sağlık bakanı Sn. Fahrettin KOCA beyfendi’ nin uyarılarını ciddiye almayarak hastalığın yayılması için inanılmaz bir emek vermekte, Çocuklar gençler arasında yayılmasın diye üç hafta “ARA VERİLMESİ” Bakınız TATİL kelimesinden bahsetmiyorum. AVM’ ler de kapanınca, çimlerde bayırlarda halkımızın kendisini SUMO güreşçisi sanmasına vesile oldu. Hamdı senalar olsun.

Vakka sayısı heran artıyor. Bu nedenle kesin bir şey söyleyememekle birlikte, Uzun yıllar boyunca dünya genelinde bu kadar vahim bir durum yaşanmadığı için pek çok ülke bu salgına hazırlıksız yakalandı diyebiliriz. Şükür ki ülkemizin burnu beladan kurtulmuyor halkımız daima hazır !

Elbette her ülkede şartlar aynı değil bizde o el o ele değecek başka türlü görüşmekten keyif alamıyoruz, anlamsız oluyor bir araya gelmek. Tabii bu bireyselde böyleyken iş hayatı bu kadar bağımsız değil.

iş hayatı açısından bakarsak Çin Halk Cumhuriyeti Cenin yemekten islamın farzlarını ezberleme evresine geçişle birlikte;

Ekonomisinide şaha kaldırmak için ilk şokunu atlatmayı başardı ve tespit edilen vakaa sayıları bir önceki günlere göre hayli azalıyor.

Aslında meselemiz Çin değil, ülkemizde yaşanabilecek benzer bir krizde nasıl önlemler alabiliriz konusunu irdelemektir.

1. Durumu Heran Kontrol Altında Tutun

Kriz demek fırsat demektir. Çincede Fırsat anlamına gerçek manada gelmese de Çin devleti bu işi fırsata çevirdi.

Peki biz ne yapıyoruz ?

Kriz dinamik başka değişle değişken bir süreçtir. Her an hazır olmalı, kriz planlarınızı hazır tutmalısınız. Krizde ilk şoku hemen atlatmalı durumu anlamaya, daha sonrada planlamaya, stratejik davranmaya ve ayağa kalkıp tüm bunları bir araya getirip ders çıkarma aşamasına geçilmelidir.

Olabildiğine hızlı ve şirketin en yetkili ismi süreci bizzat yönetmeli böylece krizi yönetirken daha büyük krizlere engel olunmalıdır.

Her şey olayı iyi kavrayarak doğru stratejiyi doğru zamanda hızlıca uygulamaktan ibaret.

Mesela, Corona virüsünden örnek verelim. Temel gıda malzemesi olarak market ürünleri satışı ile ilgili faaliyet yapıyorsak, virüsün etkilerine göre öncelik sıralaması yaparak, istif ve karaborsa yapılabilineceğini tahmin ederek ürünümüzde toptan ve parekende satışlarını asgari düzeye indirerek, daha iyi kontrol edebileceğim e- Ticaret sisteminden kimin ne kadar ürün aldığını stok durumunuzu da kontrol ederek, kontrollü biçimde satış gerçekleştirebiliriz.

Peki sonucu nasıl olur derseniz ? Tedarikçileriniz’ den kaynaklı sorun yaşamaz iseniz;

Krizden etkilenir, ancak zarar görmezsiniz. Ve kriz bitiminde elinizde hala stoklu ürün olduğu için şirketiniz hisse değerlerini hızla arttırır.

2. Katı kurallar ile İşletme Yönetilmez

Planlama ve stratejiyi üst kadro ile hızlıca belirlenebilir ancak, herşey öngörülemez bu nedenle alt kademedeki personellere de insiyatif yetkisi verilmelidir. Başlar ayak olmadan yürüyemezler ayaklarda başın direktifi olmadan nereye gideceğini bilemez.

Hepimizde akıllı telefonlar var basit bir what sapp grubu ile tüm şirketin görüşlerini alabilir veya talimatları oradan iletebilirsiniz.

3. Çalışanlar Bilgilendirilmelidir

Kriz anında bilgi kirliliği de had safada’ dır. Her an yeni bilgi sizin adınıza rakiplerinizce sahaya sürülebilinir. Devletin kurumları da resmi açıklamalarda gecikebilir. Suları bulandırmak isteyen zihniyetler olabilir. Kısacası kriz müdahale edilmezse tarhana çorbasına dönüşebilir. Bunu engellemek için çalışanlarınıza gerektiği kadar bilgiyi ve iletişimi süreç dahilinde vererek sağlamanız gerekiyor.

Mesela açıklamalarınız yazılı ve resmi web sitenizde açık ve net olarak yazılmalıdır. İşletmenizin durumuna göre çalışma saatleri, çalışma esnasında dinlenme süreçleri ayrıntıları gibi süreçlerin takibi ile Korona vrüsü olabilecek çalışan ve de ailesinin süreçlerine kadar ayrıntılı şekilde açıklanabilir. Böylece coronadan çok kolay korunmuş olursunuz.

