Ne zaman vazgeçebilecek kadar özgür oluruz ?


Her vazgeçiş bir başlangıcın ayak sesidir.
Mesut Aydeniz

Kaybederken kazanmak eylemiyle başlayan bir hayat, aslında gelen bebeğin yanındaki yoldaşına da anne rahminde bakılıyor, büyütülüyor ama doğum sonrası o bir et parçası olarak toprağa gömülen tıbbi bir atık iken, bebek ise zamanla büyüyen geleceğin çocuğu tanımıyla başlayıp, neslin devamı olarak kendisini gösteriyor. İşte hayatta böyledir yaptıklarımız veya yapmadıklarımız bize yeni yollar veya kavşakların açılış noktasında döndürür durur..

Bizlerin önünde iki seçenek vardır. Ya başarmak ya da başarıya giden yolda umutsuz vaka adındaki umut olmak…

Ben kendi adıma sözüme başlarken ulusum adına yani sizler adına “Ulusun korkma!.. medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar..” diyerek, sosyal mesajımı vermek istiyorum.

***

Bizlere hiçbir zaman vazgeçmemeyi öğrettiler; tabii uçurumdan aşağı düşerken ben gidersem sende aşağı düşersin düşüncesini aklımıza destur koyarak değil. Vazgeçmemeyi yorulmamayı ve çalışmayı öğrendik. Amerikan cenaplarının kendi kullanmadığı, zararlı dediği süt tozu, margarin gibi ürünleri tüketmeye başlayarak, tarımsal üretimi, hayvancılığı kısıtlayana kadar çok çalışkan bir millet idik. Sonrasında ne mi oldu? Tarım arazileri ekilemediği için işsizlik oldu, hayvancılık yapılamadığı için et sadece bayramlarda halkın gramlarla alabildiği bir gıda haline dönüştü. Çünkü biz milletçe vazgeçmemeyi öğrenmiş ama “hazırı var ne de olsa” diyerek hazıra konmuştuk da, ona da dağlar dayanmadı.  

783.562 km² toprak hepimize yeterdi ve artardı da malum. Çevreci insanlarız, her yıl “Kıbrıs” toprağımız kadar toprak parçası denize karışmakta haberdar bile olamamaktayız. Yanlışıyla doğrusuyla biz vazgeçmemeyi öğrendik sonucunu düşünmeden adsız kahramanlıklar yaptık. “Vazgeçmek pes etmektir yenilmeyi baştan kabul etmektir” dedik? Ne oldu bize ?

***

Yıl 2020.. Post modern tekniklerle yönetilen dünya’da kendimize bir yol aldık, ilerledik. Kimimiz çok iyi eğitimler alamadık, eğitim alanlarımız ise, İŞKUR kurumunun günlük 89.40 kuruş ile insani yaşam düzeyi olan asgari ücretinin altında yaşam savaşına dahil olmaya çalışarak hayatta kalmayı nefes almak zannı ile devam ettiriyor. Bazıları genç yaşta evlenebilirken, bazıları hiçbir zaman bu hayaline ulaşamıyor. Bazılarının inandıkları, gördükleri, yaşadıkları ve yaptıkları birbirine hiç benzemiyor. Halbuki birebir aynısını kopya etmişlerdi..

Bazen başardık bazen de başardığımızı sandık, belki de hiç başlayamadık bile..

Bazen bir yerden sonra bir dönüm hatta medyatik ismiyle PİK noktası bularak durup, “bundan sonra ben yokum” diyebilmeliydik. Her şeyi bir köşeye bırakmak, kendimize dur diyebilmek, “artık yeter yoruldum” diyebilmek hiç mi olamazdı. “Ya sonrası?..” dedik sevdiğimiz insana.. O kadar alışmıştık ki ya benim ya da kara toprağın dedik ve öldürdük o aşkları.

Sevgi ne zamandan beri ölüm getirir olmuştu? Ne zaman bu kadar garip insanlar olduk? Düşünmeden sorgulamadan konuşan harcayan davranan canlılar olduk. Belki de “tamam işte bu kadar” diyebilmek tüm dertlerimizin panzehiriydi…

***

Neden yapamadık, halbuki çok istiyorduk, hem de her şeyden çok.. Bunu geçen yıl yaşadığım bir “muhabbet” ile kısaca özetleyeyim.

