Kurumsal Sadakat mi, Etik Sorumluluk mu?

Kurumlar sadakatten söz etmeyi sever.
Ancak çoğu zaman sadakat,
etik sorumlulukla karıştırılmaz;
itaatle karıştırılır.

Gerçek sadakat;
yanlışları örtmek değil,
yanlışların kuruma zarar vermesini engellemektir.

Etik sorumluluk taşıyan çalışan,
kurumu zor durumda bırakmak için değil;
kurumun geleceğini korumak için konuşur.

Ancak bazı yapılarda sadakat,
doğruyu söylemekle değil;
doğruyu söylememekle ölçülür.

Bu noktada çalışan bir tercihle karşı karşıya bırakılır:
Sessiz kalıp konforu korumak mı,
yoksa konuşup bedel ödemeyi göze almak mı?

Bu bir karakter sınavıdır.
Ve bu sınav, unvanla değil; duruşla geçilir.

Etik sorumluluğu seçenler kısa vadede yalnız kalabilir.
Ama uzun vadede kurumlar,
en çok bu insanlara ihtiyaç duyduklarını fark eder.

Çünkü sistemler çöker,
yapılar değişir,
yönetimler gider.

Geriye yalnızca şu kalır:
Kim ne zaman neyi gördü
ve bunu nasıl kayda geçirdi?

Kurumsal sadakat geçicidir.
Etik sorumluluk kalıcıdır.

Ve bir kurumun gerçek itibarı,
kendisine sadık kalanlarla değil;
doğruyu söyleyebilenlerle inşa edilir.

Kurumsallık Maskesi Altında Sessizlik Talebi

Bazı yapılar vardır;
kurumsallığı prosedürlerle,
etik duruşu ise sessizlikle karıştırır.

Bu yapılarda asıl sorun yanlışların varlığı değildir.
Asıl mesele, yanlışlar dile getirildiğinde verilen reflekslerdir.

Benim yaşadığım süreç bir performans meselesi ya da organizasyonel değişim değildir.
Bu süreç; şirket içinde karşılaşılan usulsüzlükleri ve etik dışı uygulamaları resmî kanallar üzerinden bildiren bir çalışanın, sistematik biçimde dışlanmasının sonucudur.

Gördüklerimi kişisel bir hesaplaşma konusu yapmadım.
Söylentilerle değil, kayıtlarla konuştum.
Yetkisiz alanlara taşmadan, kurumun kendi mekanizmalarını kullanarak bildirim yaptım.

Çünkü niyetim birilerini zor durumda bırakmak değil,
kurumun kendisini korumaktı.

Ancak bazı organizasyonlarda etik, bir değer değil;
yalnızca dışarıya anlatılan bir vitrindir.
İçeride ise asıl sadakat, ilkelere değil;
kişilere gösterilen uyuma göre ölçülür.

Bu noktadan sonra süreç;
konuların değil, kişilerin tartışıldığı bir zemine çekildi.
Somut sorunlar konuşulmak yerine, soyut imalar üretildi.
Etik uyarılar ele alınmak yerine,
uyarıyı yapan kişinin “uyumu” sorgulandı.

Beni işten çıkarmak kolaydı.
Zor olan; etik bildirimlerin neden dikkate alınmadığını açıklamaktı.
Bu açıklama hâlâ yapılabilmiş değil.

Şunu net söylemek gerekir:
Benim yaşadığım kişisel sonuçlar,
bu yaklaşımın kuruma verdiği zararın yanında ikincildir.

Çünkü bir kurum, yanlışları dile getirenleri susturarak değil;
yanlışlarla yüzleşerek güçlenir.

Bugün susturulmaya çalışılan etik sesler,
yarın aynı kurumların ihtiyaç duyacağı kurumsal hafıza olur.

Zaman, her yapıyı kendi kayıtlarıyla yüzleştirir.
Ve bir gün, bugün bastırılan konular;
resmî kanallar aracılığıyla, bu kez kendi iradeleri dışında gündeme gelir.

Benim durduğum yer değişmedi.
Dün de etik diyordum, bugün de diyorum.
Yarın ihtiyaç duyulduğunda da geriye kalan tek sermayem aynı olacak:

Dürüstlük.
Mesleki etik.
Kayıt altına alınmış gerçekler.

Kurumsallık Ünvanla Değil, Duruşla Ölçülür

İş hayatında en sık yapılan yanılgılardan biri, kurumsallığı unvanlarla karıştırmaktır. Kartvizitte yazan pozisyonun, masanın büyüklüğünün ya da imzanın altındaki sıfatların kişiyi kurumsal kıldığı düşünülür. Oysa kurumsallık; yazıyla değil, davranışla ölçülür.

Bir insanın hangi pozisyonda olduğu değil, o pozisyonu nasıl taşıdığı önemlidir.

Ünvan Geçicidir, Duruş Kalıcıdır

Ünvanlar gelir, değişir, bazen tamamen ortadan kalkar. Ancak duruş, insanın yanında yürür. Zor bir anda sergilenen tavır, kriz anında kurulan cümle, yetki varken gösterilen ölçü… İşte gerçek kurumsallık tam olarak burada görünür.

Kurumsal duruş;
– sorumluluk almaktan kaçmamaktır,
– hatayı başkasına yüklememektir,
– yetkiyi güç gösterisine dönüştürmemektir.

Bunların hiçbiri bir görev tanımında yazmaz. Ama hepsi, iş hayatında insanı tanımlar.

Profesyonellik Nerede Başlar?

Profesyonellik çoğu zaman dış görünüşle ilişkilendirilir. Oysa asıl mesele, tutarlılıktır. Aynı insanı her ortamda görebilmek, aynı dili farklı şartlarda da koruyabilmektir.

Kurum içinde saygılı olup, dışarıda farklı davranmak…
Güçlüyle yakın, zayıfla mesafeli olmak…
Yetki artınca üslubu sertleştirmek…

Bunlar profesyonellik değildir. Bunlar, duruş eksikliğinin işaretleridir.

Güven, Sessiz Bir Sözleşmedir

İş hayatında güven; imzalanan sözleşmelerden önce kurulur. İnsanlar sizinle çalışırken sadece bilginize değil, tavrınıza bakar. Çünkü bilgi geliştirilebilir ama duruş, zamanla ortaya çıkar.

Kurumsal duruş;
– sözle değil, davranışla,
– vaatle değil, süreklilikle,
– gösterişle değil, tutarlılıkla inşa edilir.

Ve bir kez kaybedildiğinde, geri kazanılması en zor şeydir.

Son Söz

Kurumsallık bir ünvan meselesi değildir. Bir duruş meselesidir.
Herkes yönetici olabilir; ama herkes yönetici gibi davranamaz.

İş hayatında iz bırakanlar; unvanlarıyla değil,
arkalarında bıraktıkları güvenle hatırlanır.

✍️ Mesut Aydeniz
www.mesutaydeniz.com