İşten ayrılacağım derken başınıza iş almayın !

Sosyal hayatın dengesini sağlamak amacıyla hayatta kalabilmek ve de oksijenin bile yakında litosferin katmanlarına çıkan uzmanlar tarafından parayla satılacağı dönemlere yaklaşırken İş bulmanın da  aslanın midesindeki eritilmekte olan ekmeğin yemek kadar zor olduğu süreçleri gün geçtikçe daha net yaşayabilmekteyiz.



Genel olarak alışılagelen yazım şeklinden uzak anlatımım ile iş nedir ? Bulurken nasıl bir psikolojide oluruz konusunu irdeledik.

Meslek sahibi olabilmek Türkiye’nin şartlarında oldukça zor bir durum, elinize verilen A5 boyutlu rulo şeklinde kavgaya gitsen yarı yolda koyacak bir kağıt parçası olarak duvarımızı süslemektedir.

İş bulmanın belli başlı yaklaşımları olarak ;

Halk kültürümüzdeki tanımıyla torpil ya da dayısı vardı yöntemi en etkili ve yetkili çözümü olarak karşımızda tabii başka ekstra yöntemlerde yok değil. A partisi B şirketi yöneticisi tanıdığı gibi bunlarında da dışında bir yöntem elbette var. Eğer diploma sahibiyseniz ve işsizler kervanında fazla beklemek için zamanınız yoksa hizmet sektöründe özellikle, marketing alanında rahatlıkla ter akıtarak para kazanabileceğiniz bir iş sahibi olma imkanına sahip olabilirsiniz.


Olur da bir şekilde işe girmeyi başarırsanız da bir de resmi çıkış hakları gibi durumlar söz konusu ;


Askerlik, evlilik gibi durumlarda cinsiyet fark etmeksizin sizi iş yeri işten çıkarıyormuş gibi yasal olarak tazminat hakkınızı alabiliyorsunuz.

Çoğu çalışan bilmesede bu süreçte kıdem tazminatı ve diğer sosyal haklar kuruşuna kadar alınabilinir.

Normal istifalarda ise ; herhangi bir neden belirtmeksizin yaptığınızda unutmamak lazım.Ben işi bıraktım derseniz bu istifa olmaz her yaptığınız işi belgeye dayandırmanız gerekmektedir.

Başlıca ayrıntılar ise dilekçeyi veriş tarihi (Örneğin üç yıl işten ayrılmama anlaşması yaptıysanız) İmza biçimine ve de dilekçenin verilme nedenine kadar ayrıntılandırırılır. Eğer anlaşmanızda istifa etme haklarınızda şartları taşıyor iseniz istifa edebilirsiniz.

İşçi istifa dilekçesini yazdığında işçi sözleşmesini tek taraflı fes ettiği anlamına gelir. Fakat adli süreçlerde işçinin iş feshinin kanıtlanması işverene aittir.

İstifa dilekçesi imzalandı ama yürürlülüğe girmesi istenmiyor ise ;

Türkiye’de pek rastlanan bir durum değildir. O zaman işçinin baskı altında imzaladığını belgelendirmesi şarttır.

İstifa dilekçeleri yargıtay’da hangi hallerde kabul görmez ?

İçeriği yazmayan veya boş bir sayfaya atılan imza ile istifa süreci yapılamaz. Ayrıca hukuksal olarak boş kağıdı imzalı olarak ele geçiren kötü niyetli kişilerin sizlere yapabileceklerinin sınırı yoktur. Boş senete imza atmak ile boş kağıda imza atmak arasında fark yoktur.

Evraklar arasında çelişkili bilgiler söz konusu ise ;

Mesela İşveren veya siz mahkemeye başvurduysanız işveren mahkemeye dilekçesini sunmuş ise, siz işsizlik maaşı almaya başlamış veya işveren işçiye tüm haklarımı ve olabilecek muhtemel haklardan vazgeçtim, aldım gibi ifadeler ile evrak imzaladınızsa bunun haricinde İşveren işçiye çek,

Senet verdiğini iddaa ediyorsa (İşverenin işçiye borçlu olma durumu) süreçlerinde istifa dilekçesi kabul görmeyebilir.