Bir genç üniversite sınavı için tercih yapacak süreçte, sordum ne yapacaksın?

El cevap; “Kuzenime söyledim sen geçen yıl üniversiteye yerleştin, benim tercihi de sen yap”

Peki dedim ne yazacak?

“Bilmediğini ama sağlık içerikli bir bölüm yazabileceğini konuştuk” dedi.

Ve orada durdum ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü, yirmili yaşlarda bir gencin okuyacağı bölümün olasılıklarını bilmeden geleceğini şekillendiren kendisi hariç herkes olduğunu gördüm. İşte bunun nedeni, vazgeçmek de vazgeçmemek de, bırakmak da devam etmek de sadece bir tercih meselesiydi.. Önemli olan neden yaptığını bilebilmekti..

Bu tercihin sonuçları zahmetli olacaktı mesela tarlada çalışarak, mahsulü satmak zorunda kalıp sonra toparlamak sonrası anızını yakmak vs. bir sürü işi var. Hele ki devlet tarafından çok karşı olunmasına rağmen başka cenaplara beğenilme kaygısı ile yasaklanan, bir çok ilaçta da kullandığımız “haşhaş” gibi tarımsal ürünlerin yasaklanmasıyla, oldukça zorlu bir süreç bizi bekliyordu.

***

Biz ülke olarak vazgeçtik; bu tercihimizin zahmetli sonuçlarına kısa ve orta vadede katlanamadık. Ama uzun vadede dünün torunları olan biz yeni nesil bunun bedelini ödüyoruz, bizlerden sonrakiler de ödeyecekler. “Milli” tarım ve hayvancılık politikalarına geri dönülmezse ödemeye devam edeceğiz. İşte bunların hepsi bir tercih meselesi. Bu dönem nesli o günün şartlarında en rahat çözümleri seçerek tembelliğe alıştılar. Eğer yapabilseydik neler kazanırdık siz düşünedurun. Ben size vazgeçebilmenin de nasıl bir bağımsızlık mücadelesi türü olduğunu anlatayım. Neyden nasıl hangi şartlarda vazgeçilmiş, sizler de tarafsız yazılan tarih kitaplarından analiz edersiniz….

Bazen vazgeçersiniz ama bazen yine kim olduğunuzu hatırlarsınız.

Sevmediğin kişi ile birlikte olmak onunla zaman geçirmek, iş yerinde veya sosyal alanlarda onlarla aynı “Kare” yi paylaşmak, ifade-i meram tezahürünü etmek bir yana dursun, insanı kürek mahkumu eder. Bunun sonunda mutsuzluk ve verim düşüşü ile başlayan süreç, bir çivi’nin önce nalı, sonra atı, sonra bahadırı ve sonunda “Vatanı” nasıl uçuruma sürüklediğini geçmişten bugüne yaşadık, gördük ve maalesef yaşamaya devam etmekteyiz.

***

O çivi disiplinsiz bir nalbant’ın görevini tam ifa etmemesi ile çıkmaya başlamış olacak. Ancak, bu durumda ülkemizdeki kişiler iş ortamını bırakmak istemez. Makam mevki sıcak sebzeler tatlı gelmekte.. Nasıl ve neden mi? İş sahibi olmanın ve her ay düzenli maaş almanın psikolojik rahatlığını, güven dolu bir yaşamı neden bırakmak istesin?

Mutsuz iken yaptığı ile devam etmesi kadar, işi bırakması ve sevdiği işi yapabilmek için yaptığı girişimlere yönelmesi de risktir. Bu nedenle, küresel şirketler çalışanlarına çok iyi maaş ve sosyal haklar verirler ki onlara daha çok kazandırsın ve hayallerini ötelesinler…

Riski alabildiğinizde, aslında bu rahatınızda konfor alanınızdan uzaklaşmayı göze aldığınızda, gözleriniz kapalı uçurum kenarında yürürken, ÖZGÜRLEŞİYORSUNUZ !

Ağız tadıyla da vazgeçemiyoruz gerçekten de öyle mi ?

