Müşteriyi zam’ ın zannımca zam değil zam’ cık olduğuna ikna etmek 

Benim gençliğime denk gelen rahmetli Levent Kırca’ nın bir skeci vardı. Bozulan ekonomi enflasyona saygılı olduğu kadar manidar, silivri’ nin rüzgarlı havasından üşütmeden kazma kürek yaktırmadan merhum Demirel’ in dahi saygıyla andığı Kırca bayraktan daha yüksekte olan enflasyon ve maaşlara etkisini asgari ücretin vatandaşa politik büroca anlatımını esprili diliyle zam değil zamcık yaptık diyerek en kibar ifadesiyle anlatmıştı. Önemli olan zammın yansımasıydı, maaşlarımıza yansıması daha sonra da olabilirdi. Nitekim “asgari ücret” arttıkça enflasyonda kendisine ayrı bir direk olan “orta direk” üzerinde gölge ederken yer bulacaktı. 

Ne söylediğinizden öte nasıl söylediğinizde çok önemlidir. Hepimiz bazen çalıştığımız yerde bazen de, herhangi bir yerde alışveriş yaptığımızdan doğal müşteriyiz. Markette alışveriş yapıyoruz, her geçen gün tarlada 5 yolda 15 manavda 25 olan sadece narın içindeki tane adedi gibi artan fiyatlarla mücadelemiz maaşlarımızda da geçim dertlerimizde de ayrı ayrı yansıyabilse ne kadar anlamlı olurdu. 

İşte bu zam değil siyasal yönetimlerce zam-cık olarak ifade edilen enflasyon enstrümanlarının üflenmesi en büyük travmamız olarak asgari düzeyde olan sosyal hayatımıza freddy (Elm) sokağı kabusu gibi yansımakta.  

Bir de işin farklı bir yönü de, iş sizin işiniz siz kendinizin patronu !!!

Yani işletme sahibiyseniz burada işlerde çok farklı bir yol izleniyor. Artık KDV, ÖTV ekstra zam oranları vergilerin yetmediği yerde enflasyonist artan istikrarlı fiyatlar ve fiyat düzenlemeleriyle yeniden canlanıyor. Yakın dönemde sarı veya turuncu etiket veya şu kadar aldığınızda fiyat bu kadara inecek diye bir uygulama varken yeni dönemin baharı ürün fiyatı ve taksitli fiyatı diye halkımızda yeni soru işaretleri oluşturmaya başlayacak gibi… 

Peki bu kriz ortamında fırsatları nasıl göreceğiz ?  

Sadık müşterilerinizi elinizde tutmak ve stoklarınızı eritmek hem de bu kaos ortamında kulağa nasılda hoş geliyor ?   

Hiçbir müşteri satın aldığı ürünün fiyatının mevcut ekonomik düzendeki yerini koruyacağına ihtimal dahi vermez. Siz artarken rakip firma fiyatlarını sabit tutuyorsa sizin de artık tutacak müşterileriniz kalmayacaktır. 

  • Sabit hizmet alan ve düzenli müşterilerinize fiyat artışı yapacağınızın sinyallerini fiyat artışından ne kadar uzun süre önce yapabiliyorsanız erken yapın, irsaliyede gördüğü zam’ın etkisi size yansıyacak ve amorti edemeyeceksiniz.  
  • Müşterinize zamdan öte zam gelebileceğini KVKK kapsamına uygun mail ve sms gibi yollarla bilgi iletebilirsiniz. 
  • Müşteriye hizmet alışında artırım yapması karşılığında iskonto imkanı sunabilirsiniz. 
  • Müşteri şimdi ödeyip, 3 ay sonra alabilir. Fakat depo alanı için kira isteme hakkına sahipsiniz.  
  • Aynı amaca hizmet eden iki veya ikiden fazla ürün veyahut gramajlı çeşidiniz var ise, yüksek fiyatın ürün fiyatlarını toplu alımdaki iskontolarını kalite ve özellik farklarını çok iyi biçimde vurgulu renklerle punto detaylarıyla anlatan kitapçıklar hazırlayabilirsiniz.  
  • Fiyat artışı ile kalitenin bağlarını Ankara’ dan getirdikten sonra, neden bu zam oranını yapmak zorunda kaldığınızı belirtiniz. Mesela bir operatör hizmeti % 68 ‘ lık zammı hizmet sağlayıcı firmanın hizmete zam yapması nedenli yaptığını açıklamıştı.  
  • Personelin zam oranlarını biliyor olması ve oranlarını detaylarıyla hakim olması süreci iyi yönetmesi gerekir. 
  • Müşterilerden gelecek dönütlere hazır olmalısınız sorulara cevap verebilecek kadar  donanımlı güncel bilgilerle hazır olmalısınız.  
  • Ürün ve hizmetlere & lik gelecek zam oranlarını, fiyat değişikliğinin ne zaman başlayacağını, mevcut fiyatlarda ne zamana kadar alışveriş yapılabileceğini keskin ifadelerle belirtmelisiniz. 
  • Artan ham madde problemleri ve tedarik zinciri problemleri. 

Böylelikle sadık müşterilerinizi kırmadan zam oranlarıyla başka firmalarla diyaloğa dahi girmelerine mani olarak güvenilir bir marka olarak piyasanızda PR ve hizmetlerinizi yapabilirsiniz. 

Çalışırken iş değiştirenlerin mülakatlarında sıkça sorulan klişeler… 

İş hayatı başlı başına bir girdap olsa da ender nezihlerde var. Dışarıda pazarlamasını harikulade yapıp mali bilançosu görünmez kahramanlara emanet, kofti işletmelerde… Senede iki defa kendi belirlediği yerlerde ücretsiz izne gönderende hak edişin yıllık iznin olmasına rağmen eksik personel, iş yetişmesi önceliktir biz aileyiz diyerek aileni sana öteleten de… 

Her kriz bir fırsattır denilse de bazen, fırsatlar da kriz olarak hayatın olağan akışında kendine yer edinebiliyor.  Cennet ülkemizde Türk milleti olarak genellikle, belediyede temizlik işçisi olarak bir işe girmek için dahi başta mahalle muhtarı olmak üzere bir çok kişiye yüz görümlülüğü vermek gerekse de, başlanılan o işte eskiden yıllarca kalınır, emekli olunurdu.  

Şimdinin genç jenerasyonu dinamik bir çalışma biçimi benimsiyor. En son 90’  lı yıllarda doğanlarla (Y kuşağının mirasçıları aslında bana göre kara kuşak) hatıralaşan disiplin ve ben bu işi ne olursa olsun başarmalı ve direnerek, çalışıp emek ve alın teri ile kazancımı kazanmalıyım. İstisnalar harici, zihniyetinden kolay para, kolay iş değiştirme, arkadaşım işten ayrıldı bende ayrılmalıyım mantığına dönüştüğü ama az  fakat öz bir Z kuşağı neslinin de daha özgür iş hayatının çok yönlü personel algısına rağmen, benim istediğim olmazsa çalışmam nazımcılardan oluşan, en ufak iş yoğunluğunda işyerine istifa ediyorum bile diyemeden giderek tanıdığımız yiten milenyumcularımız… 

Gençliğe güvenen liderin gençliğin heva ve fırsatlara açık halleri bir dönem yaşı ilerledi daha genç kadrolara yer açmak için işinden edilen emekli olan tecrübeli kadrolara ihtiyacın ne kadar anlamlı olduğunu bir kez daha gösterime girmesine vesile oldu.  

Her iş devam etmelidir, aksi hali olağan her akışa aykırıdır ve yahut imitasyon ile devamı gerekir. Olmayışı doğal akışına aykırıdır. İş değişikliği veya pozisyon değişikliği dahi olsa, her boşluk kan değişimi gerektirir. Bu da bir sonraki iş mülakatında size yeni bir pozisyonun açılışını ifade eder. 

  • Sizi tanımak istiyoruz, neleri ne için hangi isimlerle yaptınız ? İş dışında anlatmak istediğiniz sizi diğer adaylardan ayıran bir niteliğiniz var mı ?  

Malumun ilanı yeni mezunuz veya staj dışında 2 – 3 farklı noktada lise aşkları gibi kısa süreli tecrübe edindik. Ve asıl olan geleceğimizi şekillendirecek kariyer adımlarımızı attığımız yeni işinize kavuşmanızdır.  

İşte burada halk arasında CV olarak bilinen öz gelmişiniz ve geçmişiniz  devreye giriyor. Bugünden önce neler yaptınız geldiğiniz nokta, öz geçmişiniz ise, bugüne kadar kendinize yaptığınız akademik eğitimler kurslar haricinde kalan iş tecrübelerinizdir. 

Görüşmeyi yapan insanlar farklı deneyimleri, hobileri duymayı hikayeleri tanımayı yaşanan tecrübeleri duymayı çok severler. Benim yazılarım gibi bol virgüllü bir görüşme yapmadığınız sürece kısa net anlaşılır ama bir o kadar da açıklayıcı oluşunuz size kazanım olarak geri dönecektir.  

Başlangıçta, sempatizim inancıyla başlayıp neden burada olduğunuzu doğru kodlamanız, orta şeritlerde ise mesleki deneyimlerinizi anlatmalısınız. Burada yapılan en ciddi iletişim kazası sayfalarca süslü kelime ve sosyal medya içerik uzmanı gibi uzun uzun açıklanan sizi mülakata dahi davet etmeleri için gerekli merak ve fırsatın oluşmasına izin vermeyen çok detaylı ÖZ GEÇİŞLERİ anlattığınız destansı CV’ lerinizdir. 

Patronun ve sizin harika sonlu bir iş görüşmesinde bulunmak istiyorsanız, doğru vurguyu doğru yerde yapmalı. Başvurduğunuz şirketin varsa yan şirketleri dahil, tüm süreçlerini misyon ve de vizyonunu da hatim etmelisiniz.  

 Eğer kobi ise, ne iş olsa yaparım abi derken, kurumsal bir organizasyon ise başvurulan pozisyona göre  öz geçmiş hazırlanmalıdır. Geçmişte yaptığınız işe göre başvuru yapmanız her zaman önemlidir. Bunun için SGK da doğru meslek kodlarının verilmiş olması sizin açınızdan çok ciddi bir avantaj ve tecrübe kanıtlama aracıdır. 

Bir iş görüşmesi için çeşitli aşamalar vardır fakat, canım ülkemde insan kaynakları müdürü ünvanı’ nın kartvizit dışında kalan kısmını personel sayısı ile doldurulmaya çalışıldığı bir iş kariyer sisteminde ön görüşme sonrası ender de olsa, çevrimiçi bir sınav uygulaması ile evrak toparlama maratonuna katıldığımız bir macera olarak nitelendirebiliriz. Maalesef sizi değerlendirmesini bekledikleriniz sizden daha az niteliklere sahip olduğunda ama kendilerini “dük, Marki, kont, vikont ve baron” olarak tanımladıklarında iletişin ana ögesi olan dönüte cevap alınamamaktadır.  

Ama siz yine de sancağınızı şahlandırın, onbaşı gibi sizi dinleyenlere karşı yaptığınız mesleğe olan inancınızı ve ilgi duymanızdaki sizi bu görüşme odasına getiren olaylar ve bu yolda aldığınız eğitimlerden bahsedin. Hikayeleştirme yapılarak anlatılan bu anlatım türünde, eğitiminizin ve eski şirketinizin uzmanlaştığı konularda kendinizi nasıl geliştirdiğinizi yeni şirketinizde farklı olarak kendinizi nasıl geliştirmek istediğinizi konu sektör ikileminin tek bir uçta uzanan bir doğrultu gibi kariyer çizginizdeki anlamlandırarak aranan aday benim diyebilendir şeklinde noktayı altın sembollerle bezeyin. 