Tabii tüm kanunlar işverene destek olsun diye yoklar. Mesela, İstifa ettiğiniz tarih 18 Mart 2020 Diyelim. 19 Mart 2020’de işleme alındı ise ;

SGK iş çıkış tarihinden bunu teyyid edebilirsiniz. Mahkeme İşverenin davasının dilekçesini veya davasını kabul etmez. İşveren Çalışana tüm haklarının tamamını ödemekle mükelleftir.

Bu durumun istisnası olarak ise;

Şarta bağlı istifa kabul edilmiyor. Örneğin kıdem tazminatı ödenmesi şartıyla istifa ediyorum şeklinde bir dilekçesi varsa, Yargıtay bu davaları kabul etmez. Örnek durumdaki emsal karar ise, çalışanın tüm haklarının ödenmesi ile sonuçlanır.

Konuyu özetlersek;

Çalışan hakları Avrupa Birliği standartları sayesinde arttırılmıştır. İstifa ederken dahi bir çok haklarını alabiliyorlar. Ama bunun yolu işçi sözleşmenizi ayrıntılı olarak bilmekten geçmektedir. İş hukukunu iyi bilirler ise, mağdur olmazlar. Ve son olarak eklemeliyim ki, istifa dilekçesi usulüne uygun olarak yapılırsa işçi alacaklarını rahatlıkla tahsil edebilir.

Unutmadan İşçinin haklarını iş çıkışından itibaren işveren en geç 30 gün içerisinde işçinin banka hesabına havale etmek zorundadır.

Ve bu parada zaman aşımı beş senedir. İşçi hakkını beş sene içerisinde alamazsa hükmen bu hakkını kaybeder.

Yazının sözü uygulaması:

Beklenen gün, zafere doğru giden kısa adımlardır.

Ne zaman vazgeçebilecek kadar özgür oluruz ?


Her vazgeçiş bir başlangıcın ayak sesidir.
Mesut Aydeniz

Kaybederken kazanmak eylemiyle başlayan bir hayat, aslında gelen bebeğin yanındaki yoldaşına da anne rahminde bakılıyor, büyütülüyor ama doğum sonrası o bir et parçası olarak toprağa gömülen tıbbi bir atık iken, bebek ise zamanla büyüyen geleceğin çocuğu tanımıyla başlayıp, neslin devamı olarak kendisini gösteriyor. İşte hayatta böyledir yaptıklarımız veya yapmadıklarımız bize yeni yollar veya kavşakların açılış noktasında döndürür durur..

Bizlerin önünde iki seçenek vardır. Ya başarmak ya da başarıya giden yolda umutsuz vaka adındaki umut olmak…

Ben kendi adıma sözüme başlarken ulusum adına yani sizler adına “Ulusun korkma!.. medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar..” diyerek, sosyal mesajımı vermek istiyorum.

***

Bizlere hiçbir zaman vazgeçmemeyi öğrettiler; tabii uçurumdan aşağı düşerken ben gidersem sende aşağı düşersin düşüncesini aklımıza destur koyarak değil. Vazgeçmemeyi yorulmamayı ve çalışmayı öğrendik. Amerikan cenaplarının kendi kullanmadığı, zararlı dediği süt tozu, margarin gibi ürünleri tüketmeye başlayarak, tarımsal üretimi, hayvancılığı kısıtlayana kadar çok çalışkan bir millet idik. Sonrasında ne mi oldu? Tarım arazileri ekilemediği için işsizlik oldu, hayvancılık yapılamadığı için et sadece bayramlarda halkın gramlarla alabildiği bir gıda haline dönüştü. Çünkü biz milletçe vazgeçmemeyi öğrenmiş ama “hazırı var ne de olsa” diyerek hazıra konmuştuk da, ona da dağlar dayanmadı.  