Aslında her vazgeçiş pes etmek değildir. Mesela hedefinizdeki noktaya yükseldiğinizde daha iyi bir noktayı kaçırabilmeniz söz konusu olabilir. Bunun geçmişten bir örneğimi yok sanki, on iki ada meselesi yıllardır tartışıla durur. Yunana verdiler vs vs. 4,000 askerle komutanı olarak Kars gibi kritik illere üsteğmen bile koyamadığımız hatta bazı yerlerde çavuş rütbesi ile alay komutanlığı vekili atadığımız, yiyeceğin giyeceğin yakacağın olmadığı bir dönemde neden savaşmadınız da on iki adaya otel odası gibi yunanlılar yerleşti yorumları var, umarım yorumlayanlar arasına bir gün tarihçiler de katılır. Bir zamanlar terörle mücadele programına manken Tuğçe Kazaz’ı çıkardıklarını hiç unutamam.

Ülkemizin son yıllarda neden dinlemeyen, sorgulamayan, soru sorup cevabını dinlemeden yola çıktığının cevabı işte burada; kimse kendi uzmanlık alanında konuşmuyor. Sağlık konuşulacaksa bunu doktorlar konuşmalıdır.
Siz bunu mühendise anlattırırsanız halk bir süre sonra artık benden bu kadar der ve

 VAZGEÇER….

Vazgeçmek bazen daha çok şey kaybetmenizin yolunu açar; bugün bir şeylerden vazgeçemezseniz yarın paranızı biriktirip daha iyi bir araba alamazsınız. İstemenin de reddetmenin de, hatta vazgeçebilmenin de bir zamanı vardır. Hali hazır durumun tüm harikuladeliği ve gösterişi ile vazgeçebilmek. adsızlığı nam ederek giden cesaretin namzedidir. Hiçbir zaman ben vazgeçmiyorum diyenler aslında o andan itibaren vazgeçebilmek hakkından vazgeçerek her şeye başlamışlardır. Önce bir yalan bulmuş sonra ona kendilerini ikna etmişlerdir. Bilinmelidir ki ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla çıkılan yollar zafere doğru giden adımlardır.

***

Menfaatimize hizmet eden her yol mübah değildir. Ki her kişinin, kurumun ve olayın alternatifi vardır. O giderse kurum çökmez yerine yenisi gelir.

Aslında sokağa çıkarak, ekmek almaya giderken bile birkaç alternatif vardır. Belki de ekmeği çaprazda duran bakkal amcadan alacaktık. Fırına gitmeye gerek duymadık. Olamaz mı?

Aynı çözümü farklı zaman ve şartlarda denemek yerine, güncel yeni stratejilerle uzun vadeli planlarla kendimize yeni yollar çizmeliyiz ki, milli tarım ve hayvancılık gibi politikalardan vazgeçtiğimiz antlaşmaların bedelllerini, torunlarımızın çocuklarıyla beraber ödemeye devam etmeyelim. Eğer tek hedef üzerinden, sorgulamadan ilerlersek, tabii tek hedef o olur. Ama, o plan gerçekleşmez de doğru seçenek başka ihtimallerde saklıysa? Günümüzde insanlar at gözlüğünü taktıklarını hayal ederek, alternatifsiz hayatı diretiyorlar. Aslında elindeki sonucu zaten elde edebileceğini bilerek, kaybetmeyi göze alıp daha iyisini başarmak için alternatif üretmektir. Unutulmamalıdır ki hazır ve mevcut olandan vazgeçmek veya ertelemek asla kaybetmek değildir.

İşte öyle bir gün, 30 Ağustos 1922

1071Malazgirt Zaferi‘nin ardından Alparslan‘ın komutasındaki Türkler, Anadolu‘ya girmeye başladı.

1922Türk Kurtuluş Savaşı: Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa‘nın bizzat yönettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi, Türk Ordusu‘nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu Başkomutanı Nikolaos Trikupis ve kurmayları esir edildi.

  • 1924Türkiye İş Bankası, ilk işlemini yaparak faaliyetlerine başladı. Bankanın kuruluş sermayesi 1 milyon liraydı.
  • 1925 – Mustafa Kemal Paşa, “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyyedir” dedi.

Yıl dönümünde hiçbir şey’den vazgeçmediğimiz sadece alternatifleri değiştirdiğimiz, bir Vatan dileğiyle….