Eğitime olan açlığınızı hangi okullar için hangi çabalar verdiğinizi en güncel verilerle en verimli eğitimi nasıl sağladığınızı meslek konusunda geçilen aşamaları gruplandırarak ama çok fazla detaya girmeden tüm ana başlıklar üzerinden sunabilirsiniz.  

Ülkemizde bir çok şirket bir çalışanının önerdiği beraber farklı bir şirket kültüründe çalıştığı kişi ile çalışmak ister. Çünkü kontrol edilebilir çalışan neyi nasıl yapacağı bilinen personel eski köye yeni adet getirerek  bu iş aslında böylede yapılabilir diyerek omurgası oturduğu zannedilen işletme sistemini angarya ünvanlar’dan çok uygulanabilirlik düzeyine kademe atlatmayı denemez. Yine de bazı noktalarda REFERANS HAMİLİ KART YAKININIZ olabilir. İşte adını söylediğiniz kişi var olduğu sürece sizde var olabilirsiniz.  Ve daha da önemlisi sizi öneren kişinin adından öte, NASIL BİLİRDİNİZ ? Sorusuna cevap alabilmeleridir. 

Malumunuz NASIL BİLİRDİNİZ BİLİRSİNİZ ? 

İki yerde sorulur oldu birisi bu Dünya mülakatı ve  öteki Dünya mülakatı…  

İyi bilmekten öte iyi tanıyın ve gerçekten ortak bir bağlantıdan öte geçmişiniz olsun. Üniversitede hocanız, eski şirkette çalışma arkadaşınız veya stajlarınızdaki yan departmandaki ilişik departman yetkilisi bağ  olduğu kadar bağlantı da çok önemli bir hal alıyor.  

Söz konusu işte sizi buna başvurmanıza ikna eden detay ayrıntıda gizli olan bilinmezlik neydi ?  

Şirketin vizyon ve misyonunu hatmederek gideceğiniz görüşmede bu vizyonlarla sizin amaçlarınız kelime dansları ile örtüşebilmeli.   

Neden  bu pozisyonda başka şirketlerde varken siz bu işletmeyi tercih etmek istediniz ?  

Öldürücü ve yaşatıcı noktada budur işte… 

İşe alınmış gibi rolün sizin ilerlemek istediğiniz doğrultuya uygunluğu ve gelecek eğitimlerinize vereceğiniz haritalandırmada topoğrafik olarak size yol gösterebileceğine aşina olmasanız da hevesiniz ile izlemek istediğiniz yolda samimiyetinizi gösterin.  

Neyi neden istediğiniz buradaki asıl etken madde yoksa iksirin tadına bir de kurbağa bacağı karışıyor. Sonra trake solunum ile fotosentez yapma hayali ile kurum kültürüne 3 yerli 3 yabancı kelimede kendinize yer beğenirsiniz.   

Örneğin ben, organizasyon yapısına çalışana verdiği sosyal haklara izin ve çalışma sürelerine şirket içi iletişime önem veririm bununda temel sebebi çalıştığım işletmelerde bunların olmayışıdır. 

Yani insan ne yoksa onu arar var olanı gördüğünde varlığının bile farkına varamaz.  

Nasıl çalışmak istediğinizi bildiğiniz kadar bilmeliler, siz de onların ne beklentisi olduğunu görerek kendinize sorun kriz anında ne yapacağım ? Kendinizdeki eksiklikleri nasıl tamamladınız ? 

Hala hangi konuda kendinizi geliştirmek istiyorsunuz ? Ekiple mi tek başınıza mı daha iyi performans sergileyeceğinize inanıyorsunuz ?  Aynı anda birden fazla işe kanalize olabilecek, proje yönetebilecek ekibi eğitebilecek kadar altyapınız sağlam mı ?  

Eğer yol, su elektrik kısmını hallettiysek en önemli ödeme kalemi olan vergiler yani maaş ödentisi kariyer sitelerinin bazılarında ortalama maaş oranları tabii kıdem tecrübeye borçludur mantığıyla, görebileceğiniz oranlar sektörel cevaplar bulunmakta. Ama bunu belirtirken sonucun ardından nedeninizi haklı oran orantıya ve mücbir sebeplere dayandırmanız gerekiyor.  

Her zaman eli sonradan değil önceden yükseltmek gerek. Ama bilinmelidir ki ince çizgide teklifi önceden öğrenmeniz size yeni bir hamili kart yakınımdır olmadan kariyer imkanı sunacaktır.  

Önce kendinize sonra karşınızdakine dürüst olun, dürüstlük nedenli kaybederseniz günün sonunda gerçek kaybeden siz olmayacaksınız. Sektöre göre eğitim dahi olsa verilen iki yıllık bir mola dahi olsa, sektör güncelleme aldıkça sizin de güncellenmeniz gerekir. Neredeyse her hafta bir mevzuat değişen Gümrükleme işleminde 6 aylık bir ara bile 10 yıllık bir ara gibi kabul edilir. 

Böylelikle iş değişirken,  hangi detayların nasıl söylenebileceğine yönelik bir kaç söz dizimini sıralamış olduk.  

Cümlenin sonunda ekleyebilirim ki… 

En iyi yatırım kendinize yaptığınız bilgi zamanla da oluşan tecrübe yatırımıdır.  Neyi neden istediğiniz hedefiniz doğrultusunda ilerlediğiniz yollar bütünü size gelecek sunacak, her yolda şerit değişmek zorunda kalsanız bile en iyi işi siz başarmış olacaksınız.  

Unutmayınız ki ; hepimizin bildiği ve bize inanan bir liderin güvendiği gençler olarak aşağıdaki sözü her zaman aklınızda satır aralarında virgül sonrası cümle sonucunu her zaman hatırlayın. 

“Bütün ümidim gençliktedir.” Mustafa Kemal Atatürk 

BEN BİTTİ DEMEDEN BU TOPLANTI BİTMEZ !   

Patronların en sevdiği işlerden biri de toplantı düzenletip her yere talimatlar yağdırmaktır. Tabii KOBİ lerde patron varken, büyük şirketlerde patrondan öte patronlar vardır. Bunlar üst yöneticilerdir. Çalışanları SAT, SAS, Bordo Bereli sanarak, onlardan zorlu parkur içeren hedefler ister ve nasıl yapılacağınıda ben söylersem size ne gerek var diyerek çekilirler. Düzenli toplantılar uzarda uzar.

Aslında konuşulacak 2-3 konu vardır ama, bu konular  10-15 konuya çıkar ve falımda dahi böyle sakız yoktur. 10’ lu naneli paket size bu ferahlığı veremez. Aslında toplantıdan ne anladığımızda çok önemli,  en az iki kişilik saklambacı andıran bu olayda iki veya daha fazla ekip üyesinin genel durumu bildikleri halde, görüş paylaşmasının adıdır. Üst yönetici veya patron çıkar ve der arkadaşlar bu işler yapılacak bizde deriz ki, anlaşıldı Efenim.

Sonra bize grafikler anlatır ki, o grafikleri zaten biz hazırlamış ve bizim çalışmalarımızla oluşmuştur ve tereciye tere satılır. Kısacası ortak fayda amaçlı bir araya toplanma olayına toplantı adını verenler, toplantının birifingten farklı bir mecra olduğunu iş dünyasına anlatamamışlar. Bu sözlü ve görüntülü toplantıların en önemli özelliği içine su katılmadan dahi sakıza dönüştürülerek aynı konuların tekrarı sureti ile uzatılmasıdır. Ve sonunda bir sonraki toplantı gündemindede aynı maddeler olur ve tekrarının tekrarını izleriz. Böylelikle, çalışanların çalışma azim ve istekleri şirkete yönelik her türlü güvenin dibindeki kırıntılarıda yok edebiliyor.

Üstelik işyerinde üretim veya satış benzeri asıl gayeden uzaklaştırdığı gibi verimsizleştiriyor.  Toplantıda ne konuşulacağı ana grafiklerle kısa net anlaşılır ve sade olarak anlatılabilirse, zaman ve iş gücü konusunda tasarruf edinilebilinir.  

Gözlemlerim öğlen saatleri ve sonrasında olan toplantıların hele birde online ise, bir süre sonra işyerinde işin yerini iş dışı bir çok şeye istemedende olsa bırakabiliyor. Ve uzadıkça uzayan bu çam sakızı çoban armaganı gibi duran toplantıların üst yönetime ve yönetimsel sürece karşı bir antipati oluşturmakta.  Unutmadan eklemeliyim ki, en etkili toplantılar çokoprensle yani sabah erkenden yapılan toplantılardır. Böylelikle hala beyin hala uyku modunda olduğu için kısa net ve sadece ihtiyacı olan konular anlaşılır biçimde ifade edilebiliyor. 

Genellikle öğlen ve sonrası toplantılarda tekrarlarla da olsa verim alınamıyor. 

Çünkü ; toplantılar uzun sürüyor ve bir karar alınamıyor.  Konu hakkında muhatabına emin alamayıp tüm ekibi toplantıya çagırmak gibi bir gaflete asla düşmeyin. 

Hem sosyal hemde iş hayatı ile sıkışan mega şehirlerin kariyerim için buna katlanmalıyım duygusallığınıda eklediğimizde normalde bize kutagu Bilig dışında her şeyi yaşatan duygusal çöküntülerle istediğimiz verimi ne alabiliyor ne de verebiliyoruz.

Ve bunlar da bu da olsun programımızda diye eklediğimiz büyükşehir kargaşaları ile aklımızda bir çok madde ile aynı anda zihnimize yaşattığımız bir tahribatı bir düşünün. Hele birde o toplantılarla iş ve özel hayat dengesinin iyice akrabalaştığı, mesainizin bitmesine veya izin gününüz olmasına rağmen katıldığınız toplantılar, bizi bizden alıp sizleştiriyor.

Sonrasında o muhteşem toplantılara mesaide olsa bile girmemek için üretilen etkileyici bahaneler, toplantının kaybettirdiği süreçte yapılması gereken işlerin bitmesi için yapılan fazla çalışmalar, planlanan zamanda yapılamayan işler, dedikoducu bir düzeneyin ve bıtkınlığında etkisiyle kendimizin dahi anlamlandıramadığı yorgunluk, bezmişlik ile gelen istifalarında etkisiyle, merdivenin basamaklarının birbirinden haberdar olamaması zincir halkalarının arasına başka zincirden öte ip gerilmesi gibi, sebeplerden şirket içi şirketleşmeler yani gruplar oluşmasına yol açacaktır.

Tabii bunlar fark edilmeyecek şeyler değil, ancak fark edildiğinde şirketlerin katma değeri olan çalışanları kaybetmiş olabiliyoruz.  

Toplantılarda, çalışma arkadaşlarınıza verdiğiniz işlerde kısa zamanda büyük işler bekliyorsanız bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra bıtkınlık oluşacaktır. Fakat, aynı işi daha uygun zaman diliminde verdiğinizde verilen görevi daha etkin ve verimli yapabilmenin yollarını arayacaklardır.  