783.562 km² toprak hepimize yeterdi ve artardı da malum. Çevreci insanlarız, her yıl “Kıbrıs” toprağımız kadar toprak parçası denize karışmakta haberdar bile olamamaktayız. Yanlışıyla doğrusuyla biz vazgeçmemeyi öğrendik sonucunu düşünmeden adsız kahramanlıklar yaptık. “Vazgeçmek pes etmektir yenilmeyi baştan kabul etmektir” dedik? Ne oldu bize ?

***

Yıl 2020.. Post modern tekniklerle yönetilen dünya’da kendimize bir yol aldık, ilerledik. Kimimiz çok iyi eğitimler alamadık, eğitim alanlarımız ise, İŞKUR kurumunun günlük 89.40 kuruş ile insani yaşam düzeyi olan asgari ücretinin altında yaşam savaşına dahil olmaya çalışarak hayatta kalmayı nefes almak zannı ile devam ettiriyor. Bazıları genç yaşta evlenebilirken, bazıları hiçbir zaman bu hayaline ulaşamıyor. Bazılarının inandıkları, gördükleri, yaşadıkları ve yaptıkları birbirine hiç benzemiyor. Halbuki birebir aynısını kopya etmişlerdi..

Bazen başardık bazen de başardığımızı sandık, belki de hiç başlayamadık bile..

Bazen bir yerden sonra bir dönüm hatta medyatik ismiyle PİK noktası bularak durup, “bundan sonra ben yokum” diyebilmeliydik. Her şeyi bir köşeye bırakmak, kendimize dur diyebilmek, “artık yeter yoruldum” diyebilmek hiç mi olamazdı. “Ya sonrası?..” dedik sevdiğimiz insana.. O kadar alışmıştık ki ya benim ya da kara toprağın dedik ve öldürdük o aşkları.

Sevgi ne zamandan beri ölüm getirir olmuştu? Ne zaman bu kadar garip insanlar olduk? Düşünmeden sorgulamadan konuşan harcayan davranan canlılar olduk. Belki de “tamam işte bu kadar” diyebilmek tüm dertlerimizin panzehiriydi…

***

Neden yapamadık, halbuki çok istiyorduk, hem de her şeyden çok.. Bunu geçen yıl yaşadığım bir “muhabbet” ile kısaca özetleyeyim.

Bir genç üniversite sınavı için tercih yapacak süreçte, sordum ne yapacaksın?

El cevap; “Kuzenime söyledim sen geçen yıl üniversiteye yerleştin, benim tercihi de sen yap”

Peki dedim ne yazacak?

“Bilmediğini ama sağlık içerikli bir bölüm yazabileceğini konuştuk” dedi.

Ve orada durdum ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü, yirmili yaşlarda bir gencin okuyacağı bölümün olasılıklarını bilmeden geleceğini şekillendiren kendisi hariç herkes olduğunu gördüm. İşte bunun nedeni, vazgeçmek de vazgeçmemek de, bırakmak da devam etmek de sadece bir tercih meselesiydi.. Önemli olan neden yaptığını bilebilmekti..

Bu tercihin sonuçları zahmetli olacaktı mesela tarlada çalışarak, mahsulü satmak zorunda kalıp sonra toparlamak sonrası anızını yakmak vs. bir sürü işi var. Hele ki devlet tarafından çok karşı olunmasına rağmen başka cenaplara beğenilme kaygısı ile yasaklanan, bir çok ilaçta da kullandığımız “haşhaş” gibi tarımsal ürünlerin yasaklanmasıyla, oldukça zorlu bir süreç bizi bekliyordu.

***

Biz ülke olarak vazgeçtik; bu tercihimizin zahmetli sonuçlarına kısa ve orta vadede katlanamadık. Ama uzun vadede dünün torunları olan biz yeni nesil bunun bedelini ödüyoruz, bizlerden sonrakiler de ödeyecekler. “Milli” tarım ve hayvancılık politikalarına geri dönülmezse ödemeye devam edeceğiz. İşte bunların hepsi bir tercih meselesi. Bu dönem nesli o günün şartlarında en rahat çözümleri seçerek tembelliğe alıştılar. Eğer yapabilseydik neler kazanırdık siz düşünedurun. Ben size vazgeçebilmenin de nasıl bir bağımsızlık mücadelesi türü olduğunu anlatayım. Neyden nasıl hangi şartlarda vazgeçilmiş, sizler de tarafsız yazılan tarih kitaplarından analiz edersiniz….