Yazının sözü uygulaması :

Zehir ile ilacı ayıran dozdur.  Paraselsus

Yazımı okuduktan sonra değerli ve uzman editörümüz gibi düşünülebileceğini fark ettiğim için açıklama gereği duydum.

Yazar notu : Söz konusu yazımda, destek veren editör dostumun önerileri benim için çok önemli ve değerlidir. Yazım biraz uzun ve karmaşık konuların iç içe geçmesi ile şekillenmiş yazılar şeklinde gelişim gösterdi. Kendisi yazı dizisi önerdi. Fakat, benim bu şekilde yapamamamın sebebi geçmişte vazgeçemediğimiz ihtiraslarımızın bugün bizlerin sosyal ve kültürel boyutu başta olmak üzere ne kadar bilinçsiz bir davranış biçimine yöneldiğimizin kültürel yozlaşmanın dikkatli olmanın ve çınarın ardından gelen, bir asırlık genç bir devletin devamında kurucu nesilden bir sonraki kuşaktan itibaren bozulan millet kültürünün tembelliğin temel kural olduğu bir düzende her şey bitti diye düşünen dostlarımıza “Su akar yolunu bulur” demenin yolu olan bu yazı çocuktan başlar üniversitelerden devam eder, Ve zafer bayramında son bulur demenin yeni nesil versiyonudur.

30 Ağustos 2020

Başarıyı sorgulamak

Hayat macerasında başlangıçla sonun arasında sıkışan bir neslin geçirdiği zamana ömür adını veriyoruz. Konuya direkt girdim doğru söylemek gerekirse alengerli işler pek bana göre değiller.

Doğduk büyüyoruz derken eğitim hayatı’nın ortasında buluyoruz kendimizi…. Ve gelecek kaygısı ile devam eden bir ömür telaşesi…

Bunları yaparken kaygılarımız ve de yaşadığımız panik , Stres duyguları da tabii bunun tuz ve biberi olarak hayatımızda yer edinmeye devam ediyor.

Karar verebilmek heleki sağlıklı karar vermenin ayrıntılarla boğuşarak bir yerden kazanacakken bir kaç yerden kaybetmenin  akla getirdiği olasılıklar ile hayat macerası etkisi ile bir düzeni yeterince oluşturamamakta….



Öncelikle her işin  başı sağlık ve de istişaredir lider yönetici pozizyonundaki kişi kendine aşırı özgüven sahibi olduğu için etrafına gözlerini kapatır böylece yalnız başına kalarak başarısızlığı kalıcı hale getirir.

Özellikle siyasi oluşumlar ve şirketlerin karar mercilerinde yönetimsel bir çok hata ortaktır. Kararlar bahsedilen yapılanmanın makro ve mikro dengeleri içerisinde en üst düzeyde verilirse ;

alt kısımdan bağımsız ve onun saç ayaklarına hitap etmediği ihtiyaç ve eksikleri göremediği için başarısız olur.

Elbette her karar uygulanırken silsile ile uygulanmaz ise örnek olunmazsa baş nereye gitmek isterse ayaklar oraya gitmez.

Bu nedenle uyumlu ortak ve benzeri düşünenlerle alınan ama içlerinde yalnış karara bu yalnıştır diyebilen kişilerle alınan kararlar başarının ayak sesleridir.

İkinci ksımda ise bu uzlaşı ile sorunu ya da krizi farklı açılardan farklı görüşlerle bağımsızca görebilmekten geçen bir yol olmasıdır.

Farklı bakış açısı farklı çözümleri beraberinde getirir mesela Fatih Sultan Mehmet’in gemileri karadan yürütmesi gibi…

Asıl tehlike de ise ekip içi farklı düşüncelerin kabul görememesi ve çogunluk kesime göre hareket edilerek , kararın uygulanması için yapılan baskıdır. Grup yöneticisi denge ve eşitliği sağlamaz ise ekibin devamlılığı zayıf düşecektir.

Unutulmalıdır ki ister isletme ister sivil toplum kuruluşu isterse siyasi oluşumlar olsun adı ne olursa olsun ortak bir amaçta toplanan bireyler ekibi oluşturur.

Başarı da başarısızlıkta ekip işidir.