Bu sebeple, tüm yazıda uzata uzata dediğim gibi ne yapmak istediğinizi ana konununuzu bilerek toplantıya başlayın tüm katılımcılar konuları önceden öğrensinler ve ana konu bitince işin gıybet kısmı mahşere kalsın.  

Toplantıları soru cevap şeklinde açık oturum gibi yaparsanız daha kısa ve net sonuçlara ulaşırsınız.  

Toplantı planlanırken bazı sorular sormak gerekir. 

  •  Gerçekten çözülecek bir sorunumuz varmı ? Bu problem nedir ?  
  • Sorunu kaynağında çözmek için hangi donanımda ve deneyimde bilgi sahibi personeller ve ihtiyaçlar listesine ihtiyaç var ?  
  • Sorunun önceliği nedir ? Başka nasıl çözüm yolları deneyebilriz. 
  • Doğru kişilere doğru bilgiler doğru kanaldan iletilerek, toplantının gündemi ve planı eksiksiz biçimde hazırlandı mı ? 

Tüm bu sorulara verilecek dürüst cevaplar iş verimliliğini etkileyecektir. Toplantının içerik ve düzeni sizin şirket içi her alanda başarınızı etkileyecektir.  

Bazen doğru sorular yanlış yollardan daha erken dönülmesini sağlayabilir.  

  • Amacımız neydi ? Nasıl bir yola evrildi ?  
  • İçerik neydi nasıl olmalıydı ? Aslında kimleri ilgilendiriyordu ? 
  • Amaç karar almak mı yoksa bilgi vermek veya bir konunun sonuçlarının istişaresi mi ? 
  • Toplantının asli katılımcılarına gerekli bilgilendirme, hazırlık yapabilecek kadar önceden sunuldu mu ? 
  • Hangi yolla yapılmalı ? Online mi yoksa yüz yüze mi daha etkili ve verimli olur ?  
  • Ne beklendiği ne istendiği ve genel amaçların toplantı misyona uygunluğu iyice düşünülmeli ve toplantı esnasında olumlu veya olumsuz görüş bildirecek kişilerin belirlenerek riski en aza indirerek, farklı düşünce tarzlarını da engellemeden bağımsız bir fikir telakisi ortamı sunulabilir mi ?  
  • Etkili ve verimli zaman yönetimini en iyi nasıl yapabiliriz ? Toplantıların sekreteryasını yapacak olan bir modoratörden destek alınabilir. İşler bir bilgisayar oyunu gibi amaç ve görevlere bölünerek iş bölümleriyle organize edilebilir. 
  • Not tutmanın ve her nevi kayıt almanın önemi çok büyüktür. En son bu notlar üzerinden çalışmaya son şekil yine “çekirdek ekipçe” verilebilinir.  

Bu ve benzeri basit ve etkili adımlarla toplantılar bir daha toplanmama andı içme mekanizmasını dönüşmeyecek, çalışma arkadaşlarımız kendilerine güvenerek neyi neden yaptıklarının anlamını daha iyi anlayacak ve yine mi aynı şeyi konuşuyoruz icraat olmayacak yine gibi olumsuz intibalardan uzaklaşacaklardır. Böylelikle toplantıları zaman kaybı olarak görmek yerine kurumlarının işlerini yürütmek için, domino taşı olduğunu görerek daha iyi bir ruh haliyle katılım sağlayacaklardır.

Ayrıca belirtmeliyim ki, toplantı öncesi hafif eğlence içerikli çalışma ortamında bulunmak katılımcıların oldukça üretken olmasında etkili oluyor. Bu konuda Google şirketi inanılmaz derecede iyi bir çalışma şartı sunuyor işi eve değil, evi işe getirerek ev konforunda dinlenerek esnek çalışma şartları ile çalışmayı dah eğlenceli ve renkli bir hale getirebilirsiniz.  

Yıllar önce üniversitede yönettiğim proje ekibinde, kapalı alana fobisi olan iki arkadaşımız vardı, oldukça negatif ve isteksizdi. Bir gün şaka yapmak isterken çözümü kazara buldum. Ona dedim ki ; ne istersin istersen dışarda yeşillikte banklar var orada oturup termusla çay servisi ile kurabiye eşliğinde yapalım mı demiştim. 

Cevap : Aslında iyi fikir demişti. Beni yanlış anlamıştı ama, iyi ki de öyle olmuştu. Hep beraber banklarda toplanmış ve oldukça keyifli bir ortam oluşmuştu ve hepimiz bunun çok faydasını görmüştük. Ne var ki Leptoplarımızın şarzı çok fazla dayanmadığı için araba aküsü ile enerjiyi dönüştürerek üç günlük kamp yapmıştık.  

Koşarak ve yürüyerekte olaylara farklı bakabiliyoruz. Her zaman oturup düşün düşün zordur işin ile olmuyor. Sorular ile cevapları birbirinin ardına koymak yerine cevaplara göre sorular sorsaydık mesela, nasıl olurdu ?  

O Toplantı ben bitti demeden bitmez diyen yöneticilerimize inat, şampuanı bitirmemek için su katan bir milletin evlatları olarak, o toplantıları bu yöntemlerle bitireceğiz…. 

Tekrarı olmayan toplantılarda görüşmek üzere…. 

Kobiler neden KOBİ kalamıyor da işçiler hep işçi kalıyor ?  

İşletmelerde tüm sistem, finansal başarı ya da iflas şeklinde iki temel varsayım üzerinden yürür. Bunun da temel neden ve niçinleri vardır. Belki yılda 150 şube açacağım şeklinde bir hedef koyarak orantısız bir büyüme ile kazanacaklarını düşünürken bu şubelerin nitelikli personel ve idari kadro ihtiyaçlarını lojistik ve operasyonel mali değer girdi ve çıktılarını düşünmeden yapılabilecek bir hamle ile yatırdığınızdan fazlasını da kaybedebilirsiniz.  Tabii bu belli bir öz sermayesi var olan ve sürekli sermayesinin desteklenebileceğine emin olduğumuz işletmelerde yaşanan bir durum.  Bir de Küçük Olamayıp Büyümek İsteyen mini mini birler çalışkan ikiler Yani KOBİ’ ler var.  Yani Küçük balık şirketler… 

Neden ne şekilde nasıl ne için batıyorlar ?  

  • Stratejik hamle eksikliği veya yalnışlığı  
  • Yetersiz sermaye ve finansal nakit akışı problemleri 
  • Niteliksiz yöneticiler ( Özellikle aile şirketleri)  
  • İş planlamasının olmaması  
  • İhtiyaç duyulan ihtisaslaşma olmaması, herkesin her işi yapması. 
  • Çalışacak nitelikli yaka sahibi personel bulamamak.

Bunlar işin buzdağı kısmı tabii bir de zirvesi ve dibi de var.  

Aslında KOBİ olmak iç güveysinden hallice olmak gibi bir şey olsa gerek, ama işçi olmak kadar rahat olmasa da batmaz çıkarsanız haftalık izin saatlerinizi siz belirlersiniz. Patronsanız çalışma arkadaşlarınızın izin günlerini değilseniz kendi izin saatlerinizi belirlersiniz ancak, her halükarda asla özgür değilsinizdir. Çünkü çalışmak 7/24 devam eden bir beyin ve fiziksel aktevitesidir.  

KOBİ’ ler neden konkarto ilan etmeye kadar giden sürece kadar geliyorlar önce buna bakmak lazım. 

  • En az yarısına yakını arz talep esnekliğini stratejik olarak yanlış hesaplıyorlar. Mesela Pandemi ortaya çıktığında maske ve temizlik maddesi üretmek dururken, cafeterya işletebileceğini düşünen arkadaşlar ipe un serdiler.  
  •  Bir işe başlarken ilk 6 ay üretim girdileri ve personel giderleri, diğer harcıgahlar için yedek akçe ayrılmamışsa bir süre sonra devamlılık sağlanamıyor. 
  • Nitelikli personelin niteliksiz kişilerin yönetiminde kalamaması özellikle aile şirketlerinde sıkça yaşanan bir durum olup şirketin verimli yönetilmemesinden kaynaklanıyor.  
  • Çekirdekten tecrübe edinerek gelmeyen yöneticilerin yetersiz oluşu nitelikli çalışanların güneye kanat kırpmasına neden oluyor. 
  • Kaliteli ürün ve katma değerli hizmet sunamamak, mesela İphone telefonlar bir örnek sunulabilir. 
  • Pazarlama, reklam ve müşteri hizmetlerinde ve geri bildirimde yeterli seviyede olmamak. 
  • Rakip şirketlerin yukarıdaki işleyişleri doğru yönetmesi sonucu büyük balık tarafından yutuluyorlar. 

Bunlardan en bariz olanı sermaye yetersizliğidir. Basitçe, sermaye iradinin üretim arzı ile talep arasında sıkıştığında desteklenememesi ve nakit akışı eksikliği ile üretimin devam edememesidir. Çok sık rastladığım operasyonel bir hatadan bahsetmek istiyorum. Üretmek için yeterli sermaye ayırırken, yönetmek için meteliğe kurşun sıkmayı denerseniz, pazarlama, reklam personel gibi ve ek harcıgahlar için ihtiyaçları unutursanız, şirketinizi de sizin unutmanız gerekir. 

Yönetmek için nakit akışı sağlayamayan şirketlerde ilgimi çeken bazı detaylar var. 

  • Sermayenin yedek akçe olarak öneminin farkında değiller. Fakat, yaşanılan gelişim süreçleri sonrası gelişimde engel olduğunun farkında olsalar da bu sorunu personelleri işten çıkarmak ile çözümlemek gibi başka bir hata ile perçinliyorlar. 
  • Ya da sosyal ve özlük haklarını kısarak masrafı azaltmaya çalışıyorlar. Bir çok şirketin yemek vermek yerine Setcard, sodekso, multinet gibi şirket yemek kartlarıyla personele günlük 20 TL lik yemek sunup 35 TL lik harcama yapmasını beklemeleri sonucu ortaya çıkıyor. 
  • Bunun üzerine banka kredileri ve faiz ödemeleriyle işleyişi devam ettirmeye çalışıyorlar. Bazen banka kredileri red edildiğinde personel çıkararak durumu kurtardıklarını düşünüyorlar. Hizmet alabilmek için hizmet vermek gerektiğini unutuyorlar. Banka kredisi dışı factoring şirketleri ile finans sorunlarını çözmeye odaklanıyorlar. 

Görüldüğü üzere bir hata bir çok hatayı beraberinde getiriyor.  