Bazen vazgeçersiniz ama bazen yine kim olduğunuzu hatırlarsınız.

Sevmediğin kişi ile birlikte olmak onunla zaman geçirmek, iş yerinde veya sosyal alanlarda onlarla aynı “Kare” yi paylaşmak, ifade-i meram tezahürünü etmek bir yana dursun, insanı kürek mahkumu eder. Bunun sonunda mutsuzluk ve verim düşüşü ile başlayan süreç, bir çivi’nin önce nalı, sonra atı, sonra bahadırı ve sonunda “Vatanı” nasıl uçuruma sürüklediğini geçmişten bugüne yaşadık, gördük ve maalesef yaşamaya devam etmekteyiz.

***

O çivi disiplinsiz bir nalbant’ın görevini tam ifa etmemesi ile çıkmaya başlamış olacak. Ancak, bu durumda ülkemizdeki kişiler iş ortamını bırakmak istemez. Makam mevki sıcak sebzeler tatlı gelmekte.. Nasıl ve neden mi? İş sahibi olmanın ve her ay düzenli maaş almanın psikolojik rahatlığını, güven dolu bir yaşamı neden bırakmak istesin?

Mutsuz iken yaptığı ile devam etmesi kadar, işi bırakması ve sevdiği işi yapabilmek için yaptığı girişimlere yönelmesi de risktir. Bu nedenle, küresel şirketler çalışanlarına çok iyi maaş ve sosyal haklar verirler ki onlara daha çok kazandırsın ve hayallerini ötelesinler…

Riski alabildiğinizde, aslında bu rahatınızda konfor alanınızdan uzaklaşmayı göze aldığınızda, gözleriniz kapalı uçurum kenarında yürürken, ÖZGÜRLEŞİYORSUNUZ !

Ağız tadıyla da vazgeçemiyoruz gerçekten de öyle mi ?

Aslında her vazgeçiş pes etmek değildir. Mesela hedefinizdeki noktaya yükseldiğinizde daha iyi bir noktayı kaçırabilmeniz söz konusu olabilir. Bunun geçmişten bir örneğimi yok sanki, on iki ada meselesi yıllardır tartışıla durur. Yunana verdiler vs vs. 4,000 askerle komutanı olarak Kars gibi kritik illere üsteğmen bile koyamadığımız hatta bazı yerlerde çavuş rütbesi ile alay komutanlığı vekili atadığımız, yiyeceğin giyeceğin yakacağın olmadığı bir dönemde neden savaşmadınız da on iki adaya otel odası gibi yunanlılar yerleşti yorumları var, umarım yorumlayanlar arasına bir gün tarihçiler de katılır. Bir zamanlar terörle mücadele programına manken Tuğçe Kazaz’ı çıkardıklarını hiç unutamam.

Ülkemizin son yıllarda neden dinlemeyen, sorgulamayan, soru sorup cevabını dinlemeden yola çıktığının cevabı işte burada; kimse kendi uzmanlık alanında konuşmuyor. Sağlık konuşulacaksa bunu doktorlar konuşmalıdır.
Siz bunu mühendise anlattırırsanız halk bir süre sonra artık benden bu kadar der ve

 VAZGEÇER….

Vazgeçmek bazen daha çok şey kaybetmenizin yolunu açar; bugün bir şeylerden vazgeçemezseniz yarın paranızı biriktirip daha iyi bir araba alamazsınız. İstemenin de reddetmenin de, hatta vazgeçebilmenin de bir zamanı vardır. Hali hazır durumun tüm harikuladeliği ve gösterişi ile vazgeçebilmek. adsızlığı nam ederek giden cesaretin namzedidir. Hiçbir zaman ben vazgeçmiyorum diyenler aslında o andan itibaren vazgeçebilmek hakkından vazgeçerek her şeye başlamışlardır. Önce bir yalan bulmuş sonra ona kendilerini ikna etmişlerdir. Bilinmelidir ki ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla çıkılan yollar zafere doğru giden adımlardır.

