Demir Parmaklık (Barolar) yasası üzerine…

Matematik ağırlıklı fen bilimleri, hesaplamalar içerisinde belli kurallar neticesinde her defasında aynı sonucu çıkarırlar. Ama her doğru kişiye özel olup, her bireyin kendi açısından kendine göre hakkı ve düşüncesidir. Bunun en temel özelliklerinden birisi de savunma ve eşitlik hakkıdır. Bunun da temelinde hukukçu olmanın ilk adımı olan “Avukatlık” mesleği yer alır.

İşte orada siyaset ve hitabetin müdahillik dönemi başlar… Milletvekillerinden aşiret ağası olmayanların, hatta neredeyse tamamının avukat olmasının nedeni de işte bundandır.

Hukuk kişisel değilse, kişiye, döneme ve finansal kredi raporuna göre şekillenmediği sürece hukuktur. Dünya Jandarması Amerika’da dahi, vergi kaçırmak vatana ihanet kapsamındayken, ülkemizde kaçırmayanın vatan haini olduğu bir sürece şahitlik etmekteyiz. İşportacıdan vergi istiyoruz; bunu da bölge halkından oluşan zabıtayla halkımızı karşı karşıya getirerek istiyoruz, fakat holding patronlarının borçlarını da bir çırpıda silebiliyoruz.

Eğitim önemli, Türkiye gelişmeli, öğrenciler özgür hareket etmeli, girişimci olmalı diyor ancak, Kredi ve Yurtlar Kurumu ‘öğrencilerin ödeyemediği burs borçları’nı vergi borcuna dönüştürüyor. Bunun da ötesinde icra yoluyla tahsil edilmesi hukuk devletinin normu halinde görülüyor. Sosyal adalet ve eşitliğin olmadığı Hukukun A görüşü, B görüşü veya C görüşünden olmak zorunda kaldığı, dışarıda kalan radikal kesimlerin ise ilginç ittifaklarda yer almak zorunda kaldığı bir düzenin, “diktanın ayak sesleri” geliyor.

Temel soru hepimiz bir arada olamaz mıyız? İlle de birilerini temsilen onların maşası olmak zorunda mıyız?

Delice sorular; bir baro başkanı haliyle avukat olmak zorundadır, katıldığı mahkemede hakim tarafsızca davayı sonuçlandırabilecek mi? Yasalara uyduğu durumda ise, hakimin haritadan yer beğenmesi gerekecek mi? Avukatların davalarda başarılı olabilmesi için o günün şartlarında iktidar olanla yakın ilişkide olması şart mı? Eğer öyle ise koalisyon dönemi yaşarsak vay ülkenin haline…

Genel olarak bahsedersek;

Sağ nedir sol nasıldır? Yoksa ortacı var mıdır?

Aslında bu kavramları hayatımıza Dünya’daki her şeye kendi penceresinden Fransız bakan Fransızların ortaya çıkardığı gerçeğini unutarak bir görüş savunur hale geldik.

Adaletin kadın ismi bile olamadığı, medeniyet kelimesinden dahi barbarca bahseden bu milletin, haksızlıklara karşı gelen ve kişiye özel mahkeme kararlarının karşısında olanların, o anda boş olan koltuklara oturması ile solcu olduklarını görüyoruz. Dönemin kralı veya günümüzde hükümet dediğimiz kavramları ile menfaatleri doğrultusunda beraber oturanlar ise mecburen meclisin sağ tarafında kalmışlardır. Kimileri Fransız kimileri İngiltere dese de her iki medeniyetten uzak, sömürgeci zihniyetin ezdiği, sömürdüğü halk, kendi tarafını seçmiş ve adına sağ veya sol adıyla yer bulmuştur.

Düşünceler su gibi kalıplara göre şekil almaz.

Nazi kamplarında işkence edilemez.

Matematik gibi formüllere dayanmaz.

Çoğu yönü ortak olsa da ortak olmayan benzeşmeyen kısımları elbet olur.