Yazının Sözü Uygulaması :

Başarı onu istemeyi bilenindir.

Kriz Nasıl Yönetilir ?

Liderlik kriz yönetmenin temel unsurudur. Etkili liderlik ise; doğru zamanda doğru kararların sürekliliğini tekrarlayarak kendisini gerçekleştirirken, ekibini de en yüksek performansta verimlilik derecesinin nirvanasın’ da organize edebilen liderlik türüdür.

Lider ile başkan ya da yönetici çok farklı kavramlardır. Yapılan işe göre liderlik türü şekil almaktadır.

En iyi kararları vermek için atılan adımlarda en etkili taktik grup halinde fikir telakisidir. Lakin bu durum siyasal ekiplerde başkan kısmında nedendir bilinmez tek başına karar alır ancak, grupça uygulanır. Bu aşırı güven uzun vadede ekip içi güvensizliğin temelini oluşturur.

Karar süreçlerinde iki durum vardır. Bunlardan ilki kararların üst düzeyde verilip alt düzeyde uygulanmasının istenmesidir ve başarısızlığın temel sebeplerindendir bir sorunu en iyi yaşayan bilir ve yaşadığı probleme çözümü sorunu yaşayan getirebilir,

Kaynak : www.diken.com.tr

İkincisi ise; en iyi kararlar istişare ile gelmektedir. Sorunun bir çok açıdan gözlemlenmesi yorumlanması ve fikirlerin üst üste konulmasını sağlar. İyi bir lider, yaratıcı gerilimi üretmek için, rakiplerden de yardım alabilir.

Fikir ortaya konulurken, beyin fırtınasının acelece bitirilmesi oldu bitti’ ye dönüşmesinin sebebi, üst yönetimden gelen baskılardır. Burada lidere düşen vazife iki taraf arasında sorumluluk alarak, takımın tüm açılarında idareyi ele alabilmektir.

Etkili ve verimli kararlar almak için önerilerim,

Daha önce başarı sağlamamış olsa bile, tekrar başarısız olacağı anlamı çıkmaz. Günün şartlarında eski çözümler yeni başarılar kazandırabilir.

Hızlı bir yol ile acele bir yol izlemek farklıdır. Acele ederek panik halinde hareket etmek, alınacak aksiyon için doğru soruların sorulmasını engelleyebilir. Eğer durum acil ise, bunu neyin etkilediğini sorun.

Tüm çözümler kalıcı ve etkili çözümler olmalı, günü kurtarmak için yarını feda etmeyin. Çok farklı açılardan bakmayı öğrenerek bizimle farklı düşünenlerinde haklı olabilme ihtimali olabileceğini düşünebiliyorum demeyi bilin.

Ekibinizin her bir üyesini doğru ya da yalnış hatta, mantıksız söylese bile dinleyin. Size olmasa bile ekip arkadaşlarınıza bir şeyler çağrıştırabilir.

Bilgi güçtür ama eğer doğru bilgi doğru yer ve zamanda elinizde ve siz onu kullanmayı biliyorsanız o vakit bir anlamı olur. Anahtar adımlarla, doğru bilgiyi kategorize ederek görev paylaşımı ile yönetebilirsiniz.

Bilgi doğru olabilir ancak strateji de doğru olmalı siz doğru planı yapsanız bile uygulamada sizden kaynaklanmayacak problemlere yol açabilir. En iyisini yapacağım derken normal zamanlarda yaptıklarınızdan da olmamanız gerekir. Her mükemmel iş kendisinde kusur barındırır.

Söz konusu kararın uygulanması oldugunda, etkili liderler kontrolü ne zaman alacaklarını ve bırakacaklarını çok iyi bilirler. Eğer ekipleri o başta yokken de başarılı iseler o gerçekten bir liderdir. Fakat sadece o varken başarı varsa bu gerçek manada ekip liderinin aç gözlülüğü ve beceriksizlidir.

Kaynak : www.hertaraf.com

“Liderin başarısı, her bir ekip personelinin onun yerine geçebilecek kadar yetiştirilmesinden geçer.”

Yazının sözü uygulaması :

En etkili çözümler son anda ortaya çıkan ve aşırı plan ve de kural içermeyenlerdir.