***

Menfaatimize hizmet eden her yol mübah değildir. Ki her kişinin, kurumun ve olayın alternatifi vardır. O giderse kurum çökmez yerine yenisi gelir.

Aslında sokağa çıkarak, ekmek almaya giderken bile birkaç alternatif vardır. Belki de ekmeği çaprazda duran bakkal amcadan alacaktık. Fırına gitmeye gerek duymadık. Olamaz mı?

Aynı çözümü farklı zaman ve şartlarda denemek yerine, güncel yeni stratejilerle uzun vadeli planlarla kendimize yeni yollar çizmeliyiz ki, milli tarım ve hayvancılık gibi politikalardan vazgeçtiğimiz antlaşmaların bedelllerini, torunlarımızın çocuklarıyla beraber ödemeye devam etmeyelim. Eğer tek hedef üzerinden, sorgulamadan ilerlersek, tabii tek hedef o olur. Ama, o plan gerçekleşmez de doğru seçenek başka ihtimallerde saklıysa? Günümüzde insanlar at gözlüğünü taktıklarını hayal ederek, alternatifsiz hayatı diretiyorlar. Aslında elindeki sonucu zaten elde edebileceğini bilerek, kaybetmeyi göze alıp daha iyisini başarmak için alternatif üretmektir. Unutulmamalıdır ki hazır ve mevcut olandan vazgeçmek veya ertelemek asla kaybetmek değildir.

İşte öyle bir gün, 30 Ağustos 1922

1071Malazgirt Zaferi‘nin ardından Alparslan‘ın komutasındaki Türkler, Anadolu‘ya girmeye başladı.

1922Türk Kurtuluş Savaşı: Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa‘nın bizzat yönettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi, Türk Ordusu‘nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Yunan Ordusu Başkomutanı Nikolaos Trikupis ve kurmayları esir edildi.

  • 1924Türkiye İş Bankası, ilk işlemini yaparak faaliyetlerine başladı. Bankanın kuruluş sermayesi 1 milyon liraydı.
  • 1925 – Mustafa Kemal Paşa, “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyyedir” dedi.

Yıl dönümünde hiçbir şey’den vazgeçmediğimiz sadece alternatifleri değiştirdiğimiz, bir Vatan dileğiyle….

Yazının sözü uygulaması :

Zehir ile ilacı ayıran dozdur.  Paraselsus

Yazımı okuduktan sonra değerli ve uzman editörümüz gibi düşünülebileceğini fark ettiğim için açıklama gereği duydum.

Yazar notu : Söz konusu yazımda, destek veren editör dostumun önerileri benim için çok önemli ve değerlidir. Yazım biraz uzun ve karmaşık konuların iç içe geçmesi ile şekillenmiş yazılar şeklinde gelişim gösterdi. Kendisi yazı dizisi önerdi. Fakat, benim bu şekilde yapamamamın sebebi geçmişte vazgeçemediğimiz ihtiraslarımızın bugün bizlerin sosyal ve kültürel boyutu başta olmak üzere ne kadar bilinçsiz bir davranış biçimine yöneldiğimizin kültürel yozlaşmanın dikkatli olmanın ve çınarın ardından gelen, bir asırlık genç bir devletin devamında kurucu nesilden bir sonraki kuşaktan itibaren bozulan millet kültürünün tembelliğin temel kural olduğu bir düzende her şey bitti diye düşünen dostlarımıza “Su akar yolunu bulur” demenin yolu olan bu yazı çocuktan başlar üniversitelerden devam eder, Ve zafer bayramında son bulur demenin yeni nesil versiyonudur.

30 Ağustos 2020