Çoğunluğun değil haklılığın esas alındığı bir düzen ile devlet yönetilmelidir.*

Her şeyi, kendi mutlak doğrularının kabulüne ön şart görenler, istediklerini elde edemedikleri için, öfkeli ve zararı “ne, nereye, ne zaman, neden, nasıl ve kime” olacağına bakmaksızın sadece şahsi menfaatleri doğrultusunda bir sistem hayal ederler. Bir fikrin oluşmasına, özgür düşünceyle ve tarafsız bakabilmeyi beceremesek de, dinleyecek kadar saygı duymak da önemlidir. Fikirler hapishanelerde değil, düşünce merkezlerinde analiz edilerek; ‘Milli Strateji Teşkilatları’ ile araştırma konuları olarak, ulusal sistemin gelişimine katkı sağlamalıdır. Her fikri hapishaneye tıkarsak, hapishaneler felsefeci ve aydınların buluşma ve kaynaşma noktası olur.

İnsanların fikri tercihlerini sıralarken temel iki görüşün yeri her zaman daimdir.

Sağ ve Sol!..

Peki nedir bu görüşler, neyi simgeler, farkları neler, tamamen karşıtlık üzerine mi varlık gösterirler; yoksa, ortak yönleri var mıdır?

Çok ilginçtir ki her şey sağla başlar solla biter. Namazda meleklere selam verirken, askeri yürüyüş komutları veya tüm dünya ve Türkiye’deki çoğunluk kurulan iktidarların oy oranlarında hep sağcılar çoğunluğu almıştır. Devasa projelere mücahit giren sağcılar müteahhit olarak çıkarlar. Üç, dört dönem sağ iktidar döneminde başlanan proje sayısı bilinmezken, o yarım projelerin bitirilmesi sol iktidarlara nasip olur. Ülkeyi sağcılar kurar solcular ihtilal yapar. Klasik, fakat bir o kadar da ilginç böyle seremonilerden geçmedi mi bu ülke? 

Her bir olayın kendine göre bir meşruiyeti vardır.

Mücahitler müteahhitliğe alışamadığından, çalınan çimento ile binalar yamuktur, belediyeden izinsiz ve bir o kadarda eksik malzemesi vardır. Her vurucu deprem sonrasında görmüyor muyuz tüm bunları?..

Bu kadar bahsetmişken “demir parmaklık” yasalarından da bahsetmek gerekir.

Yasalaşan teklifle getirilen önemli düzenlemeler şöyle:

Avukat sayısı 5 binden fazla ise, 2 bin avukat birleşip yeni bir baro kurabilecek. Tabii çoklu baro sadece Ankara, İstanbul ve İzmir’de kurulabilecek. Aslında diğer şehirlerde 2 bin avukat bulmak zor olduğu için değişen çok da bir şey olmayacak. Barolar ‘Noter’ler gibi anılarak sıralanacak.

Her baronun kuruluşu ve yönetimi dernekler kanununa benzer biçimde, 2 bin imza ile 4 kurucu avukatla 6 ayda tamamlanacak.

Her avukat hangi baroya kayıtlı olduğunu büro tabelasına yazmak zorunda kalacak. Aynı büroda 2 veya daha fazla avukat olduğunda avukatın siyasi görüşüne göre, müvekkil bulabileceği bir ortam oluşacak.

Tabii bu yeni açılacak baroların çok kolay kapanabilme gibi bir handikabı da olacak. Rakamsal olarak, 2 bin avukatın altına düşmeleri ve 6 ay içinde bu sayıyı bulamamaları, yeni açılacak ve siyasi görüşe göre oluşturulacak baroların tasfiyesinin’ de önünü açmaktadır.

Barolar (Demir parmaklık yasasının en beğendiğim kısmı ise) genç avukatların mesleklerinin ilk 5 yılında hangi baroya kayıtlı olursa olsun “maksat ayağın alışsın” der gibi %50 daha az aidat ödeyecek olmaları…

Bunların sonucu olarak Ankara, İstanbul ve İzmir de delege sayısı düşmekte, her baro Türkiye Barolar Birliği seçimine baro başkanı, başkanın yakın 3 arkadaşı (Siyasal hale dönüştüğü için bu ifadeyi kullandım) ve ilave olarak 5 bin Avukata bir delege düşecek biçimde temsil edilecekler…

TBB’nin 477 delegesinden 138’i İstanbul, 53’ü Ankara, 30’u İzmir Barosu seçimlerinde belirleniyor. Teklif aynen yasalaşırsa İstanbul’un delege sayısının 14, Ankara’nın 7, İzmir’inse 5’e düşeceği tahmin ediliyor.