4. Görev Paylaşımını Tekrar Yapın

Corona gibi bulaşıcı hastalıkları tetikleyebilecek iş yerleri mesela oteller günlük işleyişine devam edemezler. Personeli işten çıkarmak yerine farklı görevler vermek, hatta şartlar elveriyor ise, başka işletmelere geçici transfer edilmeleri söz konusu olabilir.

5. İşletmenizi teknoloji ile dönüştürün

Ülkemizde de bir çok işletme hatta bazı bankalar çalışanlarının evden çalışmasını sağlayacak sistemler kurdular. Örneğin üniversitelerde dersler artık uzaktan eğitim ile yapılmaktalar.

İşletme içi what sapp uygulamasında basit bir grup açarak rahatlıkla işletmenizi de krizinizi de yönetebilirsiniz.

İşletmeniz zaten dijital hizmet veriyorsa, krizi en az kayıpla atlatırsınız ancak, bir mağazanız var ise,

Tek şansınız işletmenizi dijitalleştirmek ve E- ticaretin nimetleriyle tanışmak..

6. Ayağa Kalkıp Hareket edin ve Krizi Fırsata Dönüştürün.

Krizi haberdar olduğunuz gibi yönetmeye başladınız her şey yolunda demektir. Ancak kriz sizi yönetirse vay o işletmenin haline, krizler sizi etkilemese de, daha etkili pazarlama ve satış teknikleri ile bu süreci atlatabilirsiniz.

Ticarette her sektör planını kendine göre ayarlamalı ve ona göre stratejisini güncellemelidir. Mesela Corona salgınında tüm sektörler etkilendi. Ancak gıda, hijyen ve sağlık ürünleri, işletmeler arası e-ticaret, uzaktan görüşme servisleri, sosyal medya bu salgından ekonomik anlamda karlı çıkan sektörler.

Mesela üniversitelere uzaktan eğitim vermeleri için gerekli olan teknik makineleri satan şirketler bu işten ciddi karlar elde ettiler. Veya Köfteci Ramiz Evde ısıtılmalık köfte hizmeti sunsaydı bu işi ciddi bir sektöre dönüştürebilirdi.

7. Stratejik Davranın ve İhtiyaca Eğilin

Krizden en az etkilenen olmak için yaptığınız işe göre yenilik çıkarmanız gerekiyor. Başka bir değişle eski köye yeni adet getirmelisiniz.

Mesela KFC / Biten Tavuk Eti Skandalı

Ünlü tavuk restoranı zinciri KFC, 2018’in başlarında Birleşik Krallık’ta büyük çapta bir stok krizi yaşadı. Yani kısacası, koca zincir mağazanın koca ülkedeki şubelerinde tavuk bitti. Birleşik Krallık’taki 900 KFC restoranının çoğu, geçici olarak kepenkleri indirdi.  Ülkedeki KFC restoranlarının yarısından fazlası sınırlı sayıda menü ve her zamankinden daha kısa süren çalışma saatleri dahilinde yeniden açılsa da birçok restoran uzun süre kapalı kaldı.

Peki KFC ne yaptı ?

KFC bu krizde kendisiyle dalga geçti ve tüm olaya esprili bir şekilde yaklaştı ve bir halkla ilişkiler kampanyası başlattı ve bu kampanya ile Cannes Lions 2018’de “Altın Aslan” ödülü bile aldı.

Krizler doğru okunduğu sürece avantajdır.

Kriz yeni ihtiyaç demektir. İnavasyon ile bunu fırsata dönüştürmek gerekir.

sigortacılık sektörü yaşlı ihtiyarlar gibidir. Katı kuralları olur ama Corona yerim sizin kurallarınızı dediğinden beri, Ant Financial adlı firma, sigorta kapsamına korona ile alakalı yeni bir sigorta türü daha ekledi. Şirketin Şubat ayı sağlık sigortası gelirlerinin %30 artması da bunun etkili olduğunu gösteriyor.

Bunlar ne anlama geliyor ?

Corona er ya da geç bitecek dünyada kalıcı bir mesaj bırakacak öyle bir güç var ki sadece fakir ölmüyor. Ölüm herkese canı veren istediği an milyonlarca canı da alır. En kötü durumdayken yeniden hayatta verir.

Global bir belirsizlik esnek yaklaşımların iş hayatına faydalarını CORONA hastalığı sayesinde öğrendik. İnsanlık Hz. İsa’ nın doğumunu başlangıç kabul ederken Corananın bitirilişine doğru evrilebilir.

Herşey geçse bile yaşattıkları hiçbir zaman unutulmayacak, hastalıklar ve toplu ölümlerin merkezi olan Çin Halk Cumhuriyeti daha önceki Kronik hastalık olan SARS’ ta E ticareti öğrendi. Şimdi bakalım ne öğrenilecek bizler ne dersler çıkaracağız ?

Örneklersek ;

Genel işler nasıl ilerler, robot teknolojiler nasıl uygulanır, yapay zeka nereye ilerler, Online eğitim ile ciddi tasarruf ve yeni bir sağlık sistemi nasıl kurulur gibi bir çok soru cevabını bekliyor.

Artık değişim ve dönüşümü inavasyon ile birleştirip sahaya sürmenin vaktidir.

Yazının sözü uygulaması :

Başlar ayak olmadan yürüyemezler, ayaklarda başın direktifi olmadan nereye gideceğini bilemez.