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı image.jpeg

KESİN OLARAK İFLAS ETMENİN YOLLARI  

  • Piyasanın ihtiyacına karşılık verememek, fikir mülkiyeti problemleri, doğru fikrin yanlış sunulması. 
  • Plansız harekete geçmek, kazanma açgözlülüğü, anlık girişimcilik ve inovasyon eksiklikleri. 
  • Etkin ve verimli liderlik süreci olmaması, yatırımcı ve yönetici ile çalışanlar arası iletişimsizlik, zahmetten kaçınmak, çok iyi bilinmeyen işlerde başkalarının yorumu veya yönetiminde sadece finansa sahip olunduğu için müdahaleci olmak, kibir, ego, ilgisizlik ve gönülsüz çalışmak. 
  • Kaz gelecek yerden tavuk esirgemek, her yeşil renkli kağıt dolar değildir. Katma değerli ürün yerine ham madde satmaya çalışmak, parayı tüm değerlerin üstünde sanmak, İyi bir muhasebeci ve iş geliştirme uzmanına sahip olmamak. Küçük giderlerin toplandığında büyük giderlerden fazla tutara ulaşabileceğini göz ardı etmek. 
  • Kazanmaya başarmaya odaklı insanlar yerine isteksiz insanlarla çalışmak için direnmek. Çalışan ile müşteri arasındaki haklılıkta tarafsız olamamak. 
  • Ürünün doğru zamanda doğru yerde ve doğru şekilde tanıtılması. Web site ve sosyal medya hesaplarının olmaması 
  • Güçlü rakiplere karşı zayıf, zayıf rakiplere karşı güçlü rakip sunmak. ( Büyük marketlerin kendi markaları ile ürünleri ünlü markalara yaptırıp çok ucuza aynı kaliteyi satması. Migros’ un Tamek’ e Caurfour’un Tat markasına salça ürettirmesi veya Perilla markasının Doğrular markası adıyla ucuz ürün üretip satması. 
  • Doğru fiyatı doğru ürüne belirlemek, ürünün eder kalitesi ile ürünü satın alacak kitlenin alım gücüyle fayda maliyet hesabının SWOT analiz ile yapılabilmesi. 
  • Daimi müşteri yerine anlık yüksek kazanca odaklanmak, Aşırı hızlı büyüme isteği, müşteri önerilerini dikkate almamak. İnsan, finans ve üretim araçları gibi iradi kaynakların yanlış kullanılması. 
  • Satış miktarının çok üzerinde üretim ve ürün yatırımı yapmak, hepimizin bildiği bir ısıtıcı markası hatta çoğu insan modeli zanneder evet UFO ısıtıcılardan bahsediyorum. Çok iyidiler ama kontrolsüz büyümeyi tercih ettiler, Çok büyük yatırımlar yaptılar yaklaşık 10 yıl öncesinden bahsediyorum. Fakat 2 yıl üst üste kışın kış üşütmediği için artık yoklar. Başarılı görünmek için uğraşmayın başarılı olun. Zeki MÜREN size el sallayacaktır. 
  • Müşteriye veya borçlu olduğunuz kuruluşa veya çalışma arkadaşlarınıza fark etmeksizin ya söz vermeyin ya da verdiyseniz tutun. Ödemelerde asla kredi kullanmayın ve birey ya da ürün bazında hiçbir zaman tek bir yatırıma yönelmeyin her zaman bir sepet planınız olsun.  
  • Plan E her daim hazır ve nazır olsun.  

  Yazının Sözü Uygulaması :  

Kobi’ler holdingleşirse, işçiler kobileşir. 

İşçiysen işçiliğini bil kardeşim, ben sırtımı devlete dayadım diyemiyorsan….

 

Tüm yazılarımda işçilerden, işçilerin çalışma düzeninden  ve iş ve işçiyi yönetmekten dilim döndükçe bahsetmeye çalışıyorum. Çalışan kelimesi emek veren emekçiyi ifade etse de, işçi sözcüğü kamuda memurdan daha çok maaş alıp ama yükselemeyen fakat, 657 sayılı memurin kanununa tabii çalışanları kapsıyor. Hepimizin bildiği işçi ise, çok çalış az maaş al yarış atı gibi burun farkı ile girdiğin işe bir üstündeki yöneticinizin veya patronunuzun iki dudağı arasında sakız olabileceğiniz bir durumdan ibaret…

Asıl soru şu özel sektörde çalıştığınızda performansınız patron veya yöneticinizi etkiliyor mu ?

Ve bu çalışma performansınız sizin hayatınızı ne şekilde etkiliyor ?

Her yıl Kamu Personeli Seçme Sınavı ile her yıl umutlarımızı gömdüğümüz 2021 yılında bende girmiş olduğum KPSS Sınavına ödemiş olduğum ve ilk çalışmaya başladığım 2014 yılındaki bir haftalık maaşıma denk gelen parayı yatırdıktan sonra, tüm çalışma hevesim kaçıyor. Çalışan biri olarak bu durum beni etkiliyorsa işsiz ve üniversiteden mezun yeni bir gencin ülkesinde gariban olmasını ve yurt dışında bir ülkeye beyin göçü olarak gitmesini nasıl yadırgayabiliriz ? 

İşte bu minvalde devlet memurluğunun değerli oluşu ve maaşım geleceğim garanti de düşüncesinin güvencesinin nedeni de bellidir. Ancak devlet memurluğunun dahi kurumsal atamalarla yapılması nedeniyle gençlerimizin önünde özel sektörde çalışmak (Genellikle yurt dışına geçiş öncesi harçlık kazanmak için)  ya da beyin göçüne katılmak dışında başka bir yol kalmıyor.

Sende benim gibi, cevapların var ama sorularını şekillendiremedin mi ?

Bu konunun aslında ilginç bir cevabı var. Özel sektörde bir süre tecrübe ettikten sonra kendimizce tüm sorularımıza cevap bulduğumuzu düşünüp aslında cevaplara yeni sorular bulduğumuzu fark ediyoruz. Örneğin ben ilk iş tecrübemde iki yıllık aktif saha tecrübenim ardından, artık kurumsal zincir sisteminin her şeyini bildiğimi düşünüyordum. Daha sonra 2020 yılında çalışamaya başladığım başka bir kurumsal zincirleri olan işletme de eski işimden farklı olarak hareket halinde olmaktansa artık sabit bir noktada çalışıyorum. Alışılmış düzenden alışılacak düzenin ne tür zorluklar yaşadığını da gözlemleme imkanına sahip oldum. Her ikisinde de ortak durumlar oldukça fazla.  

Mesela  ;

Dolaşırken başımızda mobil bir yöneticimiz vardı. Sabit lokasyon da her an kamera ile izleniyorsunuz. Aslında sizin açınızdan çokta değişen bir durum yok.

Kariyer hedeflerin için önce kariyere başlaman gerektiğini bilmiyor olabilirsin. Maaşlı bir işte çalışıyor olmak kariyer planına başladığınız anlamına gelmez. Sadece maaş alıyorsunuzdur. Eğer pozisyonunuz yükselmeye başladıysa bu durum sosyal haklar ve maaş ile devam ediyorsa işte o vakit kariyer çalışmalarınız başlamış demektir.

Durumu özetledikten sonra ana temamıza geri dönerek, ne yaparsanız yapın azdır. En zor işi başardığınızda en azından teşekkür beklerken bir sonraki zor işin listesini önünüzde görebilirsiniz.

Elbette kişisel menfaatimiz için çalışarak para kazanıp kendi ihtiyaçlarımız için emeğimizi sunuyoruz, özel sektörde istisna işletmeler olsa da genellikle emek sermaye eşitliği pek çok defasında karşılanmıyor. Bu konuda çalıştığım ancak adını veremediğim işletme yönünden ben çok şanslıyım.

Çalışırken özel sektörde karşılaşılabilinecek olumsuz örnekler

  • Maaşınızın tamamı aynı gün hesabınıza yatmayabilir, suç olsa da bir kısmını elden vermek isteyebilirler. Bir çok işletme sizin sigorta pirimlerinizi bir bakıma gelecekte emekli  maaşınızın katsayısını belirleyecek olan pirimlerinizi düşük ödemek için, ayda 6 bin maaş verdiği bir personeli için asgari ücretli olarak göstererek devlete vergi vermeyerek suç işlerler.
  • Maaşlar gününde yatmayabileceği gibi belli bir tarihi olmaksızın ertelemeler yaşanabilir. ( Şuan çalıştığım işletmede her ayın son günü maaşlarımız hesabımıza yatar. Haftanın son günü resmi tatil veya hafta sonuna denk geldiğinde ise öncesinde yatırılmakta.)
  • Bazı işlerde satış ve kar payı dağıtımları vardır. Buradan size ya hiç verilmez ya da çok düşük miktarlarda paylaşılır. Özellikle bankacılık sisteminde üst yönetimlere çok yüksek miktarda kar payı dağıtılırken, personel herhangi bir fayda sağlayamaz. Üstelik zarar açıklayan özel bankalarda yönetimlere aktarılan bu kar payına anlam veremiyorum. Bankamızı yönetemediniz tebrik ederiz der gibi…
  • Sosyal haklar genellikle ismen vardır. Bugün görüştüğüm üniversite mezunu bir genç bana işyerindeki sosyal hakkının yemek yiyebilmek olduğunu söyledi. Bunu işletmenin lutfu olarak düşünmesi de apayrı bir konu.  Resmi tatillerde günlük ücretin 3 katının verilmesi gerekirken normal ücret üzerinden çalıştırılma veya ücretsiz izin veren işletmeler olduğuna şahit oluyoruz.
  • Sorumluluk verip yetki vermemesi böylelikle bu işi bu yöntemle yapacaksın ama yetkin yok. Problem halinde seni tanımıyoruz demesi gibi bir durum. Ayrıca verilen her sorumluluk değerlidir ve önemlidir. Verilen emeğe karşılık ücretinin de maaşa eklenmesi gerekmektedir.
  • Günde 10 – 12 saat çalışmanız istenebilir. Ki iş kanununda bunun süresi 8 saattir. Bunun farkında olmayan pek çok işçinin olduğunu da gözlemliyorum. Mesela çalıştığım işletmede çalışma sürelerimize çok dikkat edilir ve eğer iş gereği 10 dakika fazla çalışmamız var ise, bu çalışma süresi bize iade edilir. Sosyal hayatınız olup olması özel sektörde pek çok firma için bir anlam ifade etmez.
  • Eğer sizden vazgeçmişlerse, kıdem veya ihbar tazminatı varsa kasa ve de soğuk hava tazminatı gibi tazminatlarınızı almanızı engellemek için Mobing ( Yıldırma, iş yerinde psikolojik terör.) yapabilirler.
  • Yıllık izinlerinizin tarihleri şirketin işleyişine göre patron ya da yönetici tarafından en az ikiye bölünür. Sizin kararlarınızı sizin adınıza onlar verirler. Buna uymanın şirket presedürü olduğunu iddaa edebilirler.

Özel sektörün sağlayabileceği faydalar.

  • İşletmenize göre devlet memurluğundan daha çok maaş alabilirsiniz. Tabii bunun çok iyi yetenek ve etkili bir özgeçmişe sahip olmaktan geçtiğini unutmamak gerekiyor.
  • Memur gibi işe git gel yerine her an bir maceraya hazır olmak ve aniden yarın Berlin’ deki toplantıya gideceğini söylemiş miydim şeklinde bir cümleye hazır olabilmek ve yeni yerleri keşfedebilme imkanı.
  • Büyük şehirlerde özellikle mega kent İstanbul da  yaşayabilmek için bir fırsat.

Her şeyi bir köşeye bıraktıktan sonra  eğer özel sektörde çalışacaksanız, Değer gördüğünüz mutlu olduğunuz verdiğiniz emeğe değdiğine emin olduğunuz ve o işletmenin çarkı değil de beyni olduğunuz  bir işletmede çalışıyorsanız dahasını düşünmeye gerek yoktur. Ancak hakkınızı alamadığınız mutlu olamadığınız bir işletmede iseniz; biran evvel oradan kaçın ve geleceğinizi kurtarın.

                              Yazının Sözü Uygulaması :

Özel sektör çalışanı olmak,  özel olamayan her şeye sahip olmaktır.

Yaptığın işe, verdiğin emeğe, değer biçebilmek….