Peki Barolar siyasallaşırsa ne olur?

Hukuk ve adalete güven kalır mı? Baronun gönderdiği C görüşündeki avukat, A görüşündeki mağduru tarafsız bir biçimde savunabilir mi? Hele ki siyasi bir dava ise bunun sonu nereye varır düşünmek gerek? Bir dönemler, polis teşkilatındaki Pol-Der veya Pol-1 gibi aynı ayrışmayı orduda da yaşamıştık; ki bu yönlerden bizim çok acı tecrübelerimiz var. Aynı tecrübeyi umarım barolarda yaşamayız.

Yazının Sözü Uygulaması:

Adalet gözü kapatılan kadın heykelinin neden gözünün kapatıldığının açıklanması yerine, herkese eşit bir göz açıklığı sunan eşitlik sistemidir.

Tarihte Bugün Ne Oldu ?

1656Köprülü Mehmed Paşa sadrazamlığı kabul etti.

1910Osmanlı Sosyalist Fırkası kuruldu.

1918Nuri Paşa ve Mürsel Bakü komutasındaki Osmanlı, Azerin, ve Dağıstan birliklerinden oluşan Kafkas İslam Ordusu, Bakü Muharebesi sonucunda Bakü‘yü Rus ve Ermeni işgalinden kurtararak şehirde Osmanlı bayrağını dalgalandırdı

1923Türkiye‘de ilk yüzme yarışı, Galatasaray Kulübünce İstanbulBüyükada‘da düzenlendi.

1927Eskişehir Bankası kuruldu.

1955 – Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkındaki kararname yürürlüğe girdi.

Üniversiteler neden nitelikli bireyler yetiştiremiyor ?

Peki neden böyle söyledim acaba ?

Ben zati muhterem Türkiye’ de akademik eğitime eleştiri getirenlerden birisiyim ki ; 

Yeni tamamladığımı düşündüğüm ve de henüz senesini doldurmayan, ülkemde “Yüksek Lisans” dünya’ da “Master“  adını verdiğimiz bir olay söz konusu. Hazır bitmişken sıcaklığı ile birkaç konuda fikir beyan etmeden geçemeyeceğim.

Kısadan hisse, yaşanılan tecrübeler ışığında aynı hataların tekerrür etme yarışmasını yapmadan, bir soluk almak yanlısıyım.  

Tabii bu işin doktora kısmı da var hatta, bütünleşik doktora denilen sosyal bilimlerde ağırlık kazanan bir türü dahi var olsa da, ben henüz tecrübe etmeye fırsat bulamadım. 

Gelelim akademik eğitimin başlangıcına, ama önce Türkiye’ de akademik eğitimin başlamadan bittiği nokta üniversitelerdeki uygulamanın yanlış olduğu bilinen ama üşendiği için kimsenin düzeltmediği ve milli iradeye kasıt olan eğitim sistemine, evet milli irade dedim sebebi şudur ki ; 

Her şey de yerli ve milli olmamız gerektiği gibi eğitimde de yerli ve milli olmalıyız nasıl mı ? 

3,200 civarı ön lisans bölümü var. Bilindiği gibi meslek yüksek okullarında verilen bu eğitimde yüksek öğretim kurumu veya ölçme, seçme ve yerleştirme merkezinden başkanları ve yetkilisi kim varsa sorunuz bu bölümleri süre sınırlaması olmaksızın 50′ den fazlasını sayamaz. Evet doğru okudunuz 50 adet üniversite bölümünden bahsediyorum.

Bir ara süt ve ürünleri teknolojisi bölümü görmüştüm. Bu bölüm mezunu arkadaşlar acaba ne yapıyor diye merak ederken bölümün ülke genelinde bir çok üniversitemizde olmasına rağmen, tercih edilmediği de ortaya çıkmıştı.

Ya da aynı işi yapan ama harf farklılığı olduğu için farklı kodu olan bölümlere ne demeli ? 

Veya çağımızın teknolojisi üzerinden bir örnekleme yapalım. 

Fen bilimlerinden örnek verelim. 

Bilgisayar Operastörlüğü

Bilgisayar Operastörlüğü ve teknikerliği

Bilgisayar programcılığı

Bilgisayar Programlama

Bilgisayar teknolojileri ve bilişim sistemleri

Bilgisayar teknolojileri ve yönetimi

Bilgisayar teknolojisi

Bilgisayar teknolojisi ve programlama

Bilgisayar ve enformasyon sistemleri

Bilişim sistemleri ve teknolojileri

Bilişim ve iletişim teknolojisi

Yönetim bişilim bölümü

Yukarıda adı geçen bölümler aynı işi yapan farklı isme tabii bölümlerden sadece bir branşa örnek sayılabilinir. Ve bunların hiçbiri denk değil. sadece ismi farklı ama hiçbirinin içeriği yok.

Sosyal bilimlerden de bir örnek vermek gerekirse. 

Büro hizmetleri ve yönetici asistanlığı

Büro yönetimi

Büro yönetimi ve sekreterlik

Büro yönetimi ve yönetici asistanlığı

Veya ; 

Kamu yönetimi 

Kamu yönetimi ve siyaset bilimi  

Siyaset bilimi 

Yani ayrı ayrı tutmanın ne anlamı var ? 

Hepsi bir yana Ön lisans bölümlerinden mezun olan arkadaşlar dikey geçiş sınavı ile yerleştikleri lisans bölümlerinde kendi üniversitelerine gitseler bile dersleri sayılmıyor ve 6 – 7 yıl Lisans eğitimi alarak, ülkemize ve geleceklerine ömürden bekleyerek ölümü bekleyen bir canlı gibi sürümceli bir hayat sürüyorlar. 

 Peki Çözüm ne olmalı ? 

Bir kaç ay önce yüksek öğretim kurumu’ nun aldığı kararlar gereği aynı iş yapan bölümler konusunda bir çalışma yapılacağını duydum. 

Umarım  devamı gelir ve DGS mağduru gençlerimiz yani “ülkemizin gerçek milli servetlerinin” ömürlerini heba etmeyiz, ve hem ön lisans hem de lisans sonrası ve öncesi bu nedenlerle ülkemizden göçüp giden gençlerimizi tekrar kazanırız. 

Akıp giden su değil ömür ve zaman ve geri sar yeniden izle maalesef olmuyor. 

TİVİBU ile karıştırmayınız. 

Çeşitli lisans ve ön lisans bölümleri mevcut bende lisans “kamu yönetimi” olarak, kendi bölümümden örnek vermek istiyorum.  

Var sayalım sadece “Kamu Yönetimi” bölümü 30 farklı üniversitemizde var.  

Uygulamada 30 farklı üniversitede 30 farklı içerikte ders işleniyor. 

Başka bir değişle;  

Örnekleme olarak, Kütahya Dumlupınar üniversitesinde kamu yönetimi bölümünde olan bir ders olan “yerel yönetimler 1” adlı ders Muğla Sıtkı Koçman üniversitesinde hem AKTS hem de kredi puanı olarak karşılanmıyor.

Böylece öğrenciler çok farklı içeriklerde niteliksiz yetersiz ve  de sadece dört yıllık bir süreçte sadece bir kağıt parçası ile üniversite bitirmiş oluyorlar. 

Sonrası malum ülkemiz neden gelişmiyor diye televizyon programlarında tartışıyoruz ? 

Not : Bu yazımı Afet Haberleşme operatörü ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği bölümü öğrencisi TB3DNA “Necdet AKDENİZ ” den aldığım bilgiler ışığında güncelleyerek yazmış bulunmaktayım. Kendisine teşekkür ederim.

Yazının sözü Uygulaması:

Geleceğimiz geçmişimizde yaptığımız hatalar oranında bize fayda sağlar.

Günümüz’ de Doğru İletişim

Günümüzdeki iletişim konusuna gelmeden önce, iletişimin geçmişi ile ilgili biraz daha gerilerden başlamak gerektiği inancındayım.

Alexander Graham Bell ve yardımcısı Mr. Thomas Watson’ nun kazara yaptığı ilk telefon iletişimi ile başlayan bir süreçtir. Yazınımıza sesin iletimi ve telefonun nasıl işlevselleştiği ile başlayalım.

Konuşurken sesimizde boğazımız aracılığı ile yapılan titreşimler sonucu, ortaya çıkan ses dalgalarının ileri geri hareket ederek oluşturdukları hareketlerin duyulmasıdır

.