Hep dinlerim ve söylerim tabii kendimce, mavi ya da beyaz fark etmeksizin ortada bir yaka varsa ya öğrenci ya da işçisindir. İşçisin ama işçi kalma çalış biriktir ve işveren ol ;  lakin burjuvaziye kurban gitme. Veya da kraldan çok kralcı olmadan da başarabilirsin, yeter ki Ceza gibi “fark var”  diye sesini duyur. Yoksa içinde kalanları söyleyemez  ve “fark var” demek yerine “sus pus” olmayı tercih eden olmak zorunda kalabilirsin. İşte mesele burada başlıyor. Çalışmak için mi yaşıyoruz yoksa yaşamak için mi çalışıyoruz sorusuyla başlayarak emek/Sermaye denkleminde hacı Maslow’ un ihtiyaçlar hiyearşisinde edindiğimiz katman kadar çalışmayı hedeflerken ömrün çalışmak için geçtiğini, fark ederek anca düşünür ama uygulamazgillerden hacı yatmaz misali olan, şeyh Karl Max’ ın gösterdiği hedeflere yürürken verilen emeğin ve bu uğurda geçen zamanın bölümünden kalana ya da ortaya çıkan değere ücret adını veriyoruz.  

İşte mesele bu, süre kısa ise ücret, ortalaması aylık olarak yatırılıyor ise verilen ismi maaştır. Emek saati arttıkça fazla çalışma miktarı çalışana ek mesai olarak sayılır. İlginçtir ki, ücret miktarı verilen emek kadar arttıkça, ( Bazı işletmeler 3 saat fazla çalışmaya bir günlük yemek ücreti yatırıyorlar.) maaş sabit kalır. Üstüne yatırılacak parasal miktarda  maaş farkı veya pirim şeklinde adlandırılır. 

Bir işe başvuruda bulunacaksın ve senden maaş beklentini soruyorlar aslında her şey belli, burjuvalar yani patron kendi mutlu sonunu biliyor ve bir timsah gibi yaşanacakları bilerek göz yaşı döküyor. Ama karşınızdaki eğer patronun işçisi olan kişi ise işiniz daha da zor. İşçinin işçiye yaptığını patron yapmaz. İşçiler kardeş patron kalleş sloganı 1970’ ler gibi geride kaldı. Eğer işçi de kalleş olmasa idi, iş sendikaları işverenin değil, işçinin hakkını korur, deneme süreci adı altında ilk 4 ayında iş ve işyeri kurallarına uymama durumu harici keyfe keder seni işten çıkaramazdı veya pek çok kurumun suistimal ettiği İŞKUR işbaşı eğitim adıyla yaptığı gibi 3 ay da bir personeli değiştiremezlerdi. Belli bir sayıda personel alma zorunluluğu olsa da bu sayı % ‘lik olduğunda minareyi çalan kılıfını hazırlamış oluyor.   

ŞEKİL A

Zor ama zaruret bir konu olarak beklentiniz denildiğinde, hiçbir insan kaynakları yetkilisi sosyal hakları kast etmez.  Onları mecburen verecekler size beklentiniz maaşı sorarlar. Bununda belli taktikleri vardır. Açlık sınırı altında deniz seviyesi yukarısında olan “asgari ücret” veya eğer en kötünün bir iyisi ise, asgari ücretten ortalama 500 – 600 TL daha yukarıda olan bir miktara denk geliyor. AGİ vs. 3,600 Net miktar Kira gıda çocuk masrafı ile hak getire… Tabii istisnai şirketler sosyal imkanlar ile çalışmayı çok cazip hale de getirebiliyorlar. Yeter ki çok çalışıp kasalarına matruşka mantığında süregelen emeğin karşılığının katlarını sürekli hazırlayın.   Eğer daha önce iş tecrübeniz yoksa başlangıcınız asgari ücretten başlar veya yapacağınız işin sektörel bazda ücretleri ortalamasını zaten patronlar kulüpleri önceden belirlediği için bellidir. Siz sadece onların beklediği cevabı verirsiniz.  İşin değerini bilin ona göre fark yaratan miktarlar ile komisyon pazarlığı yapın. Bunları yazan biri olarak mevcut işimde bunların hiçbirini yapmadım. Çünkü bu iş öncesi yapılabilecek en kötü işlerde sadece iş tecrübem olsun diye çalıştım. Hatta kendi sorumluluğum olmayan işlerde bile rol alarak, tecrübe edindim. Tabii başka arkadaşlar buna hamallık adını veriyorlardı. Şuan o dönemki arkadaşların tamamı benim neredeyse her alana yayılmış tecrübelerime danışmadan iş yapamıyorlar.  

Yapılan her işin finansal bir değeri vardır. Mesela ben, gönüllü olarak bilgim olan konularda üniversite öğrencilerine danışmanlık yaptığım dönemlerde hediye vs. işlerine girmek isteyen arkadaşlarla anlaşmamı bir bardak çay üzerine yapardım. Çok fazla uğraştıran arkadaşlarda 3 çay bir kahveye denk geliyordu. Amacım gayet basitti. Öğrenci de para bulunsa bile ben almam. Tabii süistimal etmeyen arkadaşlar için ifade ediyorum. Bilginin değeri sonsuzdur bir rakam biçilemez lakin ideallerimden birisi de gençlere bir şeyler öğretmektir ve bilgininde zekatı vardır mantığıyla, her daim paradan öde ülkümü gözeterek, yükselmenin ve ileri gitmenin yolunun Şair Nazım Hikmet’ in de dediği gibi sen yanmasan ben yanmasam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa demeyi de bilmek gerekiyor.  

Sahip olunan veya aranan işin elbette belli bir değeri vardır. Lakin iş sağlayıcı işletmeler bu değerlere genellikle çok yabancıdır. Hele ki bu pozisyon’ nun sizden önceki yetkilisi sizin halef olacağınızı bildiği an, siz sanki babasını öldürmüşsünüz gibi davranabiliyor. Haliyle de iş şahsi duygusallıklarla süregelerek, işin değeri ve kazancı da uyumlu olamayabiliyor. 

Başvurduğun pozisyonun şirkete faydalarını ve emanetin ehli olduğunu vurgulamayı unutma.  Eğer anonim bir şirkette çalışıyorsanız şirketin verileri halka açıktır. Değilse de üzülme, profesyonel işletmelerde iç ilan şeklinde başvurduysanız yöneticiniz size kısaca bahsedecektir. Dış ilan ise; sor öğren metodu ile şansını denemelisin. Sebebini sorduklarında cevabın hazır olmalı.  İşletmenin hedefini bildiğim sürece durmadan o hedefe yürüyeceğime emin olabilirsiniz. 

Doğru zamanda doğru sorular ile mülakatı kendi lehine çevirebilirsin. Böylece bu işi becerecek kişinin sen olduğunu anlamaları uzun sürmeyecektir.  

Unutmadan da eklemek istiyorum…  

Kişisel bakım çok önemli, saçlar, eller, yüzdeki makyaj veya sakal temizliği yapılmalı. İşinin mahiyetine göre ruh hali ve gerekli senaryoları kurgulayarak rol çalışması da yapman faydana olacaktır. Her açıdan unutmamalısın ki İnsan Kaynakları yetkilisi diplomana, becerilerine bakarken senin dış görünümüne de bakarak seni her açıdan bir bütün olarak gözlemleyerek bir sonraki aşamaya geçişini kararlaştıracaktır.  

Sektörel bazda kıyafet seçimi görüşme yapılacak kuruluşa çok şey anlatır ve ilk başta da dediğim gibi FARK VAR ! Diyeceğiniz bir sürecin başlangıcı olabilir. 

Resmi giyimler : Evrak takibi gerektiren , resmi dairelerde bulunduğunuz işler, muhasebe, hukuk bürosu ve finansal kuruluşlar gibi… 

Abartısız Sportif ve şık : Satış danışmanlığı, hizmet sektörü, eğitim, kobiler,  mühendislik ve teknolojik işletmeler ve gayrimenkul işletmeler olabilir. 

Özgün ve farklı modeller ise;  Moda, eğlence, grafik tasarım, oyun vdeo, muzik ve her türlü sanatsal iş alanı. 

Her ne yaparsanız yapın. AŞK’ la yapın diyordu Kenan Doğulu  2015 yılında, İşte o AŞK sizin iş modelinizdir.  Her işletme iş modelleriyle ilgili tahminlerde bulunur. Ve yukarıdan aşağıya hedef belirlenir ve aşağıdan yukarıya doğru hedefler gerçekleştirilir. Başarılan her zorlu bir hedefin ardından daha da zorlu bir hedef sizin şartlarınız değişmese dahi beklenenden fazlasını yapmanız normalmiş gibi önünüze konur. Bunu yaparken size gerekli enstrümanlar sağlanamasa bile bu onların sorunu değildir sonuç olarak hedef başarılmamıştır. Siz işi AŞK’ la yapmamışsınızdır. Ama hepsini yaparken, düşünmek gerekir. 

1- Bir müşteri temsilcisi kaç müşteri ile ilgilenebilir ? 

2- Bir yazılımcı kaç satır kod yazabilir ?  

3- Bir öğretmen dinlenmeden kaç saat ders anlatabilir. 

4- Bir yönetici,  yönetici olduğu için sürekli koşturarak ne kadar süre çalışabilir. 

Son olarak ;  Bir insan kaynakları yetkilisi ve yaptığı işleri hesapladığınızda bu kadar zorlu ve teferruat gerektiren işler yapan yetkilinin alması gereken maaş neye göre belirlenmeli ? 

Aslında bunların hepsinin çözümü iş paylaştırma ve havuç ödül sisteminin doğru uygulanması ile münkündür,  elbette uygulayacak olan işletmelere… 

Hepsinden sonra da düşünmelisin ki ;   

Tüm  bunlara bakarak, senin verdiğin emek karşılığında aldığın maaş ve haklar neler olmalıdır ?  

                                              Yazının Sözü Uygulaması : 

Hayatımda bir kez işten deneme sürecinde çıkartıldım sebebi ise, 10 yıldır zarar eden departmanın cirosunun ben geldikten sonra 3 ay içinde 15 –17 bin civarı artış göstermesi oldu. Düzen bozulunca önce beni gönderdiler,  sonra ilk başta o departmanın yetkilisi sonra o departmanda olan herkesin işine son verildi. O yaptıkları hata sonrası bugün Türkiye’ nin en iyi şirketlerinden birinde çalışıyorum.  Bazen en kötü şeyler bile size birer fırsattır.  O işletmede yaptığım şey ise basitti. Satılacak durumda olan ürünlerin temizlenip paketlenmesini sağlayıp satışa sunuyordum. Onlar ise, ya çöpe ya da farklı şekilde mağaza dışına çıkartıyorlardı.  

“Karar verirken acele etmeyin,  hayat şaşırtılara gebedir.” 

Neden biz sizi ararız ?