Ara not vererek, peki bu ALO’ da kim oluyor derseniz; Bell’ in çok sevdiği ama telefona karşı aşırı ilgisinden dolayı, terk eden sevgilisinin adının kısaltmasıydı. Allessandra Lolita Oswaldo.

Günümüzde ise ; Aşkım önce sen kapat, olarak kendisine yer bulmakta olan sürece verdiğimiz olaydır.

İşte size Alooo 🙂  Şimdi ise iletişim denilince sadece iki kişinin karşılıklı konuşması olarak ya da halkla ilişkiler kapsamında yapılan ve çoğu zaman ülkemiz’ de propaganda ile karıştırılan eylemler bütünü olarak algılanmaktadır.

Bana göre ise, ülkemizde işsizliğin en yüksek olduğu, siyasetle alakası olmadığı halde siyaset yoksa var olamayan iletişim fakültesi mezunlarını kapsıyor.

Teknoloji o kadar ilerledi ki, artık telefondan istediğiniz kişinin yer tespitini rahatlıkla yapabiliyor, maillerini okuyor, mesajlarını takip edebiliyor ve de konuşma kayıtlarını o bilmeden istediğiniz gibi izleyebiliyorsunuz… ( Özel sektör’ de yasalara uygun olarak kişilik ihlali yapılabiliyor.)

Bunlara örnek verecek olursak ;

Çalıştığınız özel sektör şirketi bilgisayarlarınıza yazılımsal bir program yükleyerek veya dış destekli “siber güvenlik” şirketleri aracılığı ile, ekranınıza ulaşarak, sizin çalışmalarınızı, yazışmalarınızı, ve de siz fark etmeden ekran fotoğraflarınızı çekerek masaüstü veya bilgisayarın herhangi bir dosyasındaki dosyaları siz fark etmeden kopyalayarak değiştirerek sizin bilgisayarınızda sizden çok yetkiye sahip olabiliyorlar.

Cep telefonları ortak kablosuz bağlantı ile, size ait olmayan yazıcıları kullanabilmenizi sağlıyor. veya daha da eğlencelisi açık kaynak kodlu işletim sistemi yazılımları ile cep telefonlarınızdan sizden habersiz fotoğraf çekimi ve ses kaydı alımı birilerini arama yazılı mesaj gönderme gibi işlemleri yapabiliyorlar.

Siber güvenlik eğitimi aldığımda bunlara bizzat şahit olmuştum. 2008 yılında sistem ve ağ uzmanlığı eğitimi aldığım dönemde, bulunduğumuz ofisten evdeki bilgisayarın sadece fişinin takılı olması sayesinde evdeki bilgisayarın açılıp işlemler yapılabilmesini uygulamalı olarak gördüğümde siber güvenliğin ne kadar önemli olduğunu çok iyi anlamıştım.

Bunları biraz kurcalarsanız bulmak zor değil. Ancak, etik ve yasal değerler gereği kendime eğlence aramak istemiyorum. Bu yaştan sonra, birde yuvamı yıktı diye anılmak istemem.


Toplumsal gerçekçi düzende insan ilişkilerinde ilk intiba ve adımlar her zaman önemlidir. Diyebilirsiniz belediyede çalışan temizlik personeli ile ne işim olur bence olur unutmayın. Onunla aranızdaki fark, sadece siz maddi açıdan çok daha fazla imkana sahipsiniz  siz olmasanız o yine yaşar ama, o olmazsa siz hayatınızı devam edemezsiniz.

İnsanlara günaydın demek çok zor geliyor ama bunun bilimsel araştırma sonuçlarına göre iş verimliliğini arttırdığını, kişisel öz güven sağladığını ve daha çok amirime ve kurumuma nasıl hizmet edebilirim, diye çalışan personele sahip olmanın önemini umarım sizlere anlatır.

Bir işletmede başarı istiyorsanız personel odaklı çalışmanız gerekiyor. Şirketin performansı personelin mutlu olmasından ve rahat bir çalışma ortamında bulunmasıyla başarılır. Google şirketi çalışma ofislerini incelediğimde yer çekimsiz ortamda havada uçarak, çalışan personelin rahatlığı hala aklımda ciddi bir yer kapladı. Ekibinize lider olmaya çalışın başkan olursanız, başarısızlık ile ilk işten ayrılacak siz olursunuz. Ve de, hepsinden öte insan olabilmek saygı görebilmek için saygı göstermelisiniz.