Hepimizin mizahen söylediği ama yaşayarak staj yeri bile bulmaya çalışırken duyduğu sözcüktür. Çoğu zaman arkanızda dayı amca veya kuzen desteği yoksa, isterseniz istenilen beceri alanında Türkiye derecesi yapın bir anlamı yoktur. Cümlesinin özetlenmiş sokak ağzı ile kelime yapılmış halidir. Aslında aklımızdaki soru ile neden iş başvurularıma dönülmüyor ? Sorusuna cevap arayacağız. Açık yani yayınlanan iş ilanı varda biz mi başvuruyoruz, yoksa kurum iyi genel ilanları var ne iş olsa yaparım abi mi diyoruz önce buna karar vermek gerekiyor. Çünkü ne aradığımızı bildiğimiz vakit nerede olacağımızın gelecek planını da listeli halde sayfa sayfa dökmeye başlıyoruz. Bir de yeni mezun grubunda doktor hastalığı diye adlandırdığım bir durum var. Hani doktor olursun anlarım yarın gel başla zaten memlekette doktor az derler. O da stajyer doktor olarak kariyerine başlarsın. Ön lisans veya lisans eğitimini tamamlayan gençler staj yeri bulmakta zorlanırken mezuniyet sonrası işletmelerin çiçeklerle ve dolgun maaşlarla onları karşılayarak boyunlarına çiçeklerin takılı olduğu kurdeleleri bağlayarak miss Turkey güzeli / yakışıklısı seçileceklerini umuyorlar. Aynı duyguyu bende yaşamıştım. Hemde o dönem kıytırıktan teyyare selam söyle o Myo ya şeklinde ne devlette ne de özel sektör de iş imkanı olmayan “Yerel Yönetimler” adlı bölümü güçlükle bitirmişken…  

İşte yeni mezunlar benim tabirimle sudan taze çıkan balıklar taze taze mühendislik mezunu ise işe fabrika müdürü olarak başlayacaklarını umarak girdikleri kapıdan şanslı iseler, stajyer olarak çıkabiliyorlar. Fazla çalışkan ve ne iş olsa yaparım modundaki diplomalı arkadaşlar ise, stajyerlerin yükselişi filmi çekimlerinde kendilerine hayli zorlu bir yol içerisinde yer edinebiliyorlar.  

Buradaki en delice soruya hazır mıyız  ? 

Bu durum işletme / firmadan mı yoksa başvuruyu yapan staj veya iş arayan kişiden mi kaynaklanıyor ? Yapılan genel hatalar ve yaptığım hatalardan çözüm önerilerim… 

Aslında burada da iki temel soru boğaz’ ın iki ucu gibi karşımıza çıkıyor. Başvuruyu nereden yapıyoruz ? Eğer Covidzade Ekrem misali romantizim seviyorsak uzaktan uzağa işletmenin internet sitesi ile bağlantıya geçiyoruz. Veya benim her zaman başarı olasılığı gördüğüm saha başarısı sahada kazanılır şeklinde yorumladığım yöntem ilanı gör ama bakıpta yan cebine koy prensibidir. Gör ilanı git işletmeye gelecekte satış müdürü arıyormuşsunuz bende duydum ve geldim. Demeyi bil. Tabii işlere şartlara isteklere göre pozizyon number one olabiliyor, lakin siz orada ne olmak istiyorsanız onu hissederek girin ama işi iyi bildiğinizi bilmesinler yoksa iş bulamazsınız.  Var bir hayalimiz çalışmamız iş geçmişimiz modu da olmasın ama,  ne için geldiğinizi sizin bildiğiniz kadar işveren de bilsin. 

İş başvurunuzu hatta görüşmenizi gerçekleştirdiniz  ve bir geri bildirim bekliyorsunuz hiçbirimiz bir dahaki hayatımda gel, diyebilecek kadar bir işletmeye aitlik hissetmiyoruz. Yine de işe ihtiyacımız varsa da seni almıyoruz cevabını da insani olarak bekliyoruz. Özellikle Baş harfi M son harfi S olan bir hizmet sektörü şirketi bunu kasıtlı olarak yapıyor ve bu can sıkıcı durum onun tüm itibarını yerle bir ediyor. Merakımdan iş görüşmelerine gitmiştim. İnsanlık nedir bilmeyen insan kaynakları yetkilisi 3 – 5 yıl önce çalıştığım şirketlerden gün ay yıl şeklinde giriş ve çıkış tarihlerimi istemiş ezbere bilmeyince kişisel veri olarak geçen E- devlet şifremi istemiş vermeyince de her bilgisini bilmediğimiz biriyle çalışamayız demişti. Bende çıkarken bir arkadaşa bakmıştım diyerek çıkmıştım gıcıklık olsun diye. Unutmamak lazım gençler ilk hedefiniz iş sahibi olmak olsa da kişisel verileri koruma kanunu ve hangi verilerin kişisel ve paylaşılmasının sakınca doğuracağınını bilmeniz gerekiyor. Hepsinden öte de bu işveren mi yoksa iş arayandan mı kaynaklanıyor bunu bilmek çok önemli. 

Doğru işi bulmak, aradan hamsi gibi ayıklanmak için KOSGEP’ in NACE kodları gibi anahtar kelimeleri ve nokta vuruşlarına sahip olmak gerekiyor.  

Doğru yeteneklere ve uygun işlere başvurmak önemli  

Doğruyuz çalışkanız da, ilkemiz de nasıl başlarsak öyle gideceğimiz olmalı, genç nesiller iş bulma sürecinde ister uygulamalı mesleki eğitimden isterlerse de, üniversitelerin sosyal bölümlerinden gelsinler süreç hiç fark etmiyor önemli olan sahada uygulama da icraat çok iyi test çözerim ama insan ilişkilerim iyi değil, derseniz o iş öyle olmuyor arkadaşlar. Teknik makineleri sevmeyen birisinin mühendislik veya teknisyenlik eğitimi alması veyahut bu tarz bir işte çıraklık ile başlayacak bir süreçte kendine yer edinmeye çalışması bir intihar bombacısının hayatta kalma ihtimali gibidir. İş aramanın survivor Türkiye yarışması sürecine hayli benzeyen işimiz iş şeklindeki süreç, hele birde iş bulamamanın süresi uzadıkça daha fazla pozizyon için mücadele anlamında değil de, doğru noktaya odaklanamamak anlamı taşıyor. Eğer bir fabrikada üretim mühendisi olacaksan ilk önce staj eğitiminden başlayarak bu işin tüm kademelerinde emek verimi ve tecrübe edinimi konusunda ter atmak gerekiyor. Bugün 15 Temmuz 2021 ve yazımı yazdığım esnada, kariyer sitelerini incelediğimde binlerce uzman, yönetici, yeni mezun, stajyer, işçi ilanı olduğunu fark ettim. Ve en az iki katı kadar da iş değiştirmek veya iş arayan birey varken neden bu işsizlik oranları bunu düşünmeye başladım.  

Bakıyoruz acaba güzele mi bakıyoruz yoksa, güzel mi bakıyoruz işin sevabını doğru yerden görmek gerekirken, anlaşılan biz bakıyor ve göremiyoruz.  

Amaç katılmaktı dediğim pek çok iş görüşmesindeki gözlemim ile, özgeçmişte bulunması gereken en temel özellik genel ilandan öte, istenilen işe göre özgeçmiş oluşturmaktan geçiyor. Yazı yazmayı iletişim kurmayı sevmeyen biri medya sektöründe mutlu çalışamayacağı gibi, Kanunların teferruatları ve bentleri arasında kaybolup yüzdeki benle karıştıracak birisinin de hukukçu olamayacağı, veyahut kan görünce bayılan birisinin hemşire olmaması kadar doğal bir durum yoktur.( Masa başı iş yapan hemşirelerimize saygılarımla.)

Ancak ilanda belirtilen şartlara uymayıp başvuran aday sayısı toplam başvurunun yarısından daha fazla, ama üzülmeyin artık devir kaç devirli bilmem ama, buhar makinelerinin icadından sonra başlayan teknoloji devri ile adayların ilanları karşılayıp karşılamadığı yapay zeka içeren yazılımlar ile inceleniyor. Haliyle BİZ SİZE DÖNEMİYORUZ oluyor.  

İş arayanların yarış atı misali burun farkı ile yarıştığı bu kapitalist ve bir bakımdan da emperyalist düzende 24 ocak kuralları misali işverene serbestlik sağlayıp hem ücreti işverenin belirlediği hem de serbestlik ile beğenmiyorsan şartları çalışma kardeşim dercesine, çalışanın statüsünü işverenin netleştirdiği kölelik mi yoksa açlık sınırının altında, deniz seviyesinden yukarıda ve de dünya da tek kıskanılan özelliğimiz,  asgari ücret ile dünya da tek oluşumuz mu ? Her şeye rağmen eğer hazırsak uygun aday listelerinde yer almak ve aradan japon balığı misali süzülmenin yolları… 

                Eyyyy işveren beni neden aramıyorsun dersen ?  

Söylediklerini de yersen, derseler ki sana. Eyy iş arayan, işsizken sen sen değilsin. O zaman gelsin Rahmetli Cem Karaca’ dan “Tamirci Çırağı” şarkısı… 

Her neyse işsizler konumuza geri dönelim ;   

  • Aranılan pozisyon da AUTOCAD programında harikalar yaratmak ve SAP’ de ata sporlarımızdan biri olan Cirit atamıyorsan ilana başvurmanın bir anlamı da yok. Staj veya en alt kademeden yani işin mutfağından başlamalısın. Hele bir de 30 yaş altı, 10 yıl tecrübeli askerliğini yapmış olmak şartı ile, mühendis aranıyor ve sen yeni mezun veya stajyer isen, hacı Mevlana bile olsa kurban olim sen gelme der. Bir de işvereni düşün az maaş, çok iş, çok tecrübe, sayısız yetenek sonra da derya kuzusu bunlar diye balık tezgahındaki hamsi kadar işsiz üniversite mezunu iş için kıyasıya yarışıyor. Başka değişle iş az nitelik çok ya deveyi güdecek nitelik kazanacaksın ya da yeteneğin olmayan işe başvurmayacaksın. 
  • İş ilanında hizmet sektörü gibi genel işler veya her daim iş bulabilecek bir mesleği icra etmiyorsan, ilanda istenilen becerilere uygun anahtar kelimelere odaklı bir özgeçmişin olmalı. İş tanımına uygun olmasının yanı sıra özgeçmişteki ön yazını ilanda istenilen şartlara uygun yazmalısın.  
  • Yazımız özgeçmiş hazırlama yazısı olmasa da içeriğinde söz konusu Bussiness olan “biz” in geri geri dönüşü olduğundan da bahsetmek gerekiyor. Artık dijitalleşen teknoloji ile yazılımların yükselişi sonrası özgeçmişiniz de taranıyor ve aradaki boşluklar karakter aralıkları, daha önceki kariyer geçmişindeki gün ay yıl zaman diziminin doğru yapılması elzemdir. 
  • İş aramanın kendisi bile başlı başına bir iş olup, bu dahi tecrübe gerektirir. Bunu fark ettiğim gün kariyer basamaklarıma yenilerini katarken yaptığım hataları yazmaya karar verdim. Sonuç ortada, hangi şartta hangi pozisyon da fark etmeksizin ilanları ilk görüp başvuran olmaya, haliyle sabah uyanmaya çok önem ver. Erken çıktığın yol senin emekliliğin tamamlayabileceğin yolculuğun başlangıcı olabilir. Erken başvuru yaptınız yetmedi ama, evet yanılmadın yeni bir şey daha var yayınlanan ve başvurular yapıldıktan sonra işveren ilan detaylarını güncelleyebiliyor. Son bir detay kurumsal veya yarı kurumsal işletmeler dahi artık sizlerle görüşmeden önce mail adresi ve telefon numaranızı Google de ve sosyal medya platformlarında aratarak, verdiğiniz bilgiler ile yaptıklarınızın örtüşme oranını kontrol edip ona göre iyi izlenim alırsa görüşmeye çağrılıyorsunuz…   

                                                                                          Buda başka tüyo olsun.  

Hani Cem yılmazın AROG’ Ta bir sözü varya, “Kurduğun tuzağı hayvan fark etmeyecek” işte sözüm meclisten AUT siz fark edilen olacaksınız.  Kim bunlar dediklerinde Kurt gibi çalışkan gençler diyecekler…. 

  • İlgilendiğin işletmeleri sıkı takipte ol. Her ilanlarını ve en ufak bir bilgi güncellemelerine göre sende stratejini güncelleyerek zamanında hamleni yap.  
  • Özgeçmişine nitelik kazandır, daima eğitimlerle güncel kal ve internet ve sosyal medyayı verimli kullan, hatta blog yazarak rüyanda bile hayal etmediğin kuruluşların sana iş teklif etmelerini sağlayabilirsin.  
  • Özellikle https://www.linkedin.com/feed/ sitesinde üyeliğin olmalı. Görünür ve temasta ol, fakat temaslı olma karantina süreci zorlu geçiyor. İş başvurusu yapmayı düşündüğün kurumdan tanıdığın varsa ona danış eğer yoksa da halka açık bir işletme ise, mesela ben çalıştığım yapı markette önce müşteri gibi detaylı görüşmeler yapmış ardından iş başvurumu (kazara da) olsa yapmıştım.  

Hayli uzun bir yazıyı katlandığınız için size minnettarım. Ancak bu işin başka oluru da yoktu… 

                                                    Yazının Sözü Uygulaması  :  

Biri sizi arıyorsa her zaman işi düştüğü için değil, bazen iş vermek içinde olabilir. 

Çalışırken iş zorbalığına maruz kalmak.

Hepimiz iş hayatına farklı pozizyonlar ve farklı ücretlerde başlasakta hepimizin ortak bir ismi var. Söylemeyin ben diyeceğim “ iŞÇİ” çalışabilmek için iş bulabilmek, sonra bir çok silsile ile  başladığımız işyerinde, sayısız zorluklar bizi kapının girişinde bekliyorlar.  

Her yeni doğuş yeniden başlangıç yeni kolaylıklar barındırmadan önce zorluğun zirvesini tattırır.  

Zafere giden yoldaki çetin zorluklar olarak kendimizi bu süreci sıradanmış gibi görmek alışkanlığımız maalesef daha iyisini görmediğimizdendir. İki önceki işimde asgari ücretten 500 – 600 Tl fazla kazandığım için insanlar nasıl geçiniyor. Çok iyi durumdayım diyordum. Fakat şuan ki işimdeki maaşım bu işin çok çok ötesinde diyebilirim. Hayatımda sayısız şey değişti ama ben size bu yazıyı yazarken tesadüfen fark ettim. Haliyle mevcut şartlarımızın her zaman en iyisi olmadığını söylemek istiyorum.  

Yaşamın her kesiminde olduğu gibi, İş hayatında da, arkadaş çevresinde de hatta aile ortamında bile ihtiraslar gücün iktidarın yetkinin şanın şöhretin güzelliğin yakışıklılığın paranın güç sayıldığı ve maalesef sanıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Birbirimizi kıskanıyor hatta çekemiyoruz. Her insan Türkcell kalitesi ile çekemiyor ne yapalım. İşte burada devreye daha önce bahsettiğim “duygusal zeka”  söz konusu giriyor. Normalinde ekip liderinin yapması gereken şeydir bu. Ama burada çalışansanız direnç gösterme zamanı size geldi demektir. Bununda yolu çelik ile güçlendirilen sinir sistemiyle hayatın gelgitleri, stres ve yaşanan bin bir aksilikleri olduğu gibi kabul ederek sıradanlaştıran bir düşünce sistemi olan “Duygusal Çevikliktir”. 

Yapılan her davranışın her zaman kasıtlı olmadığını düşünebiliriz, bazen iş ve sosyal arkadaş çevremiz iç dünyasındaki bir problemi hırçınlaştığını fark etmeden yansıtabiliyor. Çalıştığım kuruluşu Alman ama sonradan çok uluslu bir işletmede, işletme müdürünün benim hakkımdaki olumlu sözlerini hazmedemeyen kategori yöneticisi hanımefendi üzerime saldırarak başımıza müdür mü olacaksın ? 10 senedir buradayım benim hakkım demişti. Eğer işinizi düzgün yapıyorsanız bu çok sık karşılaştığınız bir durum olabilir. Bu tür durumlarda amaçlarınızı aklınıza kazımalı size yöneleceğine emin olduğunuz mobing unsuru olan baskıların neler olabileceğini ne tür duygusallıklar yapabileceklerini kurmacalar yerine tahmin ederek stratejiler geliştirmelisiniz. Zorluklar amacınıza ulaşmada birer açık kapıdır. Tecrübedir. Genellikle işyeri zorbalıklarında sizi muhatap alabilecek bir yönetici bulmanız zordur. Kurumsallamayı tamamlayarak hazmetmiş işletmeler ülkemizde oldukça azdır. Bunlardan başlıcaları Koç , Sabancı holdingleri ve alt şirketlerine bağlı işletmelerdir.Bu tür kurumsal yapılar değerler disiplinini çok iyi anlamış ve analiz ettiklerine inanıyorum. Ve gözlemliyorum.  

Asıl mesela olaylara bakış açımızdır. 

Duygusal gelgitlere uğramadan belli sorulara yanıtlar vererek, iş yaşamlarına belli bir aşamaya kadar,  bu tür olayları ciddiye almadan devam edebilirler. 

  • Ne oldu da bana böyle söyledi / davrandı  
  • Ben bu durumda ne hissettim Duygusal hissetmek.  
  •  Ne düşündüm  / olayın bana verdiği etki ve gelişimi  
  • Mobing hissiyatı beni nasıl etkiledi Huzursuz ve isteksizlik motivasyon düşüklüğü oldu mu?  
  • Davranışsal etki / Duygu hali beni nasıl yönlendirdi.  
  • Tüm bu yaşananları belirleyebilseydim ne olurdu Sonuçları değişebilir miydim ?   

Tüm bu sorular ve soru kalıpları bizim duygusal boşluğumuzu olaylardan etkilenmemizi, verim düşüklüğünü ve bununla nasıl mücadele edeceğimize dair ipuçlarını bulmak amacıyla sorulacak sorular ve sorgulardır. Olumsuz duyguları dinamik duyguyla karşılayabilirsek, daha etkin ve mantıklı sonuçları ortaya çıkarabiliriz. Her şey bizim elimizde değildir, keza planlıda değildir. Direnç ve dayanma sınırlarımızı yaşayarak tecrübe ederiz zamanla kendisine yeni bir kabuk bağlayan bu duygular, artık olaylar karşısında etkilenmekten öte etkileyici unsur olurlar. Zorlu ve stresli anlarda sergilenilen bu performans bir sonraki hayalimize ileri ya da geri adım atmamızı belirleyecek nihai hedeftir.  

Göstereceğimiz bu direnç, aslında pek istenmeyen bir yöntemle kazanılan stratejik bir güçten ibaret. Çok travmatik ve zorlu süreçler ile yaşanılan acı tecrübelerin sonucunda edindiğimiz birikimlerin mevcut gelişecek duruma göre analiz edilmesi ile oluşan bir farkındalık. Bu duygusal direnç mekanizmasının uygulanmasıyla artık birer “ hacı yatmaz” misali ayakta duracak ve zorluklara gögüs gerebileceğiz.  

Bu soruların elbet bir cevabı ve de bir sonucu vardır, baskı halinde baskıyı uygulayan kişinin bunu neden yapmak istediğini iyi anlamalı. Buna yönelik stratejiler geliştirerek, duygusal direncimizi yüksek tutmalıyız.  

Çünkü; amacımız yolumuz sonuç noktamız belli. Zafere giden yolda dikenli yollar, mıcır taşlı yollar hep olmuştur olacaktır. Mobing uygulayıcıları mevcut kurulu düzeni devam ettirmek isteyen şahsi amaç ve gayesine yönelik davranan ve de kendisinden daha iyi becerikli insanları hazmedemeyen amacına ulaşamayacağını fark ettiğinde başkalarının da aynı acizlikte olacağını sanan zavallılardır. 

Bizlere düşen de yılmadan bıkmadan yorulmadan hedefimize ilerlemektir. 

Yazının Sözü uygulaması :  

Başarı dikenli yolların sonunda bizi bekleyen kaktüstür. 

İşten ayrılacağım derken başınıza iş almayın !

Sosyal hayatın dengesini sağlamak amacıyla hayatta kalabilmek ve de oksijenin bile yakında litosferin katmanlarına çıkan uzmanlar tarafından parayla satılacağı dönemlere yaklaşırken İş bulmanın da  aslanın midesindeki eritilmekte olan ekmeğin yemek kadar zor olduğu süreçleri gün geçtikçe daha net yaşayabilmekteyiz.



Genel olarak alışılagelen yazım şeklinden uzak anlatımım ile iş nedir ? Bulurken nasıl bir psikolojide oluruz konusunu irdeledik.

Meslek sahibi olabilmek Türkiye’nin şartlarında oldukça zor bir durum, elinize verilen A5 boyutlu rulo şeklinde kavgaya gitsen yarı yolda koyacak bir kağıt parçası olarak duvarımızı süslemektedir.

İş bulmanın belli başlı yaklaşımları olarak ;

Halk kültürümüzdeki tanımıyla torpil ya da dayısı vardı yöntemi en etkili ve yetkili çözümü olarak karşımızda tabii başka ekstra yöntemlerde yok değil. A partisi B şirketi yöneticisi tanıdığı gibi bunlarında da dışında bir yöntem elbette var. Eğer diploma sahibiyseniz ve işsizler kervanında fazla beklemek için zamanınız yoksa hizmet sektöründe özellikle, marketing alanında rahatlıkla ter akıtarak para kazanabileceğiniz bir iş sahibi olma imkanına sahip olabilirsiniz.


Olur da bir şekilde işe girmeyi başarırsanız da bir de resmi çıkış hakları gibi durumlar söz konusu ;


Askerlik, evlilik gibi durumlarda cinsiyet fark etmeksizin sizi iş yeri işten çıkarıyormuş gibi yasal olarak tazminat hakkınızı alabiliyorsunuz.

Çoğu çalışan bilmesede bu süreçte kıdem tazminatı ve diğer sosyal haklar kuruşuna kadar alınabilinir.

Normal istifalarda ise ; herhangi bir neden belirtmeksizin yaptığınızda unutmamak lazım.Ben işi bıraktım derseniz bu istifa olmaz her yaptığınız işi belgeye dayandırmanız gerekmektedir.

Başlıca ayrıntılar ise dilekçeyi veriş tarihi (Örneğin üç yıl işten ayrılmama anlaşması yaptıysanız) İmza biçimine ve de dilekçenin verilme nedenine kadar ayrıntılandırırılır. Eğer anlaşmanızda istifa etme haklarınızda şartları taşıyor iseniz istifa edebilirsiniz.

İşçi istifa dilekçesini yazdığında işçi sözleşmesini tek taraflı fes ettiği anlamına gelir. Fakat adli süreçlerde işçinin iş feshinin kanıtlanması işverene aittir.

İstifa dilekçesi imzalandı ama yürürlülüğe girmesi istenmiyor ise ;

Türkiye’de pek rastlanan bir durum değildir. O zaman işçinin baskı altında imzaladığını belgelendirmesi şarttır.

İstifa dilekçeleri yargıtay’da hangi hallerde kabul görmez ?