Yazının sözü uygulaması :

İletişim çağının başlangıcının sebebi bile kadınlar ise; onlarla iyi geçinmeye dikkat edin.

Kriz Nasıl Yönetilir ?

Liderlik kriz yönetmenin temel unsurudur. Etkili liderlik ise; doğru zamanda doğru kararların sürekliliğini tekrarlayarak kendisini gerçekleştirirken, ekibini de en yüksek performansta verimlilik derecesinin nirvanasın’ da organize edebilen liderlik türüdür.

Lider ile başkan ya da yönetici çok farklı kavramlardır. Yapılan işe göre liderlik türü şekil almaktadır.

En iyi kararları vermek için atılan adımlarda en etkili taktik grup halinde fikir telakisidir. Lakin bu durum siyasal ekiplerde başkan kısmında nedendir bilinmez tek başına karar alır ancak, grupça uygulanır. Bu aşırı güven uzun vadede ekip içi güvensizliğin temelini oluşturur.

Karar süreçlerinde iki durum vardır. Bunlardan ilki kararların üst düzeyde verilip alt düzeyde uygulanmasının istenmesidir ve başarısızlığın temel sebeplerindendir bir sorunu en iyi yaşayan bilir ve yaşadığı probleme çözümü sorunu yaşayan getirebilir,

Kaynak : www.diken.com.tr

İkincisi ise; en iyi kararlar istişare ile gelmektedir. Sorunun bir çok açıdan gözlemlenmesi yorumlanması ve fikirlerin üst üste konulmasını sağlar. İyi bir lider, yaratıcı gerilimi üretmek için, rakiplerden de yardım alabilir.

Fikir ortaya konulurken, beyin fırtınasının acelece bitirilmesi oldu bitti’ ye dönüşmesinin sebebi, üst yönetimden gelen baskılardır. Burada lidere düşen vazife iki taraf arasında sorumluluk alarak, takımın tüm açılarında idareyi ele alabilmektir.

Etkili ve verimli kararlar almak için önerilerim,

Daha önce başarı sağlamamış olsa bile, tekrar başarısız olacağı anlamı çıkmaz. Günün şartlarında eski çözümler yeni başarılar kazandırabilir.

Hızlı bir yol ile acele bir yol izlemek farklıdır. Acele ederek panik halinde hareket etmek, alınacak aksiyon için doğru soruların sorulmasını engelleyebilir. Eğer durum acil ise, bunu neyin etkilediğini sorun.

Tüm çözümler kalıcı ve etkili çözümler olmalı, günü kurtarmak için yarını feda etmeyin. Çok farklı açılardan bakmayı öğrenerek bizimle farklı düşünenlerinde haklı olabilme ihtimali olabileceğini düşünebiliyorum demeyi bilin.

Ekibinizin her bir üyesini doğru ya da yalnış hatta, mantıksız söylese bile dinleyin. Size olmasa bile ekip arkadaşlarınıza bir şeyler çağrıştırabilir.

Bilgi güçtür ama eğer doğru bilgi doğru yer ve zamanda elinizde ve siz onu kullanmayı biliyorsanız o vakit bir anlamı olur. Anahtar adımlarla, doğru bilgiyi kategorize ederek görev paylaşımı ile yönetebilirsiniz.

Bilgi doğru olabilir ancak strateji de doğru olmalı siz doğru planı yapsanız bile uygulamada sizden kaynaklanmayacak problemlere yol açabilir. En iyisini yapacağım derken normal zamanlarda yaptıklarınızdan da olmamanız gerekir. Her mükemmel iş kendisinde kusur barındırır.

Söz konusu kararın uygulanması oldugunda, etkili liderler kontrolü ne zaman alacaklarını ve bırakacaklarını çok iyi bilirler. Eğer ekipleri o başta yokken de başarılı iseler o gerçekten bir liderdir. Fakat sadece o varken başarı varsa bu gerçek manada ekip liderinin aç gözlülüğü ve beceriksizlidir.

Kaynak : www.hertaraf.com

“Liderin başarısı, her bir ekip personelinin onun yerine geçebilecek kadar yetiştirilmesinden geçer.”

Yazının sözü uygulaması :

En etkili çözümler son anda ortaya çıkan ve aşırı plan ve de kural içermeyenlerdir.