İçeriği yazmayan veya boş bir sayfaya atılan imza ile istifa süreci yapılamaz. Ayrıca hukuksal olarak boş kağıdı imzalı olarak ele geçiren kötü niyetli kişilerin sizlere yapabileceklerinin sınırı yoktur. Boş senete imza atmak ile boş kağıda imza atmak arasında fark yoktur.

Evraklar arasında çelişkili bilgiler söz konusu ise ;

Mesela İşveren veya siz mahkemeye başvurduysanız işveren mahkemeye dilekçesini sunmuş ise, siz işsizlik maaşı almaya başlamış veya işveren işçiye tüm haklarımı ve olabilecek muhtemel haklardan vazgeçtim, aldım gibi ifadeler ile evrak imzaladınızsa bunun haricinde İşveren işçiye çek,

Senet verdiğini iddaa ediyorsa (İşverenin işçiye borçlu olma durumu) süreçlerinde istifa dilekçesi kabul görmeyebilir.

Tabii tüm kanunlar işverene destek olsun diye yoklar. Mesela, İstifa ettiğiniz tarih 18 Mart 2020 Diyelim. 19 Mart 2020’de işleme alındı ise ;

SGK iş çıkış tarihinden bunu teyyid edebilirsiniz. Mahkeme İşverenin davasının dilekçesini veya davasını kabul etmez. İşveren Çalışana tüm haklarının tamamını ödemekle mükelleftir.

Bu durumun istisnası olarak ise;

Şarta bağlı istifa kabul edilmiyor. Örneğin kıdem tazminatı ödenmesi şartıyla istifa ediyorum şeklinde bir dilekçesi varsa, Yargıtay bu davaları kabul etmez. Örnek durumdaki emsal karar ise, çalışanın tüm haklarının ödenmesi ile sonuçlanır.

Konuyu özetlersek;

Çalışan hakları Avrupa Birliği standartları sayesinde arttırılmıştır. İstifa ederken dahi bir çok haklarını alabiliyorlar. Ama bunun yolu işçi sözleşmenizi ayrıntılı olarak bilmekten geçmektedir. İş hukukunu iyi bilirler ise, mağdur olmazlar. Ve son olarak eklemeliyim ki, istifa dilekçesi usulüne uygun olarak yapılırsa işçi alacaklarını rahatlıkla tahsil edebilir.

Unutmadan İşçinin haklarını iş çıkışından itibaren işveren en geç 30 gün içerisinde işçinin banka hesabına havale etmek zorundadır.

Ve bu parada zaman aşımı beş senedir. İşçi hakkını beş sene içerisinde alamazsa hükmen bu hakkını kaybeder.

Yazının sözü uygulaması:

Beklenen gün, zafere doğru giden kısa adımlardır.

Evde mesleki çalışma yaparken motive olmanın ipuçları

Evdeki yeni ofisinizi kurmaya başlayarak ilk adımı atın. Ofisteki ortam eve gelmeli.

Gelişen teknoloji ile televizyona dönüşen tabletler, cep telefonları ve bilgisayarlar var olsa da, şimdi hepsini bir kenara bırakmanız gerekiyor. Yoksa ay sonunda kirayı nasıl ödeyeceğinizi kahvehanede tartışmak zorunda kalabilirsiniz. Malum çoğu yerde kapalı, hane halkı ile iyi geçinmek gerek. Evde oturup ayakları uzatırken veya dere kenarında oturarak çalışmayı elbet hepimiz isteriz. Ancak her istediğimiz her zaman olamıyor. Başka bir bakış açısıyla, ‘televizyon karşısında çalışabilirim dikkatim dağılmaz’ diyorsanız, konsantrasyon alanında “Melih Safi Duyar’a meydan okumanız” anlamına geldiğini unutmamanız gerekiyor. Malum yıllardır Dünya hafıza ve konsantrasyon şampiyonu…

Çözüm açık net ve basit, kendinizi COVİD- 19′ tanısı konulmuş bir hasta gibi çalışmanız gereken süreçte tüm dünyadan izole etmelisiniz. Tabii bu durumda 14 gün beklemenize gerek yok 🙂 Pazar alışverişi gibi balkonda mahsurda kalmayacaksınız 🙂

Ev ahalisine “artık ben yokum, başınızın çaresine bakın” demeyi bilin.

Eğer gerçekten evde çalışmaya karar verdiyseniz, o odaya sadece çalışmak için girin, cep telefonu, youtube veya bilgisayar oyunları hatta aileniz bile gelse kapınızı çalsa orada olduğunuzu bilse bile evde yoksunuz. Gerçi bu da apayrı bir irade işi, ben “gelmeyin” diye kapıya yazı asıyorum, “neden gelmeyelim” diye sormak için geliyorlar 🙂

Unutmayın ki; televizyon karşısında sadece spikerler dikkati dağılmadan çalışabilirler.

Bir süre dünyaya izole olup, kendinizle tanışın, belki iyi birisi olabilirsiniz. Aynı şirinler gibi olduk biz de..

Hayatı vardiyalı yaşamak mümkün olmasa da kendinize özel bir vardiya düzeni oluşturun.

Hayatın kendisi dahi dün, bugün ve yarından ibaretken, neden biz hayatımızı vardiyalı, düzenli ve disiplinli olarak yönetemiyoruz ?

Türkiye’de (TÜİK istatistikleri) 24 Ekim 2019 tarihi itibariyle, 2018’e göre girişimlerin %43.5’i hizmet, %36.1′ i ticaret sektöründe yer aldı. Hizmet sektörü toplam istihdamın %37.5’ini oluştururken sanayi sektörünün istihdamdaki payı %27.5 olarak gerçekleşmiş. Buradan nereye bağlamak istediğime gelirsek, duble yol kavşağı bile çıkar. Yeter ki yolu bulacak dirayet ve niyetimiz salih olsun.

Türkiye’de çalışan kesimin patronlar haricinde kalan kısmına genel olarak “işçi” adını verdiğimiz malumdur. İşçi her zaman işçi kalmamalı, bir bayrak yarışına sahne olmalıdır. Rahmetli Cem KARACA ve kardeşi Barış MANÇO’yu da buradan anmak gerekir. İşçi, sabah 06:30 ile güne başlayan, sabah akşam ve aracı versiyonlarıyla zor bir sistemde çalışan kişidir. Başka bir deyişle “vardiyalı, planlı, disiplinli” şartlarda çalışandır.

Kısa çalışma ödeneği sonrası çalışanların işe dönüşle birlikte psikolojileri…

Evde kısa çalışma ödeneği kapsamında, maaşınızı devletten alarak ulaşılmaz birisi olamayacağınızı hatırlatarak, her sabah saat kaçta kalkıp kahvaltı hazırlıyor iseniz, o saatte kahvaltınızı hazırlayarak yolda geçirdiğiniz vakti de kahvaltı sürecine ekleyebilirsiniz. Kahvaltı süresini biraz uzatmak gibi küçük yaramazlıklar kıyameti yaklaştırmaz. Uyanın, kahvaltınızı yapın ve çalışmaya başlayın. Çalışan kazanır…

Tekrar edilmeyen her iş unutulmaya mahkumdur, bir ayağı kırılmış ata benzer.

Dün geçti ve bugün yeni bir yaşamın içindesiniz. “Tez yazarken okula gidermiş gibi hazırlanırdım, kıyafetlerimi (Zırhımı) giyerek, kahvaltımı yapar, atom karıncanın uçma serüvenine doğru, hazır olan çayımla birlikte masama geçer, son işimi tekrar edip ısınma turu sonrası motivasyonumu tekrar kazanarak yazmaya, çalışmaya başlardım..” Unutmamalısınız ki önemli olan tekrarı doğru bir zamanlama diliminde yapmaktır.

Planlı çalışın eğer planlayamıyorsanız, iradeniz ile savaşınızı gözden geçirin.

En az bir gün önceden günlük planı hazırlarken, muhtemel süreçlerde haftalık ve aylık iş planınızı da hazır tutmanız faydanıza olacaktır. Mesela neler yazabilirsiniz? Mail gelen kutunuzu açılır pencere yaparak mailleri gözünüzün önünde tutarak, unutmazsınız; keza yapışkan kağıtlarla aranacak kişileri de karşınızda tutabilirsiniz. Elbette evden çalışan kişilerin 7/24 nöbetçi subay gibi müsait olmalarını beklemek doğru bir davranış değildir.

Verdiğim eğitimlerde bunu anlattığım genç bir arkadaş beni telefonla aramak için whatsapp’tan randevu teyitiyle aramaya başlamıştı. Bu ilginç gelse de çok hoşuma gidiyor. Buna benzer uygulamalarla telefon konuşmalarımı %80 daha az sürede tamamlamaya ve kendime zaman ayırmaya başladım. O %80’lik sürecin % 20’sinde ‘bloggerlik’ yapıyorum. Her şeyi olmasa da çoğu şeyi başarabilirsiniz; elbette ki öncelik sıranızı doğru yapabilmeniz şartıyla…

Hep çalışacak mıyız? Elbette ki dinleneceğiz.

İşyerinde de kahve, çay, yemek gibi belirli süreli ve ağırlıklı süreçlerde, nasıl kendinize dinlenmek için zaman oluşturduysanız, aynı rutin ve planlamayı ‘esnek çalışma modeli’ olarak evinizde de tekrarlayın.

İlgi dağılıyor ve motive olamıyorsanız.

Çalışırken bir anda instagram’daki komik videoları iş içeriğine eklediğinizi fark ettiyseniz, işleri takip için whatsapp açık olmalı, ‘telefon yanımda ama bakarken dikkatim dağılıyor’ diyorsanız, https://web.whatsapp.com/ İnternet sitesi bilgisayar ekranınızdan size whatsapp ekranı sunduğu için bu bahaneniz ortadan kalkıyor. Sosyal medya uzmanı olarak çalışmıyor iseniz, diğer sosyal medya adreslerine ihtiyacınız zaten kalmıyor 🙂

Çalışma masamdan sevgilerimi iletiyorum.

Haliyle telefonu yanı başınızda mezar taşı gibi durdurmanın da bir anlamı kalmıyor. Çok zor oluyor ama ben başardığım için sizlere öneriyorum. Yapmadığım başarmadığım hiçbir işi, ne ekip arkadaşlarımdan ne de danışmanlık yaptığım kişi ve kurumlardan istemiyorum. Öncelik kendi irademle sonsuz savaşımı kazanmak!

Benim kadar inatçı iseniz bilgisayar başında uyuyakalabilirsiniz. Elbet kazara ekrandaki yazıları silmemeniz gerekiyor. Çok acı bir süreç birkaç defa yaşadım. Haliyle, ekranla aramdaki normalde 30 cm olan mesafeyi 55-65 cm arasına uzatmayı alışkanlık edindim. Tabii bu süreçlerde dik oturmaya ve gerçek anlamda rahat olmamaya özen göstermenizi sağlık açısından öneriyorum.

Baktınız olacak gibi değil, kendinizi zorlamayın, bu molanın adı ‘uyuma zamanı geldi zili’dir. Veya Yepyeni bir kahvenin çekirdeğinin kokusu eşliğinde balkonda biraz hava almak ya da bir dostunuz ile “yüz yüze” edilen sohbet sorunuza çözüm olacaktır.

Yazının sözü uygulaması:

Esnek çalışma modelinde, maksat işinizin evde yapılabilecek kısmını evde yapmaktır, evinizi işyerine taşımak değildir.